Peygamberimiz'in(s.a.v) kullandığı 40 öğretme metodu

Konu sahibi son olarak 2628 gün önce görüldü
PEYGAMBERİMİZİN AHDE VEFASI

Ahde vefa, verdiği sözde durmak, yaptığı anlaşmaya sadık kalmaktır. İnsanın önemli karakterlerinden, kişiliğini oluşturan değerlerden biri de vefalı oluşudur. Yapılan sözleşmeye dikkat etmek, ahde vefanın bir başka çeşididir.
Peygamberimiz verdiği sözde duran, yaptığı anlaşmaya bağlı kalan en büyük insandır. Bu hususta dostunu da, düşmanını da ayırt etmemiştir. Dostuna verdiği bir sözde durup, onu yerine getirdiği gibi, düşmanlarıyla yaptığı anlaşmaya da sadık kalmış, her ne pahasına olursa olsun, aykırı hareket etmemiştir.
Peygamberliğinden önce ticarî hususta bir dostuna verdiği sözü tutmak için üç gün beklediği meşhurdur. O adam unutup gelmediği halde, "Nasıl olsa artık gelmez" diyerek çekip gitmemiştir. Verdiği sözde durmanın en müstesna örneğini vermiştir.
Peygamberimizin vefası aile içinde de açıkça yaşanıyordu. Hz. Âişe anlatıyor:
"Yaşlı bir kadın Resulullahın ziyaretine gelmişti. Şöyle konuştular:
"Sen kimsin?" "Müzeyne'den Cüsame."
"Sen Hasene misin? Nasılsın, ne haldesin, bizi görmeyeli ne yapıyorsun?"
"Anam babam size feda olsun, iyiyiz." "Kadın çıkınca sordum:
"Ya Resulallah, bu kadına çok alâka gösterdiniz, sebebi ne idi?"
"Hatice hayâtta iken bize gelir, giderdi. Yâ Âişe, ahde vefa imandandır."
Peygamberimiz en sıkışık ve en zor şartlar altında bulunsa dahi, verilen sözde durmayı, netice kendisinin aleyhine de olsa hiçbir surette vefasızlık göstermemeyi tavsiye etmiştir.
Bedir Savaşı için hazırlıklar yapılıp İslâm ordusu Medine'den ayrıldığı sırada Huzeyfe el-Yemâni ile babası Huzeyl, Peygamberimizle birlikte çarpışmak üzere yola çıkmışlardı. Müşrikler, baba-oğulu yolda görerek sorguya çektiler:
"Siz herhalde Muhammed'in yanına gitmek istiyorsunuz."
"Evet, bizim bundan başka bir niyetimiz yoktur" dediler.
Bunun üzerine müşrikler, onlardan Medine'ye dönmek, Peygamberimizle birlikte savaşta bulunmamak üzere söz aldılar. Bir müddet sonra Huzeyfe ile babası Bedir'de Peygamberimizin huzuruna gelerek mücahitlerle birlikte savaşmak istediklerini söylediler, müşriklerle aralarında geçen hadiseyi de anlattılar.
Peygamberimiz, onların müşriklere verdikleri sözü öğrenince, insan gücüne o anda çok fazla ihtiyacı olmasına rağmen onlara şöyle dedi:
"Hayır, siz Medine'ye dönün. Onlara verdiğiniz sözü yerine getirin. Biz de müşriklere karşı Allah'tan yardım isteriz. Onun yardımı bize kâfidir."
SMüşrik de olsa verilen sözde durmayı daha uygun görmek, ahdini bozmamak, yapılan anlaşmaya bağlı kalmak ancak bir Peygamberin gösterebileceği bir meziyettir.
 
"O" Söylediğini Yapan Tek İnsandı


Hazret-i Aişe (ranha) validemiz anlatıyor:

Resulullah (sav) dünyadan göç edişlerine kadar arka arkaya üç gün doyacak şekilde yemek yememişti Halbuki isteseydi Yüce Allah ona hatır ve hayale gelmedik nimetler verirdi Bazen bir ay kadar biz Peygamber zevcelerinin evlerinde yemek pişirmek için ocak yanmazdı Evdeki eksiklikler söylendiğinde;


“Ya Âişe ben daha fakirlerin ve Ashab-ı Suffa’nın erzakını temin edemedim ki eve nasıl getirebilirim buyururdu”

Buna rağmen, dünya olanca varlığıyla ona yüz gösterirdi, kendisine dünyanın her tarafından çeşitli hediyeler gönderilirdi O bütün bunları fakirlere, gazilere, kimsesiz ve yetimlere dağıtırdı

Tarih araştırmacısı Thomas Carlyle, uzun süren araştırmaları sonucunda O’nun için şöyle demişti:

“Dünyada taç ve ihtişam sahibi hiç bir imparatora dahi, yamalı hırka içindeki şu insana (sav) yapıldığı kadar sevgi, hürmet ve itaat yapılmamıştır”

Çünkü O çağlar ötesi bir ihtişamla dünyaya ve ukbaya dair söylediği her şeyi bizzat uygulayan yaşayan gelmiş geçmiş tek insandı

Oysa dünya liderlerinden, sermaye düşmanlığıyla ünlü komünist lider Mao öldüğünde, 25 adet ‘cadillac’ arabası ve olağan üstü bir mal varlığının olduğu ortaya çıkmıştır Bu sadece bir örnek, nice sayısız çelişkili yaşantıya sahip lider, dünya sahnesinden silinip gitmiştir

Kainatın övünç kaynağı yaratılmış güzel olan her şeyin en güzeli, beşer olan sevgililer içinde en sevgili olan efendimiz Peygamberimiz (sav) hakkında objektif bir anlayışla araştırma yapan dost düşman, yerli yabancı herkes aynı kanaatte birleşiyor

94 tarihli “En etkin 100 insan” adlı kitapçıkta Peygamberimiz (sav) hakkında yapılan bir araştırmadan bahsediliyor

