Mephistophelés
Bronz Üye
-
- Katılım
- Eylül 10, 2012
-
- Mesajlar
- 3,744
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 48
İnsanın en büyük korkularının başında akıl sağlığını yitirmek gelir. Kendi üzerinde şuurunu, denetleme gücünü ve psikolojik durumunu yitirmek varlığın anlaşılmasına yani yaşama engel gibi algılanır.
Günümüz insanı için psikolojik sorunların ya da rahatsızlıkların olması daha da ağır bir yük haline gelmiştir. Sosyal ve mesleki roller insanın zaafiyet göstermesine asla müsade etmemektedir. Toplum da yükselen değer başarıdır. Bunalmak, keyif almamak, mutsuz olmak ya da kaygılı olmak çuvallamakla eşdeğer görülür noktaya gelmiştir.
Başarı ihtiyacı ve zorunluluğu bireyin huzur içinde kendini gerçekleştirmesiyle değil, toplumsal şablonlar doğrultusunda belirlenmektedir. Ergenlik çağından başlayarak girilmesi gereken sınavlar, öğrenilmesi zorunlu yabancı diller, çağımızın para kazandıran işlerinin kapısını açacak mesleklere yönelmeler sözüm ona seçilse bile bireyin kendisi için çok daha önceden yazılmış senaryodaki rolünü oynamasından ibarettir.
Bu koşturma için hiç bir molaya müsade yoktur. İnsanın kendini iyi hissetmediğini söylemesi bile çevresinde büyük bir korkunun gelişmesi için yeterli olabilir. Ailesi okuyamayacağından, işsiz kalacağından endişelenir, sevgilisi bunalımlı bir insanla yaşamaktan ve mutsuz olmaktan çekindiği için kendisinden uzaklaşabilir. İşvereni duyarsa psikolojik sorunlu olduğu için onu terfi ettirmeyebilir ya da işten çıkarılacaklar listesinin en üst sırasına koyabilir.
Uzun yıllar boyunca ruhsal sorunlar üzerinde iyileştiricilik yok denecek kadar kısıtlı olduğu için tedavi edilebilecek durumlar olarak algılanmamıştır. Bugün dahi tedavi ile düzelebilecek ya da psikoterapi ile iyileşebilecek sorunları olan binlerce insan bu yola girmekten çok kaygılanmakta ve olumsuz bir yaşam deneyimi içinde kalmayı tercih etmektedir.
Psikiyatrik Rahatsızlıklar İnsanlığın 1 Numaralı Sorunu !
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2020 yılından sonra insanlık üzerinde en ağır bedeller ödetecek hastalıkların ilk sırasında psikiyatrik hastalıklar gelecektir. Yine örgütün yayınladığı bir raporda psikiyatrik hastalıkların sadece ruhsal problemler olarak görülmemesi gerektiği, özellikle depresyonun sistemik bir hastalık gibi ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Tedavi edilmemiş depresyon ve kaygı bozukluklarının halen 1 numaralı ölüm sebebi olan kalp-damar hastalıkları riskini kat kat artırıdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Damgalanma Korkusu : STIGMA
Psikiyatrik hastalıkların yarattığı sosyal damgalanmaya ‘Stigma’ denmektedir. Damgalanma tehlikesi nedeniyle birey rahatsızlığını inkar eder ve profesyonel destek almaya direnç gösterir.
Damgalanma kaygısı bireysel, sosyal ve ekonomik olarak çok ağır sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Tedavi edilmemiş duygusal rahatsızlıklar başta depresyon olmak üzere toplum içinde salgın derecesinde yaygındır. Neredeyse her 10 kişiden birisinde tedavi ile düzelebilecek depresyon vardır. Rahatsızlıkların tedavi edilmemesi mesleki başarısızlıklara, insan ilişkilerinde bozulmaya yol açar. Sürecin uzaması bireyin kendine olan güveninde kalıcı zedelenmelerin gelişmesine zemin hazırlar. Daha da kötüsü kişi kötü şartlarda yaşamaya alışabilir ve normal hayat kalitesini olması gerekenin çok daha altında sürdürmeye razı olabilir.
