Papaya Falları...

Konu sahibi son olarak 4247 gün önce görüldü
Ustayım ben, bir duvarı hatasız işLeyen
Bir ağacı nakış nakış işLeyen, bir makineye hükmeden
Çünkü aşığım sana
Bir öğrenciyim ben, sürekLi çaLışıyorum dersimi, ev ödevLerimi
hiç aksatmıyorum, başarıyı yakaLamak için
Çünkü aşığım sana
Bir çocuğum ben, oyunLarLa büyüyen, canı acıdı mı ağLayan,
keyifLendikçe güLücük saçan, zayıfım çoğu zaman bekLide aciz;
Çünkü aşığım sana
Bir suçLuyum ben, hep yakaLanma tedirginLiği içinde
Bir kaçışın koynunda savruLup duruyorum, nereye gittiğimi biLmeden
Çünkü aşığım sana
Bir yoLcuyum ben, menziLi oLmayan yoLLarda arayış içindeyim
Nereye gidersen peşindeyim, kiLometreLer yoLdaşım
Çünkü aşığım sana
Bir hastayım ben, iyiLeşmek geLmiyor içimden
Seni iLaç beLLedim ama bitmeyesin diye öyLe azar azar aLıyorum ki
Çünkü aşığım sana
Bir ateşim ben, aLev aLev sarıyorum etrafımı, sen canLandırıyorsun
beni, tonLarca su sıksaLar bir küçücük korum biLe sönmez
Çünkü aşığım sana
Bir besteciyim ben, en güzeL senfoniLeri besteLiyorum, aşkın
notaLarından ezgiLeri yoğuruyorum, sensin şarkıLarımın kaynağı
Çünkü aşığım sana
Bir fidanım ben, sen suLadıkça yeşeriyorum, su vermeye
geLmesen soLacağımı biLiyorum, ama geLirsin soLdurmazsın beni
Çünkü aşığım sana
Bir pencereyim ben, açtıkça kanatLarımı senin ışığın giriyor
evimden içeri, gözLerimi kamaştırıyorsun ama ben bundan hiç yakınmıyorum
Çünkü aşığım sana
Bir kapıyım ben, ama hüzün ve acıyı geçit yok bu kapıdan
Zaten hiç yakışmaz ki sana bunLar, sadece senin geçmene izin var
SeninLe birLikte aşka da;
Çünkü aşığım sana
Bir üLkeyim ben, bağımsızLığımı seninLe kazandım, toprakLarımda
aşk hüküm sürüyor, sen doLaşıyorsun bayrağım seninLe daLgaLanıyor, sadece bayrağımı sen daLgaLandırıyorsun
Çünkü aşığım sana
Bir bahçeyim ben, uzun yoLLardan sonra giriLen bir bahçe
Herkesin konukLuğu kısa sürdü, ama senin uzun sürsün
Çünkü aşığım sana
Bir mektubum ben, en güzeL sözcükLerin okunduğu, adresi beLLi
Sahibinin eLinde daha da güzeLLeşen, sen okumaLısın beni
Çünkü aşığım sana
Bir deLi maviyim ben, sevdikçe maviLeştiriyorum seni de, şimdi maviyi
yaşama zamanıdır, Şimdi aşkı yaşama zamanıdır haydi geL benimLe;
Çünkü aşığım sana anLasana
 
- KAYIP ŞEHİR

Dudaklarım titriyor Aralık ayının ayaz gecesinde... Pencere kenarını mesken tutmuş bir yürek şehri izlemekte...
Uzakta belli belirsiz ışık huzmeleri yanıp yanıp sönüyor... Aslında ışıklar çok ama ben en sönükleri seçiyorum sanırım...

Daha bir dikkat kesiliyorum böyle zamanlar da... Hani yıldızlara bakarsın ya, kimisi daha parlaktır, kimisi daha sönük...
Sanırım öyle bir şey...

Ruhum bedenimden sıyrılalı çok oldu zaten... Kayıp şehrin sokaklarında dolaşıyor şimdilerde...

Kaldırım taşları kırık, sokak lambaları eğrilmiş, bellerini bükmüş, parklar bomboş...
Şehir de gayri nizami bir şeyler var hissedebiliyorum...

