Özerk ve Bağımlı Türk Toplulukları
Türkler’in göçebe bir kavim olması, göçebelikten ancak 1930’lu yıllardan itibaren tamamen vazgeçmesi ya da buna zorlanması sebebiyle Türk uruğları arasında kabilecilik çok geç sona ermiştir. 2002 yılında Rusya Federasyonu’nda yapılan nüfus sayımında yeni Türk grupları ortaya çıkmıştır. Dünyada Türk asıllı kırktan fazla etnik grup bulunmakta ve bunlar farklı isimlerle anılmaktadır. Türkler’e yaşadıkları coğrafyaya göre ad verildiğinden bunlar parçalanmıştır. Son dönemlerde Türkologlar tarafından ortaya atılan bir kavram “Türkçe konuşanlar”dır. Ancak Türkçe konuşanların tamamının Türk olduğu söylenemez. Türkiye dışındaki Türk toplulukları Afganistan, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Çin Halk Cumhuriyeti, Irak, İran İslâm Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Moldavya, Özbekistan, Rusya Federasyonu, Suriye, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna gibi elli değişik ülkede farklı rejimler altında yaşamaktadır. XX. yüzyılın başından itibaren başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Kanada gibi ülkelere başlayan işçi göçü neticesinde bu ülkelerde de bir Türk varlığı meydana gelmiştir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın hürriyetine kavuşmasıyla bağımsız Türk cumhuriyetlerinin sayısı -Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil- yediye yükselmiştir. Ayrıca Rusya Federasyonu’nda Altay, Başkırdistan, Çuvaşistan, Hakas, Kabarda-Balkar, Karaçay-Çerkez, Nahcıvan, Tataristan, Tuva ve Yâkutistan olmak üzere on bir özerk Türk cumhuriyeti, Moldova’da Gagauz Özerk Bölgesi ile Çin Halk Cumhuriyeti’nde Sincan-Uygur Özerk Bölgesi bulunmaktadır. Özerklik statüsüne sahip Türk topluluklarının büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Moldova ve Özbekistan’da yaşamaktadır. Rusya Federasyonu’nun İdil-Ural bölgesinde Tatar, Başkırt ve Çuvaşlar; Kafkasya bölgesinde Karaçay-Balkar; Sibirya bölgelerinde Yâkut, Tuva, Hakas ve Altaylılar; Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Salarlar, Tatarlar ve Sarı Uygurlar; Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde Karakalpaklar ve Moldova’ya bağlı Gagauz Özerk Bölgesi’nde Gagauzlar bulunmaktadır. Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’ndeki Kırım Tatarları’nın ancak parlamentoda temsilcileri bulunmaktadır.
Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları arasında ekonomik, sosyal ve siyasal bakımdan farklılıklar görülmektedir. Meselâ Rusya Federasyonu’nun İdil-Ural bölgesindeki Tatar ve Başkırtlar’ın ekonomik ve sosyal düzeyleri aynı bölgede yaşayan Çuvaşlar’a göre daha ileridir. Batı Türkistan’da bulunan Kazak ve Kırgızlar, Özbek ve Karakalpaklar arasında da aynı durum söz konusudur. Afganistan, Irak, İran, Moğolistan, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi ve Tacikistan’da bulunan Türkler’in ekonomik ve sosyal durumları son derece kötüdür. Türkiye, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) vasıtasıyla Balkanlar, Moldova, Romanya, Moğolistan, Tacikistan, Özbekistan, Afganistan, Kırgızistan ve Kazakistan gibi ülkelerde yoksulluğun ortadan kaldırılması için çeşitli projeler yürütmektedir. Aynı şekilde TÜRKOY kültürel alanda Türk halkları arasındaki iş birliğini arttırmaya çalışmaktadır. Masrafları Türkiye tarafından karşılanan Kazakistan’daki Ahmed Yesevî Kazak-Türk Üniversitesi, Kırgızistan’daki Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Afganistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da faaliyet gösteren ortaöğretim kurumları modern eğitim için çaba göstermektedir. Ayrıca Türkiye’nin çeşitli sivil toplum kuruluşları adı geçen ülkelerde projeler yürütmektedir.
Rusya 1552-1884 yılları arasında İdil-Ural, Deşt-i Kıpçak, Sibirya, Kafkasya, Kırım ve Türkistan bölgelerini; Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan Balkan savaşları sonunda Balkanlar’daki Türk bölgelerini; İngiliz ve Fransızlar I. Dünya Savaşı’nın ardından Musul, Kerkük, Erbil ve Suriye’deki Türk bölgelerini; Çin ise 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. Rusya’da 1917 İhtilâli Türkler’in bağımsızlığı için önemli bir imkân doğurmuş, Türkler’in büyük bölümü kendi yarı bağımsız cumhuriyetlerini kurmuştur. Çin ve Rusya’daki Türkler çeşitli dönemlerde şiddet ve baskılara mâruz kalmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra beş Türk cumhuriyeti tam bağımsız hale gelmiştir. Türkler yaklaşık 500 yıldan beri farklı halkların egemenliğinde yaşamalarına rağmen milliyetlerini, dillerini, dinlerini ve kültürlerini korumayı başarmıştır. Rus tarihçisi N. A. Aristov’un Türk Halk ve Kabilelerinin Etnik Yapısı ve Sayıları adlı eserine göre (1896) Kuzey Buz denizinden Adriyatik’e kadar olan bölgelerde yaşayan Türkler’in sayısı 26 milyondur. 1897’de Rusya’da yapılan ilk genel nüfus sayımının sonuçlarına göre Rusya’da 13 milyon Türk bulunmaktadır. Diğerleri Osmanlı Devleti, Afganistan, Bulgaristan, Doğu Türkistan, İran ve Romanya’da yaşamaktaydı. Günümüzde Türkiye dışında yaşayan Türkler’in sayısı 100-110 milyon civarında tahmin edilmektedir.
Meshet (Ahıska) Türkleri: Bugün Ahıska Türkü denilen yaklaşık 250.000 kişilik grup Türkiye sınırına 15 km. uzaklıkta Gürcistan’a bağlı Ahıska şehrinin adıyla anılmaktadır. Bunlar nüfusun %90’ının yaşadığı Özbekistan, Rusya Federasyonu, Kazakistan ve Kırgızistan’da son yıllarda yapılan nüfus sayımlarında kendilerini Türk olarak kaydettirmişlerdir. Sadece Rusya Federasyonu’nda yaşayan 3275 kişi kendini Meshet Türkü diye yazdırmıştır (bk. MESHET TÜRKLERİ).
Altaylılar: Altay Cumhuriyeti’nde yaşayan bu Türk boyunun nüfusu 1926’da 39.062 ve 1989’da 70.777, 2002’de 67.239 kişi idi. 2002’de yapılan nüfus sayımında daha önce kendilerini Altaylı olarak kaydettiren Kumandinler (3114 kişi), Teleütler (2650), Telengitler (2399), Tubalar (1564) ve Çelkanlar (855) bu defa ayrı bir halk şeklinde yazılmıştır. Altaylılar doksan yılda ancak bir kat artabilmişlerdir ve son yirmi yılda nüfusta azalma olmuştur. Nüfusun 62.192’si kendi cumhuriyetlerinde yaşamakta ve cumhuriyetin nüfusunun %30’unu teşkil etmektedir. Ruslar ise cumhuriyette %58’lik bir nüfusa sahiptir. Aslında şamanist olan Altaylılar, Ortodoks hıristiyan olarak gösterilmektedir. 1922-1947 yılları arasında Oyrat (Oyrot) dili diye adlandırılan Altayca yazı dili bugün Altay Kiçi (Kiji) diyalektiğini esas almıştır. Masalları, halk şarkıları ve destanları çok zengindir. Altaylı yazar N. Ulagaşev (ö. 1946) bunları toplamaya çalışmıştır. Sovyet devri yazarlarından F. Kuciyak da Altay halk edebiyatını derleyen önemli kişilerdendir. T. Encinov tanınmış Altaylı yazarlardan biridir.