Psikiyatrik destek alınmaması bedensel bir çok hastalığın gelişiminde risk faktörü olduğu için diğer tıbbi sorunların artmasına yol açabilir.
Stigma Korkusu Eğitimli ve Kentli İnsanda Daha Fazla
Tahmin edilenin aksine eğitimli insanlar psikiyatrik rahatsızlıkları daha çok inkar etmektedirler.
Mesleki rollerinin katı olması, daha çok başarı odaklı yaşamaları eğitim düzeyi yüksek insanları bu bakımdan daha riskli hale getirmiştir.
Bilgilenme ve bilinçlenme elbette önyargıların aşılmasında en değerli araçlardır. Ancak günümüzde bilgi bombardıman halinde ulaşmakta ve sağlıklı olan ve olmayan bilgiyi ayırt etmek giderek güçleşmektedir.
Özellikle internet ortamında sağlıksız söylentiler, kulaktan dolma bilgiler son derece yaygındır. Zaten rahatsızlığını inkar etme eğiliminde olan insanlar algılarını bu yönde yoğunlaştırmakta ve psikiyatrik destek almanın gereksiz olduğunun savunan görüşleri seçerek benimsemektedir.
Erkekler Yardım Almaktan Daha Çok Kaçınıyorlar
Erkek olmak güçlü ve herşeyi bilen olmak gibi sağlıksız rolleri üstüne almaya zemin hazırlayabilir. Evin reisi olmak, zorluklara dayanıklı olmak gibi beklentiler erkeklerin üstündeki rol beklentilerini daha da ağırlaştırmaktadır. Özellikle erkek egemen toplumlarda bu daha da belirgindir.
Bir kocanın karısına ‘ben kendimi fena hissediyorum, çok bunalıyorum’ demesi ve yardım istemesi bir kadının kocasına kendini ifade etmesinden daha zordur.
Erkeğin işini yitirmesi kadının yitirmesine göre toplumda daha ağır eleştirilmektedir.
Tüm bu risk faktörleri erkeklerin çok ağır düzeye gelinceye kadar rahatsızlıklarını kabul etmemesine ve yardım almayı geciktirmesine yol açabilir.
İntihar girişimleri kadınlarda çok daha sık görülürken ölümle sonuçlanan intihar vakaları erkeklerde çok daha yaygındır. Bu durum erkeklerin rahatsızlıkları çok ağırlaşana kadar beklemeye yatkın olmaları ile açıklanmaktadır.
Psikiyatriye ve İlaç Tedavilerine Öfke : Herşey Kafada Biter !
Psikiyatriye ve tedavilere eskiden beri karşıt akımlar olmuştur. Antipsikiyatri olarak tanımlanan bu görüşler bireyin tanılarla etiketlenmesine, ilaç tedavileri ile zihinlernin bulanıklaşmasına muhalefet etme ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Psikiyatrik ilaçlar insanları daha çok endişelendirmektedir. Uyuşturacağı, bağımlılık yapacağı yönünde önyargılar çok yaygındır.
Özellikle ilaç almakla iyileşmenin gerçekleşse bile bunun yapay bir iyileşme olduğu, ilaç kesilince yeniden tekrar edeceği ve ilaca mahkum olmanın bir çaresizlik olduğu inancı ne yazık ki yaygındır.
Ülkemizin saygın ve ulusal gazetelerinden Milliyet’te köşe yazarı Metin Münir geçen haftalarda 4 gün arka arkaya psikiyatrik hastalıkların uydurma olduğu, ilaç tedavilerinin gereksiz ve tehlikeli olduğuna dair köşesinde büyük gayretkeşlikle yazı yazmıştır.
Belki hiç bir uzmanlık alanında olmadığı kadar ruh sağlığı alanı uzman olmayan insanların üzerinde görüş bildirdiği bir alan haline gelmiştir. Toplumu yanlış yönlendiren, insanların zaten korkuları nedeniyle yardım almaktan kaçındığı bir ortam bu tür yazıları israrla yazmanın elbette buradan göremeyeceğimiz bireysel sebepbleri vardır.
