Pazar yazıları -4-

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
İnsanın yüzü nereye dönükse öyle anılır


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsanın yüzü nereye dönükse öyle bilinir, öyle anılır. En rahat geçim, en rahat iş birliği, en rahat çalışma ortamı, en rahat yolculuk, yüzü âhirete dönük olan insanlarla olur.
Hazret-i Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah’a bir kese altın gönderir. Parayı götüren adama da, (Oradan ayrılma, bakalım altınları ne yapacak) der. Ebu Ubeyde hazretleri, altınlara elini sürmeden yardımcısına, (Al bunları, şu fakirlere dağıt) buyurur.
O kimse, Hazret-i Ömer’e durumu arzeder. Hazret-i Ömer ona bir kese daha verip, bunu da, Sa’d bin Muaz’a gönderir. O da elini sürmez, (Fakirlere dağıtın) der. O kimse yine gelir, hazret-i Ömer’e durumu arz eder, (Efendim, bu zatların parayla alakası yok, hep dağıtıyorlar) der. Hazret-i Ömer, (İşte ben buna şükrediyorum. Dağıtmazlarsa geçim sıkıntılı olur. Dağıttıkları için huzur ve düzen var. Eshab-ı kiram bu şekilde kardeşçe yaşıyorlar. O sevginin aslında, esasında bu var) buyurur.
(Büyüklerin kalbinde zerre kadar dünya menfaati olsa kimse onları sevmez) buyuruluyor. Bu husus, her Müslüman için de geçerlidir.
Paraya düşkün olan sevilmez, onunla oturup dertleşilemez, samimi dost olunamaz.
Ölüp gittikten sonra, dünyaya düşkün olan hangi zengin rahmetle anılıyor? Ama binlerce kilometre uzaklıktaki evliya zatların kabirlerini ziyarete gidilebiliyor.
Makam ve mevkisine değil niyetine bakar
Niyet hayır, âkıbet hayır! Allahü teâlâ kullarının mevkiine, makamına, elbisesine değil, kalbine ve niyetine göre muamele eder. Allahü teâlâ, insanın istediği neticeye kavuşturmak için, ona giden yolu açar. Ancak, çok sevdiği kullarının gideceği yer felaketse, onun istediği o iş için mâniler çıkarır.
Bütün dünyalık görünen işler, bir niyetle âhiretlik olur, bütün âhiret işleri de, bozuk bir niyetle dünyalık olur. Bunun için niyetlerimizi düzeltip, yaptığımız her şeyi Allah için yapmalı.
İbadetlerimize, dinin yayılması için yapacağımız hizmetlere, riya ve ucub gibi hiçbir bozuk niyeti karıştırmamalıyız.
 
İnsanın yüzü nereye dönükse öyle anılır

m.ali.demirbas@2x.jpg

M. Ali Demirbaş
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




Bütün dünyalık görünen işler, bir niyetle âhiretlik olur, bütün âhiret işleri de, bir bozuk niyetle dünyalık olur. Bunun için niyetlerimizi düzeltmeliyiz.


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsanın yüzü nereye dönükse öyle bilinir, öyle anılır. En rahat geçim, en rahat iş birliği, en rahat çalışma ortamı, en rahat yolculuk, yüzü âhirete dönük olan insanlarla olur.

Hazret-i Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah'a bir kese altın gönderir. Parayı götüren adama da, (Oradan ayrılma, bakalım altınları ne yapacak) der. Ebu Ubeyde hazretleri, altınlara elini sürmeden yardımcısına, (Al bunları, şu fakirlere dağıt) buyurur.

O kimse, Hazret-i Ömer’e durumu arzeder. Hazret-i Ömer ona bir kese daha verip, bunu da, Sa’d bin Muaz’a gönderir. O da elini sürmez, (Fakirlere dağıtın) der. O kimse yine gelir, hazret-i Ömer’e durumu arz eder, (Efendim, bu zatların parayla alakası yok, hep dağıtıyorlar) der.

Hazret-i Ömer, (İşte ben buna şükrediyorum. Dağıtmazlarsa geçim sıkıntılı olur. Dağıttıkları için huzur ve düzen var. Eshab-ı kiram bu şekilde kardeşçe yaşıyorlar. O sevginin aslında, esasında bu var) buyurur.

