Peygamberimize İnen İlk Beş Ayet

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
Muhammed sav. ile Şeytan'ın Konuşması izle

Muhammed sav. ile Şeytan'ın Konuşması

[YOUTUBE]6btaJnGE2sQ&feature[/YOUTUBE]

 
Birlik ve Beraberlik

İslam dinini tebliğe memur olan Hz. Peygamber (s.a.v.), bir yandan iman esaslarını gönüllere nakşederken, diğer yandan da bu akide etrafında toplanan ırkları, ülkeleri, renkleri ve dilleri farklı insanları, “din kardeşliği” adı altında birleştirip kaynaştırmıştır. Bunun en canlı örneği de hicretin ilk yıllarında Mekke’den hicret ederek gelen Muhâcirler ile Medine’nin yerlisi Ensâr arasında gerçekleştirdiği kardeşliktir. Bu özel kardeşlik; her türlü maddi ve manevi yardımı, birbirlerini koruyup gözetmeyi içine alıyordu.

Dinimizin bir kısım emirleri müslümanlar arasında birliği sağlamağa yöneliktir. Tek Allah’a inanan müslümanların kitabı bir, Peygamberi bir, kıblesi birdir. Her gün beş kere camide cemaatle namaz kılan ve bir araya gelen müslümanlar, birlik olmanın huzurunu duyarlar. Cuma ve bayram namazları da böyledir. Hac ibadeti ise İslâm birliğinin ve kardeşliğinin evrensel tezahürüdür.


Muhterem Müslümanlar!

Bir toplumda, zengin-fakir, amir-memur, işçi-işveren, bilen-bilmeyen, kısacası tüm fertler kardeşlik bilinciyle yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olduğunda, Yüce Allah’ın yardımına mazhar olacakları unutulmamalıdır. Dinimiz, kardeşlik duygularını pekiştirecek nice mesajlar içermektedir. Kur’an-ı Kerim’de: “Müminler ancak kardeştirler,” “Hepiniz birden Allah’ın ipine (İslâm’a) sarılın, asla ayrılmayın, bölünüp parçalanmayın” buyurulmuştur. Sevgili Peygamberimiz de: “Hiçbiriniz, kendisi için arzu ettiği şeyi kardeşi için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz” hadis-i şerifiyle, toplum dayanışmasının gereğini en güzel şekilde ortaya koymuşlardır. Yine bir hadislerinde Resul-i Ekrem efendimiz (sav), İslam kardeşliğini şöyle ifade etmektedirler: “Müslüman Müslüman’ın Kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu tehlikeye atmaz. Her kim bir kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da o kimseden Kıyamet gününün bir sıkıntısını giderir. Her kim bir Müslüman’ın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet gününde onun kusurunu örter.”

Muhterem Müminler!

Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, birlik ve beraberliğini koruyan milletler yücelmiş ve yükselmişlerdir. Bölünüp parçalanan ve bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.

Millî Şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un ifadesiyle:

“Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Şu halde, Allah’ın varlığına ve birliğine iman eden, kitaplara, peygamberlere, meleklere inanan Müslümanlar, İslam esasları etrafında birleşmeli ve asla bölünüp parçalanmamalıdır. Nitekim Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de bu hususu ifade etmek üzere şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin, sonra gevşersiniz ve gücünüz, elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”
Allah, birliğimizi-dirliğimizi dâim eylesin.
 
Peygamberimize İnen İlk Beş Ayet


Peygamberimize İnen İlk Beş Ayet Hangisidir

Peygamberimize İnen İlk Beş Ayet Alak Suresinin ilk 5 ayetidir. Bu ayetler şöyledir:

1- Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku.

2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

3- Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.

4- O, insana kalemle yazmayı öğretti.

5- İnsana bilmediğini öğretti.


 
Kemahlı Feyzullah

Hazreti Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğunu açıklayan şahidler sayılamayacak kadar çoktur. Allahü Teala “Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım.” buyurmuştur. Bütün varlıklar Allahü Teala’nn varlığını, birliğini gösterdiği gibi, Hazreti Muhammed’in peygamber olduğunu ve üstünlüğünü de göstermektedir.