Başkırtlar: Ural dağlarının kuzey ve doğu kısımları ile İdil nehri havzasının kuzey kesimindeki bozkırlarda yaşarlar. Ahmet Zeki Velidi Togan’a göre Başkırtlar’ın aslı Kıpçaklar’a dayanmaktadır. Ruslar’ın 1552’de Kazan’ı, 1556’da Astarhan’ı işgali neticesinde 1557’de Ruslar’ın hâkimiyetine girmişlerdir. 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Rusya egemenliği altında yaşayan Başkırtlar Ahmet Zeki Velidi (Togan) lidirliğinde “Küçük Başkırdistan” kurma faaliyetlerine girişmişlerdir. Ahmet Zeki Velidi bunun için başta Bolşevikler’e karşı mücadele eden çarlık taraftarlarının lideri General Kolçak ve Kazak millî hareketi Alaş Orda ile iş birliği yapmış, Kolçak’ın yenilerek Sibirya’ya kaçması üzerine bu defa Lenin ve Stalin’le iş birliğini denemiştir. Fakat Stalin, Tatar-Başkırt Sovyet Cumhuriyeti’ni ilân etmiş ve Zeki Velidi’yi azletmiş, Zeki Velidi Türkistan dolaylarına kaçmak zorunda kalmıştır. Bolşevikler, Tatar-Başkırt Sovyet Cumhuriyeti yerine 23 Mart 1919’da Başkırdistan, 1920’de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist cumhuriyetlerini ilân ettirmişlerdir. Başkırtlar’ın 1989’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ülkelerindeki toplam nüfusu 1.449.157 kişi idi. Rusya Federasyonu’n-da 2002 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusları 1.673.389’a yükselmiştir. Kendi cumhuriyetlerinde yaşayanların sayısı 1.221.302, bunlar arasında ana dili olarak Başkırtça’yı işaret edenler 1.135.714 kişidir. Başkırdistan Cumhuriyeti’nin nüfusu 4.104.336’dır; bunların 1.490.715’i Rus, 990.702’si Tatar’dır. Kendi cumhuriyetlerinde azınlık durumunda kalan Başkırtlar cumhuriyetleri dışında çeşitli şehirlerde yaşamaktadır. Ayrıca Kazakistan (1989’da 41.847), Kırgızistan (1100), Özbekistan (3707, 1989’da 34.771 idi) ve Türkmenistan’da (1989’da 4678) 100.000 civarında Başkırt bulunmaktadır. Bunların büyük kısmı 1990’lı yıllardan itibaren Rusya Federasyonu’na dönmeye başlamıştır. I. Dünya Savaşı, 1917 İhtilâli ve ardından iç savaş, Stalin dönemindeki kırım, II. Dünya, Afganistan ve Çeçenistan savaşları Başkırt nüfusunun sürekli azalmasına yol açmıştır. 1990’lardan itibaren Başkırtlar’da millî şuurun canlanmaya başladığı görülmektedir. Başta Ural olmak üzere millî ve siyasî cemiyetler kurulmuştur. Bu tür bir yaklaşım ve Başkırdistan’daki Tatarlar’a baskı uygulama eğilimleri iki kardeş toplumu birbirine düşürmüştür. Ural Başkırt Halk Merkezi, Başkırt Gençler İttifakı ve Başkırt Kadın-Kızlar Teşkilâtı 22-23 Şubat 1991’de Ufa’da V. Bütün İttifak Başkırt Halk Toplantısı adıyla bir kongre düzenlemiş, bu kongrede Başkırt halkının durumu üzerinde durulmuş ve bir bildiri ilân edilmiştir. Ancak Başkırdistan yönetimi Rusya Federasyonu’ndan kopma gücünü gösterememiş ve 31 Mart 1992’de yeni federasyon antlaşmasını imzalamıştır.
Çelkanlar: Altay Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halklarından biridir. Dağlık Altay bölgesinde bulunan Lebed nehrinin (Çelkan ismi bu nehrin Türkçe adı Çalkandu’dan gelmektedir) kenarlarında yaşadıklarından eski dönemlerde kendilerini Lebedin ve Lebedin Tatarı diye adlandırıyorlardı. Çelkanca, Türk dilinin Uygur-Oğuz grubunun Hakas lehçesine girmektedir.
Çulımlar: 2002 nüfus sayımında 656 kişi tesbit edilmiştir. Tomsk ve Krasnoyarsk bölgelerinde yaşayan Çulımlar’ın anavatanı Çulım nehrinin havzasıdır. Çulımca Türk dilinin Uygur-Oğuz grubunun Hakas lehçesine girmekte, kaynaklarda Melet ve Melet Tatarcası olarak da geçmektedir. Sibirya’daki Dolganca, Kumandinca, Tofaca, Tubaca, Tuvin-todjinca, Çelkanca, Çulımca, Şorca gibi Türk şiveleri yok olmak üzeredir. XIX. yüzyılın sonlarına kadar kendilerini korumayı başaran bu küçük topluluklar günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Çuvaşlar: Dil ve din bakımından Türklük’ten uzak gibi görünen Çuvaşlar’ın büyük çoğunluğu Ortodoks, bir kısmı putperesttir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 24 Ekim 1990’da Çuvaş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni ilân ettilerse de 13 Şubat 1992’de Rusya Federasyonu’na bağlı Çuvaş Cumhuriyeti antlaşmasını imzalamak zorunda kalmışlardır (bk. ÇUVAŞLAR).
Dolganlar: Yerkürenin en kuzeyindeki Türk topluluğudur. Kendilerini Dolgan, Tıa-kihi ya da Saha diye adlandırırlar. Tarihî geçmişleri hakkında bilgi yoktur; Ruslar’ın XVIII. yüzyılda bölgeyi ele geçirmesiyle varlıklarından haberdar olunmuştur. 1897’de 1224, 2002’de 7261 kişi tesbit edilmiştir. Krasnoyarsk’ın Taymır Özerk Bölgesi’nde Hatang kesiminde Hatanga ve Heta nehirleri vadisinde (5517 kişi), Yâkutistan’da (1272 kişi) hayat sürerler. Büyük bir yarımada olan Taymır bölgesinde sadece 40.000 kişi yaşamaktadır ve bunların 25.000’i Slavyan’dır. Dolganlar kendilerini Yâkut ya da bölgenin diğer önemli etnik azınlığı olan Evenkler’den ayırırlar. Dolganca Türkçe’nin Altay grubuna dahildir, bazı bilim adamları ise Yâkutça’nın bir diyalekti olduğunu iddia etmektedir. Yâkutça, Dolganlar’ın yaşadığı Tundra bölgesinde hâkimdir, bölgede yaşayan diğer Türk olmayan halklar da Yâkutça konuşurlar. Dolganlar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği döneminde yapılan bütün nüfus sayımlarında ayrı bir halk şeklinde yer almıştır. 1979’daki nüfus sayımında %90’ı ana dili olarak Dolganca’yı işaret etmiştir; 2002 yılında ise bu oran düşmüştür. Yâkutlar, Dolganca’nın Yâkutça’nın bir lehçesi olduğunu ileri sürdüklerinden okul kitaplarında Dolganca’ya yer vermezler. Dolganca 1970’te Rus harfleriyle yazıya geçirilmeye başlanmış, ilk Dolganca kitap 1973’te yayımlanmış, 1981’de yeni bir alfabe kabul edilmiştir. Son yıllarda bazı edebiyat denemelerinde ve radyo yayınlarında Dolganca’ya yer verilmeye başlanmıştır. Dolganca sadece Petersburg’daki bir pedagoji üniversitesinde öğretilmektedir. Pravoslavyan kilisesi, burada bir misyoner okulu açarak Dolgan çocuklarına hem eğitim vermekte hem din adamı yetiştirmektedir. Sovyet döneminde Şamanizm’in yasaklanmasına rağmen halk arasında bu inanç gizlice yaşatılmaya devam edilmiştir. Şamanizm, aile içerisinde babadan oğula ya da anneden kıza devam ettirilir, silsile kesildiği zaman bunun büyük bir tehlikenin işareti olduğuna inanılır.