(Büyüklerin kalbinde zerre kadar dünya menfaati olsa kimse onları sevmez) buyuruluyor. Bu husus, her Müslüman için de geçerlidir.

Paraya düşkün olan sevilmez, onunla oturup dertleşilemez, samimi dost olunamaz.

Ölüp gittikten sonra, dünyaya düşkün olan hangi zengin rahmetle anılıyor? Ama binlerce kilometre uzaklıktaki evliya zatların kabirlerini ziyarete gidilebiliyor.


MAKAM VE MEVKİSİNE DEĞİL NİYETİNE BAKAR


Niyet hayır, âkıbet hayır! Allahü teâlâ kullarının mevkiine, makamına, elbisesine değil, kalbine ve niyetine göre muamele eder. Allahü teâlâ, insanın istediği neticeye kavuşturmak için, ona giden yolu açar. Ancak, çok sevdiği kullarının gideceği yer felaketse, onun istediği o iş için mâniler çıkarır.

Bütün dünyalık görünen işler, bir niyetle âhiretlik olur, bütün âhiret işleri de, bozuk bir niyetle dünyalık olur. Bunun için niyetlerimizi düzeltip, yaptığımız her şeyi Allah için yapmalı.

İbadetlerimize, dinin yayılması için yapacağımız hizmetlere, riya ve ucub gibi hiçbir bozuk niyeti karıştırmamalıyız.

16.8.2015

 
Pazar yazıları -4-

fuat.bol@2x.jpg

Fuat Bol
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




Kurtuluş reçetesini İslam büyükleri veriyor: Allahü tealanın dostlarını dost bilip, onları sevmek ve O’nun düşmanlarını düşman bilip, onlara buğzetmektir; yani onları sevmemek ve onlardan nefret etmektir.

İnsan, ebedi âlem (cennet ya da cehennem) için yaratıldı. Kısacık dünya hayatı ise, yalnızca bir imtihandan ibaret. Bundan dolayı buyuruldu ki; "Dünyada garip olarak yaşa; kendini yolcu ve ölmüş olarak bil; nefsine düşmanlık et (onun istediklerini yapmayıp, istemediklerini yani ona ağır gelenleri yap.)"

Bilmeliyiz ki; cennet, hiçbir ibadetin karşılığı değildir. Tamamen ihsan-ı ilahidir; yani Cenab-ı Hakk’ın bir lütfudur.

İslam büyüklerinin kurtuluş reçetesinde bildirdikleri bir diğer formül de; birbirimizin gıyabında dua etmektir. Ebeveynler, evlatlarının gıyabında mutlaka dua etmelidirler. Zira, gıyapta yapılan dua için melek yaratıldığını ve yapılan duaya "amin" dediğini sevgili Peygamberimiz haber vermektedir.

Aksi halde; nefsimiz için ve desinler diye yaptıklarımızın, Cenab-ı Hakk indinde hiçbir kıymeti yoktur.

Allah ehlinden bir adam, yetmiş küsur sene birinci safta namaz kılmış. Bunu da; Allahü tealanın teşvik ettiği bir şeye duyduğu arzu sebebi ile yaptığını düşünüyordu. Gayesi Allahü tealanın emrine uymaktı. Bir gün, bir mani onun birinci safta namaz kılmasını engelledi. Bulunduğu yerdeki namazda, aklına; birinci saftakilerin, ‘bu adam nerede?’ diyecekleri geldi.

Bunun nefsinden geldiğini anlayıp, hüngür hüngür ağlamaya başladı ve nefsine şöyle dedi: "Beni aldattın. Halbuki ben yetmiş küsur senedir Allahü teala için namaz kıldığımı zannediyordum. Meğer, senin arzun içinmiş. Seni bulamazlarsa ne olur ki?!." Bunun üzerine tövbe etmiş ve bir daha belirli bir camide ve belirli bir yerde namaza durduğu görülmemiş…
Bayezid-i Bistami hazretleri anlatır: "Anneme karşı evlatlık görevlerimi eksiksiz ifa ediyordum. Bunları nefsim için değil, Allahü teala için olduğunu düşünüyordum. Soğuğun şiddetli olduğu bir gecede; yatalak olan annem, ‘bana su getir’ diye seslendi. Kalkıp hareket etmek bana ağır geldi. (Nefsine uyma duygusunu muhasebe edip, amelini geçersiz saymış ve onu sahiplenmemiş.)