ABD’de önde gelen bilim adamları, Michael H Hart başkanlığında objektif bir araştırma yaparlar Hz Âdem’den (as) günümüze kadar, gelmiş-geçmiş tüm liderlerin, özgeçmişlerini, vaatlerini ve icraatlarını, etkinliklerini, başarılarını vs tüm özelliklerini bütün ayrıntısıyla bilgisayara yüklerler

Arzuları kendi taraftarlarından bir lideri belirlemek olduğu halde, kâinatın gelmiş geçmiş en mükemmel lideri Hz Muhammed (sav) birinci çıkıyor Verileri defaatle gözden geçirip bilgisayara yüklemelerine rağmen, her seferinde Efendimiz (sav) ön sırada yer alıyor Üstelik veriler ve tahliller içinde, peygamberlik ve maneviyat boyutu ayrı tutulmasına rağmen…

O’nun nur cemalinden bir katre dahi nasiplenenler bilir ki mânâ üstü mânâ âleminin Sultanı da odur O’dur iki cihanın güneşi, O’nun gül rayihasını bir nefes koklayanlar bilir ki O’dur Hak katından, cana candan yakın, cânân kılınan

Divaneler O’nu sevmek için sevgi yarışına tutuşurlarken, âşıklar mübarek topuğunda bir kum tanesi olma payesini güderler her daim

O’nun şanını yücelten, alemlere rahmet olarak gönderen Rabbimize (cc) binlerce şükürler olsun ki bizi ona ümmet olma lütfuyla şerefyab kılmıştır

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed” (sav)

Derviş Enes AHMEDOĞLU
Gülistan Dergisi
 
Efendimiz'in (s.a.v) kullandığı 40 öğretme metodu


Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, evrensel bir
eğitim-öğretim sistemi getirmiş ve bütün kalpleri, bütün ruhları, bütün
akılları, bütün nefisleri ideal ufka yükseltecek bir mesaj sunmuştur. Sadece
O'nun getirdiği sistemdir ki hem ruhu, hem aklı hem de nefsi, yükselebilecek en
son noktaya ulaştırmıştır.

1. Efendimiz, söylediği hakikatleri
bizzat yaşayarak hayatıyla göstermiştir.
2. Dinî yükümlülükleri tedrîcî
(yavaş yavaş, basamak basamak) bir sistemle öğretmiştir.
3. Öğretmede orta
yolda durmaya ve insanları bıktırmaktan uzak durmaya riayet etmiştir.
4.
Öğrenenler arasındaki kişisel farklılıkları göz önünde bulundurmuştur.
5.
Karşılıklı konuşma ve soru-cevap şeklini kullanmıştır.
6. Yanlış düşünceyi
söküp atmak ve gerçek doğru bilgiyi net bir şekilde muhatabın kafasına
yerleştirmek için aklî ölçüleri kullanmıştır.
7. Muhataplarına soru
yöneltmiş, böylece onların zeka ve bilgi seviyelerini ölçmüştür.
8. Mukayese
ve örneklendirme metodunu kullanmıştır.
9. Benzetme ve halk arasında yaygın
olarak kullanılan örnekleri kullanmıştır.
10. Anlattığı hususu, elinde
herhangi bir şey ile yere ve toprağa çizerek bizzat göstermiştir.
11. Sözle
beraber jest ve mimiklerini kullanmış ve el ile işaretlerde bulunmuştur.
12.
Önemine binaen, halin mümkün kıldığı bir nesneyi bizzat eline almış, eliyle
kaldırmış ve arkasından söyleyeceği hususu söylemiştir.
13. Muhataplarından
bir soru gelmeden söze önce kendileri başlamıştır.
14. Muhatabının sorusuna
eksik ve fazla olmadan cevap vermiştir.
15. Muhatabının sorusuna, onun
ihtiyacına binaen sorduğundan daha fazlasıyla cevap vermiştir.
16.
Muhatabını, güzel bir hikmete binaen, sorduğu sorudan daha önemli bir hususa
yönlendirdiği de olmuştur.
17. Soru soranın sorduğu soruyu tekrarlamasını
istemiştir.
18. Muhatabın aldığı cevabı tekrar etmesini istemiştir. Böylece
cevap unutulmayacaktır.
19. Bildiği bir husustan dolayı kişiyi imtihan
etmiştir ki bununla doğru cevap vereceği için kişiyi sena etmek, övmek
istemiştir.
20. Önünde olan bir olaya karşı susma yolunu tercih
etmiştir.
21. Öğretme esnasında meydana gelebilecek imkan ve fırsatları
değerlendirmiştir.
22. Latife ve şaka yoluyla öğretmeyi tercih
etmiştir.
23. Öğrettiği hususu yeminle tekit etmiş perçinlemiştir.
24.
Öğretilen hususun önemine binaen sözü üç kere tekrar etmiştir.
25. Konunun
önemini oturuşunu ve duruşunu değiştirerek ve sözü tekrar ederek göstermiştir.