Unutmamalı : Beyin bir Organdır !
Psikiyatrik rahatsızlıklar biyopsikososyal nedenlerin bileşkesi ile ortaya çıkar. Yani biyolojik-bedensel yatkınlıkların çevresel etmenlerin tesiriyle rahatsızlıklar gelişir. Kişilik özellikleri, bireyin geçmişinden gelen risk faktörleri de önemli rol oynar.
Günümüzde bir çok psikiyatrik rahatsızlık için beyinde ortaya çıkan değişiklikler bilimsel yöntemlerle ortaya konmaktadır. Depresyonda, kaygı bozukluklarında ve diğer bir çok hastalıkta beyinde hücrelerarası iletişimi sağlayan maddelerin oranları bozulmaktadır. İyileşme ile bu bozukluklar da normalleşmektedir.
Psikiyatri ilaçları biyolojik zeminde bu normalleşye katkı yapmak amacı ile kullanılır. Bütün tedavi yöntemleri dikkate alındığında depresyon %90 ların üzerinde bir oranla tedavi edilebilmektedir. Bu kadar yüz güldürücü sonuçlar tıbbın çok az alanında ilaçlarla sağlanabilir.
Son Söz : Destek Almak için Gecikmeyin
Depresyondan, bağımlılıklara, kaygı bozukluklarından cinsel sorunlara kadar bir çok tedavi ile düzelebilecek problem ön yargıların etkisinde çözülmeden insan hayatlarını kabusa çevirmektedir.
İş kaybı, insan ilişkilerinde kötüleşme, kişisel gelişimin gerilemesi ve mutsuz geçen günler.. Belki de intiharla yitip giden yaşamlar. Hafifinden ağırına belki de profesyonel destekle kısa süre içinde düzelbilecek sorunlar olabilir...
Psikiyatriye gitmekten çekinme bazen ağır bir utanç duygusuna dönüşebilir. Mahremiyet herkesin hakkı ancak ama önce sağlık : Utanacak bir şey yok !
Günümüz insanı için psikolojik sorunların ya da rahatsızlıkların olması daha da ağır bir yük haline gelmiştir. Sosyal ve mesleki roller insanın zaafiyet göstermesine asla müsade etmemektedir. Toplum da yükselen değer başarıdır. Bunalmak, keyif almamak, mutsuz olmak ya da kaygılı olmak çuvallamakla eşdeğer görülür noktaya gelmiştir.
Başarı ihtiyacı ve zorunluluğu bireyin huzur içinde kendini gerçekleştirmesiyle değil, toplumsal şablonlar doğrultusunda belirlenmektedir. Ergenlik çağından başlayarak girilmesi gereken sınavlar, öğrenilmesi zorunlu yabancı diller, çağımızın para kazandıran işlerinin kapısını açacak mesleklere yönelmeler sözüm ona seçilse bile bireyin kendisi için çok daha önceden yazılmış senaryodaki rolünü oynamasından ibarettir.
Bu koşturma için hiç bir molaya müsade yoktur. İnsanın kendini iyi hissetmediğini söylemesi bile çevresinde büyük bir korkunun gelişmesi için yeterli olabilir. Ailesi okuyamayacağından, işsiz kalacağından endişelenir, sevgilisi bunalımlı bir insanla yaşamaktan ve mutsuz olmaktan çekindiği için kendisinden uzaklaşabilir. İşvereni duyarsa psikolojik sorunlu olduğu için onu terfi ettirmeyebilir ya da işten çıkarılacaklar listesinin en üst sırasına koyabilir.
Uzun yıllar boyunca ruhsal sorunlar üzerinde iyileştiricilik yok denecek kadar kısıtlı olduğu için tedavi edilebilecek durumlar olarak algılanmamıştır. Bugün dahi tedavi ile düzelebilecek ya da psikoterapi ile iyileşebilecek sorunları olan binlerce insan bu yola girmekten çok kaygılanmakta ve olumsuz bir yaşam deneyimi içinde kalmayı tercih etmektedir.
