Peygamber Efendimizin şefaati

Konu sahibi son olarak 3119 gün önce görüldü
MAHŞER álemi herkesin mezarlarından çıkıp hesaba çekileceği álemin adıdır. Buna ahiret álemi diyoruz. Orada hesap vardır. Herkes dünyada yaptığının bedelini ödeyecek. Hiçbir şey gizli kalmayacak. Mahşer yerinin büyüklüğünü ihtişamını dehşetini zorluğunu ve oradaki insanların çaresizliğini anlatmak çok zordur.


Mahşer günü dünyamızın günleriyle kıyaslanamaz. Saatlerle ifade edilemez. Nitelik ve niceliğini ancak yüce Allah bilir. Söylenecek her söz yapılacak her tanımlama yetersiz kalacaktır. Dehşeti tarif etmekten uzak olacaktır.

Orada sorgu var. Sorgu esnasında diller kilitlenecek organlar konuşacak. Zalim zulmünden pişman olacak. Ama bu faydasız bir pişmanlık olacak.

Orayı hasret kapsayacak. Dostlar birbirinden kaçacaklar. Allah için kurulan dostluklar hariç dostlukların arkadaşlıkların hiçbir faydası olmayacak o gün.

* * *

Orada terazi kurulacak. Sevap ve günahların tartılacağı terazi. Bu dünyanın terazilerine benzemeyen bir terazi. "Teraziden maksat adalet midir?" Belki tartışılır ama orada bir terazinin olacağı kesindir. Orada sırat köprüsü kurulacak. Altından cehennem kaynayan sırat.

Amel defterleri dağıtılacak o gün. Defterler iyilik ve günahların sicilini anlatır. Hafıza kaybına uğrayanlar o gün hatırladıklarında mutlu olmayacaklar. Dönmek isteseler dönemeyecekler. Bağırsalar duyulmayacak. Çaresizlik ve pişmanlık kasıp kavuracak.

İşte o dehşetli günün ümit parıltısı Hz. Peygamber’in şefaati olacaktır. Sevgili Peygamberimiz mahşer áleminin ateşini dindiren bir rahmet olacaktır o gün.

Bütün müminlerin yöneldiği bir pusula olacaktır. Yüce Rabb’imizin müsaade ettiği noktaya kadar şefaat yetkisini kullanacak ve insanların kademe kademe kurtuluşunda aracı olacaktır. Aslında kendisi "Umulur ki Rabb’in seni makam-ı mahmuda (övülmüş makama) yükseltir" (İsra 73) ayetinin kendisine verilecek şefaate işaret olduğunu şefaatle bildirmişti.

Her peygambere dünya hayatında reddedilmez bir dua imkánı verilmiştir. Ve her peygamber bunu dünyada kullanmıştır. O ise bunu ahirete saklamıştır. İnananlara şefaat olarak.

İşte size peygamberimizin şefaatini anlatan o salih hadislerden birisi: "Kıyamet günü olunca insanlar birbirlerine karışırlar. Hz. Adem’e (AS) gelirler. Ona ’Bize Rabb’inin katında şefaatçi ol’ derler. Adem ’Ben bu konumda biri değilim siz İbrahim’e gidin. O Rahman’ın yakın dostudur’ der.

İbrahim’e (AS) gelirler. O da ’Ben bu konumda biri değilim siz Musa’ya gidin o Allah’la konuşandır’ der.

Musa’ya (AS) gelirler. O da ’Ben bu konumda biri değilim siz İsa’ya gidin. O Allah’ın ruhu ve kelimesidir’ der.

İsa’ya (AS) gelirler. O da ’Ben bu konumda biri değilim siz Muhammed’e (SAV) gidin’ der.

Bana gelirler. Ben ’Ben bu konumdayım’ derim. Ve Rabb’imin huzuruna çıkmak üzere izin isterim. İzin verilir. Bu esnada bana şu anda bilmediğim bazı hamd sözleri ilham olunur. Bunlarla Rabb’ime hamd ederim. O’na secdeye varırım.

’Kalk ey Muhammed! Konuş dinleneceksin; istediğin verilecektir; şefaatçi ol şefaatin kabul edilecektir’ denilir. Ben de ’Ey Rabb’im! Ümmetim ümmetimi istiyorum!’ derim.

