BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Amacı kâinatı ve insanı, kısaca "varlık"ı bilmek ve açıklamak olan felsefe nin menşei konusunda değişik görüşler vardır. Bir kısmına göre felsefe sistemsiz bir şekilde de olsa Doğu'da, diğerlerine göre ise "Yunan mucizesi" olarak Batı Anadolu'da Milet şehrinde Thales ile ortaya çıkmıştır. Bu iki farklı görüşü Niestsche şu şekilde uzlaştırmaktadır:
"Yunanlılara tamamen yerli (otokton) bir kültürü maletmek kadar delice bir düşünce de olamaz; onlar, kılıcı, başka bir milletin bıraktığı yerden alıp ileriye atmasını bildikleri içindir ki, bu kadar ilerlemişler."
İlkçağ'da kosmos'u (kâinat) kendilerine konu yapan kosmolojik dönemin filozofları Fisagorcularla dolaylı da olsa Parmenides müstesna insan problemini ele hiç almadılar. Anthropolojik dönemde felsefenin konusu artık anthropos (insan) oluyor. Sofistlerden Protagoras "insan her şeyin ölçüsüdür" (Panton Krematon Metron Antropos) sözü ile aslında insanı incelemekten daha çok kendi şüpheci bilgi nazariyesini açıklamaya çalışıyordu. Sokrates, düşüncesi ve yaşayış şekliyle insanlara insanlığı öğretip, kendilerini tanımaya yardımcı oluyordu. Bundan dolayı, kendisi için felsefeyi gökten yere indiren filozof denmiştir. Sokrates'in öğrencisi Platon, ve onunda öğrencisi Aristoteles kosmos'un yanı başında anthropos'u da araştırarak kendi sistemlerini kurdular.
Platon, insanın doğuştan her şeyin ideasini bildiğini söylediğinden idealizmin ilk kurucusu olarak kabul edilebilir. Ayrıca, ideler aleminin gerçekten varolduğunu (tartışma konusudur) söyleyerek Ortaçağ'da polemiği yapılacak olan realizmin de ilk taslağını çizen filozoftur. Aristoteles ise, özellikle bilgi teorisi konusunda tikelden kalkarak genele yükseldiğinden çok tenkit edilmiş olmasına rağmen ilk deneyci (empiriste) düşünürdür. Böylece, yukarıda söylenildiği gibi , ortaçağda ki kavramlar tartışmasında realizmin en büyük muhalifi olacak olan Nominalizmin (adcılık) ilk tohumlarını Aristoteles'te gördüğümüzü söyleyebiliriz. Ayrıca, Nominalizmin idelazimin zıttı olan materyalizme yakınlığı ileri sürülebilinir.
Felsefe tarihi zıt iki büyük sisteminin; idealizm ile materyalizmin değişik anlatımları, veya bu ikisinin uzlaştırılma çabası ile doludur, idealizmin, Fichte'nin deyimi ile " ben ", materyalizm ise "ben olmayan"a öncelik verir.
"Düşünüyorum o halde varım" diyen Descartes'a "varım o halde düşünüyorum" şeklinde cevap veren Gassendi, esasında XVII. yüzyılda Descartes'in idealizmine karşı materyalizmi savunuyordu. XVIII. yüzyılın aşırı rasyonalizmi XIX. yüzyılın positivizmi ile mutlak determinizmini hazırladı. Positivizm determinizim ilkesi ile bütün problemleri çözebileceğine inanıyordu. Positivizmin kurucusu olan Auguste Comte, 1851 yılında dostu Tholouze'a söyle yazıyordu: " şundan eminimki 1860'tan önce Notre-Dame'da Pozitivizmi gerçek ve mükemmel bir din gibi vazedeceğim" Fakat, aynı Augusta Comte, 1854 tarihinden itibaren her cumartesi hırstiyanlık usulüne göre ibadetini yaptığı Paris'teki Saint - Paul Kilisesinin önünde, vefatında birkaç dakika cenazesinin durdurulmasını vasiyetnamesine ilâve etmekten kendisini alamıyordu. 1857 yılında bu isteği yerine getirildi. Aynı yıllarda Rus edebiyatçısı Tolstoy "Tanrım bana iman ver ki, onu bulmaları için başkalarına da yardım edeyim" şeklinde Tanrı'ya dua ediyordu. Şu halde , Positivizm de determinizm ilkesi ile her şeyi çözemiyordu.