Zorlanarak kalktım ve suyu anneme getirdim. Bir de baktım ki, annem uyumuş. Elimde kase olduğu halde, uyanıncaya kadar başucunda bekledim. Uyandı, kaseyi kendisine uzattım; şiddetli soğuk sebebi ile parmağımdan kopan deri kasenin kulpuna yapışmıştı. Onu gören annem çok üzüldü.

Bunun üzerine nefsime dönerek dedim ki: Yaptığın iyiliğin, Allahü teala sevgisinden olduğunu zannettiğin ibadetin boşa gitti. Zira, gördüm ki, tembelleştin ve yere çakıldın ve annenin istediği suyu ona vermek sana ağır geldi. Tembelce ve ağırdan alarak kalktın. Şayet, Allah için olsaydı, annene ihsanda bulunmak sana ağır gelmezdi. Anneye iyilik, Allahü tealanın senden istediği ve sana emrettiği bir davranıştır. Halbuki sen Allahü tealayı sevdiğini iddia ediyorsun. O’nun için yapılan ibadetin coşkusu nerede; ağırdan alarak, bu yaptığın iş nerede?!.."

Bundan dolayıdır ki sevgili okuyucularım; buyurulduğu üzere: Günahımıza bir tövbe, ibadetimize bin tövbe etmeliyiz!

16.8.2015
 
"Korkmayın, yerin karnı acıktı!.."

abdullatif.uyan@2x.jpg

Abdüllatif Uyan
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




Hazret-i Mevlâna'nın vefatı yaklaşınca sevenlerini bir "firak heyecanı" sarar. Ev içinde bir telâştır başlar!
Yanına yanaşıp;
“Efendim, siz vefat ederseniz kime tâbi olalım?” diye sorarlar.
Büyük veli;
“Hüsameddin Çelebi’ye tâbi olun. Vekilim Odur” buyurur.
O anda hafif bir "zelzele" olur.
Ev halkı korkuya kapılır!
Hazret-i Mevlâna;
“Korkmayın, yerin karnı acıktı, yağlı bir lokma ister” buyurur.
Vefatı iyice yaklaşır.
Hazret-i Mevlâna’nın yanında sadece Hüsameddin Çelebi vardır.
O ara içeriye bir kişi girer.
Güzel bir "delikanlı”dır bu.
Hazret-i Mevlâna, onu görünce yatağından fırlar.
O yiğidi ayakta karşılar.
Hüsameddin Çelebi’ye de;
“Döşeğimi kaldır!” der.
Ancak kimdir bu yiğit?
Edeple yaklaşıp sorar:
“Siz kimsiniz efendim?”
O yiğit cevaben;
“Ben Azrailim. Geldim ki Mevlâna'yı Hakk teâlâya davet edeyim” der.
Hazret-i Mevlâna işitir bunu
Ölüm meleğine döner.
“Ey Azrail! Çabuk ol, beni Rabbime çabuk kavuştur” diye rica eder.
Beş Cemaziyel-âhir.
Günlerden pazardır...
Hazret-i Mevlâna dünyadan ayrılır.
Rabbine varır.
O anda gaipten “Âşık mâşukuna kavuşmuştur! Bugün onun bayramıdır. Artık ona korku ve hüzün yoktur” diye "bir ses” duyulur.

17.8.2015
 
Kur’an’ı herkes anlar" diyorlar!
m.ali.demirbas@2x.jpg

M. Ali Demirbaş
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




Kur'an-ı kerimi yanlış anladıklarından dolayı, Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” haber verdiği gibi, 72 sapık fırka meydana çıkmıştır.


