5. Yabancılaşan ve Edilgenleşen Yeni İnsan
19. yüzyılın ortalarına doğru teknolojideki gelişmeler hemen hemen üretimin her aşamasına yayılmıştı. Üretimdeki bu mekanikleşme çağdaş insan için eski üretim
tekniklerindeki ilişki biçimlerinin yıkılmasına yol açmıştı. İşçi, artık eskiden olduğu gibi üretimini yaptığı bir malın her aşamasında ona egemen değil, üretimin sadece bir aşamasında yeni teknolojinin kendine yüklediği görevi yapıyordu. Bunlar birçok kereler çalışma hayatının sonuna kadar bir vida sıkmak, bir kol çevirmek gibi rutin ve tekdüze işlerdi. Yaşam artık tıpkı makinenin başında üretimini yaptığı meta üzerinde bir kol çekmekle, bir işlem yapmak gibi şoklarla algılanabilir olmuştu. İnsan gitgide insansal değerlerinden uzaklaşmaya ve gitgide kendisine yabancılaşmaya başlamıştır.
Öte yandan bir edebiyat türü olarak da sentimentalizm yaygınlaşmıştır. Sentimentalizm, değiştirilmekten umut kesilmiş bir toplum karşısındaki yenik bireyin, kendisinin değiştiremediği toplumsal yaşamdan edindiği edilgin benliğinden kaynaklanan yok etme, yıkma, onu dışa vurarak kendini acındırma, kendini olumsuzlaştırmadır. Bu yeni edebiyat, hissi roman türü ve kadın dergileri ile yeni toplumda sosyal anlamda güçsüzleşen toplumsal kesimlere bu durumun verdiği acıları hafifletmek için bir çare gibi görünmeye başlamıştır. Yani toplumsal yaşamdan etkilenen ilk sınıf olan orta sınıf kadınımı yönelik yazılarda bu dönemde kadın dergilerinde yer almıştır. Eski ekonomideki yerini yitiren kadının yeni statüsü kocasının başarısının vitrini ve kocasının yaşam nedeni haline gelmek olmuştur. Ayrıca bununla kalmayarak, değişik ve yeni bir edebiyatın ortaya çıktığı bu ilk alanın ilk sürekli müşterileri de bu kadınlar olmuşlardır.
Bu yeni edebiyat türünde tarihsel konular da sentimentalist bir yaklaşımla işlenmekteydi. Tarihi konular, tarih bilimine göre değil, içinde yaşanılan toplumsal koşulların insanına göre tarihsizleştirilmiş, tarihten kaçırılmış, uzaklaştırılmış, içindeki öyküleri gerçek olmayan edilginleştirilmiş bir ruhla yazılmış, duygusal yanı abartılmış, diğer yanları ise bütünüyle bir tarafa bırakılmış bir kurgulamayla geniş kitlelere sunuluyordu. Yeni edebiyatın aile romanları ile toplumsal yaşamda yeni bir kadın tipi yaratılmaya çalışılıyordu. Bu romanlarda; kadın kahramanlar üretici olmaktan çıkmış, üstelik bunu da üzüntü ile karşılamayan dişice giyinmeyi, dişice görünmeyi amaçlayan tipler haline gelmişlerdir. İdeal kadın, cinselliğin ve dişice giyinmenin gizini fark etmiş olan ideal eştir. Bunun karşılığında kadının, kocası sayesinde, komşusunu çatlatacak kadar zengin bir gardırobu vardır. Bir anlamda kadın, kendisinin neler yapabildiğini ve yapabileceğini göstermek yerine, bir başkasının onun için neler yaptığını, yapabileceğini gösteren edilgin bir insan türüne dönüşmüştür. Bir süre sonra, kapitalist gelişmenin artmasıyla birlikte reklamcılıkta olağanüstü bir şekilde büyümüş ve yukarıdaki anlayışı en üst düzeye çıkararak, metaların satımı için kadın bedenini alabildiğine kullanmaya başlamıştır. Ne var ki, erkek karşısında ikinci sınıf ve edilgenleştirilmiş bir insan durumuna getirilen kadın, reklamcılığın yanı sıra, iletişim araçlarınca da aynı amaçla alabildiğine sömürülmüştür. 1850'lerden itibaren de natüralizm, kadını, kadınsılığını daha kaba saba derinliksiz bir biçimde anlatmaya başlamıştır.
