Peygamber Efendimizin Mucizeleri

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Peygamber efendimizin mucizeleri

Sual: Peygamber efendimizin mucizeleri nelerdir?

CEVAP

Çok mucizesi görülmüştür. Bazılarını bildirelim.

Aşağıdaki yazılar (Mir’at-ı Kâinat) kitabından alınmıştır.

Muhammed aleyhisselamın hak Peygamber olduğunu bildiren şahitler pek çoktur. Ümmetinin Evliyasında hâsıl olan kerametler, hep Onun mucizeleridir; çünkü kerametler, Ona tâbi olanlarda, Onun izinde gidenlerde hâsıl olmaktadır.

Muhammed aleyhisselamın mucizeleri, zaman bakımından üçe ayrılmıştır:

Birincisi, mübarek ruhu yaratıldığından başlayarak, Peygamberliğinin bildirildiği (bi’set) zamanına kadar olanlardır.

İkincisi
, bi’setten vefatına kadar olan zaman içindekilerdir.

Üçüncüsü
, vefatından kıyamete kadar olmuş ve olacak şeylerdir.

Bunlardan birincilere, (İrhas) yani, başlangıçlar denir. Her biri de ayrıca görerek veya görmeyip akıl ile anlaşılan mucizeler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bütün bu mucizeler o kadar çoktur ki, saymak mümkün olmamıştır. İkinci kısımdaki mucizelerin üç bin kadar olduğu bildirilmiştir. Bunlardan bazılarını aşağıda bildireceğiz.

1- Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur’an-ı kerimdir.

2- En büyük mucizelerinden biri de, Mirac mucizesidir.

3-
Meşhur mucizelerinin en büyüklerinden biri de, Ay’ı ikiye ayırmasıdır. Bu mucize, başka hiçbir Peygambere nasip olmamıştır. Muhammed aleyhisselam elli iki yaşında iken, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin elebaşıları yanına gelip, (Peygamber isen Ay’ı ikiye ayır) dediler. Muhammed aleyhisselam, herkesin ve hele tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu. Mübarek ellerini kaldırıp dua etti. Allahü teâlâ, kabul edip, Ay’ı ikiye böldü. Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü. Kâfirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler. İman etmediler.

Bu mucize ile ilgili âyet-i kerimenin meali şöyle:

(Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı. Onlar [müşrikler] bir mucize görünce hemen yüz çevirirler ve "Eskiden beri devam ede gelen bir sihir [büyü] derler.) [Kamer 1,2]

4- Muhammed aleyhisselam, bazı gazalarında, susuz kalındığı zaman, mübarek elini bir kaptaki suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, suyun bulunduğu kap devamlı taşmıştır. Bazen seksen, bazen üçyüz, bazen binbeşyüz, Tebük Gazasında ise, yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır. Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur.

5-
Hayber gazasında, önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, (Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim) sesi işitildi.

6-
Medine’de, mescid-i nebevide dikili bir hurma kütüğü vardı. Resulullah hutbe okurken, bu direğe dayanırdı. Buna Hannane denirdi. Minber yapılınca, Hannane’nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler. Minberden inip, Hannane’ye sarıldı. Sesi kesildi. (Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlardı) buyurdu.

7-
Mübarek eline aldığı çakıl taşlarının ve tuttuğu yemek parçalarının arı sesi gibi, Allahü teâlâyı tesbih ettikleri çok görülmüştür.

8-
Bir gün, bir köylüyü imana davet etti. Müslüman bir komşumun vefat etmiş kızını diriltirsen, iman ederim dedi. Mezarına gittiler. İsmini söyleyerek kızı çağırdı. Kabir içinden ses işitildi ve dışarı çıktı. (Dünyaya gelmek ister misin?) buyurdu. (Ya Resulallah! Dünyaya gelmek istemem. Burada babamın evindekinden daha rahatım. Müslümanın ahireti, dünyasından daha iyi) dedi. Köylü bunu görünce, hemen imana geldi.

9-
Tirmizi ve Nesai’nin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a’ma bir kimse gelip, ya Resulallah, Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın dedi. (Kusursuz bir abdest al! Sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi! Bu yüce Peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hürmetine duamı kabul et!) duasını okumasını buyurdu. Adam, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. Bu duayı Müslümanlar, her zaman okumuşlar ve maksatlarına kavuşmuşlardır.

10-
Medine’de, minberde hutbe okurken, bir kimse, ya Resulallah! Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor. İmdadımıza yetiş dedi. Ellerini kaldırıp, dua eyledi. Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı. Hemen yağmur başladı. Birkaç gün devam etti. Yine minberde okurken, o kimse, ya Resulallah! Yağmurdan helak olacağız deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti ve (Ya Rabbi! Rahmetini başka kullarına da ihsan eyle!) buyurdu. Bulutlar açılıp, güneş göründü.

11-
Cabir bin Abdullah diyor ki, çok borcum vardı. Resulullaha haber verdim. Bahçeme gelip, hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı. (Alacaklılarını çağır, gelsinler!) buyurdu. Her birine hakları verildi. Yığından bir şey eksilmedi.

12-
Bir kadın, hediye olarak bal gönderdi. Balı kabul edip, boş kabı geri gönderdi. Kap bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek, (ya Resulallah! Hediyemi niçin kabul etmediniz?Acaba günahım nedir?) dedi. (Senin hediyeni kabul ettik. Gördüğün bal, Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir) buyurdu. Kadın çocukları ile aylarca yediler. Hiç eksilmedi. Bir gün yanılarak balı başka bir kaba koydular. Oradan yiyerek bitirdiler. Bunu, Resulullaha haber verdiler. (Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi) buyurdu.

13-
Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü. Bu mucizesi üç kısımdır:

Birinci kısmı, kendi zamanından evvel olan ve kendisine sorulan şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kâfirlerin, katı kalbli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuştur.

İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir.

Üçüncü kısmı, kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir.

Burada ikinci ve üçüncü kısımlardan birkaçı aşağıda bildirilecektir.

[İslam’a davetin başlangıcında, müşriklerin eziyetlerinden, sıkıntılarından dolayı, Eshab-ı kiramın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Resulullah, Mekke’de kalan Eshab-ı kiramla beraber, üç sene her türlü görüşme, alışveriş yapma, Müslümanlardan başka bir kimse ile konuşmama gibi, bütün içtimai muamelelerden men olundular. Kureyş müşrikleri, bu karar ve ittifaklarını bildiren bir ahdname yazarak, Kâbe-i muazzamaya asmışlardı. Her şeye kâdir olan Allahü teâlâ (Arza) denilen bir çeşit kurdu [ağaç kurdu] o vesikaya musallat etti. Yazılı bulunan (Bismikellahümme) [Allahü teâlânın ismi ile] ibaresinden başka, ne yazılı ise, hepsini o kurtcuk yedi, bitirdi. Allahü teâlâ bu hâli Cibril-i emin vasıtası ile Peygamber efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz de bu hâli amcası Ebu Talibe anlattı. Ertesi gün, Ebu Talib müşriklerin ileri gelenlerine gelerek, Muhammedin Rabbi Ona şöyle haber vermiş. Eğer söylediği doğru ise, bu hâli kaldırıp, eskiden olduğu gibi dolaşmalarına, başkaları ile görüşmelerine mani olmayınız. Eğer söylediği doğru değilse, ben de Onu artık himaye etmeyeceğim, dedi. Kureyşin ileri gelenleri, bu teklifi kabul ettiler. Herkes toplanarak Kâbe’ye geldiler. Ahdnameyi Kâbe’den indirerek açtılar ve Resulullahın buyurduğu gibi, (Bismikellahümme) ibaresinden başka, bütün yazıların yenilmiş olduğunu gördüler.]