1. Mahluklar içinde ilk olarak Muhammed Aleyhisselam’ın ruhu yaratılmıştır.
2. Allah’u Teala, O’nun ismini arşa, Cennetler ve yedi kat göklere yazmıştır.
3. Muhammed Aleyhisselamın ismini söylemekten başka vazifesi olmayan melekler vardır.
4. Meleklerin Hz. Adem’e karşı secde etmelerinin emr olunmasının sebebi, alnından Muhammed Aleyhisselam’ın nuru bulunmasıydı.
5. Adem Aleyhisselma zamanında, namaz için okunan ezanda, Hz. Muhammed’in ismi de söylenirdi.
6. Allahu Teala bütün peygamberlere emir etti ki, Muhammed Aleyhisselam sizin zamanınızda peygamber olursa, O’na iman etmeleri için ümmetlerinize de emr ediniz.
7. Tevrat’ta, İncil’de ve Zebur’da Muhammed Aleyhisselam’ı ve dört halifesinin ve eshabından, ümmetinden bazılarının isimleri bildirilmiş ve meth edilmiştir. Allahü Teala kendinin Mahmut isminden Muhammed kelimesini çıkararak Habibine isim koymuştur. Allahü Teala, kendi isimlerinden Rauf ve Rahim isimlerini de Habibine vermiştir.
8. Dünyaya geldiği zaman, melekler tarafından sünnet edilmiştir.
9. Muhammed Aleyhisselam dünyaya gelince şeytanlar göğe çıkamaz, meleklerden haber alamaz oldular.
10. Dünyaya geldiği zaman, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykeller yüzüstü devrildiler.
11. Beşiğini melekler sallardı.
12. Beşikte iken gökteki ay ile konuşurdu. Mübarek parmağı ile işaret ettiği tarafa meyl ederdi.
13. Beşikte iken konuşmaya başladı.
14. Çocukken, açıklarda gezerken, başı hizasında bir bulutta birlikte hareket ederek gölge yapardı. Bu hal, peygamberliği başlayıncaya kadar devam etti.
15. Üç yaşındayken ve kırk yaşında peygamberliği bildirildiği vakit ve 52 yaşında miraca götürülürken, melekler göğsünü yardı. Cennetten getirdikleri leğen içinde, cennet suyu ile kalbini yıkadılar.
16. Her peygamberin sağ eli üstünde nübüvvet mührü vardı. Muhammed Aleyhisselam’ın ise, sol kürekteki deri üzerinde kalbi hizasında idi. Cebrail Aleyhisselam kalbini yıkayıp, göğsünü kapadığı zaman, cennetten getirdiği mühür ile sırtını mühürlemişti.
17. Önünden gördüğü gibi arkasından da görürdü.
18. Aydınlıkta gördüğü gibi, karanlıkta da görürdü.
19. Sevr (Öküz) burcunun yanında bulunan “Süreyya” denilen yıldız kümesindeki yedi yıldızı gözleriyle görüp sayısını bildirmiştir.
20. Tükürüğü acı suları tatlı yaptı. Hastalara şifa verdi, bebeklere süt gibi gıda oldu.
21. Gözleri uyurken, kalbi uyanık olurdu. Bütün peygamberler de böyledir.
22. Ömründe hiç esnemedi. Bütün peygamberler de böyleydi.
23. Teri gül gibi kokardı. Bir fakir kimse, kızını evlendirirken, kendizinden yardım istemişti. O anda verecek şeyi yoktu. Küçük bir şişeye terinden koydurup verdi. O kız, yüzüne başına sürünce evi mis gibi kokardı. Evi güzel kokulu ev adıyla meşur oldu.
24. Orta boylu olduğu halde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.
25. Güneş ve ay ışığında yürüyünce gölgesi yere düşmezdi.
26. Bedenine ve elbisesine, sinek, sivri sinek ve başka böcekler konmazdı.
27. Çamaşırlarını ne kadar çok giyse, hiç kirlenmezlerdi.
28. Yürüdüğü her zaman, arkasından melekler gelirdi. Bunun için, eshabını önünden yürütür, “arkamı meleklere bırakın” derdi.
29. Taş üstüne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum üstünde giderken hiç iz bırakmazdı. Açıkta abdest bozduğu zaman, yer yarılıp bevl vb. toprak içinde kalırdı. Oradan etrafa güzel kokular yayılırdı. Bütün peygemberler de böyleydi.
30. Büyük bir mucizesi de, miraca götürülmesidir. Burak denilen cennet hayvanı ile Mekke’den Kudüs’e götürüldü. Oradan göklere ve arşa götürüldü. Kendisine cennet, cehennem gösterildi. Allahü Teala’yı baş gözüyle gördü. Bir anda tekrar evine getirildi. Mirac mucizesi, başka hiç bir peygambere verilmedi.
31. O’na salat ve selam okumaları ümmetine farz oldu. Allahü Teala ve meleklerde, O’na salat ve selam etmektedir.
32. İnsanlar ve melekler içinde en çok ilim O’na verildi. Ümmi olduğu halde, yani kimseden bir şey öğrenmemiş iken Allahu Teala O’na herşeyi bildirmiştir. Adem Aleyhisselam’a herşeyin ismi bildirildiği gibi, Muhammed Aleyhisselam’a herşeyin ismi ve ilmi bildirilmiştir.
33. Ümmetinin isimleri, cisimleri ve aralarında olacak şeylerin hepsi kendisine bildirildi.
34. Aklı bütün insanların aklından daha çoktur.
35. İnsanlarda bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi O’na ihsan olundu. Büyük Şair Ömer İbnil Farı’da Resulullah’I niçin medh etmedin dediklerinde, “O’nu meth etmeye gücüm yetmeyeceğini anladım. O’nu meth edecek kelime bulamadım.” Demiştir.
36. Kelime-I Şahadet’te, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, bir çok dualarda bazı ibadetlerde ve hutbelerde, nasihat yapmakta, sıkıntılı zamanlarda, kabirde, mahşerde cennette ve her mahlukun lisanında Allahü Teala O’nun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
37. Üstünlüklerin en üstünü, Habibullah olmasıdır, Allahü Teala onu kendisine sevgili, dost yapmıştır. O’na herkezten, her melekten daha çok sevmiştir. “İbrahim’I Halil yaptım ise Seni kadime habib yaptım” buyurmuştur.
38. “Sana razı oluncaya kadar, yeter değinceye kadar her dilediğini vereceğim” ayeti, Allahu Teala’nın peygamberine bütün ilimleri, bütün üstünlükleri, ahkamı İslamiyye’yi, düşmanlarına karşı yardım ve galebe ve ümmetine fetihler, zaferler ve kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vaad etmektedir. Bu ayet geldiği zaman, Cebrail aleyhisselam’a bakarak “Ümmetimden birinin cehennemde kalmasına razı olmam” buyurdu.
39. Gece, gündüz, uyanık iken, uykuda iken, yanlız iken, çoklukta iken, yolculukta iken, evde iken, harpte iken, gülerken, ağlarken, mübarek kalbi hep Allahü Teala ile beraberdi. Bazı zamanlarda ise, yanlız Allah ile idi. Dünyadaki vazifelerini yapabilmek için, zevcesi Hazreti Aişe’nin yanına gelip “Ey Aişe biraz benimle konuş da kendime geleyim” der, ondan sonra eshabına nasihat ve irşad etmeye giderdi. Sabah namazı sünnetini evinde kılıp, Hazreti Aişe ile bir miktar konuştuktan sonra eshabına farzı kıldırmak için mescide giderdi. Bu hal hasaisi peygamberidir. Hazreti Aişe ile konuşmadan dışarı çıksaydı, ilahi tecellilerden ve nurlardan dolayı yüzüne kimse bakamazdı .
40. Allahü Teala, Kur’an-ı Kerim’de her peygamberi onun ismiyle bildirmiştir. Muhammed Aleyhisselam’I ise “Ey Resulüm”, “Ey peygamberim” diye bidirmiştir.
41. Gayet açık kolay anlaşılır olarak konuşurdu. Arabi lisanın her lehçesiyle konuşurdu. Çeşitli yerlerden gelip soranlara onların lugatıyle cevap verirdi. İşitenler hayran olurlardı. “Allah beni çok güzel yetiştirdi.” Buyurdu.
42. Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Yüz binden ziyade hadis-I şerifi onun “cevami-ul kelim” olduğunu göstermaektedir. Bazı alimler dediler ki Muhammed Aleyhisselam İslam dininin dört temelini dört hadisle bildirmiştir. Bunlar: “Ameller niyete göre değerlendirilir”, “Helal meydandadır haram meydandadır.”, “Davacının şahit göstermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır.”, “Bir kimse kendine istediğini, din kardeşıne de istemedikçe iman-ı kamil olmaz.”
43. Muhammed Aleyhisselam masumdu. Bilerek ve bilmeyerek büyük ve küçük, kırk yaşından evvel ve sonra, hiçbir günah işlememiştir. Çirkin hiçbir harekaeti görülmemiştir.
44. Müslümanların namazda otururken ” esselamu aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullahi” okuyarak Muhammed Aleyhisselam’ a selam vermeleri emr olundu.
45. Rütbeyi saltanatı istememiş peygamberliği, fakirliği dilemiştir. Bir sabah Cebrail aleyhisselam ile konuşurken” bu gece evimizde yiyecek bir lokmamız yoktu “buyurdu. O anda, İsrafil aleyhisselam gelip “Allahü Teala söylediğini işitti ve beni gönderdi. İstersen her elin sürdüğün taş altın olsun, gümnüş olsun, zümrüt olsun. İstersen melek olarak peygamberlik yap” dedi. Resulullah üç kere” kul olarak peygamberlik istiyorum “dedi.
46. Başka peygamberler belli bir zamanda, belli bir memlekette Peygamberlik yaptı. Muhammed Aleyhisselam ise, yer yüzündeki bütün insanlara ve cinne kıyamete kadar peygamber olarak gönderilmiştir. Meleklerin de hayvanların da, nebatların da cansızların da, kısaca bütün mahlükların Peygamberi olduğunu bildiren alimler vardır.
47. Bütün varlıklara rahmeti, faydası yayılmıştır. Müminlere faydası meydandadır. Bir gün Cebrail Aleyhisselama “Allahü Tealaya benim alimlere rahmet olduğumu bildirdi.benim rahmetimden sana da nasip oldu mu? ” dedi. Cebrail de “Allah’ın büyüklüğü, dehşeti karşısında sonumun ne olacağından hep korku içindeydim. Sana, emin olduğumu bildiren ayeti getirince bu müthiş korkudan kurtuldum.Bundan büyük rahmet olur mu?” dedi.
48. Allahü Teala, Muhammed Aleyhisselam’ın razı olmasını istemiştir.
49. Başka peygamberler kafirlerin iftiralarına kendileri cevap vermiştir. Muhammed Aleyhisselam’a yapılan iftiralara ise Allah cevap vererek, O’nun müdafasını yapmıştır.
50. Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetinin sayısı başka peygamberlerin ümmetlerinin toplamından daha çoktur.
51. Mevahibi ledünniyye de diyor ki “ümmetimin dalalet üzerinde birleşmemelerini Rabbimden diledim. Kabul eyledi.” Başka bir hadisi şerifte ” Allahü Teala sizi üç şeyden korumuştur. Bunlardan biri dalalet üzerinde birleşmekten korumuştur.” Bir hadiste “Eshabımın ihtilafı, sizin için rahmettir. Ümmetimin ihtilafı insanlar için rahmettir. “buyurdu.
52. Resullullaha verilecek sevaplar diğer peygamberlere verilecek sevaplardan kat kat ziyadedir.
53. Kendisini ismiyle çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda onüne geçmek haram edilmiştir.
54. İsrafil Aleyhisselam da Muhammed Aleyhisselam’ a çok kere gelmiştir. Başka peygamberlere yalnızca Cebrail aleyhisselam gelmiştir.
55. Cebrail Aleyhisselam’ı melek şeklinde iki kere görmüştür. Cebrail aleyhisselam kendisine yirmi dört bin kere gelmiştir. En çok Musa Aleyhisselam’a dört yüz kere gelmiştir.
56. Allahü Tealaya Muhammed Aleyhisselam ile and vermek caiz olup, başka peygamberlerle ve meleklerle caiz değildir.
57. Muhammed Aleyhisselam’dan sonra, zevcelerini başkalarının nikahla almaları haram edilmiş, bu bakımdan müminlerin anneleri oldukları bildirilmiştir. Başka peygamberlerin zevceleri kendilerine ya zararlı ya faydasız olmuşlardır. Muhammed Aleyhisselam’ın zevceleri ise dünya ve ahiret işlerinde, kendisine yardımcı olmuşlar, fakirliğe sabır etmişler, şükretmişler ve islamiyeti yaymakta çok hizmet etmişlerdir.
58. Resulullah’ın kızları ve zevceleri, dünya kadınlarının en üstünleridir.
59. Neseb ve sebeb bakımından, yani kan ve nikah bakımından olan akrabalığın kıyamette faydası yoktur. Resulullah’ın akrabası bundan müstesnadır.
60. Herkesin soyu oğlundan ürer. Muhammed Aleyhisselam’ın soyu ise kızı Fatıma’dandır.
61. Onun ismini taşıyan müminler cehenneme girmeyecektir.
62. Onun her sözü, her işi doğrudur. Her içtehadı Allahü Teala tarafından doğrulanır.
63. Onu sevmek herkese farzdır. “Allahı seven, beni sever” buyurmuştur. Onu sevmenşn alameti, dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymaktır. Kuran-I Kerim’de “Bana uyarsanız, Allah sizi sever demesi” emr olundu.
64. Onun Ehl-i Beytini sevmek vaciptir. “Ehl-i Beytime düşmanlık eden münafıktır.” Ehli Beyt, zekat alması haram olan akrabasıdır.
65. Eshabının hepsini sevmek vaciptir. “Benden sonra eshabıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de Allah’ı incitir. Allahu Teala kendisini incitene azap yapar.” buyurdu.
66. Alalhü teala, Muhammed Aleyhisselam’a gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar Cebrail, Mikail ve Ebu Bekr, Ömer’dir.
67. Her insanın cinden bir arkadaşı vardır. Bu şeytan kafirdir. İnsanı aldatarak, vesvese vererek, imanını almaya, günah yaptırmaya çalışır. Muhammed Aleyhisselam kendi arkadaşı olan cinniyi imana getirmiştir.
68. Erkek, kadın, büyük yaşta vefat eden herkese kabrinde Muhammed Aleyhisselam sorulacaktır. Rabbin kimdir? Denildiği gibi, Peygamberin kimdir de denilecektir.
69. Muhammed Aleyhisselamın Hadis-s Şeriflerini okumak ibadettir. Okuyana sevap verilir.
70. Resulullah vefat edeceği zaman, Cebrail Aleyhisselam gelip, Allahü Tealadan selam getirdi ve hatırını sorduğunu söyledi. Vefat edeceğini bildirdi. Kendisi ve immeti için çok müjdeler verdi.
71. Mübarek ruhunu almak için Azrail Aleyhisselam, insan şeklinde geldi, içeri girmek için izin istedi.
72. Kabrinin içindeki toprak, her yerden ve kabeden ve cennetlerden daha eftaldir.
73. Kabirde, bilmediğimiz bir hayatla diridir. Kuran-I Kerim okur, namaz kılar. Bütün peygamberler de böyledir.
74. Dünyanın her yerinde Resulullah’a salavat okuyan müslümanların selamlarını işiten melekler kabrinegelip haber verirler. Kabrini her gün binlerce melek ziyaret eder.
75. Ümmetinin amelleri ve ibadetleri her sabah ve akşam kendisine gösterilir. Bunları yapanları da görür. Günah işleyenin af olması için dua eder.
76. Kabrini ziyatret etmek, kadınlara da müstehaptır.
77. Diri iken olduğu gibi, vefatından sonra da, dünyanın her yerinde, her zaman ona tevessül edenlerin yani onun hatırı ve hürmeti için isteyenlerin duasını Allahu Teala kabul eder.
78. Kıyamet günü kabirden ilk kalkan Resullullah olacaktır. Üzerinde cennet elbisesi bulunacaktır. Burak üzerinde mahşer yerine gidecektir. Elinde Livaülhamd denilen bayrak olacaktır. Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Hepsi bin sene beklemekten çok sıkılacaklardır. Önce Adem, sonra Nuh , sonra İbrahim ve Musa ve İsa peygamberlere gidip hesaba başlanması için şefaat etmelerini isteyeceklerdir. Her biri birer özür bildirerek Allah’tan utandıklarını, korktuklarını söyleyeceklerdir, şefaat edemeyeceklerdir. Sonra Resulullaha gelip yalvaracaklardır. Secde edip dua edecek ve şefaati kabul olacaktır. Önce onun ümmetinin hesabı görülecek, önce sırattan geçecekler ve cennete gireceklerdir. Her gittikleri yeri nurlandıracaklardır. Hz. Fatıma sırattan geçerken “herkes gözlerini kapasın! Muhammed Aleyhisselamın kızı geliyor” denecektir.
79. Altı yerde şefaat yapacaktır. Birincisi; Makamı Mahmüt denilen şefaat ile, bütün insanları mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır. İkincisi şefaati ile çok kimseyi hesapsız cennete sokacaktır. Üçüncüsü azap çekmesilazım olanları azaptan kurtaracaktır. Dördündüsü, günahı çok olan müminleri cehennemden çıkaracaktır. Beşincisi, sevabı ve günahı müsavi olup, Araf denilen yerde bekleyenleri cennette gitmelerine şefaat edecektir. Altıncısı cennette olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.
80. Resululllah’ın cennette bulunduğu makamın ismi Vesiledir. Burası cennetin en yüksek derecesidir. Cennete bulunan herkese birer dal yetişecek olan sidretülmünteha ağacının kökü oradadır. Cennettekilere her nimet bu dallardam gelecektir.