Allahu Azze ve Celle ’Haydi git kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca iman olan herkesi ateşten çıkar’ buyurur. Ben de bunun üzerine giderim ve bildirileni yaparım. Sonra tekrar döner aynı övgü sözleriyle O’na hamd ederim. Sonra secdeye kapanırım.

* * *

’Kalk ey Muhammed! Konuş dinleneceksin; iste istediğin verilecektir; şefaatçi ol şefaatin kabul edilecektir’ denilir. Ben de ’Ey Rabb’im! Ümmetim ümmetim!’ derim.

Allahu Teala ’Haydi git kalbinde zerre miktarınca ya da hardal tanesi büyüklüğünce iman bulunan herkesi ateşten çıkar’ buyurur. Ben de bunun üzerine giderim ve bildirileni yaparım. Sonra tekrar döner aynı övgü sözleriyle O’na hamd ederim sonra secdeye kapanırım.

Allahu Azze ve Celle ’Kalk ey Muhammed! Konuş dinleneceksin; iste verilecektir; şefaatçi ol şefaatin kabul edilecektir’ buyurur. Ben ’Ey Rabb’im! Ümmetim! Ümmetimi istiyorum’ derim.

Allah (CC) ’Haydi git kalbinde hardal tanesinden çok az miktarda iman olan herkesi çıkar onları ateşten çıkar’ buyurur. Ben de gider bunu yaparım."

Yüce Rabb’imizden bu şefaati hak etmeyi temenni edelim.(NİHAT HATİPOĞLU)
 
h.z.peygamberimiz Ümmetime şefaat

Bu zamanın başlangıcı, insanın öldüğü gündür. Kıyametin sonuna kadardır. Son gün denilmesi, arkasından gece gelmediği veya dünyadan sonra geldiği içindir. Hadis-i şerifte bildirilen bu gün, bildiğimiz gece gündüz demek değildir. Bir vakit, bir zaman demektir. Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat, Peygamber efendimiz birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber verdi:

Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten inecek, Deccal çıkacak. Yecüc Mecüc denilen kimseler her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak. Fısk, kötülük çoğalacak. Dinsiz, ahlaksız kimseler Emir olacak, Allahü teâlânın emirleri yaptırılmayacak. Haramlar her yerde işlenecek, Yemenden bir ateş çıkacak. Gökler ve dağlar parçalanacak. Güneş ve Ay kararacak. Denizler birbirine karışacak ve kaynayıp kuruyacaktır.

Günah işleri yapan Müslümanlara fasık denir. Fasıklara ve bütün kâfirlere kabirde azap vardır. Bunlara elbette inanmak lazımdır. Ölü kabre konunca, bilinmeyen bir hayat ile dirilecek, nimet veya azap görecektir.

Münker ve Nekir adındaki iki meleğin, bilinmeyen korkunç insan şeklinde mezara gelip sual soracaklarını hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. Kabir suali, bazı âlimlere göre, bazı akaidden olacak, bazılarına göre ise, bütün akaidden olacaktır. [Bunun için, çocuklarımıza (Rabbin kim? Dinin hangi dindir? Kimin ümmetindensin? Kitabın nedir? Kıblen neresidir? İtikadda ve amelde mezhebin nedir?) suallerinin cevaplarını öğretmeliyiz! Ehl-i sünnet olmayanın doğru cevap veremeyeceği Tezkire-i Kurtubi’de yazılıdır.]

Güzel cevap verenlerin kabri genişleyecek, buraya Cennetten bir pencere açılacaktır. Sabah ve akşam, Cennetteki yerlerini görüp, melekler tarafından iyilikler yapılacak, müjdeler verilecektir. İyi cevap veremezse, demir tokmaklarla öyle vurulacak ki, bağırmasını, insandan ve cinden başka her mahluk işitecektir. Kabir o kadar daralır ki, kemiklerini birbirine geçirecek gibi sıkar. Cehennemden bir pencere açılır. Sabah ve akşam Cehennemdeki yerini görüp, mezarda, mahşere kadar, acı azaplar çeker.