Acem padişahı Hüsrev’den Medine’ye elçiler geldi. Bir gün, bunları çağırıp, (Bu gece, Kisranızı kendi oğlu öldürdü) buyurdu. Bir müddet sonra, oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi. [İran şahlarına Kisra denir.]

14- Bir gün, zevcesi Hafsa validemize, (Ebu Bekir ile baban, ümmetimin idaresini ellerine alacaklardır) buyurdu. Bu sözle Hazret-i Ebu Bekir’in ve Hafsa validemizin babası olan Hazret-i Ömer’in halife olacaklarını müjdeledi.

15- Ebu Hüreyre’yi “radıyallahü teâlâ anh” Medine’de, zekât olarak gelmiş olan hurmaların muhafazasına memur etmişti. Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı. Seni Resulullaha götüreceğim dedi. Hırsız, fakirim, çoluğum çocuğum çoktur diyerek yalvarınca, bıraktı. Ertesi gün, Resulullah Ebu Hüreyre’yi çağırıp, (Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?) buyurdu. Ebu Hüreyre anlatınca, (Seni aldatmış. Yine gelecektir) buyurdu. Ertesi gece yine geldi ve yakalandı. Tekrar yalvarıp, Allah aşkına bırak dedi ve kurtuldu. Üçüncü gece, tekrar gelip yakalanınca, yalvarmaları fayda vermedi. Beni bırakırsan, birkaç şey öğretirim, sana çok faydası olur, dedi. Ebu Hüreyre kabul etti. Gece yatarken, (Âyet-el kürsi)yi okursan Allahü teâlâ seni korur, yanına şeytan yaklaşmaz dedi ve gitti. Ertesi gün, Resulullah efendimiz, Ebu Hüreyre’ye tekrar sorup cevap alınca, (Şimdi doğru söylemiş. Halbuki kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?) buyurdu. Hayır, bilmiyorum deyince, (O kimse şeytan idi) buyurdu.

16-
Rum İmparatorunun orduları ile harp için (Mute) denilen yere asker gönderdiğinde, sahabeden üç emirin arka arkaya şehid olduklarını, kendisi, Medine’de minber üzerinde iken, Allahü teâlânın göstermesi ile görerek yanındakilere haber verdi.

17-
Muaz bin Cebeli vali olarak Yemen’e gönderirken, Medine’nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi. (Seninle dünyada artık buluşamayız) buyurdu. Hazret-i Muaz Yemen’de iken Resulullah efendimiz Medine’de vefat etti.

18-
Vefat ederken, mübarek kızı Fatıma’ya, (Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın) buyurdu. Altı ay sonra Hazret-i Fatıma vefat etti. Akrabasından ondan evvel kimse vefat etmedi.

19-
Kays bin Şemmasa, (Güzel olarak yaşarsın ve şehid olarak ölürsün) buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir halife iken Yemamede Müseylemet-ül-Kezzab ile yapılan muharebede şehid oldu.
Hazret-i Ömer’in ve Hazret-i Osman’ın ve Hazret-i Ali’nin şehid olacaklarını dahi haber verdi.

20-
Acem padişahı Kisranın ve Rum padişahı Kayserin memleketlerinin Müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacağını müjdeledi.

21-
Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gideceklerini ve sahabeden olan Ümmi Hiram’ın o gazada bulunacağını haber verdi. Hazret-i Osman halife iken Müslümanlar, gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harp ettiler. Bu hanım da beraber idi. Orada şehid oldu.

22-
Mübarek kızı Fatıma’nın oğlu Hasan “radıyallahü teâlâ anhüma” için, (Bu oğlum çok hayırlıdır. Allahü teâlâ, Müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır) buyurdu. Büyük bir ordu ile Muaviye’ye “radıyallahü anh” karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, Müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Muaviye’ye “radıyallahü anh” teslim etti.

23-
Abdullah ibni Abbas’ın annesine bakıp, (Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!) buyurdu. Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek ağzının suyundan ağzına sürdü. İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi. (Halifelerin babasını al, götür!) buyurdu. Hazret-i Abbas, bunu işitip, gelip sorunca, (Evet, böyle söyledim. Bu çocuk halifelerin babasıdır. Onlar arasında seffah, Mehdi ve İsa aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır) buyurdu. Abbasiyye devletinin başına çok halifeler geldi. Bunların hepsi, Abdullah bin Abbas’ın soyundan oldu.

24-
Eshabından çok kimseye hayır dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir. Hazret-i Ali buyuruyor ki:
Resulullah beni Yemen’e kadı [Hâkim] olarak göndermek istedi. Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını bilmiyorum dedim. Mübarek elini göğsüme koyup, (Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir. Hep doğru söylemek nasip eyle!) buyurdu. Bundan sonra bana gelen şikâyetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükmederdim.

25-
Nabiga ismindeki meşhur şair şiirlerinden birkaçını okuyunca, Araplar arasında meşhur olan (Allahü teâlâ dişlerini dökmesin) duasını buyurdu. Nabiga yüz yaşına gelmişti. Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiş dururdu.

26-
Amcası Ebu Leheb’in oğlu Uteybe, Resulullahı çok üzdü. Çirkin şeyler söyledi. Buna çok üzülüp, (Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini musallat eyle!) buyurdu. Uteybe, Şam’a ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu. Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı. Sıra Uteybe’ye gelince, kaptı parçaladı.

27-
Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi için mektup gönderdi. Alçak Hüsrev, mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid eyledi. Peygamber efendimiz bunu işitince, çok üzüldü ve (Ya Rabbi! Onun mülkünü parçala!) buyurdu. Resulullah hayatta iken Hüsrevi oğlu Şireveyh hançerle parçaladı. Hazret-i Ömer halife iken, acem memleketinin tamamını Müslümanlar feth edip, Hüsrev’in nesli de, mülkü de kalmadı.