Cinin-seytanin direge baglanmasi

Ayni hadiste, Muhammed'in "seytani yakaladiginda, bir direge baglamak istedigini, buna güç yetirebildigini, ama bu tür seylerin Süleyman peygambere özgü kalmasi gerektigini düsünüp direge baglamaktan vazgeçtigini" anlattigi belirtilir. Yine bu hadiste Muhammed'in "...Direge baglardim ve Medine çocuklari onunla oynarlardi yoksa." dedigi de aktarilir.(Bkz. Ayni kaynaklar.) Bu hadis, Buhari'nin ve Müslüm'in e's-sahihlerinde de -biraz degisikliklerle- yer aliyor. Müslim'deki bir aktarmaya göre Muhammed söyle anlatmakta: -"Tanri düsmani Iblis, yüzümü yakmak amaciyla, bir ates aleviyle geldi. Bu nedenle ben üç kez: "Senden Tanri'ya siginirim!" dedim. Sonra "Tanri'nin tam lanetiyle seni lanetlerim!" diye ekledim. Yine üç kez. Geriye gitmedi. Yakalamak istedim sonra. Tanri'ya antiçerek söylerim ki, kardesimiz Süleyman'in (bu tür seyleri yapmanin kendisine özgü kilinmasina iliskin) istegi olmasaydi baglanacakti o. Ve Medine halkinin çocuklari onunla oynayacaklardi." (Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Mesacid/40, hadis no: 542.)

Bir baska aktarmaya da, Buhari ve Müslim, birlikte söyle yer verirler: "Dün gece, CINLERDEN IFRIT, namazimi bozdurmak içn bana ansizin saldirdi. Tanri, bana, onu yakalama olanagi verdi. Ve onu, Mescid'in direkelrinden bir direge baglamak istedim. Sabah olunca, tümünüz ona bakip seyredesiniz diye...Ne var ki, kardesim Süleyman'in:"Tanrim beni bagisla, bana benden sonra kimsenin ulasamayacagi bir egemenlik ver!"(Sad, ayet:35) biçimindeki sözünü animsadim ( ve onu direge baglamaktan vazgeçtim)." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu's-Selat/75; Tecrid, hadis, no: 288; Müslüm, e's-Sahih, Kitabu's,Selat/75; Tecrid, hadis no: 288; Müslüim, e's-Sahih, Kitabu'l- Mesacid/39, hadis no: 541.) "Cin-seytan" için, hadislerde baska somut seyler de anlatilir.


AĞLAYAN KÜTÜK

.. "Olay", Muhammed'in 11 "sahabi"si (arkadaşı) tarafından "nakl" edilmiştir. (Bkz. Süleyman Nedvi, Ibid, c.4, s.1653, dipnot1) Bunlar arasında, Abdullah Ibn Abbas, Abdullah Ibn Ömer, Cabir Ibn Abdullah, Ebu Saidi'l-Hudri, Enes Ibn Malik, Übeyy Ibn Kab gibi ünlüler ve Peygamber'in karılarından Aişe de var. Böylesine bir saçmalıkta bile "sahabi"ler birleşebiliyorişte. Peygamber'in, "birer yıldız gibidirler, hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz!" diye övdüğü "sahabiler"..