26. Cevabı geciktirerek muhatabın sorusunu tekrar etmesini sağlayarak onu
uyarmıştır.
27. Muhatabı intibaha sevk etmek için, onu omzundan veya elinden
tutmuştur.
28. Muhatabı teşvik için veya onu sıkıntıya sokacak bir durumdan
dolayı, bazı hususların gizli kalmasını yeğlemiştir.
29. Söyleyeceği hususun
hafızalarda daha iyi yer etmesi veya ezberlenmesi için, sözü kısa ve öz bir
şekilde ifade etmiş, daha sonra ise ayrıntılarına geçmiştir.
30. Cevabın
birkaç madde ile verileceği durumlarda önce cevabın kaç maddeden oluştuğunu
bildirmek için sayıyı söylemiş daha sonra saymıştır.
31. Va'z etme, nasihat
etme ve öğüt verme metodunu kullanmıştır.
32. İnsanların şevklerini kamçılama
veya neticesi elem verici hususlardan şiddetle uzaklaştırma (Tergib ve terhi
metodunu kullanmıştır.
33. Kıssa ve geçmiş ümmetlere ve insanlara dair
haberlerle öğretme metodunu uygulamıştır.
34. Sorunun cevabının muhatabı
utandırma ihtimali olan hususlarda önce nazik bir hazırlık süreci hazırlamış ve
soruyu öyle cevaplandırmıştır.
35. Sorunun cevabının muhatabı utandırma
ihtimali olan hususlarda üstü kapalı olarak kinaye yoluyla ve işaret ederek
yetinmiştir.
36. Kadınlara öğretmeyi ve nasihat etmeyi de asla ihmal
etmemiştir.
37. Halin gerektirdiği durumlarda öğretme hususunda azarlayıp
paylamayı (ta'nif) ve kızmayı (gada da ihmal etmemiştir. Ne var ki onun
paylaması ve kızması da merhamet yörüngesinde ve ümmetinin selameti için
olmuştur.
38. Talim ve tebliğde, kitabeti (yazma metodunu) da
kullanmıştır.
39. Yabancı dilleri (mesela Süryaniceyi) öğrenmesi için bazı
sahabeleri görevlendirmiştir ki bu husus da günümüzde dünyanın dört bir
tarafında İslam'ın güzelliklerini öğrenmek isteyenlere karşı yapılacak vazifenin
çok önemli bir basamağını teşkil etmektedir.
40. Bizzat kendi mübarek
zatıyla talimde bulunmuştur.
 
M. Refiî Kileci

Hayat, varlığın nûrudur; hayat, her şeyin başı ve esası olarak, her şeyi her bir canlıya mal eder ve bir şeyi bütün eşyaya malik hükmüne geçirir. Hayat, çokluk âleminde bir çeşit vahdet tecellisidir ve çoklukta Ehadiyet'in bir aynasıdır." Hayat, bilhassa onun en mükemmel şekli olan insan hayatı o derece önemlidir ki, Kur'ân-ı Kerim, her bir insanı nev' olarak ele alır ve bundandır ki, bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmüş, bir insanı diriltmeyi de bütün insanlığı diriltmiş gibi kabûl eder. Bu öldürme ve diriltme, insanın hem maddî, hem de mânevî hayatı cihetiyle olduğundan, dînî ilimlerle birlikte tıp ilmi de Efendimiz (sav)'in dilinde bir arada zikredilmiş ve O, kalplerin dirilmesi kadar, vücudun hayâtiyetine de önem vermiştir. Allah Rasûlü (sav)'in tıpla ilgili hadisleri pek çoktur; hadis külliyatında olduğu kadar, konuyla alâkalı yazılmış kitaplarda da bulunabilecek bu hadis-i şeriflerin ihtiva ettiği tıbbî gerçekler, yeni yeni modern tıbbın sahasına girmekte ve her sahada olduğu gibi, bu sahada da ilimler Efendimiz'i (sav) çok geriden takip etmektedir. Bu hususta, tıp açısından dikkatimizi yeni yeni çeken hususlardan biri de, dünyanın uydusu olarak Ay'ın duygularımız üzerinde yaptığı te'sirdir ve bilhassa dolunay, çoğu kişilerde meydana getirdiği gerilimle suç işlemeğe sebep olabilmektedir. Ay'ı işaretle, "Şu ğâsikın şerrinden Allah'a sığının" buyuran İki Cihan Güneşi, ihtimal Ay'ın bu husûsiyetine de dikkat çekiyordu. O'nun, hicrî ayların 13. 14 ve 15'inci günleri oruç tutmayı tavsiye buyurmasının altında, bir illet değil, tabiî ki bir hikmet olarak, bu günlerde işlenebilecek suçlara mani olmak bakımından, orucun insanı suçtan alıkoyma husûsiyetine dikkat çekme yatıyor olabilir.
Zaman ilerledikçe Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Nebeviye gençleşiyor. Modern ilim geliştikçe on dört asır önce gelen Ümmî Zat'ın yaşadığı ve tavsiye ettiği hayatın en mükemmel hayat tarzı olduğu daha iyi idrak ediliyor ve getirdiği ilâhî beyan ve mesajlar daha iyi anlaşılıyor. "De ki, hamdolsun Allah'a. O âyetlerini sizlere gösterecek siz de onları tanıyacaksınız." (Neml, 27/93).
"Kur'ân'ın hak olduğu onlar için apaçık ortaya çıkıncaya kadar Biz onlara delillerimizi hem dış âlemde hem de nefislerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (Fussilet, 41/53).
Bilim ve Teknik Dergisi'nde(1) çıkan "Dolunay ve Suç" başlıklı makaleyi okuyunca Efendimiz'in bu konuyla alâkalı tavsiyesini hatırladık, "sadakte ve bilhakkı natakte" (doğru söyledin ve hakkı konuştun) sözü kulaklarımızda çınladı.
İşte on dört asırdır binlerce inançlı âlimin önünde saygı ile selâm durup rahle-i tedrisine oturdukları Ümmî Zat (sav)'ın ilminin sonsuzluğunu ispat eden haber:
"Hindistan'dan iki bilim adamı, 1980'de dolunay sırasında zehirlenmelerin ve 1984'te dolunay sırasında suç işlemenin arttığını bildirdi. Bu çalışmalar bir tıp dergisi olan British Medical C. P. Thakur'a göre, dolunay günlerinde zehir alma veya zehir verme yoluyla intihar ve cinayetlerin artış sebebi insan vücudundaki gelgit dalgalarıdır. Dolunay sırasında dünya, ay ve güneş aynı doğru üzerinde olduklarından, ayın insan üzerindeki çekim kuvveti artar. Bunun sonucu olarak vücuttaki su miktarı yüzde 60'ı aşar. Bunun yol açtığı bedenî ve ruhî değişmeler, zehir alma-verme ve suç işleme eğilimim arttırmaktadır. Araştırmacı, 5 yıl içinde üç polis karakoluna bildirilen suçları bilgisayara vererek ve bunu dolunay tarihleri ile karşılaştırarak bu sonuçlara varmıştır."
İlim adamları, henüz tespit ettikleri ve bütün insanlığı alâkadar ettiği bilinen bu meseleye ne gibi çözümler teklif etmektedirler? İlmî mahfillerde henüz bir çözüm ve tedavi görünmüyor; zaten mesele çok yeni. Ama gerçek çözüm on dört asır Önce bu meseleyi bilip hal çaresi getiren, Kâinatın Efendisi (sav)'nin getirdiği Muhammedi reçeteye tâbi olmak. İncelememizi biraz daha açalım:
Efendimiz (sav) ümmetine kamerî (Arabî) ayın ortasındaki günlerde yani, 13-14-15'inde oruç tutmayı ısrarla tavsiye buyuruyor. Gündüz güneşle, gece de dolunayla aydınlanan 24 saati aydınlık olan bu günlere fıkhî ifadesiyle "eyyam-ı bîd" beyaz günler denmiş.
Şimdi bu mevzuda Efendimiz (sav)'in nurlu beyanlarına göz atalım.
1. Ebu Hureyre (ra), Efendimiz'den rivayet ettiği bir hadîse göre şöyle diyor: "Dostum, Halilim (sav) bana her aydan üç gün oruç tutmayı tavsiye etti."(2)
2. Ebu'd-Derda (ra)'nın rivayet ettiği hadiste: "Habibim bana yaşadığım müddetçe terketmeyeceğim her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye etti."(3)
3. Abdullah bin Amr'ın rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sav), şöyle buyuruyor. "Her aydan üç gün oruç tutmak bütün sene oruç tutmak gibidir."
Beyhakî, Taberanî Mu'cemu'l-Kebîr'de, Ebu Dâvud, Neseî, Ahmed b. Hanbel Müsned'inde, Bezzar ve İbni Hıbban Sahih'inde bu mânâya yakın birçok hadis rivayet ediyorlar. Eyyâm-ı Bîd orucuyla alâkalı bütün hadis kitaplarında hadislere rastlamak mümkündür.
4. Ahmed b. Hanbel, Müsned'de İbn Hıbban Sahih'inde, ayrıca Beyhakî ve Bezzar, İbni Abbas (ra)'tan rivayet ediyorlar: "Efendimiz (sav) şöyle buyuruyor: Sabır ayının orucu (Ramazan) ve her aydan üç gün oruç tutmak göğsün "vahar"ını giderir." "Vahar" kelimesi Arapçada kin, gayz, öfke, düşmanlık, vesvese, hile, sinirlenme mânâlarına gelmektedir.
5. Neseî, Amr bin Şurahbil (ra)'den rivayet ediyor: Efendimiz (sav) buyuruyor: "Size göğsün "vaharını" gideren şeyi haber vereyim mi? Her ay 3 gün oruç tutmak." Ahmed bin Hanbel, Müsned'inde Ebu Zer (ra)'den Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Her ay 3 gün oruç tutmak göğsün "Mağarra"sını giderir." Sahabiler sordular: "Ya Resul
Allah.gif
göğsün "mağarrası" nedir?" Efendimiz buyurdular: "Şeytanın pisliğidir''(4)