28-
Allahü teâlâ, Habibini belalardan korurdu. Ebu Cehil, Resulullahın en büyük düşmanı idi. Kâbe-i muazzama yanında namaz kılarken, alçak Ebu Cehil, tam zamanıdır diyerek, bıçakla üzerine yürümek isterken, hemen geri dönüp kaçtı. Arkadaşları, niçin korktun dediklerinde, Muhammed ile aramızda ateş dolu bir hendek gördüm. Birçok kimse beni bekliyorlardı. Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı. Bunu Müslümanlar işitip, Resulullah efendimize sorduklarında, (Allahü teâlânın melekleri, onu yakalayıp parçalayacaklardı) buyurdu.

29-
Resulullah efendimiz bir gün abdest alıp, mestlerinden birini giyip, ikincisine mübarek elini uzatırken, bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti. İçinden bir yılan düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bugünden sonra, ayakkabı giyerken, önce silkelemek sünnet oldu.

30-
Selman-ı Farisi, hak din aramak için, İran’dan çıkıp çeşitli memleketleri dolaşmaya başladı. Beni Kelb kabilesinden bir kervan ile Arabistan’a gelirken Vadi’-ul kura denilen mevkide hainlik edip bir yahudiye köle diye sattılar. Bu da, akrabası, Medineli bir yahudiye köle olarak sattı. Hicrette Resulullahın Medine’ye teşriflerini işitince, çok sevindi. Çünkü, kendisi nasrani âlimi idi. En son rehberi büyük bir âlimin tavsiyesi ile, ahir zaman Peygamberine iman etmek için Arabistan’a gelmişti. O âlim, Resulullahın vasıflarını öğretmiş, Onun hediye kabul edip, sadaka kabul etmediğini, iki omuzu arasında mühr-ü nübüvvet olduğunu ve pek çok mucizeleri olduğunu Selman’a bildirmişti. Selman-ı Farisi, Resulullaha sadakadır diyerek hurma getirdi. Resulullah onlardan hiç yemedi. Hediyedir diye bir tabakta yirmibeş kadar hurma getirdi. Resulullah efendimiz ondan yedi. Bütün Eshab-ı kiram da yediler. Yenilen hurma çekirdekleri bin kadardı. Resulullahın bu mucizesini de gördü. Ertesi gün bir cenaze defninde mühr-ü nübüvveti görmek arzu etti. Resulullah, bunu anlayıp mübarek gömleğini sıyırarak mühr-ü nübüvveti gösterdi. Selman hemen imana geldi. Birkaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altın ödemek şartı ile azat edilmesine söz kesildi. Resulullah bunu işitti. Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti. Ağaçlar o sene meyve vermeye başladı. Birini Ömer “radıyallahü teâlâ anh” dikmişti. Bu ağaç meyve vermedi. Resulullah efendimiz, bunu çıkarıp mübarek elleri ile tekrar dikti. Bu da hemen meyve verdi. Bir gazada, ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman’a “radıyallahü teâlâ anh” verdiler. Resulullaha gelip, bu gayet azdır. Binaltıyüz gram çekmez dedi. Mübarek ellerine alıp tekrar Selman’a verdi. (Bunu sahibine götür) buyurdu. Yarısı ile efendisine olan borcunu ödedi. Yarısı da, Hazret-i Selman’a kaldı.

31-
Kureyş kâfirlerinden Velid bin Mugire, As bin Vail, Haris bin Kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Muttalib, Resulullaha cefa ve eziyet etmekte başkalarından aşırı gidiyorlardı. Cebrail aleyhisselam gelip, (Seninle alay edenlere cezalarını veririz...) mealindeki Hicr suresinin 95. âyetini getirip, Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dördüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti. Velid’in ayağına bir ok battı. Çok kibirli olduğundan, eğilerek oku çıkarıp atmak, kendine ağır geldi. Demiri topuk damarına batıp, siyatik hastalığına yakalandı. As’ın ökçesine diken battı. Tulum gibi şişti. Harisin burnundan devamlı kan geldi. Esved bir ağaç altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esved de, a’ma olup, hepsi helak oldular.

32-
Devs kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke’de imana gelmişti. Kavmini imana davet için Resulullahtan bir alamet istedi. (Ya Rabbi! Buna bir âyet (delil) ihsan eyle) buyurdu. Tufeyl, kabilesine gidince, iki kaşı arasında bir nur parladı. Tufeyl, ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka yerime koy. Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler dedi. Duası kabul olup, nur yüzünden gitti. Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı. Kabilesindekiler zamanla imana geldiler.

33-
Hicretin yedinci senesinde Resulullah efendimiz, Habeş padişahı Necaşi’ye ve Rum imparatoru Herakliyus’a ve Acem padişahı Husrev’e ve Bizansın Mısır’daki valisi Mukavkas’e ve Şam’daki valisi Haris’e ve Umman Sultanı Semame’ye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti. Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı. Ertesi sabah, o dilleri söylemeye başladılar.
Molla Abdurrahman Caminin (Şevahid-ün-nübüvve) kitabında ve Yusuf-i Nebhani’nin (Huccetullahi alel-âlemin) kitabında, Resulullah efendimizin daha nice mucizeleri yazılıdır.

Save gölünün kuruması

Sual:
Peygamber efendimiz doğduğu zaman, Kâbe’deki putlar yüzüstü yıkılıyor, Kisra’nın sarayı çöküyor, bin yıldan beri Mecusilerin yanan ateşi sönüyor. Bir de Save gölünün kuruduğu bildiriliyor. Save gölünün suçu ne idi de kurudu?

CEVAP

Cansız varlıkların ne suçu olur ki, yani suçu olduğundan değil, bu gölü halk mukaddes sayar, kuruyacağına asla ihtimal vermezlermiş. Çok tuzlu imiş, sağdan soldan su gelmiyor, su seviyesi hep aynı, hiç eksilme olmuyormuş, derinliği beş metre yüzeyi 12,5 km imiş. Bu göl bir anda kuruyor. Bunun aksine, Şam tarafında bin yıldan beri suyu akmayan ve kurumuş olan Semave Nehrinin vadisi de, o gece, su ile dolup taşarak akmaya başlıyor. Bu tür olaylar cansız varlıkların suçu falan olduğu için değil, onları mukaddes sayan insanları ikaz için, ibret almaları için ve daha başka hikmetler yüzünden ihsan ediliyor.

Resulullah'ın mucizelerinden

Sual:
Resulullah'ın hacamat kanını içen olduğu söyleniyor. Kan içmek caiz mi?

CEVAP

Resulullah efendimizin mübarek kanı, diğer insanların kanı gibi değildir. Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Zübeyr, Resulullah’ın hacamat edilirken çıkan kanını içti. Resulullah “sallallahü aleyhi ve selem,” darılmadı, hattâ gülümseyerek, (Artık Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. Başına bazı işler geleceğini de bildirdi. (Beyhekî)

Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan, Resulullah’ın mübarek kanını içince ona da, (Cehennem ateşi seni yakmaz) buyurdu. (İbni Hibban)

Mübarek artığını içen Bereke isimli kadına da, (Artık hiç karın ağrısı çekmezsin) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

Halid bin Velid “radıyallahü anh,” sarığında taşıdığı bir sakal-ı şerif sebebiyle her savaşta zafer kazandı. (Şifa-i şerif)

Bunların hepsi, Resulullah'ın mucizelerindendir, ama Selef-i salihine düşman Selefîler, Resulullah’ın eşyalarıyla, mübarek saçı ve sakalıyla bereketlenmeyi şirk kabul ediyorlar.
 