"Yunanlılara tamamen yerli (otokton) bir kültürü maletmek kadar delice bir düşünce de olamaz; onlar, kılıcı, başka bir milletin bıraktığı yerden alıp ileriye atmasını bildikleri içindir ki, bu kadar ilerlemişler."
İlkçağ'da kosmos'u (kâinat) kendilerine konu yapan kosmolojik dönemin filozofları Fisagorcularla dolaylı da olsa Parmenides müstesna insan problemini ele hiç almadılar. Anthropolojik dönemde felsefenin konusu artık anthropos (insan) oluyor. Sofistlerden Protagoras "insan her şeyin ölçüsüdür" (Panton Krematon Metron Antropos) sözü ile aslında insanı incelemekten daha çok kendi şüpheci bilgi nazariyesini açıklamaya çalışıyordu. Sokrates, düşüncesi ve yaşayış şekliyle insanlara insanlığı öğretip, kendilerini tanımaya yardımcı oluyordu. Bundan dolayı, kendisi için felsefeyi gökten yere indiren filozof denmiştir. Sokrates'in öğrencisi Platon, ve onunda öğrencisi Aristoteles kosmos'un yanı başında anthropos'u da araştırarak kendi sistemlerini kurdular.
Platon, insanın doğuştan her şeyin ideasini bildiğini söylediğinden idealizmin ilk kurucusu olarak kabul edilebilir. Ayrıca, ideler aleminin gerçekten varolduğunu (tartışma konusudur) söyleyerek Ortaçağ'da polemiği yapılacak olan realizmin de ilk taslağını çizen filozoftur. Aristoteles ise, özellikle bilgi teorisi konusunda tikelden kalkarak genele yükseldiğinden çok tenkit edilmiş olmasına rağmen ilk deneyci (empiriste) düşünürdür. Böylece, yukarıda söylenildiği gibi , ortaçağda ki kavramlar tartışmasında realizmin en büyük muhalifi olacak olan Nominalizmin (adcılık) ilk tohumlarını Aristoteles'te gördüğümüzü söyleyebiliriz. Ayrıca, Nominalizmin idelazimin zıttı olan materyalizme yakınlığı ileri sürülebilinir.
Felsefe tarihi zıt iki büyük sisteminin; idealizm ile materyalizmin değişik anlatımları, veya bu ikisinin uzlaştırılma çabası ile doludur, idealizmin, Fichte'nin deyimi ile " ben ", materyalizm ise "ben olmayan"a öncelik verir.
"Düşünüyorum o halde varım" diyen Descartes'a "varım o halde düşünüyorum" şeklinde cevap veren Gassendi, esasında XVII. yüzyılda Descartes'in idealizmine karşı materyalizmi savunuyordu. XVIII. yüzyılın aşırı rasyonalizmi XIX. yüzyılın positivizmi ile mutlak determinizmini hazırladı. Positivizm determinizim ilkesi ile bütün problemleri çözebileceğine inanıyordu. Positivizmin kurucusu olan Auguste Comte, 1851 yılında dostu Tholouze'a söyle yazıyordu: " şundan eminimki 1860'tan önce Notre-Dame'da Pozitivizmi gerçek ve mükemmel bir din gibi vazedeceğim" Fakat, aynı Augusta Comte, 1854 tarihinden itibaren her cumartesi hırstiyanlık usulüne göre ibadetini yaptığı Paris'teki Saint - Paul Kilisesinin önünde, vefatında birkaç dakika cenazesinin durdurulmasını vasiyetnamesine ilâve etmekten kendisini alamıyordu. 1857 yılında bu isteği yerine getirildi. Aynı yıllarda Rus edebiyatçısı Tolstoy "Tanrım bana iman ver ki, onu bulmaları için başkalarına da yardım edeyim" şeklinde Tanrı'ya dua ediyordu. Şu halde , Positivizm de determinizm ilkesi ile her şeyi çözemiyordu.