BirDevrinSonu
Üye
-
- Katılım
- Ocak 10, 2010
-
- Mesajlar
- 38,600
-
- Tepkime puanı
- 3,180
-
- Puanları
- 354
-
- Konum
- Napıcan ?
Unutamadığım yerden uyuturum soğuyan tende ellerinizi: don!
Siz şiir yazarsınız bir ihtimal
ben yazılırken kendime kırılır küstüğüm t-izden ayna
alınlar ıslak, adımlar kaygan: bir şehir tuzlu sular altında
mazgallar yerle bir!
Farkına varamaz kalabalık: yok uzun, yol serap.
Gözlerim fal taşı, çizerim alnıma silik resminizi
kan tırmanır cana
can balkona tırmanır, manzaraya yaslanır göz: koşar adım fal başı
kuru dallarda dinlenir yorgun mendil:
‘o bulut benim, o ev, o dağ, o uçurtma; o adam benim!
Bulunca eş rengimizi, gök kurur
sıcak.
Misketler koşar gelir sokak aralarından
doldururuz ceplerimizi
ekersiniz göğe kuşak, üttüğünüz sesinizi
tutulduğum soluktan sökülürüm gönüllü içimi
dize gelir camlarda sır:
ten durulur, tahtına kurulur.
Oysa,
ahmak bir soytarıya bürünür zaman, gözden ırak yanından:
histen bi’haber.
Aldattığınız notadan asarım rengimi,
al tattığınız oltadan susarım.
Siz, doğurganlık dersiniz buna…
Avuçlarımdan şehre çırparken teninizi
terli çarşaflar gömülür kuru dallara, nafile.
Belki saça renk, belki göze sere serpe bir ahenk seçer
kundaklanmış bir kalple
doğarım öldüğünüz yerden kendimi.
-ki ben, yine de
her Pazar özlerim sizi
parlak kutularına saklanırım yıkık şehrin
elden ele kumaşlarda silinirken ten izi
unutmayı unuturum bir ihtimal…
Ceplerimi deler azaltırım bir parça gözlerinizi.
P.Kocabay
Siz şiir yazarsınız bir ihtimal
ben yazılırken kendime kırılır küstüğüm t-izden ayna
alınlar ıslak, adımlar kaygan: bir şehir tuzlu sular altında
mazgallar yerle bir!
Farkına varamaz kalabalık: yok uzun, yol serap.
Gözlerim fal taşı, çizerim alnıma silik resminizi
kan tırmanır cana
can balkona tırmanır, manzaraya yaslanır göz: koşar adım fal başı
kuru dallarda dinlenir yorgun mendil:
‘o bulut benim, o ev, o dağ, o uçurtma; o adam benim!
Bulunca eş rengimizi, gök kurur
sıcak.
Misketler koşar gelir sokak aralarından
doldururuz ceplerimizi
ekersiniz göğe kuşak, üttüğünüz sesinizi
tutulduğum soluktan sökülürüm gönüllü içimi
dize gelir camlarda sır:
ten durulur, tahtına kurulur.
Oysa,
ahmak bir soytarıya bürünür zaman, gözden ırak yanından:
histen bi’haber.
Aldattığınız notadan asarım rengimi,
al tattığınız oltadan susarım.
Siz, doğurganlık dersiniz buna…
Avuçlarımdan şehre çırparken teninizi
terli çarşaflar gömülür kuru dallara, nafile.
Belki saça renk, belki göze sere serpe bir ahenk seçer
kundaklanmış bir kalple
doğarım öldüğünüz yerden kendimi.
-ki ben, yine de
her Pazar özlerim sizi
parlak kutularına saklanırım yıkık şehrin
elden ele kumaşlarda silinirken ten izi
unutmayı unuturum bir ihtimal…
Ceplerimi deler azaltırım bir parça gözlerinizi.
P.Kocabay