Peygamber Efendimizin Faziletleri


Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?

CEVAP

Mevahib-i ledünniyye
ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:

Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.

Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.

Safiye Hatun anlatır:

Doğduğu gece 6 alamet gördüm:

1- Doğar doğmaz secde etti.

2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah” dedi.

3- Her taraf aydınlandı.

4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim.

5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm.

6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılı idi.

Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.

Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.

Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi.

Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.

Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.

Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.

Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.

Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.

İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi.

Hazret-i Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.

Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.

Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.

Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.

Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.

Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.

Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.

Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.

Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.

Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.

Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.

Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.

Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.

Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır.

Hazret-i Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.

Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir.

Resulullah efendimizin üstünlükleri

Sual:
İnşirah suresinin (Biz senin zikrini yükseltmedik mi) mealindeki 4. âyet-i kerimesini İslam âlimleri nasıl tefsir etmişlerdir?

CEVAP

İbni Ata hazretleri, (Senin zikrini kendi zikrim kıldım, seni zikreden beni zikretmiş olur. İmanın sahih olması için benim zikrimin seninkiyle beraber olmasını sağladım) manasına geldiğini bildiriyor.

Katade hazretleri de bu âyet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki:
(Hak teâlâ, Fahr-i âlemin zikrini dünya ve ahirette yükseltmiştir. Namaz kılan herkes, “Eşhedü” diyerek Allah’a ve Resulullaha şehadet getirmektedir.)

Kur’an-ı kerimde ve namazda olduğu gibi, ezan okunurken de Allah’ın ismi, Habibinin ismiyle birlikte okunmaktadır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Göklerden geçerken, “Muhammed Resulullah” olarak ismimi gördüm.) [Bezzar]

(Cennette her ağacın yaprakları üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah” yazılıdır.) [Ebu Nuaym]

(Arş üzerinde, Cennetteki her şeyin üzerinde benim ismim vardır.) [İbni Asakir]

(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını da diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, Arşta "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım”) [Taberani]

Hazret-i Ali, (Allahü teâlâ, Resulullaha iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahd [söz] almıştır) buyuruyor. Nitekim Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin nuru, diğer peygamberlerin nurlarını kaplayınca, bu nurun kimin olduğunu suâl ettiler. Hak teâlâ da, (Bu Habibimin nurudur. Ona iman ederseniz, sizi peygamber olarak gönderirim) buyurdu. Onlar da (Senin Habibine iman ettik) dediler. Cenab-ı Hak da, (Ben şahid olayım mı) buyurdu. Onlar da (Evet) dediler. (Mevahib)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Âdem, cesetle ruh arasındayken, benden misak alınırken ben peygamberdim.) [İ. Şabi]

(Allahü teâlâ, yer ve gökleri yaratmadan elli bin yıl önce, Ümm-ül kitaba şunu yazmıştır: Muhammed peygamberlerin sonuncusudur.) [Müslim]

(Ben âlemlerin efendisiyim.) [Beyheki]

(Kıyamette insanların efendisi benim.) [Buhari]
(Soyca da insanların en şereflisiyim.) [Deylemi]

(Arş-ı alaya benden başka kimse oturmaz.) [Tirmizi]
(Allahü teâlâ, beni insanların en iyisinden yarattı. İnsanların en iyisiyim, en iyi ailedenim. Kıyamette herkes sustuğu zaman ben söylerim, onlara şefaat ederim. Kimsenin ümidi kalmadığı bir zamanda onlara müjde veririm. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsinin şefaatçisiyim. Bunları öğünmek için söylemiyorum, hakikati bildiriyorum.) [Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum.] (Mektubat-ı Rabbani 1/44)

(Peygamber oldu) demek

Sual:
(Resulullah, kırk yaşında peygamber oldu) demek uygun mudur?

CEVAP

Uygun değildir. (Kırk yaşında peygamberliği kendisine bildirildi) demeli. İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Âdem aleyhisselam yaratılmadan önce de, Muhammed aleyhisselam peygamberdi. (1/44)

İlk Müslüman

Sual:
En’am sûresinde, Peygamberimizin Müslümanların ilki olduğu bildiriliyor. Niye ilk deniyor?

CEVAP

İki hadis-i şerifte şöyle bildiriliyor:


(Ben, yaratılış itibarıyla peygamberlerin ilki, gönderiliş bakımından sonuncusuyum.) [Cami-üs-sagir]

(Biz Kıyamet gününün ilkiyiz. Cennete ilk girecek olan biziz.) [Müslim]

Bazı âlimler de, (Kendi dinine tâbi olan Müslümanların ilkidir) diye bildirmiştir.
 
Hz Muhammedin bir anısı, Peygamber Efendimizin bir Anısı

Peygamberimiz hep fakir ve kimsesizlerle birlikte bulunmayı tercih eder, gönüllerini alırdı Bir yerde, toplumun farklı kesimlerinin toplanmış olduklarını görünce, önce fakirlerin yanına gider, onlarla birlikte otururdu Abdullah bin

Amr bin As anlatıyor:

"Bir gün mescitte oturuyordum Bazı fakir kimseler bir köşeye toplanmış sohbet ediyorlardı Resulullah içeri girdi Başka bir tarafa yönelmeden doğruca fakirlerin yanına gitti Ve onlara, fakir muhacirlere zenginlerden önce Cenneti müjdeledi Hepsinin de yüzü güldü Ben de onlardan birisi olmadığım için üzüldüm"

Peygamberimiz, kendisini, toplumun zayıf ve kimsesizlerinden üstün görme duygusuna kapılanları da uyarır; her tabakanın devamlı birbirlerine muhtaç olduklarını söylerdi

Sa'd bin Ebi Vakkas'ın kendisini fakirlerden üstün gördüğünü hissedince, onu şöyle ikaz etti:

"Sizin elde ettiğiniz başarı ve bereket fakirlerin emeklerinin eseridir Siz, varlığınızı bu fakir insanlara borçlusunuz"

Yine Peygamberimiz, toplum içinde, belli bir yeri bulunmayan biçarelere zayıflıklarından dolayı önem verilmemesini asla hoş karşılamaz, onların da halini sorup öğrenmek arzu eder, sonra da ihtiyaçlarını karşılardı

Peygamberimizin Mescidini temizleyen fakir, zenci bir kadın vardı Bir gün Resulullah onu göremeyince nerede olduğunu sordu Öldüğünü söylediler Onun ölümüne kimse önem vermemişti

Resulullah, "Bana haber vermeniz gerekmez miydi?" dedi ve mezarına gitti, iki rekât namaz kıldı Sonra şöyle dua etti:

"Allah'ım, bu mezarın içini nurla doldur, benim kıldığım namaz sebebiyle nurlandır"

Hazret-i Fatıma en çok sevdiği kızıydı Onu "kendisinden bir parça" olarak görüyordu Fakat Hz Fatıma zarurî ihtiyaçlarını bile zor karşılıyor, geçim sıkıntısı çekiyordu Öyle ki, un öğütmekten elleri, su taşımaktan omuzları yaralanmıştı

Bir gün babasının yanına gelerek bir şey söylemek istedi Fakat utancından derdini açamadı Hz Ali de huzurda bulunuyordu Yardımcı oldu:


"Ya Resulallah, bazı savaşlardan kadın esirler alınıyor Bunlardan birisini bize verseniz de ev işlerinde Fatıma'ya yardım etse"

Peygamberimiz onlara şu cevabı verdi:

"Ya Ali, ben henüz Suffelilerin ihtiyaçlarını karşılamış değilim Onların ihtiyacını görmeden böyle bir teklifi nasıl düşünebilirim?"