Söz konusu olay, yani bir "mucize" olarak "hurma kütüğünün Peygamber için ağladığı", "en sağlam" kabul edilen "hadis kitapları"nda da yer almakta, "tefsir kitapları"nda da..(Bkz.Tecrid, hadis no 126). "Olay"ı alıp yazanlar arasında Buhari de var. (Bkz. Kamil Miras,Sahih-I Buhari Muhtasarı Tecrid-I Sarih Tercemesi, Ankara 1966, (2.basım), c.3,s.76,77, 1 no.lu dipnot.)Dahası bu olayı içeren hadis, sağlamlık yönünden hadisçilerce en yüksek derece sayılan "mütevatir" derecesindedir. "Mütevatir hdis"tir, ya da bu mertebede görülmüştür.(Bkz.Kamil Miras,Ibid, c.3,s.79,4 no.lu not. Ayrıca; Bkz.Nedvi,Ibid,c.4,s.1652,1653) "Olay" nasıl olmuş? "Mescid'de mimber yoktu. Peygamber hutbe okurken, bir hurma kütüğüne dayanırdı. Sonra mimber yapıldı ve Peygamber mimibere çıkmıştı hutbe okumak için. Artık hurma kütüğüne dayanmıyordu. Tam o sırada bir "ağlama" sesi duyuldu. Kimine göre bir çocuk ağlamasına, kimilerine göreyse gebe, ya da yavrusunu arayan bir deve sesine benziyordu. Ama kesin olan şuydu: Bir 'feryat', 'acı bir çığlık' ya da 'acılı ağlama' türündendi. Kütükten peygamber ayrıldığı için olmuştu bu. Sarsılarak ağlayan kütüktü. Peygamberin daha önce dayanarak hutbe okuduğu hurma kütüğüydü. Dayanamıyordu ayrılığa. Ağlaması, inlemesi bundandı. Peygember hemen mimberden indi, elini kütüğe koydu. Ya da kucakladı onu. Kütük sesini yavaşlattı. Tıpkı susturulan bir çocuk gibiydi artık. Yavaş yavaş ağlayarak inledi. Ve sustu sonra. Bunun üzerine Peygamber konuşup şunları söyledi.:'Kütük, yanında işitmeye alışık olduğu zikrullah için (artık yanında hutbe okunmadığı için) ağladı."(Bkz. Sahih-I Müslim,yay.Muhammed Abdulbaki,1972,Beyrut,c.4,s.2306,2307.Ay rıca Bkz.Süleyman Nedvi, Ibid,c.4,s.1656,1657.) "Mütevatir" derecesine ulaştığı bildirilen "hadis"in ve Peygamber'in arkadaşlarının anlattıkları böyle işte.

Hazreti Muhammed’in mucizeleri bir çoktur. Bunları sayılarla sınırlamak mümkün değildir. Bunlardan meşhur olanları şunlardır:


1. Muhammed Aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı Kerim’dir. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kuran-ı Kerim’in nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır. Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemiyor.Yani bir kelimesi çıkarılırsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor. Nazmı arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor. İşitenler ve okuyanlar tadına doyamıyorlar. Yorulsalar da usanmıyorlar. Okumsaı ve işitmesinin sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır. Nice azılı İslam düşmanları, Kur’an-ı Kerim’i dinlemekle, kalpleri yumuşamış, imana gelmişlerdir. Kur’an-I Kerim’i değiştirmeye çalışanlar oldu ise buna muvaffak olamamışlardır. Allahü Teala buna izin vermemiştir ve vermeyecektir.

2. Muhammed Aleyhisselamın meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye yarılmasıdır.Bu mucize, başka hiç bir peygambere nasip olmamıştır. Muhammed Aleyhisselam, elli yaşında iken, Mekke’de Kureyş kafirlerinin ele başları yanına geip “peygamberisen ayı ikiye ayır” dediler. Muhammed Aleyhisselam, herkesin, özellikle tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Ellerini kaldırıp dua etti. Allahü Tealaduasını kabul edip ayı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kafirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler, iman etmediler.

3. Muhammed Aleyhissselam, bazı gazalrında, susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazan seksem bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebük gazasında ise yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

4. Bir gün amcası Abbas’ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup üzerine ihramı ile örterek “Ya Rabbi! Bu amcamı ve ehlibeytini örttüğm gibi, sen de, cehennem ateşinden kendilerini koru.” Dedi. Duvardab üç kere amin sesi işitildi.

5. Bir gün, kendisinden mucize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı. Ağaç köklerini sürüyerek gelip sselam verip, “Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh” dedi. Sonra gdip yerine dikildi.

6. Hayber gazasında önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, “Ya Resulallah beni yeme, ben zehirliyim” sesi işitildi.

7. Bir gün, elindeput bulunan kimseye “Put bana söylerse iman eder misin?” dedi. Adam, “ben buna elli senedir ibadet ediyorum. Bana hiçbirşey söylemedi. Sana nasıl söyler?”dedi. Muhammed Aleyhisselam “Ey put ben kimim” deyince, sen Allahın Peygamberisin sesi işitildi. Putun sahibi, hemen imana geldi.

8. Medinede mescidde dikili bir odun vardı. Hutbe okurken bu direğe dayanırdı. Mimber yapılınca, direğin yanına gitmedi. Odundan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Mimberdeb inip direğe sarıldı. Sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar alayacaktı.” Dedi.

9. Eline aldığı çakıl taşlarının ve tuutğu yemek parçalrının arısesi gibi tesbih ettikleri çok görülmüştür.

10. Bir kafir gelip, mucize göstermesini isteyince, duvarda asılı hurma salkımına “yanıma gel” demiş. Salkım yere inip Resulullahın yanına gelmiştir. Sonra “yerine git” demiştir. Duvara kadar gidip, yerine çıkıp asılmıştır. Köylü bunu görünce, hemen imana gelmiştir.

 
ÜMMETİM YAKINDA BEŞ ŞEYİ SEVER





Hadîs-i Şerîf: “İnsan öldüğü zaman onun ameli kesilir (sevâbı yazılmaz). Ancak üç şey hâriçtir: Sadâka-i câriye (vakıf gibi faydası devamlı olan hayır) ve kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine duâ eden sâlih evlât.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)​
Hicrî: 24 Safer 1434 •Fazilet Takvim


“ÜMMETİM YAKINDA BEŞ ŞEYİ SEVER”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Yakında ümmetime öyle bir zaman gelecek ki onlar beş şeyi sevecekler, beş şeyi de unutacaklar.

1- Dünyayı (dünya işlerini) sevecekler, ahireti (için amel işlemeyi) unutacaklar,

2- Hayatı sevecekler, ölümü unutacaklar,

3- Köşklerinin olmasını sevecekler, kabirleri(ni aydınlatacak amelleri ve kabrin korkularını) unutacaklar,

4- Mal mülk edinmeyi sevecekler, (Allâh’a verecekleri) hesabı unutacaklar,

5- Mahlukatı, yaratılmışları sevecekler, Hâlık’ı; yaratıcıyı unutacaklar.​


BEYİT:
Âkil oldur, gelmeye dünyâ metâından gurûr
Müddet-i devr-i felek bir demdir âdem bir nefes
.
(Bâkî)

Yani: Dünya hayatının müddeti bir an ve insan bir nefes olduğundan akıllı; dünya hayatının metaından gururlanmayandır.
Hicrî: 24 Safer 1434 •Fazilet Takvim
 
İçimizden 1 ile 100 arası bir rakam tutalım.Sonra aşğıda hangi sünnete karşılık geliyorsa onu okuyup bir hafta boyunca uygulamaya çalışalım-ki çoğu günlük hayatımızda yaptığımız şeyler-.

Böylelikle her hafta bir rakam tutup bir sünneti hayatımıza geçirelim... Bir hafta içinde birden fazla sünnet de alabiliriz...
ALLAH (cc) razı olsun...
Ahir zamanda unutulan sünnetimi ortaya çıkarana (uygulayana) yüz şehit sevabı verilecektir." (Kütüb-i Sitte)


1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.

2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.

3. Yemeğe besmele ile başlamak, 'ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.

4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.

5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.

6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.

7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.

8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.

9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.

10. Saf ipek ve saf altın Ümmet-i MUHAMMED'in erkeklerine haram kılınmıştır.

11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.

12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.

13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.

14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.

15. Musafahada önce eli uzatan çekmelidir. Biz çekersek buluşmadan memnuniyetsizlik manası çıkabilir.

16. İlmiyle amil din adamları ile adil devlet başkanlarının eli öpülür, beşeri hisleri yok olmuş yaşlı hanımlara selam verilebilir, gerekirse eli de öpülebilir. Yeter ki fitneye sebep olmasın.