Sual: (Yalnız Kur’an) diyen bir mealci, (Kur’an’ı Peygamberin açıklamasına gerek yoktur. Kur’an’ı herkes anlar. Onun için Peygamberin hadisleri çöpe atılmalı) diyecek kadar ileri gidiyor ve daha sonra da, (Piyasadaki bütün Kur'an çevirileri yanlıştır) diyor. Madem herkes Kur’an’ı anlayabiliyordu, niye herkes yanlış tercüme ediyor? Herkes aynı şeyi anlasa farklı bir tercüme olmaz. Bu kadar farklı dînî gruplar olduğuna göre, bu kadar farklı anlayanlar vardır. Buna rağmen hâlâ, (Kur’an’ı herkes anlar) iddiası nasıl yapılabiliyor?
CEVAP: Evet, Kur'an-ı kerimi yanlış anladıklarından dolayı, Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” haber verdiği gibi, 72 sapık fırka meydana çıkmıştır. Eğer herkes aynı şeyi anlayabilseydi bu kadar sapık fırka meydana çıkmazdı. Herkes, (Benim anladığım doğru) diyor. Peygamber efendimizinkinden farklı anlayanların anlayışları geçerli değildir. Onun için Kur'an-ı kerimi en iyi anlayan elbette Peygamber efendimizdir. Onun hadis-i şeriflerini de en iyi anlayan Onun vârisleri olan Ehl-i sünnet âlimleridir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uyan, Kur'an-ı kerimi doğru anlamış olur.
Kendilerinin de açıkça itiraf ettikleri gibi, herkes âyetlerden aynı hükmü çıkaramıyor. Bu mesele, gün gibi açıkken yine, (Herkes Kur’an’dan anladığına uysun!) demek ne büyük rezalet ve felakettir. Allahü teâlâ, (Resulüme uyun, ona uyan bana uymuş olur) buyururken, Kur'an-ı kerimin (Resulümün emrine uyun!) emrinden insanları uzaklaştırmaktan daha büyük sapıklık olur mu?


"ŞEYTANIN SÜNNETİ" DENMEZ


Sual: (Sünnet, yol, iş demek olduğu için, anamın sünneti, babamın sünneti, hatta şeytanın sünneti demekte mahzur yoktur) diyorlar. Bir de, hadis-i şerifte geçiyormuş, kötü sünnet, iyi sünnet demek caiz midir?
CEVAP: Caizdir, ancak toplumda yanlış anlaşılabilen şeyler söylenmemeli ve yapılmamalıdır. Sünnetin meşhur mânâsı, Peygamber efendimizin yaptığı işlerdir. Bunun için şeytanın sünneti dememeli. Aynı mânâda, şeytanın yolu, şeytanın işi demeli.
Evet, hadis-i şerifte, sünnet-i hasene ve sünnet-i seyyie denmiştir, ama bunun Türkçesini söylemek, iyi sünnet veya kötü sünnet demek yanlışlığa sebebiyet verir. Bunun yerine iyi iş, kötü iş demelidir. Büyük zatlar böyle kullanmıştır.

17.8.2015
 
“Kıymetli vaktinizi zayi etmeyiniz!..”

osman.unlu@2x.jpg

Osman Ünlü
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




İslâmiyetin beğenmediği her şeyden sakınmalı, haram ve mekruhlara asla yanaşmamalıdır. Allahü teâlâ her şeyi kıymetli yaratmıştır. Ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir...