Psikiyatrik Rahatsızlıklar İnsanlığın 1 Numaralı Sorunu !
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2020 yılından sonra insanlık üzerinde en ağır bedeller ödetecek hastalıkların ilk sırasında psikiyatrik hastalıklar gelecektir. Yine örgütün yayınladığı bir raporda psikiyatrik hastalıkların sadece ruhsal problemler olarak görülmemesi gerektiği, özellikle depresyonun sistemik bir hastalık gibi ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Tedavi edilmemiş depresyon ve kaygı bozukluklarının halen 1 numaralı ölüm sebebi olan kalp-damar hastalıkları riskini kat kat artırıdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Damgalanma Korkusu : STIGMA
Psikiyatrik hastalıkların yarattığı sosyal damgalanmaya ‘Stigma’ denmektedir. Damgalanma tehlikesi nedeniyle birey rahatsızlığını inkar eder ve profesyonel destek almaya direnç gösterir.
Damgalanma kaygısı bireysel, sosyal ve ekonomik olarak çok ağır sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Tedavi edilmemiş duygusal rahatsızlıklar başta depresyon olmak üzere toplum içinde salgın derecesinde yaygındır. Neredeyse her 10 kişiden birisinde tedavi ile düzelebilecek depresyon vardır. Rahatsızlıkların tedavi edilmemesi mesleki başarısızlıklara, insan ilişkilerinde bozulmaya yol açar. Sürecin uzaması bireyin kendine olan güveninde kalıcı zedelenmelerin gelişmesine zemin hazırlar. Daha da kötüsü kişi kötü şartlarda yaşamaya alışabilir ve normal hayat kalitesini olması gerekenin çok daha altında sürdürmeye razı olabilir.
Psikiyatrik destek alınmaması bedensel bir çok hastalığın gelişiminde risk faktörü olduğu için diğer tıbbi sorunların artmasına yol açabilir.
Stigma Korkusu Eğitimli ve Kentli İnsanda Daha Fazla
Tahmin edilenin aksine eğitimli insanlar psikiyatrik rahatsızlıkları daha çok inkar etmektedirler.
Mesleki rollerinin katı olması, daha çok başarı odaklı yaşamaları eğitim düzeyi yüksek insanları bu bakımdan daha riskli hale getirmiştir.
Bilgilenme ve bilinçlenme elbette önyargıların aşılmasında en değerli araçlardır. Ancak günümüzde bilgi bombardıman halinde ulaşmakta ve sağlıklı olan ve olmayan bilgiyi ayırt etmek giderek güçleşmektedir.
Özellikle internet ortamında sağlıksız söylentiler, kulaktan dolma bilgiler son derece yaygındır. Zaten rahatsızlığını inkar etme eğiliminde olan insanlar algılarını bu yönde yoğunlaştırmakta ve psikiyatrik destek almanın gereksiz olduğunun savunan görüşleri seçerek benimsemektedir.
Erkekler Yardım Almaktan Daha Çok Kaçınıyorlar
Erkek olmak güçlü ve herşeyi bilen olmak gibi sağlıksız rolleri üstüne almaya zemin hazırlayabilir. Evin reisi olmak, zorluklara dayanıklı olmak gibi beklentiler erkeklerin üstündeki rol beklentilerini daha da ağırlaştırmaktadır. Özellikle erkek egemen toplumlarda bu daha da belirgindir.
Bir kocanın karısına ‘ben kendimi fena hissediyorum, çok bunalıyorum’ demesi ve yardım istemesi bir kadının kocasına kendini ifade etmesinden daha zordur.
Erkeğin işini yitirmesi kadının yitirmesine göre toplumda daha ağır eleştirilmektedir.
Tüm bu risk faktörleri erkeklerin çok ağır düzeye gelinceye kadar rahatsızlıklarını kabul etmemesine ve yardım almayı geciktirmesine yol açabilir.