17. Hediyeleşmek ve gelen hediyeye aynıyla veya daha güzeliyle karşılık vermek.

18. Az gülmek, gülünce kahkaha ile değil, tebessüm ederek gülmek. Mütebessim olmak.

19. Çoğu zaman susmak, tefekkür etmek, ihtiyaç olunca konuşmak.

20. Tane tane, orta bir ses tonuyla konuşmak. Çok mühim şeyleri üç defa tekrar etmek.

21. Konuşmaya 'ın adıyla başlamak ve 'ın adıyla bitirmek.

22. Nefsi ve dünyalık bir şey için öfkelenmemek. Bir hak zayi olduğunda ve uhrevi meselelerde, ve din hakkı için öfkelenmek.

23. Doğru sözle şaka ve mizah yapmak.

24. Boş işler (malayani) ile iştigal etmemek.

25. Uyku için yatınca önce sağ tarafına yatmak, sağ yanağını sağ avucunun içine koymak ve o günün muhasebesini yapmak.

26. Yüzükoyun yatmamak.

27. Yatağa girdiğinde avuçları açık olarak birleştirerek İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup avucunun içine üfleyip sonra bütün vücudunu sıvazlamak, bunu üç defa tekrarlamak.

28. Beyaz giymek.

29. Mest giymek.

30. Ayakkabı giyerken önce sağdan başlamak, çıkarırken de önce soldan çıkarmak.

31. Takke ve sarıkla başı kapatıp namazı öyle kılmak.

32. Soğan ve sarımsak kokusuyla mescid ve meclislere yaklaşmamak.

33. Üzerinde kudsi kelimeler ve ayetler yazılı eşya ile tuvalet ve pis yerlere girmemek.

34. Misafire elinde bulunandan ikramda bulunmak. Misafir ve ziyaretçileri temiz bir kılık kıyafetle karşılamalı.

35. Aksırınca sesi az yükseltip, "Elhamdülillah" demek. Böyle diyene de "Yerhamükellah" demek. Bize dediklerinde "Yehdina ve yehdikümüllah" diye cevap vermek. Bu üçe kadar böyle mukabele şeklinde devam edebilir. Üç defadan fazla aksıran olursa, nezleden aksırmıştır ve mukabele gerekmez.

36. Esnemeyi mümkün olduğu kadar gizlemek. Ağzı elle kapayarak gidermeye gayret etmek. Namazda iken esneme gelirse, ayakta ise sağ elin, diğer hallerde ise sol elin tersi ile ağzı kapatmak münasip olur.

37. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.

38. Gelen misafire ikramda bulunmak.

39. Gözlere sürme çekmek (yatarken)

40. Misvak kullanmak

41. Çevreyi temizlemek

42. Sadaka vermek.

43. Büyük ve umumi banyolarda tesettürle yıkanmalı, peştamal kullanılmalı.

44. Mümkünse her abdest alışta misvak kullanmak.

45. Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

46. Cömertlik. Cömert 'a yakın, cimri ise 'a uzaktır. Cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. Kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.

47. Çok tefekkür etmek. "Tefekkür gafleti izale eder. Ölümü tefekkür etmek fani lezzetleri acılaştırır. Eşyanın üzerindeki fena damgasını gösterir."

48. Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

49. Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

50. Ölmüş kimseleri hayırla yad etmek.

51. Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

52. Tırnağını Cuma günü kesmek

53. Kabirleri ziyaret etmek. Gafleti dağıtır ve uhrevi tefekküre vesile olur. Kabristanın kapısına yaklaşınca, kabir halkına gizlice selam verilir. "Ey kabir sakinleri, esselamu aleyküm. Sizler bizden önce geldiniz, bizler de sizleri takip edeceğiz. Size 'tan af ve mağfiret dileriz." Şeklinde selam ifade edilebilir. Sonra ziyaret edilecek merhumun ayakucu tarafından yaklaşılır. Yüzüne müteveccihen veya kıbleye karşı durulur. Kur'an ve dualar okunabilir. Ziyaret esnasında mezarları çiğnemek mekruhtur. Şayet geçip gitmek için başka müsait yol yoksa, merhuma sevap hediye edilerek, geçilebilir. Mezar üzerindeki yeşillikler yolunmaz, bilakis çiçekler ekilir. Kurumuş otlar ayıklanır.

54. Hasta akraba, dost ve arkadaşları ziyaret etmek. Onlara teselli ve ümit vermek. Ziyareti uzun tutmamak. Hastanın hoşa gitmeyecek hallerini başka yerde anlatmamak.

55. Yatarken sağ tarafına yatmak

56. Abdestli yatmak

57. Anne-babaya itaat etmek, onlara ihsanda bulunmak, kalplerini kırmamak ve hayır dualarını almak.

58. Yemeğe tuz ile başlamak

59. Sofrada sirke bulundurmak

60. Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek, içine birşey girmişse silkelemek.

61. Yolda başı öne eğik yürümek

62. Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

63. Cuma günü gusl abdesti almak

64. Güzel koku sürünmek

65. Yemeği tek bir kaptan yemek

66. Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)

67. Günde iki öğün yemek

68. Camiye Girerken birileri varsa selam vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.

69. Suyu üç yudumda oturarak içmek

70. Evden çıkarken aynaya bakmak

71. Sabah hiç birşey yapmadan önce elini yüzünü yıkamak.

72. Tebessüm etmek.

73. Yanında ayna taşımak.

74. Yanında tarak taşımak.

75. Yatmadan önce dişlerini temizlemek.

76. Yanına gelen çocuklara güzel muamele etmek, onlara dua etmek.

77. Davete icabet ve hediyeyi kabul etmek.

78. Dua ederken " Subhane Rabbiyel aliyyül ağlel vehhab " ile başlamak.

79. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak.

80. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak.

81. Yemeğe başlarken Besmele çekip, 'a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek.

82. Sağ eliyle yemek.

83. Ağızda yemek varken konuşmamak, gülmemek.

84. Yemek seçmemeye özen göstermek.

85. Lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek.

86. Toplu yemek yenirken herkes yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak.

87. Yemek bitince "Elhamdülillah" demek.

88. Yemeği yapana teşekkür etmek.

89. Sofra kaldırırken yardımcı olmak.

90. Gezinerek yemek yememek.

92. Acıkmadan yemek yememek.

93. Yemek tabağını iyice sıyırmak.

94. Meyveleri sağ elle yiyip çekirdeğini sol elle çıkarmak.

95. Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,çözerken yukardan aşağı doğru çözmek

96. Yeni bir elbise edindiklerinde, onu cuma günü giyerlerdi

97. Akşam olduğunda ışığı yakmadan önce perdeleri çekmek.

98. Her gün ölümü düşünmek

99. Haksızlığın karşısında susmamak

100. Her gün saçları iki kez taramak
 
BU ÜMMETİN HAYIRLILARI

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ümmetimin hayırlılarından bir cemaat var ki, ilahi rahmetin genişliğinden açıkta gülerler, azabının korkusundan da gizli (yerlerde) ağlarlar. Bedenleri yerde, kalbleri göklerdedir, ruhları dünya’da akılları ise âhirettedir, yürümeleri vakarla, (Allâh’a) yaklaşmaları vesîle iledir.”
 
PEYGAMBERİMİZ’İN MÜBÂREK NESEPLERİ

Peygamberimiz Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselam Efendimiz Arabistan’da Mekke-i Mükerrem’e şehrinde Rebîülevvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi, milâdın 571′inci yılının Nisan ayının yirminci gecesi, dünyâyı teşrif buyurmuştur.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Kureyş kabilesinden ve Hâşim ailesinden zuhur etmiştir. Muhterem pederinin adı Abdullah, dedesinin adı Abdülmuttalib, validesinin adı da Âmine’dir.

Fahr-i Âlem Efendimiz’in baba cihetinden mübarek nesepleri:


Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellem Abdullah, Abdulmuttalib, Hâşim, Abdimenaf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâ’b, Lüey, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nazr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizar, Meâd ve Adnan. Adnan, İsmail aleyhisselâmın oğlu Kayzar’ın neslindendir.

Adlarını yazdığımız bu zatlardan her birinin evlâdı birçok kabîlelere ayrılmış, Mâlik’in oğlu Fihr’in evladından da Kureyş kabîlesi teşekkül etmiştir.