Peygamberimizin güneş gibi engin şefkati, yağmur gibi bol merhameti sayesinde bu fakir ve zayıf insanlardan öyleleri çıkmıştır ki, dünyaya ilim ve irfan çiçekleri saçmış, ülkelere adalet ve eşitlik armağan etmiş, cihat meydanlarında kanlarını sebil ederek muhtaç gönüllere hidayet nurunu serpmişlerdir
 
Peygamber Efendimizin (S.A.V) Bir Anısı

Peygamber Efendimizin Anısı

Peygamber Efendimizin Bir Anıları

EN BÜYÜK KIZIYDI


İlk çiçeği İlk kucağına aldığı yavruydu O'na ilk defa 'baba' diyendi

Daha otuzlarındaydı ayrılırkenbu dünyadanHüzün dolu ,çile dolu bu dünyayı bırakıp ötelere yol aldı

Peygamberimiz kızının vefatına son derece üzülmüştü

Babanın üzüntüsü, yanındaki dostları, konuşma cesaretinden alıkoyuyordu

Sevgi tomurcuğu koparılmıştı bağrından

Üzgündü Allah rasulü

Üzgündü herkes onunla birlikte

Hüzün suskun eylemişti herkesi

Zeynep altı yıldır beklediği eşine yeni kavuşmuştu Bu mutlu kavuşma çok uzun sürmedi Zeynep'in mutluluğunu bir yıl hissedebilmişti sevgili baba

Bir yıl sonra yolcu etti Peygamberimiz, ilk goncası sevgili Zeynep'ini

Kabrin başına varılmıştı Sessizlik üzüntüye tercüman oluyorduPeygamberimiz kabrin hazır hale getirilmesini dikkatle takip etti

Namazını kıldırdı

Zeynep'i bu yolculuğunda yalnız bırakmadı

O'nu kabrine Zeynep'in eşiyle birlikte indirdi

Peygamberimiz, kızının kabrinin içinde bir müddet üzüntülü ve düşünceli bir şekilde durdu

Sonra sevinç içinde çıktı kabirdenKendisini dikkatle takip eden dostlarına dedi ki:

Zeynep'in zayıflığını düşünüp onun kabir sıkıntısı ve hararetini hafifletmesi için Allah'a yalvardımO da bu isteğimi kabul buyurdu!'

Vefatından bir gün önceydi

Herkes Nefesini tutmuş bekliyordu Çünkü az evvel HzMuhammed , Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın dediğinde, orada bulunanlardan biri;evet, benim bir alacağım var Bir gün kırbacınızın ucu o sıra açık olan sırtıma değmişti de, canım yanmıştı dedi

HzMuhammed hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını döndü ve vur dedi Herkes şaşkındı O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü HzMuhammed'in mübarek sırtına sürdü, doyasıya öptü

Ardından da, teninizin değdiği yerleri cehennem ateşinin yakmayacağını bildiğimden, mübarek bedeninize dokunabilmek için mahsus böyle söyledim dedi

HzMuhammed bu davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu
 
Hz. Muhammed'in Mekke Dönemi Olayları

Yazar Mehmet Nezir GÜL

ey7Xrn.jpg


Peygamber Efendimizin hayatının her yılından, ayından, saatinden öğreneceğimiz çok şeyler vardır. Biz bu kronolojiyle, O’nun hayatının kısa bir hatırlatmasını yapmak istedik.

Allah Resulü Hz. Muhammed 13 yıl, peygamber olarak kaldığı Mekke Dönemi’ndeki olayları kısaca değerlendirirken, özellikle bu dönem için kaynaklarda farklı bazı tarihlerin olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Asıl olan, Efendimizin hayatı ve tevhid mücadelesi olduğundan, bazı tarih kaymalarının pek bir önemi yoktur.

571(570): Hz. Muhammed’in doğumu. 20 Nisan/12 Rebiül Evvel. Bu doğum ile birlikte bazı olağanüstü hadiseler, mucizeler yaşandı.

Halime validemize sütanneye verildi. Evlerine, yurtlarına bereket geldi.

Göğsü yarılarak nübüvvete ilk hazırlık yapıldı.

575(574): Annesinin yanına getirildi. Doğumundan itibaren bir-iki ziyaretin dışında beş yıl sütannenin yanında kaldı.

576: Annesi ile birlikte Medine’deki akrabalar ziyaret edildi. Annesi Âmine Hatun Ebva Köyünde vefat etti.

Altı yaşında iken dedesi Abdulmüttalip himayesine aldı.

578: Dedesi Abdulmuttalib’in vefatı. Evleninceye kadar amcası Ebu Talip’in yanında kalmaya başladı.

583: Amcası Ebu Talip’le birlikte Şam yolculuğu yaptı. Burada Rahip Bahira Onu gördü ve bazı alametlerden hareketle beklenen peygamber olacağını söyledi.

Gençliği boyunca cahiliyenin kötü düşünce ve uygulamalarından uzak kaldı.

591: Arap kabileleri arasında çıkan ve Haram aylarda devam eden Ficar Savaşında pasif olarak bulundu. Sadece ok verme ve atılan okları kalkanla karşılama gibi arka plan işler yaptı.

Zulüm ve haksızlıkları önlemek maksadıyla bazı haksever insanlarla ‘Hilful Fudül: Erdemliler topluluğu’nu oluşturdu.

Bu sivil toplumun aktif üyesi oldu. Zulme dayalı o sistemde bir nebzecik, mazlumlarla bir dayanışma içinde oldu.

Ticari hayatın içine girdi.

595: Hz. Hatice’nin ticaret malları için Şam’a ikinci yolculuğunu yaptı.

Görüşmeler sonucu, kendisi 25 yaşında iken, 40 yaşında bir dul olan Hz. Hatice ile evlendi.

Bu evlilik Hz. Hadice’nin vefatına kadar, 25 yıl sürdü. Allah Resulü bu gençlik ve olgunluk döneminde bir başkasıyla evlenmedi.