Gagauzlar: Bugün Moldova’da yaşadıkları topraklara XVIII. yüzyılın sonunda Balkanlar’dan gelmişlerdir. 1897’de Rusya’da yapılan ilk nüfus sayımında isimleri Besarabya Türkleri diye geçmektedir. Gagauzlar, XV-XIX. yüzyıllar arasında Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde yaşamakla birlikte arşiv belgelerinde Gagauz adına rastlanmamaktadır. Türkiye’de binlerce Gagauz Türkü çalıştığı gibi Türk üniversitelerinde okuyan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. TİKA aracılığıyla bölgede çeşitli kalkınma projeleri yürütülmekte, sosyal ve insanî yardımlarla Gagauzlar desteklenmektedir. 1957’den beri Kiril harflerini kullanan Gagauzlar 1993’te Latin harflerine geçmiştir (bk. GAGAUZLAR).
Hakaslar: Kendilerini eski dönemde Tadar diye adlandıran Hakaslar’ın Kırgız ve Sagay kolları vardır. Bunlar Yenisey Kırgızları’ndan gelmektedir. Çin kaynaklarında bu Kırgız boyuna Heges denildiği için aydınlar kendi ülkelerine Hakas adını vermişlerdir. Yazı diline sahip olan Hakaslar’ın dil ve edebiyat enstitüleri mevcuttur. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ndeki nüfusları 1926’da 45.608 ve 1989’da 80.323 kişi idi. Rusya Federasyonu’ndaki nüfusları 2002’de 75.622 kişi olarak tesbit edilmiştir. Hakaslar’ın büyük çoğunluğu 1991’de kurulan kendi cumhuriyetlerinde yaşamakla birlikte nüfusun ancak %12’sini (65.421), Ruslar ise %80’ini oluşturmaktadır. Hakaslar ayrıca Krasnoyarsk bölgesinde (4489), Tuva Cumhuriyeti’nde (1219) ve Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerinde bulunmaktadır.
Karaçaylar: Kuzeydoğu Kafkasya’daki Karaçay-Çerkez Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. Ayrıca Kuban nehri yakınlarında yoğun Karaçay nüfusu mevcuttur. Menşe itibarı ile Kumanlar’dan geldikleri ileri sürülmektedir. Karaçaylar’la Balkarlar aynı soya bağlanıp aynı dili konuşmakla birlikte ayrı cumhuriyetlerde yaşamaktadır (bk. KARAÇAY-BALKARLAR).
Karaimler: Karaimler’in (Karaylar) sayısı Sovyet istatistiklerinde 1926’da 8324 ve 1989’da 2602 kişi gösterilmiştir. 2002’de Rusya Federasyonu’nda 366 Karaim yaşıyordu. Litvanya, Polonya ve Ukrayna’da bulunanların sayısı hakkında bilgi yoktur, ancak 1000-2000 arasında oldukları tahmin edilmektedir. Eskiden yazılı edebiyatları da olan Karaylar’ın bir kısmı İsrail’de yaşamaktadır ve Litvanya’da dinî faaliyetlerini sürdürecek bir sinagogları vardır (bk. KARÂÎLİK).
Karakalpaklar: Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamakta ve nüfusları sürekli artış göstermektedir (bk. KARAKALPAKLAR).
Kırımçaklar: İbrânî inancına sahip bir Türk topluluğu olup Türkçe konuşurlar. Kendilerini yahudi ya da Srel (İsrâil) çocukları diye adlandırırlar. 1926’da Kırım yahudisi olarak 6383 kişi, 1959’dan itibaren Kırımçak olarak 1480, 1970’te 1790, 1979’da 3000, 1989’da 1418 kişi idiler. 2002’de Rusya Federasyonu’nda 157, 1989’da Özbekistan’da 173 kişi yaşıyordu.
Kumandinler: Kumandivandı, Kuvantı, Kuvandıg, Kuvandıh gibi isimlerle de anılırlar. Altay Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halklarından biridir. Dilleri Altayca’ya yakındır; bazı Türkologlar ise Hakasça’nın alt grubuna ya da Uygur-Oğuz grubuna girdiğini belirtmektedir. 1897’de 4092 kişi, 1926’da 6334 kişi olarak gösterilmiş, 2002 yılına kadar olan nüfus sayımlarında kendilerine yer verilmemiştir. 2002’de 3114 kişi oldukları resmî kayıtlara geçmiştir. Altay bölgesi, Altay Özerk Cumhuriyeti ve Kemerov bölgesinde yaşamaktadırlar. Fonetik bakımdan dilleri Şorca’ya ve kısmen Hakasça’ya yakındır. Orta kuşakla yaşlı kuşak dillerini konuşabilmektedir; gençler arasında ise Rusça yaygındır. 1933’te Kumandin Alfabesi isimli bir kitap neşredilmiş, 1990 yılına kadar okullarda Rusça eğitim yapılmıştır.
Kumuklar: Kuzey Kafkasya bölgesindeki en kalabalık Türk nüfusunu teşkil ederler. Büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan, Kuzey Osetya ve Çeçenistan özerk cumhuriyetlerinde yaşamaktadır (bk. KUMUKLAR).
Nagaybekler: I. Petro zamanında Ortodoksluğa geçen bir Tatar grubudur. 1926’da yapılan nüfus sayımında ilk defa kaydedilmiş (11.219), daha sonraki nüfus sayımlarında (1939, 1959, 1970, 1989) Tatar olarak yazılmış, 2002’de ise yeniden Nagaybek adıyla (9600 kişi) kaydedilmişlerdir. %90’ı Rusya Federasyonu’nun Çelyabinsk bölgesinin Nagaybak ve Çabarkul ilçelerinde yaşar.
Nogaylar: Karadeniz’den Aral gölüne kadar uzanan bozkırlarda yaşamışlardır. İsimleri ilk defa 1479 tarihli bir Rus belgesinde geçmekte ve bu ismi Cuci’nin torunu Nogay’dan aldıkları bilinmektedir. Dağıstan’ın kuzey kısımlarında bilhassa Terek havzasında yaşayanlarına Ak Nogaylar denir. Nogaylar’a Rusya İmparatorluğu ve Rusya Federasyonu’nda yapılan bütün nüfus sayımlarında ayrı bir Türk grubu olarak yer verilmiştir. 1875’te sayıları 95.056 kişiydi. 2002’de 90.666 kişi oldukları belirtilmektedir. 1950 yılından itibaren Stavropol bölgesi ve Çeçen-İnguş cumhuriyetlerindeki Nogay okulları, Nogayca çıkan gazeteler kapatılmış, Kızılyar’da kurulan Nogay Öğretmen Okulu’nun faaliyetine 1957’de son verilmiştir. 9 Ocak 1957’de Nogaylar’ın yaşadığı Nogay, Kızılyar ve Tarumov ilçeleri Dağıstan’a, Şelkov ilçesi Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ne, Heftekum ilçesi Stavropol bölgesine dahil edilmiş, böylece Nogay ilçesi dışında azınlığa düşmüşlerdir. Günümüzde Nogay dili ve kültürünün yaşatılmasında bu ilçe önemli rol oynamaktadır. Dilleri Kıpçak grubundadır. Sünnî müslüman olup %90’ı ana dilini bilmektedir (bk. NOGAYLAR).