Peygamber Efendimiz’in dedesi ve zamanında Kureyş kabilesinin reisi bulunan Abdülmuttalib’in on üç oğlu var idi. Bunlardan en ziyâde Abdullah’ı severdi. Çünkü, onda başka bir güzellik, başka bir nûrâniyet vardı. Abdülmuttalib, bu sevgili oğluna Kureyş kızları içinde her cihetten seçkini Benî Zühre reisi Vehb’in kızı Hz. Âmine’yi nikahla aldı. İşte bu iki kudsî fıtratın evlenmesinden de Peygamber-i Zî-şân Efendimiz dünyâyı teşrif buyurdu.
 
Allah’ın habibi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Bütün peygamberler Allahü teâlâya âşıktır. Peygamber efendimize ise Allahü teâlâ âşıktır. Ülül-azm peygamberlerden İbrahim aleyhisselama, (Halilullah = Allah’ın dostu), Musa aleyhisselama, (Kelimullah = Allah’ın kendisiyle konuştuğu zat), Âdem aleyhisselama, (Safiyyullah = Allah’ın, ihsanıyla seçilmiş olarak yarattığı temiz zat), Nuh aleyhisselama (Neciyullah= Hep Allah ile meşgul olan, ilahî feyizlere kavuşan zat) gibi güzel isimler verdi, Peygamber efendimize ise, (Habibullah) dedi. Hattâ (Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) buyurdu. Habibine çok kıymet verdiği için, kendi zatına yapılanları affeder, ama Ona yapılanları affetmez. Kul, Resulullah’a olan sevgisi nisbetinde Allah’a sevgili olur. Cenab-ı Hak, Habibine uyulmadan yapılan ibadeti de, imanı da kabul etmez. Arada O olmadan Allah’ın sevgisine ve rızasına kavuşulamaz.
Peygamberimiz, Miraç’ta (Ümmetim, ümmetim) diye gözyaşı dökerken Cenab-ı Hak, (Onlar çamurdan yaratıldı. Nedir bu bir avuç toprak için döktüğün gözyaşları? Sana âşık olan Rabbin, senin için ne yapmaz ki? Senin hatırın için hepsini affeder) diye nida etti. İhsan edilen bu büyük nimete ve müjdeye çok şükretmeliyiz.
Bir gün bazı Hristiyanlar, Seyyid Abdülkadir Geylanî hazretlerine (Bizim peygamberimiz ölüleri diriltirdi. Sizin peygamberinizin böyle bir şeyini duymadık. Bunun için bizim peygamberimiz sizinkinden üstündür) dediler. Gavs-ı a’zam, (Ben peygamber değilim. Sadece ona uyan bir Müslümanım. Eğer ettiğim dua ile ölü dirilirse Müslüman olur musunuz?) dedi. Onlar da (Evet) dediler. Mezarlıkta çok eski bir kabir gösterdiler. Hristiyanlara, (Bu kabirde yatan kişi, dünyada şarkıcıymış. Onu şarkı söyler hâlde dirilteyim mi?) diye sordu. Onlar, (Tamam) dedikten sonra, ellerini açıp, (Ya Rabbî, peygamberin Muhammed aleyhisselam hürmetine bu kabirdekini dirilt!) dedi. Ölü, şarkı söyler hâlde kalktı. Hazret-i Gavs, Hristiyanlara,(Ben peygamber değilim, onun ümmetinden biriyim. Allahü teâlâ, onun ümmetine bunu nasip etti de, kendisine niçin vermesin?) buyurunca, oradaki Hristiyanlar Resulullah’ın üstünlüğünü anlayıp Müslüman oldular.
 
Allah'ın insanlığa armağanı

Irkçılığı ayaklar altına aldı


Peygamberimiz, Veda Hutbesi'nde yüzbin kişiye hitap ettiği muhteşem manifestosunda ırkçılığı reddetti. İnsanlık, O'nun 'Komşusu açken tok yatan bizden değildir' sözüne 1400 yıl sonra bile ulaşamadı.Hz. Muhammed (S.A.V.)'in getirdiği en önemli yeniliklerden biri de, ırkçılığın yerine çeşitliliği ve takvayı yerleştirmesiydi. Kur'an'da sıkça vurgulanan bu hususun canlı örneği bizzat kendisiydi. Siyahı da beyazı da zengini de fakiri de, Acem'i de Arab'ı da Hz.Muhammed'in yanında aynı değere sahipti. Rum Suresi 22. Ayette, "Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır" denilmesi, İslam'ın insanları 'ayırıcı- bölücü' değil mümkün olduğunca 'birleştirici-kaynaştırıcı' rolünü gösteriyor.

MUHTEŞEM MANİFESTO


O, Veda Hutbesi'nde de yüzbin kişiye hitap ettiği manifestosunda "Hepiniz Adem'in oğullarısınız ve Adem topraktan yaratılmıştır. Bir Arabın Arap olmayan üzerinde yahut ötekinin buna hiçbir üstünlüğü yoktur; Allah'tan korkup çekinmek demek olan takva derecesi ile üstünlük müstesna" diyerek, 'üstün ırk', 'ari ırk' safsatasına dayanan faşizm, nazizm gibi milyonlarca insanın katline ferman veren ideolojileri asırlar öncesinden protesto etti. O'nun yaşamı, sınıfsal farklılıklardan doğan eşitsizliklerin reddiyesi idi. İnsanlar, sınıflar ve milletler arasındaki husumeti ve çatışmaları kaldırıp, yerine huzur ve barışı inşa etmeyi, servetin ve refahın sadece bir zümre içinde dolaşımını engelleyerek topluma sosyal adaleti yerleştirmeyi amaçlayan bu yaklaşım, günümüzde dahi evrensel bir ütopya. Bunun Hz. Peygamber'in dilinden ifadesi, "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" olurken, sahabilerine ortadan kalkmış medeniyetlere ait kalıntılara bakarak ibret almalarını söylerdi.

AŞIRILIK YERİNE İTİDAL


Hz. Muhammed'in insanlığa kazandırdığı bir diğer nitelik mutedil olmaktı. O, ibadette, harcamalarda, yeme-içmede, insanların davranışlarında aşırılığı değil orta yolu tavsiye ediyordu. İsraf ve cimrilik kötüydü, cömertlik ve hayırda yarış iyiydi. Maneviyat ve dünyevi hayat içiçe, mutedil bir dengeye dayanmalıydı. Prof. Hamidullah'ın deyimiyle, O'nun seslenip hitap etmek istediği kimseler vasat, orta yapıdaki insanlardı. Hz. Muhammed(a) onlara insan hayatının her iki yanını nasıl bir denge içinde tutabileceklerini öğretmiş, ruhi ve dünyevi hayatın her ikisini birden aynı kapta toplayan bir sentez meydana getirmenin yollarını göstermiş, böylesine bir dini anlayış ve sistem her bir fert için geçerli, vazgeçilmez asgari bir takım esas noktalar tesbit edip ortaya koymuş, kişiyi yine de ruhi- manevi hayata öncelikle yönelme imkanına da sahip kılmıştı.

KADINLARA ŞAHSİYET


Hz. Muhammed'e ilk inanan kişi eşi Hz. Hatice'ydi. O, Cahiliye devrinde ezilen kadına, insani şahsiyetini iade etti. Kadınlar, toplumsal hayatın içinde yer alarak ağırlıklarını hissettirmeye başladılar. Hz. Muhammed(a), evlilikleri sözleşmeye bağladı. Bu sözleşme içinde kadınların, yaşamları boyunca tek eşliliği şart olarak öne sürebilmeleri sağlandı. Nikah, tarafların serbest irade ve rızalarıyla gerçekleşen hukuki bir ilişki ydi. Sevgi, şefkat ve adalet birlikteliğin sütunları olmalıydı. Hz. Peygamber'in, "Aranızdan en iyileriniz, eşlerine karşı en iyi tutum ve davranış içinde olanlarınızdır" sözü uyulması gereken bir sözdü.