Bu evlilikten; Kasım, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah dünyaya geldi.

Eşinin kendisine hediye ettiği Zeyd b. Harise’yi azad ederek, evlatlığı olarak kabul etti.

605: Kâbe hakemliğinde bulunarak gayet zekice bir karar verdi.

Abasını yere serdi, üzerine Hacerül Esved’i koyduktan sonra, her bir kabilenin, cüppenin bir ucundan tutarak kaldırmasını istedi.

Ve Kâbe’ye getirilince de kendi elleriyle Hacerül Esved’i yerleştirdi.

Bu durumdan herkes memnun olduğu gibi, olası bir kan dökülmesi hadisesi de engellenmiş oldu.

610: Peygamberliğin 1. Yılı: Peygamber olarak görevlendirilişi. Hazreti Peygambere Hira (Nur) dağında, 40 yaşında iken ilk vahyin geldi.

Ramazanda, Kadir Gecesinde meydana gelen bu olayla Abdullah oğlu Muhammed, “Resulullah Muhammed” oldu.

Cebrail’in öğrettiği şekilde ilk abdest alındı ve namaz kılındı.

Hz. Muhammed’in Peygamberlik olayını yakın dostları ve bazı akrabalarıyla paylaşması. Bunun sonucu olarak; kadınlardan Hz. Hatice, erkeklerden Hz. Ebubekir, kölelerden Hz. Zeyd b. Harise, çocuklardan Hz. Ali ilk Müslümanlar oldular.

613: Peygamberliğin 3. Yılı: Açık davetin başlaması. Yakın akrabaların ve kabilenin İslam’a davet edilişi.,

614: Müşriklerin, müslüman olan zayıf ve kimsesizlere sataşmalarda bulunması.

615: Peygamberliğin 5. Yılı: Müslümanların sayısının artması, İslamiyet’in gündem teşkil etmesi sonucu müşriklerin işkencelere başlaması.

Sayıları on beşi bulan bir gurup müslümanın Habeşistan’a yaptığı birinci hicret.

Safa ile Merve arasında bulunan sahabeden Erkam (ra)’ın evinin (Darül Erkam) Müslümanlar için bir üs, ibadetgâh ve eğitim merkezi yapılması.

616: Peygamberliğin 6. Yılı: Baskıların sürmesi üzerine Habeşistan’a yapılan ikinci hicret. Bu hicrette Müslümanların sayısı doksan kişiye yakındır.

Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in müslüman oluşları. Bu iki olay, Müslümanlar ve müşrikler üzerinde çok büyük etki yaptı.

617/619: Peygamberliğin 7-9. Yılı: Haşimoğulları ve Muttalipoğulları’nın, müslüman olmaları veya Müslümanlara destek olmaları sebebiyle, sosyal ve ekonomik boykota maruz kalmaları.

Bu boykot, çok yönlü bir tecrit, insanları dinlerinden vazgeçirmek için akıl almaz yöntemlerin uygulandığı bir süreçtir. Üç yıl sürmüştür.

620: Peygamberliğin 10. Yılı: Hüzün Yılı: Hz. Hatice ve Ebu Talib’in vefatı.

Hz. Muhammed’e, Müslümanlara çok büyük emekleri, katkıları olan bu iki insanın peş peşe vefatı, Allah Resulünü derinden yaraladı.

Taif ziyareti. Zeyd b. Harise ile yapılan bu yolculuktan amaç, İslam için yeni açılımlar sağlamak, Müslümanlara yeni bir merkez kazandırmak idi. Ancak çok iğrenç tepkilere maruz kalındı ve geri dönüldü.

İsra ve Mi’raç hadisesinin gerçekleşmesi. Allah Resulü, bir gece Mescidi Haram’dan Mescid-i Aksa’ya, oradan da semavata götürüldü. Beş vakit namaz da bu gece farz kılındı.

Medine’den gelen bir gurup insanın, Akabe mevkiinde Allah Resulü ile görüşmesi sonucu müslüman olması.

621: Peygamberliğin 12. Yılı: Allah Resulünün, önceki yıl görüştüğü Medine’lilere eklenen bir toplulukla yaptığı ikinci görüşme, Birinci Akabe biatı. 12 Medine’li Müslüman olarak, “Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina etmeyeceklerine, kız çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftira etmeyeceklerine, Allah’a ve Resulüne bağlı kalacaklarına” dair Peygamber Efendimizin elini tutarak biat ettiler, söz verdiler, bağlılık yemininde bulundular.

Allah Resulünün Mus’ab b. Ümeyr’i, muallim, mürşid ve mübelliğ olarak Medine’ye göndermesi.

622: İkinci Akabe Biatı. Medine’lilerin, Peygamberimizi ve Müslümanları her şartta koruyacaklarına dair söz vermeleri ve onları şehirlerine davet etmeleri.

Müslümanların gurup gurup Medine’ye hicret etmeleri.

Mekke Şehir Parlamentosu’nda toplanan müşrik kabile reisleri ve meclis üyelerinin, Allah Resulünü öldürmeye karar vermeleri.

Hz. Muhammed’in Hz. Ebubekir’le birlikte hicret etmesi. Sevr mağarasında üç gün kalıp Kuba’ya varması. Orada mescid inşa etmesi.

14 gün kaldıktan sonra Medine’ye hareket. Ranuna vadisinde ilk Cuma namazının kılınması.

Aynı gün şehre vararak Eba Eyyub’un evine yerleşmesi.

Ve Medine’yi nurlandırması.
 
Hz. Peygamber , doğruluğun en canlı şahidi idi. Allah'ın Rasûlü'nden daha doğru, daha dürüst ve daha güvenilir hiç bir kimse yoktu. Peygamber olmadan önce cahiliyye döneminde bile o, "emin" (güvenilir) "sadık" (doğru) sıfatları ile tanınıyor ve anılıyordu. Mekkeli müşrikler, ona şair, deli, sihirbaz, büyülenmiş1 , diye çeşitli iftiralar ve yakıştırmalarda bulundular fakat hiç bir zaman ona yalancı diyemediler.

Bu tabloyu bir gözümüzün önüne getirmeye çalışalım. Resulullah s.a.v. in daha ilk Halka tebliği...

Hz. Peygamber, kendisine " (Önce) en yakın akrabanı uyar 2" ayeti vayh edilince hemen Sefa tepesine çıktı: " Ey filan oğulları ! Ey filan oğulları ! Ey filan oğulları ! Ey Abdimenaf oğulları ! Ey Abdulmuttalib oğulları ! " diye seslendi. Sesi duyanlar onun etrafında toplandılar. Hz. Peygamber onlara " Ne dersiniz ? Siz şu dağın eteğinden bir takım atlıların (süvarilerin) çıkıp geldiğini (ve size saldıracaklarını) haber versem, beni tasdik eder misiniz ?" dedi. Orada bulunanların hepsi Ebu Lehep hariç "Biz senin hiç yalan konuştuğunu duymadık" şeklinde cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber "Ben ancak şiddetli bir azaptan önce sizin için bir uyarıcıyım" buyurdu.3 Hz. Peygamber hakkında yapılan bu şehadet, onun daha peygamber olmadan önce de saygın doğru ve güvenilir bir kimse olduğunu açıkça göstermektedir.