Karanlıklar da kayboluyor yürekler, sonra bir daha dönmemecesine yoruluyorlar, yığılıp kalıyorlar bir duvar dibine, ağaç kovuğuna ya da sığınıyorlar bir dikili taşın altına.

Bilirsin söylerim; "En huzurlu olduğum yer yüreğindir..."
Hala öyle...
Ölümlü uykum da bile rahatım artık... Çünkü içim yüreğinde...
Şimdilik elveda diyorum tozlu rafları süsleyecek olan günlük...

"Kayıp şehirden sana tek bir nota gönderiyorum, o da çığlık!.."
 
Hayatımda keşkelere yer yok derken en büyük keşkem SEN oldun!

Mutluluk bu kadar mı yasaktı bana,bu kadar mı uzak!

Şimdi,yalnızlığımla başbaşayım..Duvarları yumruklamak,sabahlara kadar ağlamak..Geri getirir mi seni?

Gelme sakın! Gelip de yakma yüreğimi,gelip de alevlendirme küllerini savurduğum sevgimi...

Hayallerim vardı hayata sığdıramadığım ve sayfalara anlatamadığım...

Şimdi kayıplarım bağdaş kurmuş oturuyor gözbebeklerimde...

Hata ne sen de ne de ben de..

Tek şuç seni seven kalbimde...

Son çığlığımdır bu sana yar!

Son sözüm!




"Bundan böyle hasret olsun,hayatta en güzel düşün..
Benimle yaşadıklarını unut,yaşamadıklarını düşün!!!"
 
117hoka7.jpg
Yokluğun soğuk bir savaş gönlümde… Seni beklemekten vazgeçiyorum…Kalemimde ölü şairlerden hırsızlama harflerle, tekil cümleler kuruyorum acılarla uyumlu… Saçlarımda kelepçesi hükümlü rüzgar…savruluyorum… Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden… Gün yüzünü dönerken geceye, düştüğüm tepelerine yeniden tırmanıyorum , kendi mazoşist duygularımla… Herkes uyurken düşlerine, ben sevilmediğimin altını çiziyorum,parantezi bol satır aralarında.. Çizdikçe çoğalıyor yalnızlığım… Yine dalgın gemiler geçiyor ıslak gözlerimden… Senin için bir dalgınlık daha tutuyorum aklımdan… nikotine kesmiş verem kokulu odamda; ( d )alıyorum bir fincan kahveyle sensizliği,kırk yıl kalasın diye hatırımda…
Hüzünlü yaz( g )ılar baskı kurarken sürgün yanlarıma, Tenimde unuttuğun yangınlarda ısınıyor sözlerimin sahte sahipleri… Oysa sana ( k )aralamıştım tüm bildiklerimi.. Kararlı yürüyüşlerde ıslıkla çalınan marşlara eşlik etmiştim, aldırmadan tel örgülerin yırtıcılığına…yeni bir ülke kurar gibi anlatmıştım umutlarımı… Şimdi kararlı adımlarıma yılgınlık dayatan sevdanın sus işaretiyim… kimse bilmez kederden kanayan ,ağır yalnızlığımı… Acıların ağır abisi demiştin bana… kim hesaplayabilir ki gönül kırıklarımın hacmini… Kıldan ince hasretimin keskinliği ve atomdan ağır sevdamın yok edici yakıcılığında,bir ben biliyorum gecelerin bitimsiz uzunluğunu… Yazmakla tamamlayamıyorum kendimi… Bana bile kendini anlatamamış ben'i anlatıyorum sana… Olur da anlam bulurum diye yüreğinde…
Anla(ya)mıyorsun… Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum…
Sus-konuş vardiyalarında,sinsi ağrılar çörekleniyor göğsümün sol cenahına… Ve duman çöküyor bu yüz duman… İçimde ayaklanan en militan duygularımı kelepçelesem; Bu aşk terörden kurtulur mu ? Bu büyük yıkımdan ağrısız günler çıkarmı?… Çıkmazındayım işte !... Bu yüzden seni beklemekten vazgeçiyorum… Artık çek işvebaz bakışlarını gözlerimden…Sesini sesimin üstüne koyma … Ya öldür beni ! Ya da yaralı bırak sevni sevmeler ülkesinde… Vazgeçmekten başka işim kalmadı benim…
İÇİ DOLDURULAMAMIŞ BİR SEVDANIN BOŞLUĞUNDA SENİ KAYBETTİM…
(d)arlandım…Katı bir "ES" le bitti bu şarkı…
Susuyorum…
 
63ypts71pk1cf7xs6.jpg
Gel bugün, küçük bir buse kondur yüreğime ve son bulsun anlamsızlıklarım.
Gel, bir parça olsun sen olsun nefesimde,
Gel de, sen olayım olmasak da...
Gel az...
Gelirsen azlarım eksilecek,
Gel de çoğalayım!