İnsan, dünyada kendisine verilen zamanı, fırsatı iyi değerlendirmeli, dinine ve dünyasına faydalı olacak şekilde kullanmalıdır. Bunun için de, iyi, kötü, herkese, güler yüz göstermeli, hiç kimse ile münâkaşa etmemeli, fitne çıkmasına sebep olmamalı, vakitlerini faydalı şeylerle geçirmelidir. Ebü'l-Hayr Fârûkî hazretleri, talebelerine hitaben;
“Uzun emel, uzun arzular ile kıymetli vaktinizi zayi etmeyiniz. Kötü düşüncelerden kalbinizi uzak tutunuz. Vesveselerden, boş düşüncelerden zihninizi temizleyiniz. Her gün belli bir vakitte Kur'ân-ı kerîm okuyunuz. İyilerin yolu budur. Dünya gam ve kederinde kalmak, eline dünyalık geçmedi diye üzülmek, akıllıların işi değildir. Dünyalık için üzülmekten ele ne geçer? Zamanı iyi işlerde harcamak gerekir. Ticaret ve ziraat iyi işlerdendir. İhlâsla Allahü teâlâyı anmak en büyük nimettir” buyururmuş...
Nizâmüddîn-i Evliyâ hazretleri, talebesi Hüsrev Dehlevî'ye yazdığı mektuplardan birisinde buyuruyor ki:
“Bedenin âzâlarını koruduktan, onların sıhhatli olmalarını temin ettikten sonra İslâmiyetin beğenmediği her şeyden sakınmalı, haram ve mekruhlara asla yanaşmamalıdır. Allahü teâlâ her şeyi kıymetli yaratmıştır. Ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Bunun için vakitleri en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmalı, en kıymetli şeyi âhiret saâdetini elde etmekte kullanmalıdır. Her ân geçip gitmekte olan bu kıymetli ömrü, ganîmet bilmeli, zamanı boş ve uygunsuz şeyler ile geçirmemelidir. Bir iş yapacağınız zaman, istihâre ve istişâre etmeli, bilenlere danışmalıdır. Bir iş yaparken, kalbinde bir genişleme, rahatlık bulunmazsa, o işi yapmamalı, vazgeçmelidir. Kalbinde rahatlık bulunmadan yapılan işin neticesinin daima sıkıntı olacağını iyi düşünmelidir...”
Dâvûd-i Tâî hazretleri, vakitten tasarruf olsun diye ekmeği suyun içine doğrar, çorba gibi yapıp öyle yerlermiş. Böyle yapmasının sebebi sorulunca;
“Çiğnemek, zamanı uzatıyor, bir lokmayı çiğnemek, elli âyet-i kerîmeyi okumama engel oluyor, niçin zamanı zayi edeyim” cevabını vermiştir...
Yahya bin Hubeyr hazretleri de, sevdiklerinden birisine hitaben;
“Korunması için gayret göstermen gereken en kıymetli şey vakittir. Fakat görüyorum ki, en kolay kaybettiğin şey de odur” buyurmuştur...
Netice olarak herkes, kendisine verilen ömrü, zamanı, dinine ve dünyasına faydalı olacak şekilde kullanmalıdır. Sehl bin Sa’d hazretlerinin buyurduğu gibi:
“İnsanların müptela olduğu bela ve musîbetlerin en büyüğü, dünya ve âhıret işiyle meşgul olmayıp, vakitlerini boşa harcamalarıdır.”

17.8.2015
 
Kapalı kahve toplantısı”
unal.bolat@2x.jpg

Ünal Bolat
<A id=contentOrta_lnkEmail href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/#">[email protected]




“Şikâyet tamam da yaşadıklarımız gerçekten Kemal Sunal filmlerindeki gibi çok ilginçti…”