En azılı düşmanı olan Ebu Cehil " Muhammed ! Ben sana yalancısın, demiyorum" Dediğim şudur : Bütün sözlerini doğru telakki etmiyorum 4" Kureyş'in en tecrübeli adamlarından olan Nadr b. Haris "Ey Kureyş ! Başınıza gelen felaketi bertaraf etmediniz. Muhammed, sizin gözlerinizin önünde büyüdü. Hepinizin en doğrusu, en iyi huylusu, en güvenilir kişisi odur..." sözleriyle Hz. Peygamber'i övmekten geri durmamıştır.5



O en iyi huylu olan insandı. Kibir ve gurur sahibi değildi. Ciddi idi, fakat çatık kaşlı değildi. Halkında en sevileni idi.

Bizans imparatoru, Ebu Süfyan'ı huzuruna kabul ettiği zaman Hz. Peygamber hakkında ona şöyle sorar : "Peygamber olduğunu söyleyen bu şahsın, daha önce hiç yalan söylediğini duydunuz mu ?" Bunun üzerine Ebu Süfyan "asla!" diyerek cevap vermiştir6

Hz. Peygamber, ailesine, akrabalarına , arkadaşlarına ve çevresine karşı asla sadakatten ayrılmamıştır. Hiç bir kimseye yalan söylememiştir. Bütün hayatı boyunca doğruluk ilkesinden feragat etmemiş ve herkese bunu tavsiye etmiştir. Yalanı yasaklamış ve yalan söyleyenleri kınamıştır. "Doğruluk iyiliğe, iyilikte cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye ve doğruluğu araştıra araştıra en sonunda Allah katında doğru kimselerden yazılır6" buyurarak, doğru davranmanın insanı, Allah'ın rızasına kavuşturacağını cennete ileteceğini beyan etmiştir.

Her işimizde doğru olursak bu bizi inşaallah cennet yoluna koyar.Allahu teala herşeyi görendir.

Hz. Peygamber, doğru konuşmaya o kadar önem vermiştir ki, Mü'min bir kimsenin bazen cimri ve korkak olacağını belirtmiş fakat asla yalan konuşmayacağını açıklamıştır7 O, O şakadan bile olsa yalanı yasaklamış, onun bütün uygulamaları, sözleri ve davranışları doğruluk üzerine kurulmuştur. O, öfkelendiğinde, şaka yaptığında, açıklamalarında, verdiği hükümlerde, yolculukta, barışta, savaşta, savaş ve barış görüşmelerinde, yaptığı anlaşmalarda, hitabetlerinde, yazdırdığı mektuplarında, verdiği fetvalarında, anlattığı kıssalarda, kısaca bütün faaliyetlerinde ve hayatının her safhasında doğruluktan zerre kadar ayrılmamıştır. Doğruluk, onun şaşmaz prensibi olmuş ve Allah onu, yalan söylemekten korumuştur.

Hz. Peygamber'in sözleri ile hareketleri hep uyum içerisinde olmuş, özü sözüne uymuş ve asla hareketleri ile sözleri birbirini tasdik etmiştir. O, ağlamasında, gülmesinde, hiddetlenmesinde bile hep hakkı konuşmuş, hep doğruyu anlatmış, hep güzeli hissettirmiştir. Hiçbir şekilde duygularına kapılarak fevri hareket etmemiştir. Her halükarda doğruluk vazgeçilmez alameti olmuştur.

Doğru olursak, doğruyu araştırırsak bizde bu doğrulara tabi olmuş oluruz. Allahu teala cümlemizi Resulullah s.a.v. efendimize tabi eylesin.

Doğru insanlardan meydana gelen bir toplum oluşturmak, Hz. Peygamber'in en önemli hedefiydi. Bu sebeple, ona ümmet olan hereksin de söz ve davranışlarında asla doğruluktan ayrılmaması gerekir. Çünkü Kur'ân, Müminlerin özelliğini anlatırken, onların yalan ve lüzumsuz konuşmayacaklarını açıklar 8

İnanan herkes, bu hassasiyette olmalıdır. Çünkü doğruluk, imanın vazgeçilmez göstergesidir.

Dipnotlar:
1 . Hicr suresi, 15/6 ; Zariyet suresi 51/52 ; Tur suresi 52/29-30 ; Kalem , 68/2,51
2. Şuara suresi 24/214
3. Buhari, Tefsir, Sure, 111; Müslim, İman, 355
4. Mevlana Şibli, II, 103
5. Mevlana Şibli, II, 102; Afzalurrahman, I, 13
6. Bkz. Buhari, Bedü'l Vahy, 6
7. Muvatta, Kelâm 7, 19
8. Buhari, Edep, 69; Müslim, Birr, 103-105; Tirmizi, Birri, 46

( Kaynak no : Peygamber Gibi Yaşamak ; s20-21-22 )


 
Peygamber Efendimiz son derece nezih ve kibardı.
Hiç bir şeye bagırıp çagırmazdı.
Çarşı ve pazarda sakindi.
Kötülüge kötülük ile karşılık vermezdi.
Daima affeder, musamahakar davranırdı.
Hiç bir şeye eliyle vuruldugu görülmemiş, sadece cihadesnasında
vurmuştur.
Hiç bir kadın ve hizmetçiye vurmamış,
hiç bir kimseden intikam aldıgı görülmemiştir.
Ancak cc 'nün haram kıldıgı şeyler müstesna...
cc'nün haram kıldıgı şeylerden biri çignendimi,ona öfkelenir,
adeta arslan kesilirdi.

İki şey arasında muhayyer bırakılsa, kolay olanını seçerdi.
Hane halkı arasında onlardan biri gibi olur,ev işlerine bakar,
yardım ederdi.
Kendi işini kendi görür,koyun sagar,temizlik yapardı.

Dilini gerektiginde kullanır,boş sözlerle meşgul etmezdi.
İnsanları birleştirmeye çalışır,nefret ettirmezdi.

Her kavmin büyügüne, onun haysiyetine yakışır şekilde itibar
gösterirdi.
Onlara mevkilerine uygun tarzda adamlar gönderirdi.

Herkeze güler yüz gösterir,ashabını gözetir,
hal ve hatırlarını sorar,onları aradı.


İyiyi sever,çirkini begenmezdi.

Her işte orta yolu tutar, ihtilafı aşırılıgı sevmezdi.
Her şeye layık oldugu degeri verirdi.
Hakka riayete çok dikkat eder, hakkı asla çignemezdi.

İnsanların hayrını diler,hayatlarını korurdu.
Herkese nasihat eder,iyiligini isterdi.
Yardım edenleri, birbirinin hayrına çalışıp birlik olanları severdi.