Gitmek gitmekti satırlarım...Kırılmış Düş Düştü... Vazgeçtim ve vuslata dair diye başladım kelamıma.

bir düş!tük kırıldık... boşversene... diye başlayıp susasım vardı. Bilirsin. Şimdi tüm sustuklarımı sustum!
Gel bir,
Bir dokun,
Bir sar.

Küçük ruhlu bir şeyim ben. Parmak uçlarımda taşıdığım bir yürek var. Bir de mesafeler var aşamadığım. Çarpıntım da var gerçi, koşmalıyım varmak için, koşarsam düşerim yar! Sen gel bu yüzden. Hazana inat, yansın tüm ışıklar. Şehrimde bahardanlıklar yansın.

Soğuk bir sabaha uyanışımda, geçmez dakikalar. Dört duvarlara yankı olur çığlıklarım. Lakin bir haber salsan an'ıma, çığlıklarım susar yar. Gel sustur(konuştur) beni.

Sadık değildir karabasanlar yalpalandıklarına, gölgenle kaybolacaklar verilmiş andları var. Gel, kov yar!

Sığındım yine kendime.

Son olan birşeyler var.
son/söz/"son"du/söylendi/son desem yaraşacak belki. Ama yok, benim en en çok sana sarılasım var...

Gel...

Gelecek biri olmaksızın yazılmış satırlardır bunlar... Ne beklediğim, ne geleceğim, ne gideceğim var...
 
sevgideniziqt2.jpg
Yokolası birgün daha ..sessiz yorgunlukların tortu halinde aktarıldığı ömür'e +1 gün daha..güneş parlıyor; bir dolu insana ümit diye..karanlık geceden bir çıkış gibi..minik bir savaştan, karanlık kahramanlardan cesur bir savaşçı,cesur bir kahraman gibi büyük bir galibiyetle güne çıkmak gibi ..yepyeni bir güneee.
Hayatın aklımızda yarattığımız beklentiler dışında ,olduğu kadar olduğunu anladığım zamanlardan birindeyim.ne bir eksik ne bir fazla.
Hayatımızı hep beklentiler üzerine kurduğumuz için çekilmez oluyor; beklediğimiz davranışlar,kafamızda belirlediğimiz insanlar, bol kazançlar ,az kayıplar….Bu liste uzayıp giderken eldekiler memnun etmezken hala ama hala ısrarla beklediklerimiz yetinmeyip durmadan şikayet ettiğimiz bir dünyada yaşamak.bilerek isteyerek acı çekmek, mahkum olmak gibi.

Nedense güneşin doğması yetmez bize, tertemiz bir gün yetmez..İlla da güneş daha çok ısıtmalı illa çalışmadan para kazanmalıyız ilada herkes bizi sevmeli ila da gak deyip istemeli guk deyip bulmalıyız..asla yetinmeyi bilmeden yada eldekinin güzelliğini keşfetmeden her şey altın bir tepsiyle önümüze konmalı..niye böleyim niye böyleyiz bilmiyorum ama üstte yazdığım birkaç satır her insanın hatta her canlının hayali..