Ayda üç gün tutulan bu oruç hangi günlerde tutulacak? Tirmizî, İbn-i Mâce, Neseî, Ahmed bin Hanbel'in ittifakla Ebu Zer (ra)'den rivayet ettikleri hadiste Efendimiz şöyle buyuruyor: "Her ay üç gün oruç tutarsan 13-14-15'inde tut."
6. Ebu Dâvud ve Neseî'de Kudâme bin Milham şöyle söylüyor: "Efendimiz (sav) bize eyyâm-ı bîd'da (13-14-15) oruç tutmayı emrederdi. Bu bütün sene oruç tutmak gibidir" buyurdu.
7. İbn-i Ömer'in rivayet ettiği hadiste bir adam Resûlullah (sav)'e oruçtan sordu. Efendimiz (sav) 'bîd' orucuna devam et, her aydan üç gün buyurdu.5
Eyyâm-ı Bîd ile alâkalı hadisleri bir bütün olarak incelediğimiz zaman şunları anlayabiliriz:
A- Manevî Yönü: Efendimiz hergün orucu tavsiye etmiyor, Pazartesi, Perşembe, her ay üç gün veya eyyâm-ı bîd orucu ve daha fazla arzu eden ve gücü yetenler için Savm-ı Dâvud'u yani, bir gün oruç tutup bir gün oruç tutmamayı tavsiye ediyor. Ayette beyan edildiği gibi amellerin sevabı en az bire ondur, her ay üç gün oruç tutan kimse 30 gün oruç tutmuş gibi sevap almış olur. Taberanî, Mu'cem-i Kebîr'de Meymûne'den rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sav): "Her ay üç gün oruç tutun zira oruç tutulan her gün on günahı örter. Suyun elbiseyi temizlediği gibi günâhları temizler"(6) buyuruyor.
B- Maddî Yönü: Hadis şerhlerinde eyyâm-ı bîdın fazileti ve sevabı üzerinde duruluyor. İbni Abbas rivayetindeki bu oruç göğsün iç sıkıntısını, keder ve kinini giderir ifadesi üzerinde fazla durulmuyor. 21. asrın başlarında dolunayın insan üzerindeki menfî tesirlerinin farkına varınca Efendimiz'in (sav) tavsiyesini daha iyi anlıyor ve O'na olan imanımız ve sevgimiz artıyor. Keşke bu kadar orijinal olan sözleri ve bunların mübarek sahibini muhtaç dünyaya duyurabilsek
smilies
.