Öldükten sonra, yine dirilmeye inanmak lazımdır. Kemikler, etler çürüyüp toprak ve gaz olduktan sonra, bedenler, tekrar yaratılacak, ruhlar bedenlerine girip, herkes mezardan kalkacaktır. Bunun için, bu zamana, Kıyamet günü denir.

[Bitkiler havadan karbon dioksid gazını ve topraktan su ile tuzları, yani toprak maddelerini alıp, bunları birleştiriyorlar. Böylece, organik cisimleri ve azamızın yapı taşlarını meydana getiriyorlar. Senelerle uzun süren bir kimya reaksiyonunun, katalizör kullanarak, saniyeden az bir zamanda hemen oluverdiği, bugün bilinmektedir. İşte bunun gibi, Allahü teâlâ, mezarda, su, karbon dioksid ve toprak maddelerini birleştirerek organik maddeleri ve canlı uzuvları bir anda yaratacaktır. Böyle dirileceğimizi, Muhbir-i sadık [yani Peygamber efendimiz] haber veriyor. Fen ilimleri de, bunun dünyada zaten yapılmakta olduğunu gösteriyor].

Bütün canlılar, Mahşer yerinde toplanacak. Her insanın amel defterleri uçarak sahibine gelecektir. Bunları, yerleri, gökleri, zerreleri, yıldızları yaratan, sonsuz kudret sahibi olan Allahü teâlâ yapacaktır. Bunların olacağını, Allahü teâlânın Resulü haber vermiştir. Onun söyledikleri elbette doğrudur. Elbette hepsi olacaktır.

Salihlerin, iyilerin defteri sağ tarafından, fasıkların, kötülerin arka veya sol tarafından verilecektir. İyi ve kötü, büyük ve küçük, gizli ve meydanda yapılmış olan her şey defterde yazılı bulunacaktır. Kiramen katibin meleklerinin bilmediği işler bile, a’zanın haber vermesi ile veya Allahü teâlânın bildirmesi ile ortaya çıkarılacak, her şeyden sual ve hesap olunacaktır. Mahşerde, Allahü teâlânın dilediği her gizli şey meydana çıkacaktır. Meleklere, yerlerde, göklerde neler yaptınız? Peygamberlere, Allahü teâlânın hükümlerini Onun kullarına nasıl bildirdiniz? Herkese de, Peygamberlere nasıl uydunuz, sizlere bildirilen vazifeleri nasıl yaptınız? Birbiriniz arasında bulunan hakları nasıl gözettiniz diye sorulacaktır. Mahşerde, imanı olup, ameli ve ahlakı güzel olanlara mükafat ve ihsanlar olacak, kötü huylu, bozuk amelli olanlara ağır cezalar verilecektir.

Allahü teâlâ, dilediği müminlerin büyük ve küçük bütün günahlarını, fadlı ile, ihsanı ile af edecektir. Şirkten, küfürden başka, her günahı, dilerse af edecek, dilerse, adaleti ile küçük günahlar için de azap edecektir. Müşrik ve kâfir olarak öleni hiç af etmeyeceğini bildirmektedir. Kitaplı ve kitapsız kâfirler, yani Muhammed aleyhisselamın, bütün insanlara Peygamber olduğuna inanmayan, Onun bildirdiği ahkamdan, yani emir ve yasaklardan birisini bile beğenmeyenler, bu halde ölürlerse, elbette Cehenneme sokulacak, sonsuz azap çekeceklerdir.

Kıyamet günü, amelleri, işleri ölçmek için, bilmediğimiz bir Mizan, bir ölçü aleti, bir terazi vardır. Yer ve gök bir gözüne sığar. Sevap gözü, parlak olup, Arşın sağında Cennet tarafındadır. Günah tarafı, karanlık olup, Arşın solunda, Cehennem tarafındadır. Dünyada yapılan işler, sözler, düşünceler, bakışlar, orada şekil alarak, iyilikler parlak, kötülükler karanlık ve iğrenç görünüp, bu terazide tartılacaktır. Bu terazi, dünya terazilerine benzemez. Ağır tarafı yukarı kalkar. Hafif tarafı aşağı iner, denildi. Âlimlerin bir kısmına göre, çeşitli teraziler olacaktır. Birçoğu da, terazilerin kaç tane ve nasıl oldukları dinde açık bildirilmedi. Bunları düşünmemelidir, dedi.

