Peygamberimizin misafirlerine muamelesi
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin!” Buhârî, Edeb, 85
Türkçemizde yolculuk, davet veya ziyaret sebebiyle, birinin evine uğrayarak hâne halkından olmadığı hâlde geçici bir süre burada ağırlanan kimseye misafir denir.
Misafire ikram dinimizin belirlemiş olduğu ahlâkî düsturlardan biridir. Kur'ân-ı Kerîm, İbrahim -aleyhisselam-'ın hiç tanımadığı müsafirlerine ikramda bulunuşunu teferruatlı bir şekilde anlatmakta ve bu hususta onu örnek almamız gerektiğine şöyle dikkat çekmektedir:
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ {24} إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ {25} فَرَاغَ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاء بِعِجْلٍ سَمِينٍ {26} فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ {27}
“İbrahim'in ikram edilen misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girmişler «selâm!» demişlerdi. İbrahim de onlara; «selâm size» diye mukabelede bulunmuştu. İçinden de: «Bunlar yabancı kimseler» diye geçirmişti. Hemen sezdirmeden ailesinin yanına giderek semiz bir dana kebabı getirmiş, önlerine sürmüş ve « (Buyurun) yemez misiniz?» demişti.” (ez-Zâriyât, 51/24–27)
İbn-i Abbas’tan nakledildiğine göre İbrahim - aleyhisselâm-'a gelen bu misafirler Cebrail ile birlikte İsrafil ve Mikail idi. (Kurtubî, XVII, 44) Misafir ağırlamayı çok seven Hz. İbrâhim ise yakışıklı delikanlılar kıyafetinde gelen konuklarının melek olduklarını önce anlayamamış, onları içeri buyur ettikten sonra bir ara yavaşça dışarı çıkıp karısı Sâre'nin de yardımıyla hemen bir dana kesip kızartmış ve misafirlerine ikram etmişti.
Âyetlerin devamından öğrendiğimize göre İbrahim -aleyhisselam- meleklerin yemeğe el uzatmadığını görünce onlardan şüphelenmiş; onlar da bu azîz Peygamberi daha fazla merakta bırakmamak için kendilerini tanıtmışlardı.
Hz. İbrâhim'in bu davranışı, bize misafire ikrâm usûlünü öğretmektedir. Misafirlerinin selâmını en güzel şekilde alıp onları evine buyur etmesi, yemek hazırlamak için onların yanından yavaşça dışarı çıkması, evindeki en güzel yemeği ikrâm etmesi ve bu ikramı bizzat kendi eliyle yapması örnek alınacak başlıca hususlardır.
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin!” (Buhârî, Edeb, 85; Müslim, Îmân, 74) buyuran Peygamberimiz, ayrıca misafire ikramda bulunan bir ev halkına hayır ve bereketin çok hızlı bir şekilde ulaştığını bildirmiştir. ( İbn-i Mâce, Eti‘me, 55) İmkanı bulunduğu halde bu işten içtinap edenleri ise:
“Misafir ağırlamak istemeyen kimsede hayır yoktur.” (İbn-i Hanbel, IV, 155) meâlindeki hadisleriyle uyarmıştır.
Bir hadis-i şerifte de yolcunun (misafirin) duası, kabul edilmesi kesin olan dualar arasında zikredilmektedir. ( Ebû Dâvûd, Vitr, 29; Tirmizî, Deavât, 47)
Tabiî ki dua kelimesinin hem lehte hem de aleyhte olan yakarışları içine aldığı unutulmamalıdır.
Yani yurdundan yuvasından uzak, kalbi rikkat halindeki misafir, gördüğü anlayış ve ikram sebebiyle dua ettiğinde veya beklemediği ilgisizlik karşısında bedduada bulunduğunda, kabul edileceğinde şüphe edilmemelidir.
Misafirin gönlünü almak, onu lâyıkıyla ağırlamak gerekir.
Aynı şekilde misafir de iyilik ve ikram gördüğü kişiler hakkında güzel dualar yapmakta cimri davranmamalıdır.
Sözlü beyanlarıyla ashâbını misafir ağırlamaya teşvik eden Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, aynı zamanda imkânları nisbetinde misafirlerine izzet ü ikramda bulunarak bize örnek olmuştur.
Hatta Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu yüzden karnını doyurmayıp kimi zaman günlerini aç geçirmiştir. (İbn-i Sa'd, I, 409) Öte yandan evinde ikram edilecek bir şeylerin bulunmadığı zamanlarda misafirleri, imkânı olan ashabının ağırlamasını tavsiye etmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın naklettiği şu haber konumuz açısından oldukça dikkat çekicidir: O diyor ki:
Bir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve:
— Ben açım, dedi.
Allah'ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi.
O da:
— Seni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, dedi.
Fahr-i Kînât -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi. Daha sonra Resûl-i Ekrem'in öteki hanımları da:
— Seni peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, diye haber gönderince, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına dönerek:
“- Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu .
Ensar'dan biri:
— Ben misafir ederim, yâ Resûlallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü. Eve varınca karısına:
— Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in misafirini ağırla, dedi ve:
— Evde yiyecek bir şey var mı, diye sordu.
Hanımı:
— Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var, dedi.
Sahâbî:
— Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür.
Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi.
Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin!” Buhârî, Edeb, 85
Türkçemizde yolculuk, davet veya ziyaret sebebiyle, birinin evine uğrayarak hâne halkından olmadığı hâlde geçici bir süre burada ağırlanan kimseye misafir denir.
Misafire ikram dinimizin belirlemiş olduğu ahlâkî düsturlardan biridir. Kur'ân-ı Kerîm, İbrahim -aleyhisselam-'ın hiç tanımadığı müsafirlerine ikramda bulunuşunu teferruatlı bir şekilde anlatmakta ve bu hususta onu örnek almamız gerektiğine şöyle dikkat çekmektedir:
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ {24} إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ {25} فَرَاغَ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاء بِعِجْلٍ سَمِينٍ {26} فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ {27}
“İbrahim'in ikram edilen misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girmişler «selâm!» demişlerdi. İbrahim de onlara; «selâm size» diye mukabelede bulunmuştu. İçinden de: «Bunlar yabancı kimseler» diye geçirmişti. Hemen sezdirmeden ailesinin yanına giderek semiz bir dana kebabı getirmiş, önlerine sürmüş ve « (Buyurun) yemez misiniz?» demişti.” (ez-Zâriyât, 51/24–27)
İbn-i Abbas’tan nakledildiğine göre İbrahim - aleyhisselâm-'a gelen bu misafirler Cebrail ile birlikte İsrafil ve Mikail idi. (Kurtubî, XVII, 44) Misafir ağırlamayı çok seven Hz. İbrâhim ise yakışıklı delikanlılar kıyafetinde gelen konuklarının melek olduklarını önce anlayamamış, onları içeri buyur ettikten sonra bir ara yavaşça dışarı çıkıp karısı Sâre'nin de yardımıyla hemen bir dana kesip kızartmış ve misafirlerine ikram etmişti.
Âyetlerin devamından öğrendiğimize göre İbrahim -aleyhisselam- meleklerin yemeğe el uzatmadığını görünce onlardan şüphelenmiş; onlar da bu azîz Peygamberi daha fazla merakta bırakmamak için kendilerini tanıtmışlardı.
Hz. İbrâhim'in bu davranışı, bize misafire ikrâm usûlünü öğretmektedir. Misafirlerinin selâmını en güzel şekilde alıp onları evine buyur etmesi, yemek hazırlamak için onların yanından yavaşça dışarı çıkması, evindeki en güzel yemeği ikrâm etmesi ve bu ikramı bizzat kendi eliyle yapması örnek alınacak başlıca hususlardır.
“Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin!” (Buhârî, Edeb, 85; Müslim, Îmân, 74) buyuran Peygamberimiz, ayrıca misafire ikramda bulunan bir ev halkına hayır ve bereketin çok hızlı bir şekilde ulaştığını bildirmiştir. ( İbn-i Mâce, Eti‘me, 55) İmkanı bulunduğu halde bu işten içtinap edenleri ise:
“Misafir ağırlamak istemeyen kimsede hayır yoktur.” (İbn-i Hanbel, IV, 155) meâlindeki hadisleriyle uyarmıştır.
Bir hadis-i şerifte de yolcunun (misafirin) duası, kabul edilmesi kesin olan dualar arasında zikredilmektedir. ( Ebû Dâvûd, Vitr, 29; Tirmizî, Deavât, 47)
Tabiî ki dua kelimesinin hem lehte hem de aleyhte olan yakarışları içine aldığı unutulmamalıdır.
Yani yurdundan yuvasından uzak, kalbi rikkat halindeki misafir, gördüğü anlayış ve ikram sebebiyle dua ettiğinde veya beklemediği ilgisizlik karşısında bedduada bulunduğunda, kabul edileceğinde şüphe edilmemelidir.
Misafirin gönlünü almak, onu lâyıkıyla ağırlamak gerekir.
Aynı şekilde misafir de iyilik ve ikram gördüğü kişiler hakkında güzel dualar yapmakta cimri davranmamalıdır.
Sözlü beyanlarıyla ashâbını misafir ağırlamaya teşvik eden Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, aynı zamanda imkânları nisbetinde misafirlerine izzet ü ikramda bulunarak bize örnek olmuştur.
Hatta Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu yüzden karnını doyurmayıp kimi zaman günlerini aç geçirmiştir. (İbn-i Sa'd, I, 409) Öte yandan evinde ikram edilecek bir şeylerin bulunmadığı zamanlarda misafirleri, imkânı olan ashabının ağırlamasını tavsiye etmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın naklettiği şu haber konumuz açısından oldukça dikkat çekicidir: O diyor ki:
Bir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve:
— Ben açım, dedi.
Allah'ın Resûlü hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi.
O da:
— Seni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, dedi.
Fahr-i Kînât -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi. O da aynı cevabı verdi. Daha sonra Resûl-i Ekrem'in öteki hanımları da:
— Seni peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, diye haber gönderince, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına dönerek:
“- Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu .
Ensar'dan biri:
— Ben misafir ederim, yâ Resûlallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü. Eve varınca karısına:
— Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in misafirini ağırla, dedi ve:
— Evde yiyecek bir şey var mı, diye sordu.
Hanımı:
— Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var, dedi.
Sahâbî:
— Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür.
Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi.
Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da aç yattılar.