Bakalım dolunayın insanların üzerindeki menfî tesirini tespit eden bilim adamları bu tesirlere karşı korunma yollarını ne zaman bulup insanlığın istifadesine sunacaklar? Ama ne kadar acele edip ellerini çabuk tutsalar da, aradaki 14 asırlık farkı kapayamayacaklar! Bernard Shaw'un ifadesiyle, 'bütün problemleri, kahve içme rahatlığı içinde çok kolay ve sade olarak çözen' tıbb-ı nebevî sahibi Efendimiz (sav)'e yetişemeyecekler! Ruhlarımızın ve kalblerimizin tabibi, ilacı ve şifasına binlerce salât ü selâm olsun. (Yeni Ümit, 23. Sayı)
 
Peygamberimizin mührü Topkapı Sarayı'nda bulunmaktadır.

Enes b. Malik (ra) anlatıyor

Peygamber Efendimizin Mühr-i Şerifleri (şerefli mübarek mühür) gümüşten yapılmıştı. Kaşı ise Habeş taşındandı.

Resulullah Efendimiz yabancı devlet reislerine mektup yazmak isteyince bir mühür yüzük yapılmasını buyurdu.

Peygamber Efendimizin parmağındaki yüzüğün parıltısı hala gözümün önünde duruyor.

Peygamber Efendimizin Mühr-i Şeriflerinin kaşına üç satır halinde Muhammed Resulullah" ibaresi kazınmıştı. Birinci satırda Muhammed" ikinci satırda Resul üçüncü satırda da "Allah" kelimeleri yer alıyordu."109
 
Ashab-ı Kiramdan on kişi sağlıklarında Cennetle müjdelenmiştir. Bu ashaba Aşere-i Mübeşşere denilir.

Aşere-i Mübeşşere ashabı şunlardır.

1-Hz. Ebu Bekir Abdullah Atik b. Ebi Kuhafe (r.a)

2-Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v)

3-Hz. Osman b. Affan (r.a)

4-Hz. Ömer b. Hattab (r.a

5-Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a)

6-Abdurrahman b. Avf (r.a)

7-Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)

8-Talha b. Ubeydullah (r.a)

9-Zübeyr b. Avam (r.a)

10- Said b. Zeyd (r.a)

Her ne kadar kaynaklar aşere-i Mübeşşereyi on ashab olarak belirtmişlerse de onlara; Bilal-i Habeşi, Nuaym (Nahham) b.Abdullah gibi ashabı da ilave etmek gerekir. Çünkü peygamberimiz bu ashaplarında cennetlik olduklarını sağlıklarında müjdelemiştir. Bu konuda sahih hadisler vardır.
 
Abdest Almadaki Tutumları
Abdest Alışı:

Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) genellikle her namaz için abdest alırdı. Bazan birden çok namazı bir abdestle kıldığıda olurdu (1). Bazan müd (2), bazen bir müddün üçte ikisi, bazanda daha fazla oranda su ile abdest alırdı.
Bu da Şam ukiyyesine göre dört, üç yada iki ukiyye demektir. En az abdest suyu harcayan O idi. Ümmeti abdest alırken çok su kullanıp israf etmekten sakınırdı.
Ümmeti arasında temizlikte aşırılığa kaçacak kimselerin çıkacağını haber verdi.(3)
Buyurdu ki;" Abdeste musallat olan Velehan adında bir şeytan vardır. Siz suyun şüphe vereninden kaçının."
Bir keresinde Sa'd'ın yanına uğradı. Sa'd abdest alıyordu, Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam): " Suyu israf etme" buyurdu.
Sa'd;" Suda israf olurmu?" dedi.
Bunun üzerine
Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam); " Evet akarsu kenarında olsanda." buyurdu (4).

Abdest uzuvlarını kah birer, kah ikişer, kah üçer kere yıkayarak abdest aldığı sahih olarak rivayet edilmiştir. Bazan bir, bazan iki, bazan da üç avuç su alarak ağzını ve burnunu yıkardı. Ağza ve burna birlikte su alır. bir avuç suyun yarısını ağzına alır, yarısınıda burnuna çekerdi. Zaten bir avuç suylada ancak böyle yapılır.
Hz.Peygamberin (aleyhisselatu vesselam) adeti ağza ve burna birlikte su vermek şeklindeydi. Sağ eliyle burnuna su alır sol eli ile sümkürürdü.
Başının tamamını meshederdi.
Bazan ellerini öne arkaya götürerek başını meshederdi. Başını iki kere meshetti hadisi buna yorumlanmalıdır. Doğru olan, başını meshetme işlemini yenilemediğidir.
Her abdest alışında mutlaka ağzını ve burnunu yıkamıştır. Bu adetini tek bir kere bile olsa elden bıraktığı bilinmemektedir.
Abdest uzuvlarını sıra ile peşipeşine yıkayarak alır, yine bunu bir kere olsa asla elden bırakmazdı.
Bazan başına, bazan sarığına bazanda hem kakülüne hemde sarığına birlikte meshederdi.
Mes ve çorap giymediği zamanlarda ayaklarını yıkardı. Mes yada çorap giydiği zamanlarda onlar üzerine meshederdi (5).
Başı ile beraber kulaklarının içini ve dışınıda meshederdi. Kulaklarını meshetmek için yeniden su aldığına dair ondan nakledilmiş sabit bir rivayet yoksa da Ibn Ömer'in böyle yaptığına dair sahih bir rivayet mevcuttur (6).
Boynu meshetme konusunda hiçbir sahih hadis nakledilmemiştir.

Abdestten önce (ve abdest esnasında) besmeleden başka herhangi birşey okuduğu bilinmemektedir.
Abdestte okunan zikirler hakkında naklolunan her hadis yalan ve uydurmadır.
Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) onlardan hiçbirini okumamış ve ümmetine öğretmemiştir. Ondan bize ulaşan abdestin başında besmele çekmekten başka sağlam bir rivayet yoktur (7).