Sırat köprüsü vardır. Sırat köprüsü, Allahü teâlânın emri ile, Cehennemin üstünde kurulacaktır. Herkese, bu köprüden geçmesi emir olunacaktır. O gün, bütün Peygamberler (ya Rabbi! Selamet ver!) diye yalvaracaklardır. Cennetlik olanlar, köprüden kolayca geçerek, Cennete gideceklerdir. Bunlardan bazısı şimşek gibi, bazısı rüzgar gibi, bazısı koşan at gibi geçecektir. Sırat köprüsü kıldan ince, kılıçtan keskindir. Dünyada İslamiyet’e uymak da, böyledir. İslamiyet’e tam uymaya uğraşmak, Sırat köprüsünden geçmek gibidir. Burada, nefs ile mücadele güçlüğüne katlananlar, orada Sıratı kolay ve rahat geçecektir. İslamiyet’e uymayan, nefslerine düşkün olanlar, Sıratı güç geçecektir. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, İslamiyet’in gösterdiği doğru yola Sırat-ı müstakim adını verdi. Bu isim benzerliği de, İslamiyet yolunda bulunmanın, Sırat köprüsünü geçmek gibi olduğunu göstermektedir. Cehennemlik olanlar, Sırattan geçemeyip, Cehenneme düşeceklerdir.

Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya (sallallahü aleyhi ve sellem) mahsus olan Kevser havuzu vardır. Büyüklüğü, bir aylık yol gibidir. Suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzeldir. Etrafındaki kadehler, yıldızlardan daha çoktur. Bir içen, Cehennemde olsa bile, bir daha susamaz.

Şefaat haktır. Tevbesiz ölen müminlerin küçük ve büyük günahlarının af edilmesi için, Peygamberler, Veliler, Salihler ve Melekler ve Allahü teâlânın izin verdiği kimseler, şefaat edecek ve kabul edilecektir. [Peygamber efendimiz, (Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyurdu.]

Sual: Mahşerde şefaat kaç türlüdür?
CEVAP
Mahşerde, şefaat beş türlüdür:
Birincisi, kıyamet günü, mahşer yerinde kalabalıktan, çok uzun beklemekten usanan günahkârlar, feryat ederek, hesabın bir an önce yapılmasını isteyeceklerdir. Bunun için şefaat olunacaktır.

İkincisi, sualin ve hesabın kolay ve çabuk olması için, şefaat edilecektir.

Üçüncüsü, günahı olan müminlerin, Sırattan Cehenneme düşmemeleri, Cehennem azabından korunmaları için şefaat olunacaktır.

Dördüncüsü, günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkarmak için şefaat olunacaktır.

Beşincisi, Cennette sayısız nimetler olacak ve sonsuz kalınacak ise de, sekiz derecesi vardır. Herkesin derecesi, makamı, imanının ve amellerinin miktarınca olacaktır. Cennettekilerin derecelerinin yükselmeleri için de şefaat olunacaktır.

Cennet ve Cehennem şimdi vardır. Cennet, yedi kat göklerin üstündedir. Cehennem, her şeyin altındadır. Sekiz Cennet, yedi Cehennem vardır. Cennet, yer küresinden ve güneşten ve göklerden daha büyüktür. Cehennem de güneşten büyüktür.

Sual: Ahirette tek hayat mı vardır?
CEVAP
Ölümden önceki hayata Dünya hayatı, ölümden sonraki hayata Ahiret hayatı denir. Ahiret hayatı üçe ayrılır:
1- Kabir hayatı [Mezardan kalkıncaya kadar olan zaman]
2- Kıyamet hayatı [Dirilip Cennete veya Cehenneme gidinceye kadar olan hayat]
3- Cennet ve Cehennem hayatı. [Ebedi kalınacak hayat]
 