İntihar girişimleri kadınlarda çok daha sık görülürken ölümle sonuçlanan intihar vakaları erkeklerde çok daha yaygındır. Bu durum erkeklerin rahatsızlıkları çok ağırlaşana kadar beklemeye yatkın olmaları ile açıklanmaktadır.
Psikiyatriye ve İlaç Tedavilerine Öfke : Herşey Kafada Biter !
Psikiyatriye ve tedavilere eskiden beri karşıt akımlar olmuştur. Antipsikiyatri olarak tanımlanan bu görüşler bireyin tanılarla etiketlenmesine, ilaç tedavileri ile zihinlernin bulanıklaşmasına muhalefet etme ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Psikiyatrik ilaçlar insanları daha çok endişelendirmektedir. Uyuşturacağı, bağımlılık yapacağı yönünde önyargılar çok yaygındır.
Özellikle ilaç almakla iyileşmenin gerçekleşse bile bunun yapay bir iyileşme olduğu, ilaç kesilince yeniden tekrar edeceği ve ilaca mahkum olmanın bir çaresizlik olduğu inancı ne yazık ki yaygındır.
Ülkemizin saygın ve ulusal gazetelerinden Milliyet’te köşe yazarı Metin Münir geçen haftalarda 4 gün arka arkaya psikiyatrik hastalıkların uydurma olduğu, ilaç tedavilerinin gereksiz ve tehlikeli olduğuna dair köşesinde büyük gayretkeşlikle yazı yazmıştır.
Belki hiç bir uzmanlık alanında olmadığı kadar ruh sağlığı alanı uzman olmayan insanların üzerinde görüş bildirdiği bir alan haline gelmiştir. Toplumu yanlış yönlendiren, insanların zaten korkuları nedeniyle yardım almaktan kaçındığı bir ortam bu tür yazıları israrla yazmanın elbette buradan göremeyeceğimiz bireysel sebepbleri vardır.
Unutmamalı : Beyin bir Organdır !
Psikiyatrik rahatsızlıklar biyopsikososyal nedenlerin bileşkesi ile ortaya çıkar. Yani biyolojik-bedensel yatkınlıkların çevresel etmenlerin tesiriyle rahatsızlıklar gelişir. Kişilik özellikleri, bireyin geçmişinden gelen risk faktörleri de önemli rol oynar.
Günümüzde bir çok psikiyatrik rahatsızlık için beyinde ortaya çıkan değişiklikler bilimsel yöntemlerle ortaya konmaktadır. Depresyonda, kaygı bozukluklarında ve diğer bir çok hastalıkta beyinde hücrelerarası iletişimi sağlayan maddelerin oranları bozulmaktadır. İyileşme ile bu bozukluklar da normalleşmektedir.
Psikiyatri ilaçları biyolojik zeminde bu normalleşye katkı yapmak amacı ile kullanılır. Bütün tedavi yöntemleri dikkate alındığında depresyon %90 ların üzerinde bir oranla tedavi edilebilmektedir. Bu kadar yüz güldürücü sonuçlar tıbbın çok az alanında ilaçlarla sağlanabilir.
Son Söz : Destek Almak için Gecikmeyin
Depresyondan, bağımlılıklara, kaygı bozukluklarından cinsel sorunlara kadar bir çok tedavi ile düzelebilecek problem ön yargıların etkisinde çözülmeden insan hayatlarını kabusa çevirmektedir.
İş kaybı, insan ilişkilerinde kötüleşme, kişisel gelişimin gerilemesi ve mutsuz geçen günler.. Belki de intiharla yitip giden yaşamlar. Hafifinden ağırına belki de profesyonel destekle kısa süre içinde düzelbilecek sorunlar olabilir...
Psikiyatriye gitmekten çekinme bazen ağır bir utanç duygusuna dönüşebilir. Mahremiyet herkesin hakkı ancak ama önce sağlık : Utanacak bir şey yok !