Tatarlar: 2002 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Rusya Federasyonu’nda Tatarlar, Ruslar’dan sonra ikinci büyük etnik grubu teşkil etmekteydi (5.554.601). Ancak Tatarlar başta İdil-Ural bölgesi olmak üzere federasyonun her tarafında dağınık halde yaşadıklarından 3.779.265 kişilik Tataristan nüfusunun ancak %45 kadarını (2.000.116 kişi) meydana getirmektedir. Tatarlar, Rusya Federasyonu’nda yaşayan Türk halkları arasında demografik bakımdan en karmaşık grubu oluşturmaktadır. Başta Azerbaycan (30.000), Belarusya (10.146), Kazakistan (249.229), Kırgızistan (31.400), Özbekistan (324.080), Türkmenistan (35.200), Ukrayna (73.304), Tacikistan (19.200) gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinde 1 milyon civarında Tatar yaşamaktadır ve dünyadaki toplam Tatar nüfusu 6,5-7 milyondur. Sibirya Tatarları (9611 kişi) ve Astarhan Tatarları (2003 kişi), çarlık döneminde misyonerlerin baskısı sonucu ya da kendi istekleriyle Hıristiyanlığa geçen ve büyük çoğunluğu halen Tataristan’da yaşayan Kreşin Tatarları (24.668 kişi), Çelyabinsk bölgesinde yaşayan Nagaybekler de (9600 kişi) kendilerini ayrı bir etnik grup olarak kaydettirmişlerdir. Sovyetler Birliği döneminde yapılan nüfus sayımlarında ise kendilerini Tatar olarak yazdırıyorlardı. Tatarlar, 365 yıl (1552-1917) başka bir devletin egemenliği altında yaşamalarına rağmen milliyetlerini, dillerini ve dinlerini korumuşlardır. Bilim adamları Tatarlar’ın millî kimliklerini korumasında İslâm dininin etkisinin büyük olduğunu belirtmektedir (bk. TATARİSTAN; TATARLAR).
Teleütler (Tele-ut, Tele-et): Altay Özerk Cumhuriyeti’nin Şebalin bölgesinde Sema nehrinin kıyısında ve Altay bölgesinin Çumiş ilçesindeki Büyük ve Küçük Baçat nehirlerinin kenarında yaşamaktadırlar. Eski dönemlerde Türkleşmiş bir Moğol boyu oldukları ileri sürülmekteydi. Fakat Türkolog N. Baskakov, Teleüt dilinin Kırgız-Kıpçak grubuyla ilişkilerini ortaya koymuştur.
Tofalar: Tofa adı V. yüzyıl Çin kaynaklarında Toha şeklinde geçmekte olup Yenisey bölgesinde yaşayan bir halk olarak gösterilmektedir. Kendilerini Tofa, Topa, Toha, Tıva diye adlandırırlar. Eski dönemlerde Karagas da denilirdi. Bazı bilim adamları nesillerinin Uygurlar’dan geldiğini söylemektedir. Rusya Federasyonu’nun Sibirya Federal Bölgesi’nde Irkutsk oblastının Nijneudinsk ilçesinin Tofalar ve Verhnegutar (Yukarı Gutar) köylerinde yaşamaktadırlar. Sayıları 150 yıldır 500-900 arasında değişmesine rağmen dilleri ve kendileri yok olmamıştır. Nüfusları 2002’de 887 idi. Tofaca ve Tuvaca Türk dilinin Sayan grubuna dahildir. Türk dilinin arkaik özelliklerini taşıyan Tofaca’yı fonetik, morfolojik ve söz varlığı bakımından Türkçe’nin ayrı bir kolu sayanlar da vardır. 1989 yılına kadar yazısız bir dil olarak varlığını muhafaza etmiş, aynı yıl Kiril harflerinden bir alfabe ihdas edilerek ilkokul birinci ve ikinci sınıflar için Tofaca ders kitapları hazırlanmıştır. Nüfuslarının azlığı, dillerinin yazısız olması, çevrelerinde yaşayan Buryat, Rus, Tuva gibi halkların dillerinin nüfuzu neticesinde Tofaca’nın söz varlığı gittikçe azalmaktadır ve sadece evlerde konuşularak varlığını sürdürmektedir. 2002 yılı nüfus sayımında sadece on dört kişi Tofaca’yı serbestçe konuşabildiğini ifade etmesine rağmen nüfusun %43’ü ana dili olarak Tofaca’yı belirtmiştir.
Tuvalar: XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Moğolistan’ın hâkimiyeti altında bulunan Tuva daha sonra Çin hâkimiyetine geçmiştir. Milliyetçi Tuva halkı nüfusunun azlığına rağmen 1911’de Çin’de Sun Yat Sen liderliğinde yapılan ihtilâli fırsat bilerek bağımsızlığını ilân etmişse de bu bağımsızlık uzun sürmemiş, üç yıl sonra Rusya’nın himayesini kabul etmek zorunda kalmıştır. Rusya’da 1921’de Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti ilân edilmiştir. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı sırasında yarı bağımsız Tannu’yu -Tuva Devleti- işgal etmiştir. Bu savaş yıllarında Tuva’nın nüfusu 70.000 civarındaydı. Bunun 50.000’ini Tuvalılar, 16.000’ini Ruslar teşkil ediyordu. 1944 yılına kadar yarı bağımsız kalan Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti 11 Ekim 1944’te Sovyetler Birliği’ne dahil edilerek muhtar bölge statüsü verilmiş, 10 Ekim 1961’de bu statü değiştirilerek Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olmuştur. 1991’den sonra Rusya Federasyonu içinde bir cumhuriyet statüsü kazanmış ve 1993’te adı Tıva olarak değiştirilmiştir. Tuvalılar’ın nüfusu 1959’da 100.145 ve 2002’de 243.442 idi; 235.313’ü kendi cumhuriyetinde yaşamaktaydı. Rusya Federasyonu’nda bulunan Türk halkları arasında kendi dilini %99 oranında ana dili olarak gösteren tek halktır. Nüfusları az olmasına rağmen millî benliklerini iyi korumuşlardır. 1930’da yazı dili Latin harfleri esasına göre düzenlenmişti, 1941’de diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi Tuvaca için de Kiril harfleri icat edilmiştir. Zengin destanlara sahip olan Tuva halkının en meşhur destanı Keser’dir ve 1963’te neşredilmiştir. Salçak Toka, Sovyet devri yazarlarının en meşhurlarındandır. Tuvalılar şamanistti, sonraları aralarına Moğolistan’ın etkisiyle Lamaizm de girmiştir.
Tuvin-Todjinler (Tuga/Tuha): En eski Türk halklarından biri olup konuştukları dil Tuvaca’nın bir lehçesidir. Tuva Özerk Cumhuriyeti’nin kuzeydoğudaki Tuva-Todja bölgesinde yaşarlar; bölge hayvan ve bitki örtüsü bakımından dünyanın en zengin yerlerinden biridir. Dağlık kesimde yaşadıklarından diğer halklardan tecrit edilmiş durumdadırlar. Arkaik Türkçe yer adları açısından zengin olan bölgede XIX ve XX. yüzyıllarda yer altı ve yer üstü kaynakları bulunmuştur. Bölgeye Ruslar’ın iskânı neticesinde asimilasyon başlamış ve halk ana dilini unutmuştur. 1931’de yapılan nüfus sayımında yerli halk 2115 kişi idi; 2002 yılında sayıları 4442 kişiye çıkmıştır.
Yakutlar (Sahalar, Saha ve Uranhay Sahalar): Kuzeydoğu Sibirya’da Yakut Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. 1926’da 240.709 kişi olan nüfusları 2002’de 443.852’ye ulaşmıştır (bk. YAKUTLAR).