Peygamber Efendimizin şefaati


İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır. Duha suresinin (Elbette Rabbin sana [şefaat hakkı ve pek çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın) mealindeki beşinci âyet-i kerimenin tefsirinde Resulullah efendimiz (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı olmam) buyurdu. Şefaate kavuşabilmek için de imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi kurtuluşa kavuşmuş demektir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette şefaat edeceğim. Ya Rabbi, kalbinde hardal zerresi kadar iman olanları Cennete koy diyeceğim. Bunlar Cennete girecekler. Sonra, kalbinde az bir şey olanlara, Cennete girin diyeceğim.) [Buhari]

(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.) [İbni Mace]

(Ümmetimden, şirk üzere ölmeyen herkese Allah’ın izni ile şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]

(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]

(Her peygamberin, müstecab
[kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari]

(Benden önce hiçbir peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen
[imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]

(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.)
[İmam-ı Ahmed, Nesai]

Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı) diye sual etti, (Evet, onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)

(Günahı çok olanlara şefaat edeceğim.) [Hatib]

(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]

(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) [Taberani]

(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.)
[Buhari]

(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.)
[Şir’a]

(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi]

(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma oturmam. Allahü teâlâya, "Ya Rabbi ümmetim ümmetim" derim. Rabbim "Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" buyurur. Ben de "Ya Rabbi onların hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar" derim. Cehennemliklerin listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik "Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın" der.)
[Beyheki, Taberani]

(Rabbin sana
[ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir.
(Tibyan)
 
Peygamber Efendimizin şefaati Hakkında Bilmedikleriniz

Peygamber efendimize, ümmetinin yaptığı ameller, ibadetler, sabah-akşam gösterilir ve bunları yapanları da görür. Günah işleyenlerin affolması için dua eder.

Peygamber efendimizin kabrini ziyaret etmek, Müslüman kadınlara da müstehabdır. Kadınların başka kabirleri ise, yalnız tenha zamanlarda ziyaret etmeleri caizdir.

Allahü teâlâ, Resulullah efendimiz diri iken olduğu gibi, vefatından sonra da, dünyanın her yerinde ve her zaman Ona tevessül edenlerin yani Onun hatırı ve hürmeti için isteyenlerin duasını, kabul eder.

Bir kimse, Peygamber efendimizin kabrinin yanına gelip; “Ya Rabbi! Köle azad etmeyi emrettin. Bu senin Peygamberindir.

Ben de senin kölelerinden biriyim. Peygamberinin hatırı için, Beni Cehennem ateşinden azad et!” diye dua etti. O kimse bu şekilde dua edince bir anda; (Ey kulum! Niçin yalnız kendinin azad olmasını istedin? Bütün kullarımın azad olmalarını niçin istemedin? Haydi git! Seni Cehennemden azad ettim) sesi işitildi.

Evliyanın meşhurlarından Hatim-i Esam hazretleri, Resulullah efendimizin kabrinin yanında durup; “Ya Rabbi! Peygamberinin kabrini ziyaret ettim.

Beni, eli boş olarak çevirme!” diye yalvardı, dua etti. O anda; (Ey kulum! Habibimin kabrini ziyaret etmeni kabul ettim. Seni ve seninle beraber ziyaret edenleri mağfiret ettim) sesi işitildi.

İmam-ı Ahmed Kastalani hazretleri; “Birkaç sene hastalık çektim. Doktorlar çaresini bulamadı. Mekke’de bir gece Resulullah efendimize çok yalvardım. O gece rüyada bir kimse gördüm.

Elindeki kağıtta; ‘Burada Ahmed Kastalaninin hastalığı için, Resulullahın izni ile ilacı yazılmıştır‘ yazısını okudum. Uyandığım zaman hastalığımın kalmadığını gördüm, iyileşmiştim” diye buyurmuştur.

Mahşer günü, kabrinden ilk önce Resulullah efendimiz kalkacaktır. Üzerinde Cennet elbisesi bulunacaktır. Burak isimli bir hayvan üzerinde mahşer yerine gidecektir. Peygamber efendimizin elinde liva-ül-hamd denilen bayrak olacaktır.

Peygamberler dahil bütün insanlar bu bayrağın altında duracaktır. Mahşer halkı, beklemekten çok sıkılacaklardır.