Şu duayı abdestin sonunda okurdu; " Eşhedu ella ilahe ilallahu vahdehula şerikeleh, Ve Eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Resuluhu, Allahumme-calni mine-l Tevvabine, Vec-alni mine-l mütedehhirin.- Bir tek Allah'tan başka tanrı ve O'nun ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Hz.Muhammed (aleyhisselatu vesselam) O'nun kulu ve Peygamberidir. Allah'ım Beni Tevbekarlardan eyle, Beni (her türlü maddi ve manevi pisliklerden) arınmış kimselerden eyle.." (
cool.gif
.

Hiç bir zaman abdest uzuvlarını üçten fazla yıkamazdı. Dirsekleri ve topukları aşacak şekilde (kollarını ve ayaklarını) yıkadığı sabit değildir. Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) abdestten sonra uzuvlarını kurulama alışkanlığı yoktu.
Her abdest alışında abdest suyunun başkası tarafından dökülmesi Hz.Peygamber'in (aleyhisselatu vesselam) adeti değildi.
Fakat bazen suyunu kendisi döker, bazanda ihtiyaç gereği başka biri abdest suyunu dökerek O'na yardım ederdi.
Zaman zaman sakalının arasını su ile ovalardı. Fakat bunu sürekli yapmazdı.
Yine aynı şekilde parmaklar arasını su ile ovalama işlemini de her abdest alışında sürekli yapmazdı.



Dipnot:

1. Müslim, 277: Ebu Davud ,172; Tirmizi, 61; Nesai 1/86; Büreyde b.Husayb anlatıyor: Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) Fetih günü namazları bir abdestle kıldı ve mestleri üzerine meshetti. Bunu gören Hz.Ömer ona;" Bugün şimdiye kadar yapmadığın birşey yaptın."dedi. Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) cevaben:" Kasden yaptım Ömer." dedi.

2. Müd: Bir hacim ölçüsü birimidir, ülkelere göre değişiklik arzeder. Iraklılara göre 2 rıtıl, Hicazlılara göre 1 1/3 rıtıldır. rıtıl=12 Ukiyye; 1 Ukiyye= 40 veya 12 dirhem,; 1 dirhem = 3,2 gram; Ukiyye, 40 dirhem kabul edilirse Iraklılara göre 1 müd = 3072 gr. Hicazlılara göre 1 müd = 2048 gr; Ukiyye 12 dirhem kabul edilirse Iraklılara göre 1 müd = 921,6 gr, Hicazlılara göre 1 müd = 614gr.

3. Ebu Davud, 96; Ahmed, 4/86, 87, 5/55. Abdullah b. Mugaffel diyorki: " Allah Resulunun (aleyhisselatu vesselam) şöyle duyduğunu işittim." Bu ümmet içinde temizlik ve dua konularında aşırılığa kaçacak bir toplum çıkacaktır." Hadisin senedi kuvvetlidir. Ebu Davud, 135; Nesai 1/88; İbni Mace, 422 ve Ahmed'in 6684, rivayetlerine göre Abdullah b. Amr anlatıyor; Bir bedevi arap Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) abdesti sormak için geldi. Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) uzuvlarını üçer kere yıkayarak bedeviye abdesti gösterdi. Sonra:" işte abdest böyledir. Kim buna ilave yaparsa kötülük yapmış, aşırılık etmiş olur." buyurdu. Hadisin isnadı hasendir. Ebu Davud'daki "Yahut bundan noksan yaparsa" kısmı münker yahut şazdır.Çünkü görünüşe göre üçten noksan yıkamak kötülenmiştir. Oysa üçten noksan yıkamak caizdir ve aynı zamanda Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) yaptığı birşeydir. Bu konuda hadisler sahihtir. Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) hakkında nasıl kötülük yaptı yahut zülmetti denilebilir.

4. İbni Mace, 425; Ahmed, 2/221. İsnad zayıftır.

5. Çoraplar üzerine meshetme konusunda sahih ve sağlam hadisler vardır. Üstad Cemaleddin el-Kasımı bu hadisleri bir kitapçıkta toplamış ve kaynaklarını belirtmiştir.

6. Malik, Muvata 1/34. senedi sahihtir. İmam Şafi (r.h) bu görüşü benimsemiş ve "Kulaklar için yeni su alır." demiştir. Alimlerin çoğunluğu ise kulaklara başa dahil saydıkları için, başla birlikte meshedileceklerini söylemişlerdir.

7. Ebu DAvud 101, Ahmed 2/148, Ibn Mace 399, Darakutni 1/29, Hakim 1/146 ve Beyhaki 1/43; Ebu Hureyreden Allah Resulu'nun (aleyhisselatu vesselam) şöyle buyurduğunu rivayet ederler; "Abdest almayanın namazı yoktur. Besmele çekmeyenin abdesti yoktur." Senedi zayıftır. Darakutni 1/26 ve Beyhaki 1/44, Ebu Hureyreden şu metinle rivayet eder.:" Besmele çekmeyen abdest almamış, abdest almayan namaz kılmamış demektedir." Hadisin senedi zayıftır. Teberani, Esvat'ta Ebu Hureyre'den şöyle rivayet eder; Hz.Peygamber (aleyhisselatu vesselam) ona" Ey Ebu Hureyre Abdest aldığında, Bismillahi velhamdulillah, de. Zira Hafaza melekleri bu abdestin bozuluncaya kadar senin için sevap yazar dururlar." Bu hadisi Heysemi Mecmau'z-Zevaid'de 1/220, hasen saymıştır. Hadisin Ahmed, Tirmizi, İbn Mace v.s'de Ebu Said El-Hudri'den Tirmizi, İbn Mace, Ahmed ve Darakutni'de Said b. Zeyd'den; İbni Mace ve Teberanide Sehl b.Sa'd'dan gelen hadisleri vardır. Bu hadisler sayesinde hasen sayılır ve onlar sayesinde kuvvet kazanır.