Yıllar önceydi… SSK’dan emekli olmuştum. Oteli de uzun süreli kiraya verince bir siyasi partiye üye olmaya karar vermiştim. (Merak eden olursa o parti şimdi yok…)
Daha sonra o partinin il yönetimine seçilip parti çalışmalarında kendimce son derece yararlı olduğumu da düşünüyorum. Çünkü ben o partiye sadece manevi yönden değil maddi olarak çok destek olmuştum.
Hatta üç yıl kadar da o partide il yönetim kurulu üyesi olarak aktif görev alıp çalışmıştım.
Daha sonra o parti kapandı, başka partiyle birleşti şu oldu bu oldu… Sonra üniversitede akademik çalışmalarımı sürdürdüm.
Anlatacağım, bu partide görev yaptığım dönemlerden birinde bir arkadaşımla hangi suçtan (!) mahkemeye verildiğimizdi. Bugün bazı davalar için böyle dava mı olur diyorlar ya… Olmaz olur mu? Bakın bizim davaya, nasıl oldu? İşlediğimiz suç:
“Seçim kanununa muhalefet”
“Nereden çıktı şimdi bu?”
“Şikâyet var?”
“Kim yapmış şikâyeti?”
Söylenmez tabii… Kim bilir belki de bir sivil polis vardı o takip ederek gereğini yapmıştı.
Şikâyet tamam da yaşadıklarımızın şekli gerçekten Kemal Sunal filmlerindeki gibi çok ilginçti… Efendim, Yenikapı Karakolu yanındaki bir kahvede bir seçim etkinliği düzenlemiştik. Adı da "kapalı kahve toplantısı"ydı.
Peki suçumuz ne?
Efendim kapalı toplantı diye müracaat etmişiz. Ama kahvenin pencereye konulan hoparlörlerinin yönünü kasıtlı (!) olarak açık olan pencereye çevirip sesin caddeye doğru gitmesini amaçlamışız.
Partililer ve dinleyiciler çok olduğundan ve kahveye sığmadığından, dinleyicilerden birisi, bizim bilgimiz ve haberimiz olmadan, insanlar iyi duyabilsinler diye çevirmiş olmalı.
Ayrıca bizim bilgimiz olsa ne olur ki! Dostlar alışverişte görsün işte… Seçim kanununa muhalefet mi muhalefet(!) Polis görevini yapacak… Suç bunun neresinde demeyin devlet istedi mi suç suçtur…
Bizimkisi oldukça insani ve art niyet olmadan yapılmış doğal bir şey iken seçime muhalefetten mahkemeye verildik iyi mi?
Toplantı sorumlusu olan iki kişi hâkimin karşısına çıktık. İlk sorumlu olarak parti sekreterinin sorgusuna başlandı.
Şimdi rahmetli olan emekli öğretim müfettişi olan o arkadaşım, 12 Eylül öncesi İstanbul’da işlenen siyasi bir cinayette oğlunu kaybetmişti. Bunun da ötesinde, günlerce oğlunun cesedini, hastane morglarında, sırtında tabut ile aramıştı. DEVAMI YARIN
 
