Selamlar efendim selamlar.
Selam olsun hayallerinin yüzlerce km ötesinde olmasına rağmen hala düşleyenlere.
Selam olsun düşüp de dizlerinin kanamasına aldırış etmeyenlere
Selam olsun dövüşenlere, dağlarda haykıran çiçeklere, kentlerde devleşen öfkelere
Henüz elveda demeyenlere, başına gelecekleri bildiği halde korkuyu bilmeyenlere
Bir menekşenin kokusunu çektiğini zannedip ömür boyu umut besleyenlere
Sefaletin felsefesini unutup felsefenin sefaletine ayak diretenlere
İçince Satürn'ün halkasında dans etmeye yeltenenlere...
Kaybolun efendim, kaybolalım, kaybolun, kaybolsunlar... Şöyle kaybolsak mesela, yine de tüm evrenin yükünü çekiyormuş hissinden kurtulabilir miyiz acaba. Saç diplerimizden çekiştiren umudu bir kenara bırakabilir miyiz?
Ayakkabı bağlarımızın ikide bir çözülmesi gibi ne zaman ayağımızdan çıkaracağımızı mı düşüneceğiz yoksa sürekli bağlayacak mıyız bıkmadan?
Ne zaman kördüğüm atmayı öğreneceğiz?
Çekiçle çaktığım bir çiviyi yanlışlıkla yamulttuğumda hiç düzleyemedim bilir misiniz? Hep yamuk girdi ve tüm hesaplarımda etkisiz eleman diye hesap edip hep yenisini çaktım. O çivi hep dert olmuştu bana. Falan filan Neyse hadi çok düşünme. Kaldırdım ben de kadehimi...