8. Tirmizi 55, bu metinle rivayet etmiştir. Müslim 234, ise şehadet dışıındaki kısmı rivayet etmiştir. Tirmizinin ifadesi hasendir. İbn Hacer'in Telhis'de, Bezzar ve Tebarani'den (Esvatta) aktardığına göre Sevbandan gelen , "Kim abdest suyu ister, sonra abdestini alır, bitirdiği zaman şu duayı okursa..." diye başlayan rivayette aynı dua geçmektedir. bu hadis Tirmizininrivayetine şahid olur.
 
Hazret-i Hüseyin (radıyü teâlâ anh)

Resulullahın torunu Hazret-i Ali'nin ikinci oğludur. Hüseyin adını Resulullah efendimiz verdi. Künyesi Ebu Abdullah'tır. Lakabı Seyyid ve Şehid'dir. Soyundan gelenlere Seyyid denir. Kerbela'da şehid edildi. Mübarek başı Mısır'da Karafe Kabristanında medfundur.



Bir gün Peygamber efendimiz Hüseyin'i sağ dizine oğlu İbrahim'i sol dizine aldı. Cebrail aleyhisselam gelip Hak teâlâ bu ikisinden birini alacaktır. Sen birini seç dedi. (Eğer Hüseyin vefat ederse benim canım yandığı gibi Ali'nin ve Fatıma'nın da canları yanar. Eğer İbrahim giderse en çok ben üzülürüm. Üzüntümü onların üzüntüsüne tercih ediyorum) buyurdu. Üç gün sonra oğlu İbrahim vefat etti. Resulullah Hüseyin yanına geldiğinde onu öpüp (Selamet ve saadet o kimseye ki oğlum İbrahim'i ona feda ettim) buyurdu.



Bir gün yine Resulullahın yanındaydı. Annesine gitmek istiyordu. Ancak hava yağmurluydu. Resulullah dua buyurdu. Hüseyin eve gidinceye kadar yağmur yağmadı.



Hazret-i Hüseyin'in yüzü karanlık gecede etrafını aydınlatırdı. Hacca daima yaya olarak giderdi. Yanındakiler bineklere binse de kendisi binmezdi. (Şevahid-ün nübüvve)



Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin ehl-i beytin gözbebekleri eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Peygamber efendimiz buyurdu ki:

(Fatıma Cennet hatunlarının üstünü Hasan ve Hüseyin de Cennet gençlerinin yüksekleridir.) [Tirmizi]



(Allahü teâlâ Fatıma ve nesline Cehennemi haram kıldı.) [Hakim Taberani]



(Vi Ehl-i beytimi sevmeyenin kalbine iman girmez.) [İ. Ahmed]



(Benim soyuma dil uzatarak beni incitenlere Allahü teâlâ çok azap yapar.) [Deylemi]



(Allahü teâlâ oğlum Hasanla iki Müslüman ordunun arasını barıştırır.) [Buhari]



(Ya Rabbi Hasanla Hüseyini seviyorum. Sen de sev. Bunları sevenleri de sev!) [Tirmizi]



(Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin Sırat köprüsünde ayağı kaymaz.) [Deylemi İ. Adiy]



(Eshabımı ezvacımı ve Ehl-i beytimi seven Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz]



Ehl-i beyt de eshab-ı kiramdan idi. Eshab-ı kiramla ilgili 4 âyet meali:

(Mekke'nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşan eshabın derecesi fetihten sonra veren ve savaşanlardan daha yüksektir. Her biri için hüsnayı [Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]



(Eshabın hepsi kâfirlere şiddetli ve birbirlerine merhametlidir.) [Feth 29]



(Sizler en iyi bir ümmetsiniz.) [Âl-i İmran 110]



(Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların izinden gidenlerden Allah razıdır.) [Tevbe 100]



Demek ki kurtuluş için Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın yoluna sarılmak lazımdır.



İnsanların en şereflileri



Abdullah ibni Abbas hazretleri anlatır:



Resulullahın huzurunda idim. Fatıma ağlayarak gelip dedi ki:

(Babacığım Hasan ve Hüseyin evden oyun için çıkmışlardı uzun müddet geçti hâlâ dönmediler. Ali de evde yok ki gidip onları arasın.) Resulullah (Ya Fatıma üzülme Allahü teâlâ onları korur) buyurdu ve (Ya Rabbi o ikisini eğer denizde iseler de inâyet kayığın ile kenara getir. Eğer sahrada iseler de hidayet rehberin ile evine getir) diye dua etti.



Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki:

Ya Resul hiç elem çekme ki o iki şehzadeniz Neccar oğullarının bahçesinde emniyettedirler. Allahü teâlâ onları muhafaza için iki melek vazifelendirmiştir. Kanatlarını onlara gerip hizmetleri ile meşguldürler.



Resulullah efendimiz o bahçeye doğru yola koyuldu. Onları alıp eve dönerken Hüseyini melek taşıyordu. Ebu Eyyub-i Ensari görünce meleği his etmeyip zan etti ki ikisini de Resulullah götürmektedir. Dedi ki ya Resul birini bana verin yükünüzü hafifleteyim. Resulullah buyurdu ki:

(Ya Eba Eyyub! Bunlar dünyada mükerrem ahirette muhteremdir. Valideleri kendilerinden eşref ve efdaldir.)



Çabuk onun sıkıntısını gider



Bir gün bir kişi Peygamber efendimize bir ceylan yavrusu hediye getirdi. Resulullah onu torunu Hasan'a hediye etti. Hüseyin bunu işitince Resulullahın huzuruna gelip (Dedeciğim ben de ceylan yavrusu isterim) dedi. Hiçbir şey ile teselli bulmayıp ağlamaya başladı.