Başarılı ve başarısız insan


Sual: Başarılı ve başarısız insanla ilgili internette bir yazı dağıtılıyor. Burada, (Başarılı insan söz verir, başarısız insan vaat eder) deniyor.(Başarısız insan, geçmiş odaklı düşünür, her zaman meşguldür) gibi ifadelere yer veriliyor. Bunlar uygun mudur?
CEVAP
Vaat etmek
, söz vermek demektir. Söz vermenin başarıyla bir ilgisi yoktur. Söz verir de sözünde durmazsa, bunun neresi başarılı olur?
Geçmiş odaklı düşünmek yanlış değildir. Yaptığı işlerin muhasebesini yapmak, yapacağı işlerin başarılı olması için faydalıdır. Gelecek odaklı düşünse de, yanlış düşünüyorsa gelecek odaklı diye makbul sayılır mı?
Yazıda, (Başarılı insan çok çalışır, başarısız insan her zaman meşgul olur) deniyor. Sanki kelime oyunu yapar gibi, çok çalışmakla meşgul olmak farklı bir şey gibi gösterilmiş. Çok çalışır, ama lüzumsuz işlerde çalışıyorsa yine kötüdür. Faydalı iş ise, her zaman meşgul olmakkötü değildir. Her zaman boş durmak kötüdür. Boş duran insana şeytan musallat olur. Elbette iyi işlerle meşgul olmalıdır.
Başarının sırrı böyle birkaç kelimeyle, cümleyle ifade edilemez.
Enver abi, başarıyı, (Âhirette işe yarayan şeydir) diye özetlemişti. Başarıyla ilgili kendi görüşümüz değil, büyüklerimizin sözleri önemlidir. Şimdi onlardan birkaçını bildirelim:
Başarılı insanın vasıflarından bazıları şöyledir:
Güler yüzlü, tatlı dilli ve siyaseti güzeldir. Güzel siyaset, herkesin memnun olmasıdır. Güler yüz ve tatlı dil, hem bizi koruyan, hem de düşmanımıza bile zarar vermeyen, aksine onu ferahlandıran çok güzel bir huydur.
Günümüzün insanına verilecek en güzel hediyenin, güler yüz ve tatlı dil olduğunu bilir. Öfkelenmez, hiç sertlik göstermez. Güleryüz ve tatlı dil, zamanın cihadı ve başarının sırrıdır. Çok kimse öfke küpüdür. Geçimsizlikler, cinayetler, ailedeki bütün sıkıntılar hep bundandır.
İmanlıdır, adaletlidir, doğru ve fedakârdır. Birlik ve beraberliğe önem verir, hedefini iyi seçer.
Nefsini terbiye edip, çürütür. Tohumu toprağa atınca çürümeden ağaç meyve vermez. Nefis tohuma benzer. Nefsimiz çürüyünce meyve verir. Öyle insanı da herkes sever.
Günahlardan sakınarak sabreder, herkese iyilik eder.
Mütevazıdır.Tevazu göstereni Hak teâlâ yükseltir. O tevazu ettikçe daha yükselir. Kibredeni alçaltır. O kibirlendikçe halk onu aşağı görür. Hele mahşer günü gururlu ve kibirliler, ayaklar altında kalıp, hakaret görür.
Din büyüklerimizin yoluna sarılır. (Sonra yaparım diyenler, işini sonraya bırakanlar helâk oldu) hadis-i şerifini bilir, işini geciktirmez, yarına bırakmaz. Araya sonra girince, o iş kaldı demektir, çünkü unuturuz, bir mani çıkar, hastalık olur, ölüm olur, bir daha o işi yapamayız.
Kalbini Cenab-ı Hakk’a döndürür ve güler yüzlü olur. Bu ikisi, başarının sırrıdır.
Mutlu, huzurlu ve sıhhatli olmaya çalışır.
İstişarenin önemini bilir ve sormadan bir şey yapmaz.Kendi başına hareket etmez, işin ehli olanlarla istişare eder.
Başarının sırrı, yapmak değil, sormaktır.
Hiç kimsenin kalbini incitmez. Bir hizmet, bir iş yaparken, gıybetle, dedikoduyla, iftirayla, münakaşayla, sertlikle kimsenin kalbini incitmez. İnsanların kalbini kırıp, kul hakkına girdikten sonra, yaptığımız iyiliklerin hiç faydası olmaz. Sevaplarımız hak sahiplerine verilir, bu da az gelirse, onların günahlarını yükleniriz. İşte buna iflas denir.
Her zaman (Kolaylaştırın, zorlaştırmayın) hadis-i şerifine uygun hareket eder.
İş yaparken, teklif getirirken yeni alternatifler üretir. Daima yeni durumlara uyum sağlar.
Kanunsuz iş yapmaz.
Herkese iyi davranır, saygılı, edeplidir.
Kimseyle tartışmaz. Münakaşaya girişmez, bilir ki, tartışma dostun dostluğunu giderir, düşmanın düşmanlığını artırır.
Kısa ve net konuşur, işi sürüncemeye bırakmaz.
Başarılarını Allahü teâlâdan, başarısızlıklarını günahlarından bilir.
Hakkı, doğruyu kim söylerse söylesin kabul eder. Söyleyene değil, sözüne bakar.
Söz dinler. İşi bilen değil, peki diyen kıymetlidir. Söz dinlemeyen, kabiliyetli olsa da başarılı olamaz.
Acele etmez. Acele eden, hata yapar. Ağır ve temkinli hareket eden, ya isabet kaydeder veya isabete yaklaşır. Acele şeytandandır. Temkinli hareket Rahman’dandır.
Başarılı kimse, eğer idareci ise:
Her işi kendisi yapmaya çalışmaz, bunun yanlış olduğunu bilir. Çalışanlara tam yetki verir. Böyle tam yetkiyle çalışanlar başarılı olur.
Herkesin fikrine saygı duyar, sabırla dinler. Sonunda da doğru olanı söyler.
Elemanların getirdikleri teklifleri, uygunsuz olsa bile, takdirle karşılamaya çalışır.
İşi ehline verir.
Elemanlardan önce kendine çeki düzen verir. Başkasını düzeltmek isteyenin, önce kendini düzeltmesi gerektiğini bilir. Kendi nefsini terbiye edemeyen, başkasınınkini hiç terbiye edemez.
Her iki taraf dinlenilmeden, karar vermez.
Maiyetiyle yani emri altındakilerle laubali olmaz, ciddi ve mert olur.
Özür dileyenin özrünü kabul eder.
Hedefi vermektir. Liderlik vermek sanatıdır. Başarının sırrı vermektir. Almayı düşünen kaybeder.
Yerinde ve ihtiyaç kadar müdahale eder. Çok fazla müdahale başarıyı önler.
Kabiliyetli, iyi yönetici, şahsa göre uygun iş verir. Onun kendiliğinden iş yapmasını beklemez.
Kibirlenmez. Maiyetine karşı kibirlenen, zayıftır, boştur.Âcizler kibirli olur.
Maiyetine kendini sevdirir. Maiyeti kendisini sevmiyorsa, ondan çekiniyorsa, uygun tekliflerde bulunamıyorsa, o yöneticiye iyi denmez.
Hevesleri hep canlı tutar. İnsan çalıştırmanın temel şartı, heves kırmamaktır.
Yukarıda sayılanları yapmayan veya yapamayan insan da başarılı olamaz.
 