Önce Adem aleyhisselama, sonra Nuh aleyhisselama, sonra İbrahim aleyhisselama, Musa aleyhisselama ve İsa aleyhisselama gidip, hesabın başlanması için şefaat etmelerini dileyeceklerdir.

Her Peygamber, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan utandıklarını söyleyecekler ve şefaat edemeyeceklerdir.

Son olarak insanlar, Resulullah efendimize gelip yalvaracaklardır. Peygamber efendimiz secde edip, dua edecek ve şefaati kabul olacaktır.

Mahşer günü, önce Muhammed aleyhisselamın ümmetinin hesabı görülecek, sırattan geçecek ve Cennete gireceklerdir.

Resulullah efendimizin kızı hazret-i Fatıma, sırat köprüsünden geçerken; (Herkes gözlerini kapasın! Muhammed aleyhisselamın kızı geliyor) denecektir.

Resulullah efendimiz, altı yerde şefaat edecektir:
Birincisi, Makam-ı Mahmud denilen şefaati ile, bütün insanları mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.

İkincisi, Resulullah efendimiz şefaati ile, çok kimseyi hesapsız Cennete sokacaktır.

Üçüncüsü, azab çekmesi lazım olan müminleri azabdan kurtaracaktır.

Dördüncüsü, iman ile ölüp günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.

Beşincisi, sevabı ve günahı eşit olup, A’raf denilen yerde bekleyen müminlerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.

Altıncı olarak Peygamber efendimiz, Cennette olanların derecelerinin yükselmesi için şefaat edeceklerdir.

Sonuç olarak, Peygamber efendimizin şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi hesapsız Cennete gireceklerdir.

Bu fazilet, üstünlük de, yalnız Peygamber efendimize mahsustur. Allahü teâlâ, hadis-i kudside; (Sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurarak, Resulullah efendimizin üstünlüğünü bildirmektedir
 
Peygamber Efendimizin (s.a.s) şefaati nasıl anlaşılmalıdır?

Cenabı Allah, İnfitar suresinin 19. ayetinde kendisinden başka kimsenin şefaat edemeyeceğini bildiriyor. Bu ayet çerçevesinde Peygamber Efendimizin (s.a.s) şefaati nasıl anlaşılmalıdır?

Cevaplar

Bahsedilen ayette "O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı bir gündür. O gün buyruk yalnız Allah'ındır" buyrulmaktadır.

Bu ayette anlatılmak istenen şu şekilde açıklanabilir: O gün hiçbir kimse başkası için bir fay*da sağlayamaz, kimse kimseyi koruyamaz; herkes kendisini düşünür ve kendi der*diyle uğraşır. Herhangi bir zararı dokunabilir endişesiyle çoluk çocuğundan ve ya*kın akrabasından dahi kaçar. Allah izin vermedikçe hiçbir şefaatçi şefaat edemez. O gün iş Allah'a kalmıştır. O dilediği gibi tasarrufta bulunur, kimseye -dünyada verdiği gibi- tasarruf yetkisi vermez.

Bu ayette vurgulanmak istenen o gün kimsenin şefaat edemeyeceği değil o günün dehşetli bir gün olduğudur. Çünkü kıyamet gününde şefaatin olacağı ayet ve hadislerle kabul edilen bir gerçektir.

Ahirette şefaatin olacağı Kitap ve Sünnetle sabittir:

Peygamber, velî, şehid ve bildikleri ile amel eden imanlı âlimler ve kâmil mü'minler gibi Allah'ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefâat etme izni verilebilecektir (Bakara Suresi, 2/255; Yûnus Suresi, 10/3; Meryem Suresi, 19/87; Tâhâ Suresi, 20/109; Zuhruf Suresi, 43/86).

Peygamberler ve diğer şefâatçıların şefâatları, Allah'ın râzı olacağı ve haklarında şefâat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır (Enbiyâ Suresi, 21/27-28; Duhân Suresi, 44/41-42; Buharî, Cihad 189; Müslim, İmare 6).