Resul-i ekrem düşünceli otururken gördü ki sahradan bir ceylan yavrusuyla acele ile gelir. Resulullahın huzuruna geldiğinde fasih bir lisan ile (Ya Resul Allah bana iki yavru ihsan etmişti. Birini bir avcı tutup size getirdi. Biri benim ile kaldı. Onu emzirmeye meşgul iken nida geldi ki (Bir yavrun Hasan'a vasıl oldu. Hüseyin de ceylan yavrusu istiyor bunun için ağlıyor. Durmayıp bu yavrunu da çabuk huzura götür. Onun sıkıntısını kalbinden gider.) Resulullah bu haberden mesrur olup o ceylan yavrusunu da Hüseyin'e verip hatır-ı şerifini teselli etti. (Kenz-ül Garaib)



Bunların beşiklerini sallardım

Eshab-ı güzinden Dıhye daima ticaret için sefere gidip-gelirdi. Cemal güzelliği çok fazla idi. Cebrail aleyhisselam Resulullah efendimizin huzuruna geldiğinde ekseri Hazret-i Dıhyenin suretinde gelirdi. Bir gün Cebrail aleyhisselam Dıhyenin suretinde Resulullahın huzurunda oturdu.




Hazret-i Hasan ve Hüseyin o zaman henüz çocuk idiler. O sırada biri Hazret-i Dıhyeyi görüp geriye dönüp kardeşine dedemizin yanında Dıhye oturur gel yanına varalım dedi. İkisi de acele ile mescide girdiler. Cebrail aleyhisselamın dizleri üzerine oturdular. Mübarek ellerini Cebrailin koynuna uzattılar. Resulullah bunları men etmek istedi. Cebrail dedi ki ya Resul niçin elem çekersin! Bunlar küçük iken Fatıma teheccüd namazını kılarken Allahü teâlâ beni gönderir Fatıma namazda iken elem çekmeyip rahatça teheccüd kılsın diye bunların beşiklerini sallardım. Ya Resul bu hareketlerini bana karşı bir edepsizlik sayma! Fatıma teheccüd namazından sonra uyurken bunlar ağlardı. Allahü teâlâdan bana git beşiklerini salla Fatıma uykusundan uyanmasın diye ferman gelirdi. (Cennette Ali Hasan ve Hüseyin için bir nehir vardır) Sadasını bunların mübarek kulaklarına ben getirmiştim. Onların üzerime çıkıp ellerini koynuma sokmaları acaip olmaz.



Resulullah buyurdu ki:

(Ya kardeşim! Masumlar şimdi bir şey yapmadılar. Bir edepsizlik ederler diye mani oldum. Zira Dıhye isminde eshabımdan birisi vardır ki dışarıya gider her geldiğinde bize gelse bunlara bir hediye ile gelirdi. Seni Dıhye zan edip ellerini koynuna uzattılar.)



Cebrail aleyhisselam Allahü teâlâya teveccüh edip (Ya Rabbi ihsan eyle bu masumları sevindireyim) dedi. Niyaz ettiği gibi güzel hitap erişti ki;

(Oturduğun yerden gözlerini yum. İki elini Cennet içine uzat. Her ne eline gelirse al.)



Cebrail ellerini Cennete uzattığı gibi bir yeşil salkım üzüm ve bir kırmızı nar eline geldi. Hasan üzümü aldı. Hüseyin narı aldı. Onlar bunları yerken bir dilenci ya ehl-i beyt o üzüm ve nardan bana da verin diye seslendi. Fıtratları icabı hemen vermek istediler ancak Cebrail aleyhisselam mani oldu ve (Bu dilenci iblistir. Cennet meyvesi ona haram iken hile ile almak ister) dedi.
 
Sahabeyi okuyorduk dün akşam

öyle sıkı saf tutarlarmış ki.

elbiselerinin omuz başları eskirmiş en önce.

en çok yama oralarda olurmuş

Sahabe efendilerimiz namazda öyle sıkı

dururlarmış ki adeta nefes alamaz halde olurlarmış.



Peygamber Efendimiz (sav) bu şekilde İslam kardeşliği üzere yaşayanların ecrini dile getirirken şöyle buyurmuşlardır:

Allah"ın kulları arasında bir grup vardır ki onlar ne peygamber ne şehittirler üstelik kıyamet günü Hz. indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle Peygamberler de şehitler de gıpta ederler.

Orada bulunan Sahabe-i Kiram sormuşlar
Ey ALLAHın Rasülü kimdir onlar bize haber verir misiniz?
Peygamber Efendimiz onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları mal olduğu halde rızası için birbirlerini sevenlerdir."


Bir ara merak ettik. Elbise dolabımızi açtık. ve kullandıgımiz elbiselerin en çok neresinin yıprandığına baktık.

Hep cep bölümleri yıpranmış şaşırdık kaldık.

Eeee ne olacaktı dünyalık adamın elbisesi neresinden yıpranacaktı ki.

Utandik halende cok utaniyoruz.

ve sahabe ile kendisi arasında uçurumu bir kez daha anladık

Af buyurun ama vaktiniz var ise bir de siz bakabilirmisiniz elbiseleriniz neresinden yıpranmış diye.

Tabi yıpranacak kadar kullanıyorsak.!

O da ayri bir mesele.
 
Hz. Ebubekir r.a vefatina yakin bir zamanda Hz. Ali'ye soyle buyurur;

-"Ey gozumun nuru dostum. Vefatimdan sonra beni guzelce yika ve kefenle. Resulullahin ravzai mutahharasina gotur ve beni kapiya birak. Ve Resulullaha deki; Ya Resul Ebubedir kapidadir senden izin ister."

Eger kapinin kilidi anahtarsiz acilirsa beni hemen Resulullahin arkasina defnedin. Eger kapinin kilidi acilmazsa baki mezarligina defnedin.

Ve;

Hz. Ali Hz. Ebubekirin vefatindan sonra onun istegini yerine getirir Resulullahdan izin ister.

Ve

Kapinin kilidi anahtarsiz olarak acilir.

Hz. Ali O an soyle bir ses isitir.

"Habibi Habibe kavuşturun Sevdiğini özlemiştir!!!"
 
Geri