NAHCIVAN
Şubat 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Rusya’nın eyaletlerinde bağımsızlık mücadelesi yeni bir safhaya girince Nahcıvan’da iktidar Bolşevikler ile Menşevikler arasında paylaştırıldı. 1917 yılı sonları ve 1918 yılı başlarında Bolşevik-Menşevik iktidar mücadelesi sürdü. Bu dönemde Kafkasya cephesinden geri çekilen Rus ordusunun bıraktığı silâhları ele geçiren Ermeniler toprak iddialarından dolayı Nahcıvan’da soykırımına başladılar. Mayıs 1918’de Azerbaycan bağımsızlığını ilân ettikten sonra Nahcıvan’a giren Osmanlı ordusu Ermeniler’in tertiplediği soykırımı önledi. Osmanlılar burada Nahcıvan merkez olmak üzere Aras Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardım etti. Nahcıvan hanlarının neslinden olanların yönettiği Aras Cumhuriyeti Nahcıvan, Şerûr-Dereleyez kazaları, Ordubâd, Culfa, Megri, Vedibasar, Kamerli şehirlerini içine alıyordu. Askerî yardım amacıyla ordu albayı Halil Bey’in başkanlığında beş subay ve 300’den fazla er emekliye ayrılıp çeşitli meslek sahibi olarak Aras Cumhuriyeti’nin ayrı ayrı bölgelerine yerleştirildi. 1919 yılı başlarında Nahcıvan bölgesine giren İngilizler, Aras Cumhuriyeti’ni feshettiler ve onun temsilciler kurumunu dağıttılar. İngilizler sadece Nahcıvan şehriyle demiryolu hattını kontrol edebildiler. Ordu karargâhı ise Nahcıvan şehri civarında bulunuyordu. Nahcıvan bölgesinin çeşitli yerlerinde İngilizler aleyhinde gösteriler düzenlendi. 1919 yılı yazında İngilizler Nahcıvan’dan ayrıldı.
Ardından Nahcıvan’a Amerika Birleşik Devletleri ordusu girdi. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti temsilciliği Nahcıvan’da yönetimi tam anlamıyla ele geçirmek için yerli milliyetçiler, musâvatçılar, Taşnaklar ve Türkiye temsilcisi Halil Bey ile Nahcıvan’ın statüsü üzerine görüşmeler yaptı. Durumu kuvvetlenen Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Ermenistan hükümetlerine Nahcıvan ve Şerûr-Dereleyez kazalarından oluşan bir bölge valiliği kurup başına bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının getirileceğini bildirdi. Fakat Nahcıvanlılar buna karşı çıktı. Siyasî istikrarı bozmak için Amerika Birleşik Devletleri temsilcileri Taşnaklar’la iş birliği yaptı. 1919 sonlarında bölgede Türkler’e yönelik büyük bir katliama girişildi. Mart 1920’de Türk ordusu Nahcıvan’a girerek buna son verdi. Yerli komünistlerin desteğini sağlayan XI. Kızılordu 28 Temmuz 1920’de Nahcıvan’a girip komünistleri iktidara getirdi ve Nahcıvan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdu. 1921’de Kars’ta Rusya hükümeti temsilcisinin de katıldığı kongrede Türkiye ve Kafkasya cumhuriyetlerinin imzaladığı antlaşma ile Nahcıvan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin özerk kısmı olarak tanındı. 9 Şubat 1924’te Nahcıvan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, Azerbaycan’ın içinde Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti statüsü aldı. 1991’de bağımsızlığını ilân eden Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kasım 1995’te kabul edilmiş anayasasına göre Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne tâbi özerk bir devlet, Nahcıvan şehri de onun başşehridir.
Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen Nahcıvan Kalesi Hakkında kaynaklardaki ilk bilgiler 625’te Bizanslılar ile Sâsânîler arasındaki savaşlar dolayısıyla geçer. XIII. yüzyıla kadar şehir-kale durumunda kalan Nahcıvan bu dönemde kale ve ribâttan oluşuyordu. Nahcıvan şehir olarak İldenizliler devrinde önemli bir gelişme göstermiş, saray, cami ve türbelerle süslenmişti. İldenizliler zamanında onarım gören Nahcıvan, Moğollar’ın saldırısı sonucu ciddi şekilde tahribata uğramış ve bu durum XVI. yüzyılın sonlarına Osmanlılar dönemine kadar sürmüştür. Nahcıvan’ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından burada kuvvetli bir kale inşa edilmesi emri verilmiş, Receb 997 (Mayıs 1589) tarihinde Nahcıvan ahalisi evlerini yıkıp taşlarını kale inşası için kullanmıştır. Hanlık ve Rusya idaresi döneminde Nahcıvan’da kale olmasına rağmen 1828 yılından sonra taşra şehrine dönüştürülmüş, kale tahrip edilmiş ve zamanla yıkılıp gitmiştir.
Nahcıvan şehrinin fizikî durumu Hakkında en dikkat çekici bilgi Osmanlı tahrir kayıtlarında yer alır. Buna göre XVI. yüzyılın sonlarında Nahcıvan’da Mirzabey (Câmi), Künbed (Nûr-i Kemanlar), Gāzî-i Cihân (Hoca Mirikan), Seyyid Hüseyin, Molla Ahmed, Şahab, Bala, Hocabey, Tizhiran ve Hızmerek mahalleleri mevcuttu. Bu durum şehrin fizikî açıdan 1560’lı yıllardan itibaren yeniden toparlandığını gösterir. 1727 tarihli Nahcıvan sancağı mufassal defterine göre şehir mahalleleri Yukarı ve Aşağı mahalle şeklinde belirtilmişti. XVIII. yüzyılın sonlarında burada Şahab, Sarbanlar, Alihan ve Kurdlar; Rusya’nın ilhakının ardından Şahab, Sarbanlar, Kale, Köhnekale, Oruç, Bilici, Hoşulu, Çaparhâne, Tezekend, Ziyilarh ve Ermeni adlı mahalleler vardı. Bunlardan Ermeni mahallesi 1828 yılından itibaren buraya yerleştirilen Ermeniler’den oluşuyordu. Bu dönemde şehirde üç kervansaray ve üç hamam (Şeyh Ali Bey, Fazlı Bey ve Mirza Ali Bey) bulunuyordu. Cami ve mescid etrafında oluşan mahallelerde XVI. yüzyıl sonlarında üç cami (Kızıl Arslan, Mehmed Kethüdâ, Câmi-i Şerif), on mescid (Ağa, Hacı Halil, Keçeci, Molla Ahmed, Sultan Mahmud, Hacı Sânî, Besrî, Şeyh Emînüddin, Etmelik [?], İsmâiilian) mevcuttu. Evliya Çelebi ise burada yetmiş cami ve kırk mescid, yirmi kervansaray, yedi hamam olduğundan söz eder. 1720’li yıllarda Sultan Murad ve Hazret Paşa camilerine, XIX. yüzyılın başlarında ise dört mescidin adına rastlanır. Sovyet döneminde cami ve mescidlerin çoğu ortadan kalkmıştır.
Nüfus durumu Nahcıvan’ın bağlı bulunduğu ülkenin istikrarına ve siyasî durumuna göre değişmiştir. Moğollar’ın istilâsının ardından nüfusu epeyce azalan şehirde sonraki dönemlerde de nüfusta artış olmamıştır. XVI. yüzyılın sonlarında Osmanlılar devrinde Nahcıvan’da 4208, XVII. yüzyılın ortalarında Evliya Çelebi’nin verdiği bilgi doğru ise 51.000 kişi (10.200 ev), XVII. yüzyılın sonlarında Şarden’e göre 10.000 kişi (2000 ev), XVIII. yüzyılın 20’li yıllarında 4385, 1806’da 5000, 1831’de 5470, 1896’da 7433, 1913’te 8945, 1926’da 12.611 kişi yaşıyordu. II. Dünya Savaşı’nın ardından sağlık hizmetlerinin gelişmesinden dolayı nüfus artışı hızlanmış, 1970’te 33.000’e ulaşmış, 2004 yılına ait tahminlere göre ise 70.000 nüfusa yaklaşmıştır. Günümüzde deri işleme, ipekçilik ve mobilya yapımı alanlarında Azerbaycan’ın bir sanayi şehri durumundadır.
Nahcıvan tarih boyunca önemli ticaret yolları üzerinde bulunmasıyla ön plana çıkmıştır. İldenizliler Devleti’nin başşehri olduğu dönemde burada dokumacılık, inşaat, demircilik, halıcılık, kuyumculuk vb. alanlar başlıca zanaat dallarını oluşturuyordu. Üretilen mallar Nahcıvan çarşısında satılır ve diğer ülkelere de ihraç edilirdi. Şehir civarında ahali ziraat, bağcılık, balıkçılıkla uğraşıyor ve tuz çıkarıyordu. Moğollar’ın istilâsının ardından han, çarşı, kervansaray, Aras nehri üzerindeki köprüler yıkılıp ortadan kalkmış, iktisadî hayat gerilemeye başlamıştır. Daha sonraki dönemlerde de sürekli savaş alanı olduğundan gelişmesi yavaşlamış, zaman zaman kesintiye uğramıştır. Bu durum nüfus verileriyle de kendini gösterir.