Kâfirler için şefâat kapıları kapalıdır (Bakara Suresi, 2/48, 123, 254; Nisâ Suresi, 4/116; A'râf Suresi, 7/53; Mü'min Suresi, 40/18; Secde Suresi, 32/4; Zümer Suresi, 39/44; Müddessir Suresi, 74/48; İnfitâr Suresi, 82/19). Peygamberler bile kâfirlere şefâat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezâlarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim'in (a.s) -âhirette babası ile karşılaştığında- onun için hiçbir şefaatte bulunamaması, Allah'tan "Kâfirlere ben cenneti haram kıldım " cevabını alması da buna delâlet eder (Buharî, Tefsir, 26). Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Buharî, Enbiya 8; Tefsir 6; Rikak 45, 53; Müslim, Fedâil 9). Yalnız Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadisinde, şefaati sebebiyle amcası Ebû Talib'in ateş çukurunun topuğuna kadar gelen yerinde bulunacağını söylemiştir (Buharî, Meğazi 73; Müslim, İman 90). Bu da sadece Resûlullah'a tanınan bir şefâat hakkı olsa gerektir. Çünkü Ebû Talib, Rasûlüllah'a pek çok yardım ve iyiliklerde bulunmuştur.

Peygamberlerin şefaati: Âhirette peygamberlerin hepsine mü'minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır. (Buhârî, Rikak 45; Tevhid 33; Müslim, İman 81; Ebû Dâvûd, Cihâd 26; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/94 vd. 325, 5/43; Tirmizî, 2/66).

Her peygamber kendi ümmetine şefâat edecektir (Buhârî, Tefsir Sûre 18). İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, "Allah'ım selâmet ver, Allah'ım selâmet ver" diye duâ edeceklerdir (Buhârî, Rikak 52; Müslim, İman 81). Peygamberlerin ve Peygamber Efendimizin şefaati "Şübpesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasının (şirk koşulmasının) günahını yarlıgamaz. Ondan başka dileyeceği kimsenin günahını mağfiret eder" (Nisâ Suresi, 4/116) âyetinin hükmünce, Allah'ın izniyle mü'minlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) hadislerinde büyük günah işleyenler de dâhil, mü'minlerin şefaatine nail olacaklarını söylemiştir (Buhârî, Rikak 51; Ebû Dâvûd, Sünnet 20).

Peygamberler içinde ilk defa şefâat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. (Müslim, Fadâil 2). Âhirette Efendimizin (s.a.s.) bu ilk şefaati, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefaattir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) birçok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefaatinin (eş-Şefâ'atü'l'uzmâ) ana hatları şöyledir: Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahâda hüküm ve hesap için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, "Size erişen şu fâciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefâat edecek birisine gidiniz" derler. Sırasıyla Âdem (a.s), Nûh (a.s), İbrahim (a.s), Mûsâ (a.s) ve İsâ (a.s) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ, onları Efendimize (s.a.s.) gönderir. O vakit Efendimiz (s.a.s.) Arş'ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah'a hamdettiği sırada "Başını kaldır, iste, verilir. Şefâat eyle şefaatin kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Efendimiz’in şefaatiyle imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Resûlullah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah'a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefaatiyle, Allah'ın izin ve takdiri dâhilinde mü'minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Peygamber Efendimizin (s.a.s) haiz olduğu bu şefâat makamı "Makâm-ı Mahmûd"dur (İsrâ Suresi, 17/79; Buhârî, Tevhid 24; Müslim, İman 84).

Peygamber Efendimizin şefaatiyle hesaba ve sorguya çekilmeden Cennet'e girecekler de olacaktır (Buhârî, Tefsir 18; Müslim, İman 84).

Cennet'te derecelerin artırılması için ilk şefâat edecek peygamber, Peygamber Efendimizdir (s.a.s). Bunu beyan eden hadisi şeriflerinde Efendimiz (s.a.s) şöyle buyururlar: (Cennet'te insanların ilk önce şefâatte bulunanı benim" buyurmuştur (Müslim, İman 85).

 
Nihat Hatipoğlu yine uydurma olduğu kanıtlanmış bir hadisi gerçekmiş diye piyasaya sunmuş..
Dine samimiyetle değil de, maddi kaygılar ve tüccarlık zihniyeti ile yaklaşırsa olacağı budur.
Dini Kuran'dan değil de menkıbe ve hurafe rivayetlerden öğrenirseniz, olacağınız bu.
 
Geri