ÇOCUKLARIN DA BİRİCİK PEYGAMBERİYDİ

Hz. Muhammed'in Hz. Fatıma dışında, diğer çocukları kendisinden önce vefat etti. İlk çocuğu Kasım 2 yaşında, İbrahim iki yaşını doldurmadan, Abdullah küçük yaşta vefat ettiğinden evlat acısını tatmıştı. Hz. Peygamber, doğmadan kısa süre önce babası öldü, altı yaşında da annesini kaybetti. Bu nedenle yetim ve öksüz çocuklara karşı özel bir sevgi ve şefkat beslediği bütün kaynaklarda belirtilir. O, çocuklarını sevmeyi göstermeyen, kız çocuklarını diri diri gömen bir toplumu kökten değiştirdi. Torunu Hasan'ı okşayıp öperken birinin "Siz çocukları öper misiniz? 10 çocuğum var, hiçbirini öpmedim" demesi üzerine "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" ve "Allah senin kalbinden merhameti kaldırdıysa ben ne yapabilirim" şeklinde cevap verdiği biliniyor. O camiye kucağında torunu ile geldiği, namaz kılarken çocuğun sırtına bindiği, Peygamberimiz'in secdeyi uzatarak çocuğu hoşnut etmeyi tercih ettiği biliniyor. O çocuklarla şakalaşır, onları eğlendirirdi. Hz. Muhammed(a) yolculuktan döndüğünde bir alay çocuk onu karşılamaya çıkardı.

ÇOCUKLARA HUKUK


Hz. Peygamber'in döneminde kadınlar camiye çocuklarıyla gelirlerdi. Çocukların ve kadınların savaşta öldürülmesini, savaşa gönderilmelerini, yanısıra emeklerinin sömürülmesini yasakladı. Hz. Peygamber kız çocuklarına karşı olumsuz tutumları değiştirdi, kız çocuk sahibi olmanın utanç değil bereket kaynağı olduğunu vaz etti. Cahiliye döneminde kız çocuğunu diri diri gömen bir kişinin, "Ey Allah'ın elçisi! Biz câhiliye döneminde putlara tapan ve çocukları öldüren bir millet idik. Benim bir kızım dünyaya gelmişti. Konuşacak çağa gelmişti; kendisini çağırdığımda sesini duyunca sevinirdim. Bir gün onu yanıma çağırdım ve ardımsıra götürdüm. Sonunda bir kuyunun başına geldik. Kızımın hiçbir şeyden haberi yoktu. Elinden tuttum ve kuyuya attım. Ondan duyduğum son söz 'Babacığım, babacığım!' diye kuyuda yankılanan çığlıktı" demesi üzerine Hz. Peygamber'in sakalları ıslanıncaya kadar ağladığı nakledilir. Muhammed(a) çocuk hukukunu tanzim ederek haklarını güvenceye aldı. Anne ve babaların çocuklarına eşit davranmalarını emrederek pedajojinin temelini attı. Çocukların eşit muamele görmelerinin onlar bir hak olduğunu bildirdi. Bir sahabi O'nun bu özelliğinden bahsederken "Çocuklara daha müşfik davranan kimse görmedim" diyordu. MERHUM PROF. FAZLUR RAHMAN


Peygamber'in mesajı evrensel kardeşlik


Hz Peygamber ölmeden önce, iman esasına dayalı evrensel bir kardeşlik için gerekli şartları hazırlamıştı. O, bu esası eski kan bağlarının ve Arapların kabile bağlılıklarının yerine koymada büyük çaba harcadı. Böylece Müslüman ümmeti toplumun temeli olarak bütün dahili dayanışma kurallarıyla birlikte onun elinde şekillendi; ne var ki daha sonraları başka önemli değişiklikler de geçirerek, zamanla sayıca Arapları aşan Arap olmayanları da fiilen İslam toplumunun bünyesinde topladı. Hz. Peygamber oldukça etkili Veda Haccı Hutbesi'nde, fiili ilerleyişi içersinde İslami hareketin temelinde yatan bütün gelişmeleri kısaca özetleyen , hedef olarak yöneldiği kuralları, resmen ifade ve ilan etmiştir. Bu esaslar, insan sevgisi, eşitlik, sosyal adalet, iktisadi adalet, doğruluk ve dayanışma kurallarıdır.

SEZEN CUMHUR ÖNAL

Her yönüyle mükemmel


Peygamber efendimizin her hali, her hareketi önemlidir, özeldir. Öyle olmasa vahiy gelir miydi? Allah'ın en sevgili kulu olur muydu? Kişiliği, üstün vasıflarıyla en muteber insandır o. Şu yönüyle, şu sıfatıyla güzeldir diyemem. Onun her yönüyle mümtaz bir yeri vardır benim için. Memleketimin her insanı da böyle düşünür. Son olaylar beni çok üzdü ve sinirlendirdi. Onu sıradan bir insan gibi düşünüp karikatürünü çizmek, ona saldırmak kimin haddine düşmüş. basın özgürlüğü adı altında yapılan saygısız, namussuz saldırılar beni çok rahatsız etti. Biz kimse-nin kutsalına saygısızlık yapmadık. Kimsenin de bizim kutsalımıza saldırma hakkı yoktur.


Mütevazılığı beni çok etkiledi


Peygamber Efendimiz'in beni en çok etkileyen yanı mütevazılığıdır. Kendi hayatında sade bir yaşamı olması. İnsanlarda haset uyandırmayacak, insanlara üstünlük görüntüsü verecek şeylerden uzak bir hayat yaşaması ve önermesi. Mesela giyiminde buna çok dikkat etmesi, giyimiyle oldukça sade olması. Ben, o yüce insanın bu yönünü kendime örnek alıp hayatımda elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum. Bu husus, komünizmden sonra kapitalist Avrupa için en büyük tehlikedir. Onların kurduğu tüketime dayalı sistemin karşısında bir öneri çünkü bu. Bu öneride; dünya kaynaklarını daha eşitlikçi bir paylaşım yatıyor. Batı da bundan korkuyor. Batı'nın İslam'a karşı düşmanlığının altında bu yatıyor. Onun için son zamanlarda İslam'a karşı saldırılar yoğunlaştı ve telaşlı bir kampanyaya dönüştü. ÖZDEMİR ERDOĞAN

Beyazlarla aynı tabaktan yiyorduk

Hz. İbrahim'in, Hz Muhammed'in, Kur'an'da adı geçen tüm peygamberlerin diyarı olan kadim kutsal beldede bütün renklere ve bütün ırklara mensup insanlar arasında görülen sarsılmaz gerçek kardeşlik ruhunun bir eşine daha rastlamadım. Her renkten insanın bana gösterdiği cana yakınlık karşısında büyülenmiştim, dilim tutulmuştu sanki. Dünyanın her yerinden yüzbinlerce hacı vardı. Her renkten insan vardı; mavi gözlü sarışınlardan tutun da Afrikalı karaderililere değin. Ama hepimiz de birlik ve kardeşlik anlayışına bağlı kalarak, aynı ibadetleri yapmakla bütünleşiyorduk, oysa Amerika'da gördüklerimize bakıp 'beyazlarla' 'ötekiler' arasında hiçbir zaman kardeşlik diye birşeyin var olamayacağına inanırdık. Sarışın mavi gözlü beyazlar beyazı olan Müslüman kardeşlerimle aynı tabaklardan yemekteyiz, aynı bardaklardan içmekteyiz, aynı halılarda yatmaktayız. ŞEHİD MALCOLM X


Kimseye onun kadar itaat edilmedi


"Hz. Muhammed(a) ve devrimi", Batılı filozoflar, devlet adamları, yazarlar ve ilahiyatçıların da ilgi odağı oldu hep. O'nun sevgi ve rahmet devrimi kısa süre içinde bütün kıtaya yayıldığı gibi, vefatından sonra da dünyada İslam'ın girmediği köşe bucak kalmadı. Hz.Muhammed(S.A.V.)'in 23 yıl gibi kısa bir sürede gerçekleştirdiği "devrim", asırlardır Cahiliye içinde yaşayan bir toplumu kökten değiştirdi. İslamiyet'in girmediği kıta kalmadı. Napolyon Bonapart şöyle diyor: "Tanrı'nın varlığını Musa kavmine, Mesih İsa Roma âlemine, Muhammed(a) ise bütün kıtaya yaydı." "Hz. Muhammed(a) ve devrimi", Batılıların da ilgi odağı oldu hep. Örneğin Lawton Lancelot, "İtiraf edilmelidir ki Muhammed'in dini Afrika'ya Hıristiyanlık'tan daha çok yakışır; aslında şunu söylemem gerekir ki, bütün dünyaya daha çok yakışır. Onun özellikleri insanı insan yapması şeklinde özetlenebilir. İslam, insandan bir tanrı çıkarmaya çalışmaz ama onun iyi komşu olmasına kadar düzene sokar" diyordu.