XVI. yüzyılın sonlarında Nahcıvan’da yirmi beş değirmen, birer boyahâne, mum imalâthanesi ve sabunhâne vardı. Bu küçük sanayi işletmeleri dışında gelir kaynakları ticarete dayanıyordu. Bir çarşısı ve at pazarı, altı çiftlik, otuz dört ziraat alanı, doksan bir bahçe mukātaaya verilmişti. Şehir ahalisi çoğunlukla ziraatla uğraşıyor, buğday, arpa, darı, nohut, mercimek ekiyor, bağcılık, koyunculuk ve arıcılık yapıyordu. Nahcıvan sancağının dahil olduğu Revan eyaletinin adaletle idare edilmesi ve istikrarın temini amacıyla 1590 yılında düzenlenen kanunnâme şehirdeki ticarî hayatı ortaya koyar. Buradaki bilgilerden anlaşıldığına göre şehir pazarında tarım ürünleri yanında bal, yağ, yaş ve kuru meyve, pastırma gibi yiyecek maddeleri satılıyor ve hayvan ticareti yapılıyordu. 1727 tarihli mufassal deftere göre Nahcıvan’da ikisi harap olmak üzere altı ay çalışan yirmi altı değirmen, mumhâne, boyahâne, sabunhâne, üç çarşı, bir pazar ve 191 dükkân mevcuttu.
Hanlık dönemi Nahcıvan şehrinin gerek iktisadî hayatında gerekse ticaretinde önemli bir gelişme görülmemiştir. Eskisi gibi şehirde dokumacılık, halıcılık, ziraat ve hayvancılıkla uğraşılıyordu. Rusya’ya ilhakından sonra Nahcıvan ham madde alanına çevrilmiş, sanayi geri plana itilmiştir. Çarlık Rusyası devrinde Nahcıvan’da sekiz deri, altı tuğla imalâthanesi vardı, yirmi yedi “dulusçu” esnafı bulunuyordu. Sovyet döneminde Nahcıvan şehri iktisadî bakımdan Çarlık Rusyası devrinde olduğu gibi geri bırakılmış, burası ham madde üreten merkez durumunu sürdürmüştür.
İldenizliler döneminde Nahcıvan gelişmiş kültür merkezlerinden biriydi. Bu devirde şehirde medreseler faaliyet gösteriyordu. Şehirde XIII-XV. yüzyıllarda genellikle Nahcuvânî ve Neşevî nisbeleriyle tanınan çok sayıda ilim adamı yaşamış, tarih, fıkıh, dil, tabâbet gibi dallarda eserler kaleme alınmıştır. Tıpta Gazi Necmeddin en-Nahcuvânî, Ekmeleddin en-Nahcuvânî, İbrâhim b. Zeynüddin en-Nahcuvânî tanınmış ilim adamlarıdır. el-Fevâtîĥu’l-ilâhiyye ve’l-mefâtiĥu’l-ġaybiyye ve Hidâyetü’l-iħvân adlı eserleriyle Baba Ni‘metullah Nahcuvânî, dil ve devlet idaresiyle ilgili eserleriyle Şems-i Münşî meşhur âlimlerdir. Şair ve mütercimlerden Muhammed Saîd b. Muhammed İbnü’s-Sâvecî ve Hindûşah es-Sâhibî’nin de Nahcıvan’ın kültür hayatına büyük katkıları olmuştur.
Nahcıvan mimarları tuğladan inşa ettikleri saray, köprü, cami, mescid, kervansaray ve türbelerle, ayrıca farklı üslûplarıyla Nahcıvan mimarlık mektebini oluşturmuşlardır. Özellikle Acemî b. Ebû Bekir yalnız Nahcıvan’da değil diğer ülkelerde de mimari işler için siparişler almıştır. XVII. yüzyıl başlarından itibaren duraklama ve gerileme dönemine giren Nahcıvan’ın kültür hayatında yeni bir gelişme görülmemiştir. Rusya’ya ilhakından sonra Nahcıvan’da biri Türkçe ders veren okul olmak üzere sadece dört mektep açılmıştır. Sovyet döneminde bir üniversite, tiyatro, Azerbaycan Bilimler Akademisi şubesinden teşekkül eden eğitim, araştırma ve kültür merkezleri bulunan Nahcıvan’da 1991’den itibaren Ziraat, Tıp enstitüleri ve diğer okullarla dokuz kültür merkezi ve dört müze kurulmuştur.
Nahcıvan’ın merkezini oluşturduğu Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti kuzey, kuzeydoğu ve doğuda Ermenistan, güneyde İran ve kuzeybatıda Türkiye ile komşudur. İran sınırı Aras nehrini izlemektedir. Ülke dağlık bir coğrafyaya sahiptir. 1590’larda Revan eyaletine bağlı Nahcıvan bölgesi, Nahcıvan (yedi nahiye: Nahcıvan, Mevâzî-i Hâtun, Arslanlı mülkü, Karabağ, Dereşam, Dereşahbuz, Bazarçay), Şerûr (beş nahiye: Şerûr, Zar, Zebil, Alınca, Sisyan) ve Ordubâd (beş nahiye: Ordubâd, Culha, Âzad-Ceyrân, Şorlut, Norküt) kazalarından oluşuyordu (BA, TD, nr. 699). XVIII. yüzyılın başlarında burası on dört nahiyeden müteşekkildi (Nahcıvan, Alınca, Mevâzî, Dereşahbuz, Arslanlı mülkü, Mevâzî-i Hâtun, Karabağ, Kışlagat, Âzad-Ceyrân, Şorlut, Derenorküt, Sisyan, Ordubâd, Dereleyez). Zar, Zebil ve Şerûr nahiyeleri Revan’a bağlanmıştı. Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti 1930’larda Başnoraşen, Kıvrak, Tumbul, Nerimanov, Aprakunis, Culfa, Paraga, Ordubâd ve Şahbuz ilçelerinden ibaretti. Bugün Nahcıvan merkez olmak üzere Babek, Sederek, Şahbuz, Şerur, Ordubâd ve Culfa ilçelerinden oluşmaktadır. Bu idarî bölgelere tâbi dört şehir, iki büyük kasaba ve 215 köy mevcuttur. Nahcıvan’ın toplam nüfusu 2004 yılına ait tahminlere göre 374.000 kadardır.
Kaynak: Türkoğlu, İsmail, "Türkiye Dışındaki Türkler", İslam Ansiklopedisi, C. 41, S. 482-487.
Karamanlı, Hüsamettin M., "Nahcıvan", İslam Ansiklopedisi, C.32, S. 294-297.