Yeni dönemle birlikte, bağımlı sınıf ve kesimler iş yerlerindeki çalışmalarına toplumsal bir önem ve değer kazandıramadıkları için gerçek dünyalarına destek olacak daha derin bir fantazya oluşturabilecekleri başka alanlar ararlar. Yeni kent yaşamında ev, gerçekleştirilemeyen yaşamın merkezi olmuştur. Alt kesimin üst kesimlere öykünerek döşediği evindeki eşyalara, kullanım değerinin de üzerinde bir anlam veriyorlardı. Yeni dönemin insanı kendini kapattığı bu iç dünyasında düşlerle, kendisini gerçek yaşamına katlanabilecek bir kişiliğe kavuşturacak illüzyonlarla yaşamaktadır. Böylece işine değer veremeyen bu yeni dönemin insanı işini, bu yeni dünyasındaki fantazyalarını yaşayabilmek için katlanılması gereken bir dünya olarak algılıyordu.
Bugün geçmişe göre çok daha rafine bir şekilde “eğlence endüstrisi” yada “bilinç endüstrisi” tarafından üretilen popüler kültürün “mamul” fantazyaları vardır. Ticaretleşen ve pazara çıkan kültürün “iyi gişe yapan”, “iyi satış yapan” ürünleri bunlar olmaktadır. Popüler kültür işte burada işlev görmektedir. Reel yaşamı, fantazyada da tekrarlayarak, reel yaşamın sürdürülmesini kolaylaştırmakta; reel yaşamın yerine başka türlü bir yaşam olabileceğini düşünmenin yollarını tıkamakta, bu kırgınlıkları hafifletmekte, varolanı benimsemenin acısını, utancını hafifletmektedir. Yeni dönemin insanı kileselleşmeyle beraber bir kimlik bunalımına düşmüştür. Çalışma hayatındaki önemsiz konumuna karşın evini üst sınıflara öykünerek döşediği yeni yaşamının merkezi kabul etmiştir. Alt kesimlerin üst kesimlere özenerek aldıkları eşyalara kullanım değerlerinin de üzerinde bir anlam verildiği görülmüş, yeni insan, metaları eski dönemin dinsel ikonlarının yerine geçirmiştir. Dış dünyayı bu yeni ikonları aracılığıyla anlamlandırmaya başlamıştır.
Çağdaş insanın hızlı gelişmeler karşısında içine düştüğü umutsuzluk ve sıkıntı, gelip geçici ve fazlaca değerli sayılmayan popüler kültür ve onun ikonolojisine gereksinme duymasına neden olmuştur. Yeni dönemle birlikte çağdaş insanın yeni yapısına uygun yeni ikonları da olmuştur. Çağdaş ikonlar hem görünüşte özgün, hem de kitlesel olarak üretildikleri için tıpatıp benzerlerinin her yerde bulunabildiğinden dolayı hem yenidirler, yada yeni olarak kabullenirler, hem de değişken dünyamızda biçim ve değer yönünden hızla eskirler ve ömürsüz olurlar. Bu nedenledir ki çıktıkları gün ölümsüz gibi görünen bir çok ikon, umulandan da daha kısa bir süre içinde ölmüşlerdir, yerlerine yenileri geçmiş, yada eski ikonlar yıllar sonra başka bir kuşağın yaşamında “çağdaşlaşarak” yeniden canlanmışlardır. Modern insanda, hızlı bir değişim içindeki dünyayı ancak; anlık, yüzeysel, keskinleştirilmiş ve basitleştirilmiş ikonlar aracılığıyla algılayabilir duruma gelmişlerdir.
Çağdaş ikonlarla yeni bir kimlik edinmeye çalışan, kimlik bunalımı içindeki çağdaş kitle toplumu insanı kendisini TV dizilerindeki karakterlerle, sinema yıldızlarıyla özdeşleştirmektedir. Bennett’e göre, TV dizilerindeki kahramanlar