Peri Gazozu

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Günümüzde Divan Edebiyatı tadında yerli romanlar bulmak pek de mümkün değil. Ercan Kesal’in Peri Gazozu kitabı da kitapseverleri tam da buradan yakalıyor.

Ercan Kesal Peri Gazozu romanında farklı farklı insan hikayeleri sunuyor. Her birince o sıcak duyguları alabileceğiniz, mutlaka birinde kendinizden parçalar bulabileceğiniz hayat hikayeleri.

Mükemmel edebi dili ile dikkat çeken ve okurken insana zevk veren kitap hem dili ile hem de hikayeleri ile sizi etkisi altına alacak bir eser.
 
Farkında mısınız, sahip olduklarınızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü.

Çok mu zor, karşılıksız ve çekinmeden, bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu ayırıp, bir kaya yarığına saklamak.

Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat.. Gerçekten, çok mu zor.

Hadi, bir tutam tuz ve birkaç kibrit koyup cebimize, düşelim yollara.
Hadi, kendimize ve dünyaya ağlayarak..
Hadi önce, kendimizi kurtararak başlayalım şu işe.
 
Genç bir kadın silahla kendini vurmuş. Mecburi hizmetteki ilk otopsimi yapacağım.

..."Mevlüt oğlu 1959 doğumlu Ercan Kesal, huzura alındı, usulen yemin ettirildi ve ölüm nedeni soruldu..." Ölüm nedeni? Ben mi söyleyeceğim? Sönmüş bir gezegenden faksız, insanın içini yakan şu garip coğrafyanın orta yerinde, üzerinde solmuş entarisi ve yırtık terlikleriyle yirmi yaşında, esmer, ince yüzlü bir kadın kendini niye öldürür Allah'ım, ben nereden bileyim? Ama, cevap vermeliyim işte. Büyüdüm çünkü, doktor oldum.
 
"Ne biçim insanlar bu anneler? Çok tuhaflar. Hiç kimseye benzemiyorlar. Ama, birbirlerini tanıdıklarına eminim. Kendi aralarında konuşup anlaştıkları, bizim bilmediğimiz ortak bir dilleri var muhakkak. Belki de gizlice buluşup, haberleşiyolardır birbirleriyle kim bilir?"
 
“Ercan kardeş, ben anladım şimdi, sosyalizmin ne olduğunu. Artık biliyorum sosyalist kime derler. Sosyalist, kendi aç kalsa da önündeki yumurtayı arkadaşının önüne doğru iten adamdır.”
 
“Ben öldükten sonra, gömmeden önce battaniye sarar mısın oğlum” demişti gir gün babam.
“Niye baba?”
“Soğuktur şimdi oğlum, toprağın altı sonuçta. Üşürüm...
“Ne fark eder öldükten sonra” diyemedim tabii ki
 
Farkında mısınız, sahip olduklarınızın, başkalarının da işine yarayabileceği bir büyük sofradır yeryüzü.

Çok mu zor, karşılıksız ve çekinmeden, bir kibrit tanesini, bir tutam tuzu ayırıp, bir kaya yarığına saklamak.

Sonuna kadar tüketip, bitirmek yerine, ihtiyacımız kadarını alıp, geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat.. Gerçekten, çok mu zor.

Hadi, bir tutam tuz ve birkaç kibrit koyup cebimize, düşelim yollara.
Hadi, kendimize ve dünyaya ağlayarak..
Hadi önce, kendimizi kurtararak başlayalım şu işe.
 
“Hocam, bu sarılma denen şey ne kadar önemliymiş meğer. Keşke çok daha önce birbirimize doğru düzgün, adam gibi sarılabilseydik. Biz kıymetini bilememişiz.”
 
"Kelimelerin ruhu vardır.
Kelimeler, sadece harflerin bir araya gelmesiyle oluşan anlamın dışında bir şeydir. "Çiçek" sadece çiçek değildir mesela. Ya da "mektup". Yalnızca bir zarfın içindeki kağıt mıdır, mektup?
"Fotoğraf" denilince niye içimiz titrer o zaman? Çünkü yalnızca bir fotoğraf değildir de ondan.
 
Geri