Türkler’in göçebe bir kavim olması, göçebelikten ancak 1930’lu yıllardan itibaren tamamen vazgeçmesi ya da buna zorlanması sebebiyle Türk uruğları arasında kabilecilik çok geç sona ermiştir. 2002 yılında Rusya Federasyonu’nda yapılan nüfus sayımında yeni Türk grupları ortaya çıkmıştır. Dünyada Türk asıllı kırktan fazla etnik grup bulunmakta ve bunlar farklı isimlerle anılmaktadır. Türkler’e yaşadıkları coğrafyaya göre ad verildiğinden bunlar parçalanmıştır. Son dönemlerde Türkologlar tarafından ortaya atılan bir kavram “Türkçe konuşanlar”dır. Ancak Türkçe konuşanların tamamının Türk olduğu söylenemez. Türkiye dışındaki Türk toplulukları Afganistan, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Çin Halk Cumhuriyeti, Irak, İran İslâm Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Moldavya, Özbekistan, Rusya Federasyonu, Suriye, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna gibi elli değişik ülkede farklı rejimler altında yaşamaktadır. XX. yüzyılın başından itibaren başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Kanada gibi ülkelere başlayan işçi göçü neticesinde bu ülkelerde de bir Türk varlığı meydana gelmiştir. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın hürriyetine kavuşmasıyla bağımsız Türk cumhuriyetlerinin sayısı -Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dahil- yediye yükselmiştir. Ayrıca Rusya Federasyonu’nda Altay, Başkırdistan, Çuvaşistan, Hakas, Kabarda-Balkar, Karaçay-Çerkez, Nahcıvan, Tataristan, Tuva ve Yâkutistan olmak üzere on bir özerk Türk cumhuriyeti, Moldova’da Gagauz Özerk Bölgesi ile Çin Halk Cumhuriyeti’nde Sincan-Uygur Özerk Bölgesi bulunmaktadır. Özerklik statüsüne sahip Türk topluluklarının büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Moldova ve Özbekistan’da yaşamaktadır. Rusya Federasyonu’nun İdil-Ural bölgesinde Tatar, Başkırt ve Çuvaşlar; Kafkasya bölgesinde Karaçay-Balkar; Sibirya bölgelerinde Yâkut, Tuva, Hakas ve Altaylılar; Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nde Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Salarlar, Tatarlar ve Sarı Uygurlar; Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde Karakalpaklar ve Moldova’ya bağlı Gagauz Özerk Bölgesi’nde Gagauzlar bulunmaktadır. Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’ndeki Kırım Tatarları’nın ancak parlamentoda temsilcileri bulunmaktadır.
Türkiye dışında yaşayan Türk toplulukları arasında ekonomik, sosyal ve siyasal bakımdan farklılıklar görülmektedir. Meselâ Rusya Federasyonu’nun İdil-Ural bölgesindeki Tatar ve Başkırtlar’ın ekonomik ve sosyal düzeyleri aynı bölgede yaşayan Çuvaşlar’a göre daha ileridir. Batı Türkistan’da bulunan Kazak ve Kırgızlar, Özbek ve Karakalpaklar arasında da aynı durum söz konusudur. Afganistan, Irak, İran, Moğolistan, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi ve Tacikistan’da bulunan Türkler’in ekonomik ve sosyal durumları son derece kötüdür. Türkiye, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) vasıtasıyla Balkanlar, Moldova, Romanya, Moğolistan, Tacikistan, Özbekistan, Afganistan, Kırgızistan ve Kazakistan gibi ülkelerde yoksulluğun ortadan kaldırılması için çeşitli projeler yürütmektedir. Aynı şekilde TÜRKOY kültürel alanda Türk halkları arasındaki iş birliğini arttırmaya çalışmaktadır. Masrafları Türkiye tarafından karşılanan Kazakistan’daki Ahmed Yesevî Kazak-Türk Üniversitesi, Kırgızistan’daki Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Afganistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da faaliyet gösteren ortaöğretim kurumları modern eğitim için çaba göstermektedir. Ayrıca Türkiye’nin çeşitli sivil toplum kuruluşları adı geçen ülkelerde projeler yürütmektedir.
Rusya 1552-1884 yılları arasında İdil-Ural, Deşt-i Kıpçak, Sibirya, Kafkasya, Kırım ve Türkistan bölgelerini; Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan Balkan savaşları sonunda Balkanlar’daki Türk bölgelerini; İngiliz ve Fransızlar I. Dünya Savaşı’nın ardından Musul, Kerkük, Erbil ve Suriye’deki Türk bölgelerini; Çin ise 1949’da Doğu Türkistan’ı işgal etmiştir. Rusya’da 1917 İhtilâli Türkler’in bağımsızlığı için önemli bir imkân doğurmuş, Türkler’in büyük bölümü kendi yarı bağımsız cumhuriyetlerini kurmuştur. Çin ve Rusya’daki Türkler çeşitli dönemlerde şiddet ve baskılara mâruz kalmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra beş Türk cumhuriyeti tam bağımsız hale gelmiştir. Türkler yaklaşık 500 yıldan beri farklı halkların egemenliğinde yaşamalarına rağmen milliyetlerini, dillerini, dinlerini ve kültürlerini korumayı başarmıştır. Rus tarihçisi N. A. Aristov’un Türk Halk ve Kabilelerinin Etnik Yapısı ve Sayıları adlı eserine göre (1896) Kuzey Buz denizinden Adriyatik’e kadar olan bölgelerde yaşayan Türkler’in sayısı 26 milyondur. 1897’de Rusya’da yapılan ilk genel nüfus sayımının sonuçlarına göre Rusya’da 13 milyon Türk bulunmaktadır. Diğerleri Osmanlı Devleti, Afganistan, Bulgaristan, Doğu Türkistan, İran ve Romanya’da yaşamaktaydı. Günümüzde Türkiye dışında yaşayan Türkler’in sayısı 100-110 milyon civarında tahmin edilmektedir.
Meshet (Ahıska) Türkleri: Bugün Ahıska Türkü denilen yaklaşık 250.000 kişilik grup Türkiye sınırına 15 km. uzaklıkta Gürcistan’a bağlı Ahıska şehrinin adıyla anılmaktadır. Bunlar nüfusun %90’ının yaşadığı Özbekistan, Rusya Federasyonu, Kazakistan ve Kırgızistan’da son yıllarda yapılan nüfus sayımlarında kendilerini Türk olarak kaydettirmişlerdir. Sadece Rusya Federasyonu’nda yaşayan 3275 kişi kendini Meshet Türkü diye yazdırmıştır (bk. MESHET TÜRKLERİ).
Altaylılar: Altay Cumhuriyeti’nde yaşayan bu Türk boyunun nüfusu 1926’da 39.062 ve 1989’da 70.777, 2002’de 67.239 kişi idi. 2002’de yapılan nüfus sayımında daha önce kendilerini Altaylı olarak kaydettiren Kumandinler (3114 kişi), Teleütler (2650), Telengitler (2399), Tubalar (1564) ve Çelkanlar (855) bu defa ayrı bir halk şeklinde yazılmıştır. Altaylılar doksan yılda ancak bir kat artabilmişlerdir ve son yirmi yılda nüfusta azalma olmuştur. Nüfusun 62.192’si kendi cumhuriyetlerinde yaşamakta ve cumhuriyetin nüfusunun %30’unu teşkil etmektedir. Ruslar ise cumhuriyette %58’lik bir nüfusa sahiptir. Aslında şamanist olan Altaylılar, Ortodoks hıristiyan olarak gösterilmektedir. 1922-1947 yılları arasında Oyrat (Oyrot) dili diye adlandırılan Altayca yazı dili bugün Altay Kiçi (Kiji) diyalektiğini esas almıştır. Masalları, halk şarkıları ve destanları çok zengindir. Altaylı yazar N. Ulagaşev (ö. 1946) bunları toplamaya çalışmıştır. Sovyet devri yazarlarından F. Kuciyak da Altay halk edebiyatını derleyen önemli kişilerdendir. T. Encinov tanınmış Altaylı yazarlardan biridir.