Bir yere oturup kalkarken daima cc'yü zikr ederdi.

Bir cemaatın yanına vardıgında, nerede yer varsa oraya otururdu.
Başkalarına (rahatsızlık verip omuzlarına) basarak dip sedire
(baş köşeye) geçmek istemezdi, Ümmetine de bunu tavsiye ederdi.
Meclisinde eşitlige çok dikkat eder, birini digeri üstüne tutmazdı.
Bir şey sorana rahatlıkla cevap verir,
herkesin ihtiyacını görmeye çalışır,koşardı.
İnsanların hepsine bir baba gibi davranırdı.

Hak hususunda (hukuk mevzuun da)onun nazarında bütün insanlar eşitti.
Onun meclisi ilim,hayır, feyz, haya ve emniyet meclisi idi.....
Yüksek sesle konuşulmaz, kimsenin ayıbı söylenmez, kusurlar dile
dolanmazdı.
Herkes müsavi idi, insanların birbirine üstünlügü ancak takvasıyla
olurdu.
Meclisinde küçükler sevilir, büyükler sayılır, İhtiyaçlar karşılanır,
gripler barınır himaye görürdü.

O, daima güler yüzlü ve neşeli idi.
Ahlakı yüceydi.
Yumuşak huylu idi, lutuf ve ihsanda bulunmayı severdi.
Katı yürekli asla degildi.
Bagırıp ça ırmaz, gürültü koparmazdı.
Ayıplayıcı ve cimri degildi.

Sevdiklerinden yüz çevirir, hoşlanmadıgı bir soruya cevap vermez,
suküt ile karşılık vermiş olurdu.

Kendisi için dünyada üç şeyi terk etmiştir.
Kavga, kibr-i gurur ve malayani. (boş luzumsuz söz ve fiil)
İnsanlar hakkında üç şeyi bırakmıştır;
Dolayısıyla kimseyi zemmetmez, kusurlarını araştırmaz ve ayıplamazdı;
ancak sonu hayırlı olursa konuşurdu.
Osöze başlayınca, yanındakiler başlarında kuş varmışta
(adeta onu uçurup kaçırtmamaya çalışır gibi)sakin sakin dinlerlerdi.
Ancak o sözünü bitirip susunca konuşurlardı.
Onun yanında asla çekinmezlerdi.
İçlerinden konuşan olursa sükünetle dinler, sözünü bitirmesini
beklerdi.

Ashabı bir şeye gülse o da gülerdi; onların hayret ettigi bir şeyi o da
hayretle karşılardı.
Bir yabancı gelip bir yalnışlık yaparsa, onun yaptıgı kabalıga sabır
gösterir,
musamaha ile karşılardı.

Bir hacet sahibi birşey istese, onu vermelerini emrederdi.
Kimsenin fazla övmesini istemez, kimsenin sözünü kesmezdi.
Şayet haddi aşarsa, o zaman keser ve oradan ayrılırdı.

Gayet sakin, yumuşak tabiatlı, cömert, düzgün konuşan,
muaşereti (geçimi) gayet tatlı ve en şerefli bir ailedendi.

Onu İlk defa gören kimseyi, bir heyecan kaplardı;
fakat görüşüp konuşunca rahatlar ve onu severdi.

Onu vasf edenler şöyle derlerdi;
Ondan öncede ondan sonra da onun benzerini görmedim.

(Şemail-i Tirmiziden hülasa edilmiştir.)

 
Resulullah(sav): "Gereğini yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yenen kimseyi Allah, Kıyamet günü herkesin gözü önünde çağırır, hûriler arasından dilediğini seçmekte serbest bırakır.”
Ebû Dâvûd, Edeb 3 ; Tirmizî, Birr 74; Kıyâmet 48. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 18



Peygamber Efendimiz, sabırla ilgili tavsiyelerine uyan ve öfkesini yenmeyi başaran kişilere bu hadiste bir müjde vermektedir. Nefsinin kızgınlığını yatıştırana, yine nefsi teskin edici cinsten olmak üzere âhirette istediği hûriyi seçme serbesttir... Bu, dünyadaki peşin faydaları yanında sabrın âhirette de fayda vereceğini, yani meselenin uhrevî boyutunu göstermektedir. Bu müjde inananları, öfkelerini yenip sabretmeye ciddî bir şekilde teşvik etmektedir.
(Riyazü's Salihin)
 
-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Alimlere sorunuz, hikmet sahipleriyle muaşerette bulununuz ve fakirlerle oturup kalkınız."
Tuhef'ul-Ukul, s. 34
* * *

Emir'el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mal ve mülkün yok olmasının sebebi muhtaç insanları mahrum kılmaktır."
Gurer'ul-Hikem, c. 4, s. 190


* * *

-Emir'el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberden nakledildiği üzere Allah-u Teala miraç gecesi kendisine şöyle buyurmuştur: "Ey Ahmed! Benim muhabbet ve sevgim fakir insanları sevmektir. O halde fakirleri kendine yakın kıl, kendi yakınına oturt ki ben de sana yakın olayım."
el-Hayat, c. 2, s. 51


* * *


-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir mümine doyasıya yedirirse Allah'ın hiç bir kulu onun ahirette elde edeceği mükafatını bilemez; ne mukarreb/yakınlaştırılmış bir melek ve ne de gönderilmiş bir nebi… (Mükafatını sadece) alemlerin rabbi olan Allah bilir. (Daha sonra şöyle buyurdu "Mağfiret ve ilahi gufranın nedenlerinden biri de aç bir Müslümanı doyurmaktır." (Daha sonra da İmam (a.s), Allah azze ve celle'nin şu ayetini tilavet buyurdu "Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır."
el-Kafi, c. 2, s. 201


* * *


-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Sadaka sahibinin elinden çıkınca kendisine şu beş sözü söyler: Ben fani idim beni sabit (baki) kıldın; küçük idim, büyüttün, düşman idim, dost kıldın; şimdiye kadar hep sen beni korudun, şimdiden kıyamete kadar da ben seni koruyacağım."
el-İsna Aşeriye, s. 223


* * *

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim bir mümini sevindirirse evvela Allah'ı, ikinci olarak Resul-i Ekrem'i, üçüncü olarak da bizi (Ehl-i Beyt'i) sevindirmiştir."
Bihar'ul-Envar, c. 74, s. 314


* * *

-Emir'el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki münezzeh olan Allah fakirlerin yiyeceğini zenginlerin malında karar kılmıştır. Bir fakir acıkırsa, mutlaka bir zenginin onun bu hakkını engellediğindendir."
Nehc'ül-Belağa, el-Kelimat'ul-Kısar/320 s. 478


* * *
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Her kim ihtiyacı olduğu halde bir mümini malından alı-koyarsa Allah ona cennet yiyeceklerini tattırmaz ve ona mühürlenmiş halis şarap içirmez."
Bihar'ul-Envar, c. 75, s. 314
 
Geri