teksas tombis
Bronz Üye
-
- Katılım
- Temmuz 25, 2015
-
- Mesajlar
- 4,356
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 42
Peygamberlerin vârisleri
İmam-ı Rabbani mektubat'ından seçmeler;
Hadîs-i şerîfde, “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir” buyuruldu. Peygamberlerin bırakdığı ilim iki dürlüdür: 1. Ahkâm bilgileri, 2. Esrâr bilgileri. Bir âlimin vâris olması için, bu ilimlerin ikisinden de pay alması lâzımdır. Yalnız birisinden pay alan kimse vâris olamaz. Çünkü vâris, bırakılan malın herbirinden pay alır. Bir kısmından alıp, başka parçalardan almaması olamaz. Belli bir kısmdan payı olana vâris denilmez. Buna alacaklı denir. Alacaklı olan, yalnız hakkı olan maldan alır. Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” başka bir hadîsde, “Ümmetimin âlimleri, İsrâîl oğullarının Peygamberleri gibidir” buyurdu. Burada bildirilen âlimler de, vâris olan âlimlerdir. Alacaklı gibi olanlar değildir. Alacaklı olanlar, kalan malın yalnız bir kısmından alırlar. Çünkü vâris çok yakın olduğu için ve şâhidi olduğu için malı bırakan kimse gibidir. Alacaklı olan ise, böyle değildir. İşte vâris olmıyan, âlim olamaz. Buna belki belli birşeyin âlimidir denilebilir. Meselâ, fıkıh âlimidir denir. (Âlim), vâris olana denir ki, her iki ilimden de nasîbi vardır. İlm-i esrâr deyince, çok kimse, tevhîd-i vücûdî, yani herşeyde, bir olan varlığı görmek, bir olanda herşeyi görmek gibi bilgileri sanır. Bu bilgiler, esrâr bilgileri değildir. Bunlar, Peygamberlik makâmına yakışacak bilgiler değildir. Peygamberlerin bilgileri , hem ahkâm bilgileri, hem esrâr bilgileri, hepsi ayık, şü’ûrlu bilgilerdir. Hiçbirine, dalgınlık bilgileri hiç karışık değildir. Peygamberlik derecelerinin üstünlüğü büyük bir deniz gibidir. Evliyâlık dereceleri, bu denizin yanında bir damla gibi kalır. Peygamberliğin derecelerine yetişemiyen bazı kimseler, Evliyalığı nübüvvetden daha yüksek sandı. Bunlar, Peygamberliğin ne olduğunu anlıyamamışlardır. Anlamadan konuşmuşlardır. Sekr, yani şü’ûrsuz, dalgınlık hâlini sahv, yani uyanıklıktan üstün görenleri de böyledir. Sahvın ne olduğunu bilmiş olsalardı, sahvın yanında sekri dillerine bile almazlardı. Evliyâlığı Peygamberlikden ve sekri sahvdan üstün tutmak, kâfirliği, Müslümanlıktan üstün tutmağa ve bilgisizliği ilmden daha üstün tutmağa benzer. Çünkü küfür ve cehl, evliyâlığa benzer. İslâm ve ma’rifet ise, Peygamberlikte olur. Muhammed “aleyhisselâm” küfürden sakınmış, Allahü teâlâya sığınmışdır. İsrâ sûresinin seksendördüncü âyetinde meâlen, “Onlara de ki, herkes, yaratılışınta bulunanı yapar!” buyuruldu. Evliyâlık, Peygamberliğin hizmetcisinden başka birşey değildir.
İmam-ı Rabbani mektubat'ından seçmeler;
Hadîs-i şerîfde, “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir” buyuruldu. Peygamberlerin bırakdığı ilim iki dürlüdür: 1. Ahkâm bilgileri, 2. Esrâr bilgileri. Bir âlimin vâris olması için, bu ilimlerin ikisinden de pay alması lâzımdır. Yalnız birisinden pay alan kimse vâris olamaz. Çünkü vâris, bırakılan malın herbirinden pay alır. Bir kısmından alıp, başka parçalardan almaması olamaz. Belli bir kısmdan payı olana vâris denilmez. Buna alacaklı denir. Alacaklı olan, yalnız hakkı olan maldan alır. Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” başka bir hadîsde, “Ümmetimin âlimleri, İsrâîl oğullarının Peygamberleri gibidir” buyurdu. Burada bildirilen âlimler de, vâris olan âlimlerdir. Alacaklı gibi olanlar değildir. Alacaklı olanlar, kalan malın yalnız bir kısmından alırlar. Çünkü vâris çok yakın olduğu için ve şâhidi olduğu için malı bırakan kimse gibidir. Alacaklı olan ise, böyle değildir. İşte vâris olmıyan, âlim olamaz. Buna belki belli birşeyin âlimidir denilebilir. Meselâ, fıkıh âlimidir denir. (Âlim), vâris olana denir ki, her iki ilimden de nasîbi vardır. İlm-i esrâr deyince, çok kimse, tevhîd-i vücûdî, yani herşeyde, bir olan varlığı görmek, bir olanda herşeyi görmek gibi bilgileri sanır. Bu bilgiler, esrâr bilgileri değildir. Bunlar, Peygamberlik makâmına yakışacak bilgiler değildir. Peygamberlerin bilgileri , hem ahkâm bilgileri, hem esrâr bilgileri, hepsi ayık, şü’ûrlu bilgilerdir. Hiçbirine, dalgınlık bilgileri hiç karışık değildir. Peygamberlik derecelerinin üstünlüğü büyük bir deniz gibidir. Evliyâlık dereceleri, bu denizin yanında bir damla gibi kalır. Peygamberliğin derecelerine yetişemiyen bazı kimseler, Evliyalığı nübüvvetden daha yüksek sandı. Bunlar, Peygamberliğin ne olduğunu anlıyamamışlardır. Anlamadan konuşmuşlardır. Sekr, yani şü’ûrsuz, dalgınlık hâlini sahv, yani uyanıklıktan üstün görenleri de böyledir. Sahvın ne olduğunu bilmiş olsalardı, sahvın yanında sekri dillerine bile almazlardı. Evliyâlığı Peygamberlikden ve sekri sahvdan üstün tutmak, kâfirliği, Müslümanlıktan üstün tutmağa ve bilgisizliği ilmden daha üstün tutmağa benzer. Çünkü küfür ve cehl, evliyâlığa benzer. İslâm ve ma’rifet ise, Peygamberlikte olur. Muhammed “aleyhisselâm” küfürden sakınmış, Allahü teâlâya sığınmışdır. İsrâ sûresinin seksendördüncü âyetinde meâlen, “Onlara de ki, herkes, yaratılışınta bulunanı yapar!” buyuruldu. Evliyâlık, Peygamberliğin hizmetcisinden başka birşey değildir.