İSTİKRARI HAYRANLIK VERİCİ


John William Draper, Hz. Muhammed(a) için "insanlığa en büyük etkide bulunan bir insan", derken Edward Gibbon, "Bizde hayranlık uyandıran O'nun dininin yayılması değil istikrarıdır; Mekke ve Medine'de yer eden aynı saf ve mükemmel etkinin oniki asır sonra Hintli, Afrikalı ve Türklerin Kur'ani devrimlerinden sonra aynen muhafaza edilmesidir"şeklinde yazıyordu. Goethe ise "Çok kısa bir süre önce İslâm Peygamberi'nin hayatını büyük bir ilgi ile okuyup tahsil ettikten sonra gördüm ki; o asla bir sahte peygamber değildir" diyordu. D. G. Hogart ise görüşlerini şöyle dile getiriyor: "O'nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün mükemmel İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir. Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resûl ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır."

HİÇBİR PEYGAMBERE BÖYLE İTAAT EDİLMEDİ


"Hz. Muhammed(a) ilk peygamberlerden uzanıp gelen yolun ışığını tamamlamış ve olgunluğa erdirmiştir" diyen Fransız Komünist Partisi'nin eski liderlerinden muhtedi Roger Garaudy, Muhammedilik'le Cezayir'de sürgünde iken tanıştığını şöyle anlatır: "Bilindiği gibi otorite boşluğunda ve savaş anlarında en kolay iş, istemediğiniz insanları kurşuna dizmektir. Böyle haksız şekilde kurşuna hedef gösterildim. Cezayirli bir asker, aldığı emre rağmen silahı kullanmadı. Sebebini sorduğumda, 'İslâm dini savaş halinde de olsa, elinde silah olmayan insanı öldürmeye izin vermez' dedi. Bu cevap beni çok düşündürdü. İslâm dinini, medeniyetini ve kültürünü inceledim."

Thomas Carlyle ise şöyle yazar: "O'na peygamber dediler diyorsunuz değil mi? Niçin? Çünkü Muhammed onlarla yüzyüze gelmiş, hiçbir esrarın arkasında kutsanmamış, kendi hırkasına yama yapmış, ayakkabılarını tamir etmiş, savaşmış ve onların arasında istişaret etmiş ve emretmiştir. Siz ona ne derseniz deyin, onun nasıl bir insan olduğunu mutlaka görmüşlerdi. Kutsal tacıyla hiçbir imparator, oturup kendi hırkasına yama yapan bu insan kadar itaat görmemiştir. Yirmi üç yıllık zahmet ve gerçek mücadelenin içinde sahip olması gereken herşeye sahip gerçek bir kahramanı görüyorum." NOT: Hz. Muhammed(S.A.V.) her yönüyle mükemmel bir insan ve peygamber. Bu nedenle dizide sadece değinilerde bulunduk. Bizimki denizde bir katre. Ayrıca, dizide emeği geçen mesai arkadaşım Mustafa Canbaz'a teşekkür ederim.

O'na insanlığın kurtarıcısı diyelim

Edward Gibbon'a göre, Hz. Muhammed'in getirmiş olduğu yeni inanç, belirsizliğin şüpheciliğinden arınmış ve Kur'an da Allah'ın birliğine muhteşem bir tanıktır. Lamartin ise "Düşünür, hatip, havari, kanun koyucu , asker, düşüncelerin fatihi, rasyonel akidelerin düzelticisi, şekil ve suret olmaksızın tapınma; hepsi manevi tek bir hükümdarlık olan yirmi dünyevi hükümdarlığın kurucusu, işte Muhammed. İnsanın yüceliğinin ölçümü mümkün olsa, ondan daha büyük bir insan var mıdır sorarız" diyordu.

AVRUPA'YI O KURTARIR

George Bernard Shaw ise 1930'larda şöyle diyor: "Tahminime göre Muhammed'in inancı bugün Avrupa'da kabul edilmeye başlandığı gibi, gelecekte de kabul görecektir. Ortaçağ kilisesi, ya cahilliklerinden ya bağnazlıklarından Muhammediliği kara renklere boyayarak anlattılar. Onlar Muhammed'den ve dininden nefret edecek şekilde eğitildiler. Onlara göre İsa karşıtıydı. Ben, o harikulade insanı inceledim. Değil İsa düşmanı olmak, ona insanlığın kurtarıcısı demek gerekir. Günümüz dünyası onun gibi birisinin mutlak hakimiyeti altına girse, sorunları, çok ihtiyaç duyulan barış ve mutluluk getirecek şekilde onun çözeceğine inanıyorum. Avrupa, Muhammedin akidesinin aşkına girmeye başlamıştır. Gelecek yüzyılda, Avrupa sorunlarının çözümünü bu inanç içinde görmeye kadar gidebilir."

Sezai Karakoç (Diriliş'ten):

Unutulmaz bir levha

"Ne canlı ve unutulmaz bir levhadır: Peygamber Efendimiz, Mekke'nin tehlike anlarında çalınan çanını çalmış, halk toplanınca da; 'ben size desem ki, şu tepenin ardında düşman var. Bana inanır mısınız?' Halk, 'evet, inanırız' deyince, 'öyleyse diyorum ki, Allah'a inanın ve buyruklarına yasaklarına uyun. Aksi halde sizin için tepenin ardındaki düşmandan daha büyük tehlike var!' demiştir. Dava adamının çağrısı için ebedi misaldir bu."

Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi


O kadar önemli ve o kadar yüce bir varlıkla karşı karşıyayız ki kendisinin var olması bütün insanlığa şeref katmıştır. İnsanlığın saadetini mümkün kılmıştır. Hiç şüphe yok ki insanlığın son büyük insanı. Getirdiği dinle bütün insanlığa saadet taşıdı, insana ve yüksek vasıflar kazandırdı. Bütün bunları ifade etmek ciltler bulur. O, bütün insanlık tarihinin en müstesna insanıdır. Muhyiddin-i Arabi, Füsus'ul Hikem'in son bölümünü Hz. Peygamber'e hasretmiştir. Muhyiddin-i Arabi, her peygamberin hikmetinin içerisinden diğerinin hikmetinin çıktığını belirtir. Birincisinin içerisinden ikinci peygamberin hikmetinin, ikincisinin içerisinden onu takip edenin, daha evvel gelmiş peygamberlerin hikmetlerinin içerisinden de Son Peygamber'in hikmetinin çıktığını, böyle olunca geçmiş peygamberlerin hepsinin hikmetlerinin Son Peygamber'in hikmetine göre değerlendirilmesi lazım geldiğini anlatır. Son Peygamber Hz. Muhammed (S.a.v.)'in bütün peygamberlerin hikmetlerine ilave ettiği ve evvelkilerin hiç birisinin içerisinde bulunmayan iki hikmet; ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisidir. Güzellik sevgisi tekamülün son aşamasıdır.

İnsanlığa rahmet ve şefaat


İslam'la müşerref olan ünlü İngiliz popçu Cat Stevens(Yusuf İslam) Hz. Peygamber için şunları söylüyor: "Son Peygamber Hz. Muhammed (a), cahillik ve kara günler içinde bulunan. Hz. İbrahim'in getirdiği dinin kaybolmaya başladığı ve parçalara ayrıldığı Mekke'de dünyaya geldi. İnsanlığa rahmet ve şefaat için gönderildi. O bütün zamanların en mükemmel insanıdır. Müslüman olduğumdan bu yana, Peygamberimiz'in, O büyük insanın hayatını araştırıyorum. O'nu okudukça, O'nu anladıkça, etrafımı saran bilgisizliği, cehaleti daha iyi görüyor ve irkiliyorum."

Mahatma Gandi: İslam'ı kılıçla yaymadı

Milyonlarca insanın kalbi üzerinde bugün tartışmasız bir etkisi olan hayata sahip birisini öğrenmek istedim. İslam'ın bir yeri fethinin kılıç ile olmayıp, hayat tarzıyla olduğunu her zamankinden daha fazla anladım. Peygamber'in tam manasıyla sadeliği ve ahde sadakatı, onun arkadaş ve takipçilerine kendini adaması, tevazuu, yiğitliği, korkusuzluğu Tanrı'ya ve dinine olan mutlak bağlılığıydı asıl ona her engeli aştıran ve muzaffer kılan; yoksa kılıç bir hiçti."

Otto Von Bismark: Huzurunda eğiliyorum

Ey Muhammed! Sana çağdaş olamadığımdan dolayı çok müteessirim. Muallimi ve naşiri olduğun bu kitap senin değildir. O lahutidir... Beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da bir daha görmeyecektir. Ben huzurunda kemal-i hürmetle eğiliyorum." Abdullah MURADOĞLU (Yeni Şafak :6 MART 2006 )
 
Geri