Nedense sağlıklı uyanabilmek, birine bir gün aşık olabilme ihtimali yada dünyanın her rengini özgürce görebilme yada bütünün bir dolu renkli ayrıntıları ,minik paçalar bizi mutlu etmez.
Gelin küçük bir oyun oynayalım.bir an gözlerinizi kapayın ve düşünün minnacık 1 dakika belki de o gününüzü güzel geçirme nedeni olacak.belki bugün bir gülümseyişinize siz fark etmeden biri aşık olacak yada elini tutarak karşıya geçirdiğiniz kişinin bir duasıyla bir ton bela sizden uzaklaşacak,ya da aldığınız bir lolipop şekeri sizi çocukluğunuza götürecek..gökyüzünün pembe ,çiçeklerin mor olduğu ,dilediğinizde kuş gibi uçabildiğiniz küçüklüğünüze..

ama illada gün yaşanacak beklemeden düşünmeden önüne gelenlerle…ne kaybederiz, ne kaybedersiniz??..
çıkın gezin!!!
hava aydınlık güneşse çıkın ;gezin boş boş da olsa.Yok puslu bir hava varsa alın elinize kitabınızı, açın müziğinizi dalın başka dünyalara…geçin bulutların arasından,gezin ta göğe çıkan yollarda…çoktandır görmediklerinize bir telefon, açın seslerini duyun,bir kalem kağıt alın ve içinizden gelen her şeyi sansürsüz yazın …

Ama bugünü kendinize azap etmeyinnn!size ait bir gün olsun…adı siz olsun, tadı hayalleriniz olsun

Güzel bir gün geçirmeniz ümidiyle…
 
Bak gördün mü yine yazıyorum bir gün batımında
ve yine sana haykırıyorum içimdekileri…
Belki duyuyorsun belkide boşver…
Sana bunlar BİTMEYESİN,
GİTMEYESİN yada DÖNESİN diye değil…
Sadece ve sadece BİLESİN
Bazen hayatında bir şeylerin eksikliğini hissedersin.
Ne olduğunu anlayamazsın.
Anlasanda kabul etmek istemezsin.
Belki de hayatımızdaki en zor dönemeç budur.
Ya da bu dönemecin adını AŞK koyabilir miyiz?
Şu an biliyor musun kimi düşünüyor?
Belki seni beklide aşkı düşünüyor.
Ama sen aşk değil miydin zaten.
O zaman aşk’ta sendin…

Kırgın durduğuma bakma,
aslında bende herşey aynı.
Hüzünlere olan bu bağlılığım,
eskiden kalma.
Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.
"Hiç değişmeyeceksin" diyor bir dostum.
Bu söz ,
tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana.
Aslında yeni bir başlangıç için;
yaşım ve rüzgar müsait.
Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum.
Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde.
Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki?
Yaşım daha küçük yüreğimden.
ooysa yaşadıklarımız
Ben aslında rüzgar olsam,
hep doğudan eserdim.
Ben aslında,
hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim.
Ben aslında,
bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim.
Ben aslında,
hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım.
Ben aslında anladım,
yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu.
Ben aslında anladım,
cami avlusuna terkedilen
kundaklık bir çocuktan bir farkının olmadığını.
sürgün sevdamın
Ben aslında anladım,
hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu.
Ben aslında,
cürmüm kadar yer yakardım.
direnmeliyim evet yaşamaya
.....
yüregim gibi yine yagmurlu bir gündü veda ediyordun bana
askimiz bitti diyordun
biten neydi askimiz mi,
sevgimiz mi?
biten bir sey yoktu
bunu sende biliyordun
bitirilen sevgimiz vardi
her seyi silmek istiyordun
yagmurlu bir gündü
silip süpürdü yagmur yüregimden kopan fırtınayı
duymadın aglayan yüregimi hissetmedin
yagmur yagmur diye bagırdım
feryat ediyordum niye yagıyorsun
yagmur gözlerim yagıyor
yüregim yagıyordu birde senmi yagıyordun üstüme ne
askı ve sevgiyi bıraktım
yagmurlu bir günde sevdamı ve askımı ...
'Neyse' deyip toparlanmalıydım artık.
Dökülen cümlelerimi,
kırılan gençliğimi,
darmadağın olan hayatımı onarmalıydım
ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden.
Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık.
Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu.
Zira hayatın tutunacak dalları vardı.
Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata;
sabrı öğrenmeliydim.
Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.
Değişmem zor aslında.
Acılar hep aynı çünkü.
Acılarım hep aynı...
Yine de değişmeliyim,
ey rüzgarlı hüznüm.
Ne tarafa eseceğin belli değil,
biliyorum. Biliyorum,
denizi özlemem de kar etmez.
Kimbilir belki masal olsaydı yaşadıklarım,
bir umut olurdu hep Kafdağı'nın ardında.
Ama masal değil yaşadığım, biliyorum.
Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye...
Oturup ağlamalıyım halime.
ertelenen yılara giden zamana
Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terkeder beni böylece,
kimbilir...
hayat herşeye rağmen yaşanmaya deyer.............
mutluluk içimizde saklı yeterki sabırlı
ve istemesini bilelim ...............
sevmek seni değerli kılar karşındakini değil...
 