Ana babanın ilk vazifesi


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Her ana babanın, en önemli vazifesi, çocuklarına namaz kıldırmaktır. Namaz kılmayan evlat; en büyük tüccar, en yüksek makam sahibi veya çok zengin olsa da, hiç faydası olmaz. Bunlar, namazla birlikte olursa, dinimize ve Müslümanlara hizmet niyetiyle yapılırsa, ancak o zaman faydalı olur. Aksi hâlde, yarın âhirette, ana babasının gözü önünde ateşe götürülürken, o evladın, (Keşke benim dünyamı düşüneceğinize, bugünkü durumumu düşünseydiniz. Kılmadığım namazlar yüzünden beni ateşe atıyorlar) demesine nasıl tahammül edilir?
Çocuğa hangi hedef gösterilirse, o hedefte başarılı olur. (Evlatlarına İslamiyet’i, Kur’ân-ı kerimi öğretmeyen ana babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Onlar Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir) hadis-i şerifini duyan, dünyalık bir şey için, kendisinin ve çoluk çocuğunun âhiretini, ebedî saadetini nasıl feda eder?
Hayat, hayâldir. İşte geçen günler, yıllar, yaşananlar hep hayâl oldu. Ölümün ne zaman geleceği belli değildir. O hâlde, bugünü değerlendirmeli, yüzümüzü âhirete dönmeli, Allahü teâlânın huzuruna, namaz borcu olmadan çıkmaya çalışmalı. Ehl-i sünnet âlimleri, (Namaz vakti geçerken, kılmadığı için üzülmeyenin imanı gider veya son nefeste imansız ölür) buyuruyor. Namaz kılmamak günahların en büyüğüdür. Kılmadığı için kalbi sızlayanın, imanının olduğu anlaşılırsa da, yine çok büyük günah işlenmiş olur. Dolayısıyla, beş vakit namazı severek kılmalı ve çocuklarımızı da alıştırmalı. (Çocuklarınıza namaz kılmasını öğretin! Yedi yaşına gelince kıldırmaya başlayın, on yaşına gelince ise mutlaka kıldırın!) hadis-i şerifine uymalıdır.
Kaza namazının önemi
Namazı vaktinde kılmak bu kadar önemli olduğu gibi, vaktinde kılınmayan namazları kaza etmek de çok önemlidir. Bunun için, kaza borcumuz olsa da, olmasa da, ömür boyu kaza namazı kılmaya devam etmeli. Sabah namazından başka, diğer dört vakit namazın sünnetini kılarken, kazaya da niyet etmeli. Önceki namazlarımızda bir eksiklik, namazın sıhhatine mâni olan bir kusur veya bir mekruh olabilir. Abdestimizde veya guslümüzde de eksiklikler olmuş olabilir. İmam-ı Rabbânî hazretleri, İmam-ı a’zam hazretlerinin, abdestin bir edebini terk ettiği için, kırk yıllık namazını kaza ettiğini bildirmiştir. (1/29)
 
Geri