Bu-kadar-icimsin-iste.jpg
Öyle İçimdesin ki – Can Dündar Aşk Şiirleri

Öyle içimdesin ki.
Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların.
Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın.
Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam.

Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım.
Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor.
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de.
Çok başka bir şey.

Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan?
Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken?
Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı?
Dedim ya, başka bir şey bu.
Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde.

Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar.
Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni.
En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım.
Paylaşamadım yanlış yaptım.
Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar.
Kendimi oradan oraya vurmam.
Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam,

hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam.
Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor.
Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor.
Soluyorum, soğuyorum.
Güneş ulaşmıyor içerilerime.
Küfleniyorum, yaşlanıyorum.
Yalnızlıklar peşimde.

Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme.
Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum.
Yollar, gitgide uzadı ve karıştı.
Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var.
Ah onun ne olduğunu biliyorum.
Sonu sana geliyor her cümlenin.
Her şeyin başında içinde ve sonundasın.
Bu değişmiyor.

Öyle içimdesin ki.
Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum.
Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım.
Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
“Yine zamansız yağmurlar” dedim, “Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim,
“Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?” dedim.
Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.

Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım.
Büyük harflerle, yalnızca adını.

Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
Mektup cebimde.
Cebim yüreğime yakın.
Yüreğim sende.
Sen yüreğime yakın.
Öyleyse mektup sende.

Bu kadar içimsin işte
Bu kadar..
Can Dündar
 
yalnizkiz057vr6.jpg

Bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mı hiç?
Hani ölmüş gibi,
hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,
her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.
Ne zor sey degil mi ölmediğini bilmek seni hala seviyorken ?
 
qz4f05w9d75.jpg

Bir sinema koltuğunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç?
Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına?
Güzel bir kafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde,
güzel bir şarkı dinlediğinde güzelliklerin eksik kaldıklarını hissettin mi ?
Bir barın kalaballığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada?
Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
Bıraktığından beri ben hep iki kişiliğim sevdiğim…
 
can-dundar-ask-sozleri.jpg

O’nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
her şiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa…
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız…
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız…
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
…o halde yarın sizin gününüz!..
“Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.
 
can-dundar-Bir-Dost-1.jpg

Saate bakmaksizin kapisini çalabilecegi
bir dostu olmali insanin
“Nereden çiktin bu vakitte” dememeli,
bir gece yarisi telasla yataktan
firladiginda;
“Gözünün dilini” bilmeli;
dinlemeli sormadan, söylemeden anlamali
Arka bahçede varligini sezdirmeden,
mütemadiyen dikilen vefali
bir agaç gibi köklenmeli hayatinda;
sen,
her daim onun orada durdugunu hissetmelisin.
ihtiyaç duydugunda
gidip müsfik gövdesine yaslanabilmeli,
kovuklarina saklanabilmelisin.
Kucaklamali seni güvenli kollari,
dallari bitkin basina omuz,
yapraklari kanayan ruhuna merhem olmali En mahrem sirlarini verebilmeli,
en derin yaralarini açip gösterebilmelisin;
gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz
Onca dalkavuk arasinda bir tek o,
sözünü egip bükmeden söylemeli, yanlis
anlasilmayacagini bilmeli.
Alkislandiginda degil sadece,
asil yuhalandiginda yaninda durup koluna girebilmeli.
övmeli Alem içinde,
bas basayken sövmeli
ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
övdügünde de sövdügünde de
bunun iyilikten oldugunu bilmelisin,
“hak ettim” diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmali hatalarinin;
günahlarinin yegane sahidi
Seni
senden iyi bilen,
sana senden çok güvenen bir sirdas
Gözbebekleri bulutlandiginda
yaklasan firtinayi sezebilmelisin.
Ve sen
agladiginda, onun gözünden gelmeli yas
Can Dündar

 
Geri