Başkırtlar: Ural dağlarının kuzey ve doğu kısımları ile İdil nehri havzasının kuzey kesimindeki bozkırlarda yaşarlar. Ahmet Zeki Velidi Togan’a göre Başkırtlar’ın aslı Kıpçaklar’a dayanmaktadır. Ruslar’ın 1552’de Kazan’ı, 1556’da Astarhan’ı işgali neticesinde 1557’de Ruslar’ın hâkimiyetine girmişlerdir. 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Rusya egemenliği altında yaşayan Başkırtlar Ahmet Zeki Velidi (Togan) lidirliğinde “Küçük Başkırdistan” kurma faaliyetlerine girişmişlerdir. Ahmet Zeki Velidi bunun için başta Bolşevikler’e karşı mücadele eden çarlık taraftarlarının lideri General Kolçak ve Kazak millî hareketi Alaş Orda ile iş birliği yapmış, Kolçak’ın yenilerek Sibirya’ya kaçması üzerine bu defa Lenin ve Stalin’le iş birliğini denemiştir. Fakat Stalin, Tatar-Başkırt Sovyet Cumhuriyeti’ni ilân etmiş ve Zeki Velidi’yi azletmiş, Zeki Velidi Türkistan dolaylarına kaçmak zorunda kalmıştır. Bolşevikler, Tatar-Başkırt Sovyet Cumhuriyeti yerine 23 Mart 1919’da Başkırdistan, 1920’de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist cumhuriyetlerini ilân ettirmişlerdir. Başkırtlar’ın 1989’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ülkelerindeki toplam nüfusu 1.449.157 kişi idi. Rusya Federasyonu’n-da 2002 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusları 1.673.389’a yükselmiştir. Kendi cumhuriyetlerinde yaşayanların sayısı 1.221.302, bunlar arasında ana dili olarak Başkırtça’yı işaret edenler 1.135.714 kişidir. Başkırdistan Cumhuriyeti’nin nüfusu 4.104.336’dır; bunların 1.490.715’i Rus, 990.702’si Tatar’dır. Kendi cumhuriyetlerinde azınlık durumunda kalan Başkırtlar cumhuriyetleri dışında çeşitli şehirlerde yaşamaktadır. Ayrıca Kazakistan (1989’da 41.847), Kırgızistan (1100), Özbekistan (3707, 1989’da 34.771 idi) ve Türkmenistan’da (1989’da 4678) 100.000 civarında Başkırt bulunmaktadır. Bunların büyük kısmı 1990’lı yıllardan itibaren Rusya Federasyonu’na dönmeye başlamıştır. I. Dünya Savaşı, 1917 İhtilâli ve ardından iç savaş, Stalin dönemindeki kırım, II. Dünya, Afganistan ve Çeçenistan savaşları Başkırt nüfusunun sürekli azalmasına yol açmıştır. 1990’lardan itibaren Başkırtlar’da millî şuurun canlanmaya başladığı görülmektedir. Başta Ural olmak üzere millî ve siyasî cemiyetler kurulmuştur. Bu tür bir yaklaşım ve Başkırdistan’daki Tatarlar’a baskı uygulama eğilimleri iki kardeş toplumu birbirine düşürmüştür. Ural Başkırt Halk Merkezi, Başkırt Gençler İttifakı ve Başkırt Kadın-Kızlar Teşkilâtı 22-23 Şubat 1991’de Ufa’da V. Bütün İttifak Başkırt Halk Toplantısı adıyla bir kongre düzenlemiş, bu kongrede Başkırt halkının durumu üzerinde durulmuş ve bir bildiri ilân edilmiştir. Ancak Başkırdistan yönetimi Rusya Federasyonu’ndan kopma gücünü gösterememiş ve 31 Mart 1992’de yeni federasyon antlaşmasını imzalamıştır.
Çelkanlar: Altay Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halklarından biridir. Dağlık Altay bölgesinde bulunan Lebed nehrinin (Çelkan ismi bu nehrin Türkçe adı Çalkandu’dan gelmektedir) kenarlarında yaşadıklarından eski dönemlerde kendilerini Lebedin ve Lebedin Tatarı diye adlandırıyorlardı. Çelkanca, Türk dilinin Uygur-Oğuz grubunun Hakas lehçesine girmektedir.
Çulımlar: 2002 nüfus sayımında 656 kişi tesbit edilmiştir. Tomsk ve Krasnoyarsk bölgelerinde yaşayan Çulımlar’ın anavatanı Çulım nehrinin havzasıdır. Çulımca Türk dilinin Uygur-Oğuz grubunun Hakas lehçesine girmekte, kaynaklarda Melet ve Melet Tatarcası olarak da geçmektedir. Sibirya’daki Dolganca, Kumandinca, Tofaca, Tubaca, Tuvin-todjinca, Çelkanca, Çulımca, Şorca gibi Türk şiveleri yok olmak üzeredir. XIX. yüzyılın sonlarına kadar kendilerini korumayı başaran bu küçük topluluklar günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Çuvaşlar: Dil ve din bakımından Türklük’ten uzak gibi görünen Çuvaşlar’ın büyük çoğunluğu Ortodoks, bir kısmı putperesttir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 24 Ekim 1990’da Çuvaş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni ilân ettilerse de 13 Şubat 1992’de Rusya Federasyonu’na bağlı Çuvaş Cumhuriyeti antlaşmasını imzalamak zorunda kalmışlardır (bk. ÇUVAŞLAR).
Dolganlar: Yerkürenin en kuzeyindeki Türk topluluğudur. Kendilerini Dolgan, Tıa-kihi ya da Saha diye adlandırırlar. Tarihî geçmişleri hakkında bilgi yoktur; Ruslar’ın XVIII. yüzyılda bölgeyi ele geçirmesiyle varlıklarından haberdar olunmuştur. 1897’de 1224, 2002’de 7261 kişi tesbit edilmiştir. Krasnoyarsk’ın Taymır Özerk Bölgesi’nde Hatang kesiminde Hatanga ve Heta nehirleri vadisinde (5517 kişi), Yâkutistan’da (1272 kişi) hayat sürerler. Büyük bir yarımada olan Taymır bölgesinde sadece 40.000 kişi yaşamaktadır ve bunların 25.000’i Slavyan’dır. Dolganlar kendilerini Yâkut ya da bölgenin diğer önemli etnik azınlığı olan Evenkler’den ayırırlar. Dolganca Türkçe’nin Altay grubuna dahildir, bazı bilim adamları ise Yâkutça’nın bir diyalekti olduğunu iddia etmektedir. Yâkutça, Dolganlar’ın yaşadığı Tundra bölgesinde hâkimdir, bölgede yaşayan diğer Türk olmayan halklar da Yâkutça konuşurlar. Dolganlar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği döneminde yapılan bütün nüfus sayımlarında ayrı bir halk şeklinde yer almıştır. 1979’daki nüfus sayımında %90’ı ana dili olarak Dolganca’yı işaret etmiştir; 2002 yılında ise bu oran düşmüştür. Yâkutlar, Dolganca’nın Yâkutça’nın bir lehçesi olduğunu ileri sürdüklerinden okul kitaplarında Dolganca’ya yer vermezler. Dolganca 1970’te Rus harfleriyle yazıya geçirilmeye başlanmış, ilk Dolganca kitap 1973’te yayımlanmış, 1981’de yeni bir alfabe kabul edilmiştir. Son yıllarda bazı edebiyat denemelerinde ve radyo yayınlarında Dolganca’ya yer verilmeye başlanmıştır. Dolganca sadece Petersburg’daki bir pedagoji üniversitesinde öğretilmektedir. Pravoslavyan kilisesi, burada bir misyoner okulu açarak Dolgan çocuklarına hem eğitim vermekte hem din adamı yetiştirmektedir. Sovyet döneminde Şamanizm’in yasaklanmasına rağmen halk arasında bu inanç gizlice yaşatılmaya devam edilmiştir. Şamanizm, aile içerisinde babadan oğula ya da anneden kıza devam ettirilir, silsile kesildiği zaman bunun büyük bir tehlikenin işareti olduğuna inanılır.
Gagauzlar: Bugün Moldova’da yaşadıkları topraklara XVIII. yüzyılın sonunda Balkanlar’dan gelmişlerdir. 1897’de Rusya’da yapılan ilk nüfus sayımında isimleri Besarabya Türkleri diye geçmektedir. Gagauzlar, XV-XIX. yüzyıllar arasında Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde yaşamakla birlikte arşiv belgelerinde Gagauz adına rastlanmamaktadır. Türkiye’de binlerce Gagauz Türkü çalıştığı gibi Türk üniversitelerinde okuyan çok sayıda öğrenci bulunmaktadır. TİKA aracılığıyla bölgede çeşitli kalkınma projeleri yürütülmekte, sosyal ve insanî yardımlarla Gagauzlar desteklenmektedir. 1957’den beri Kiril harflerini kullanan Gagauzlar 1993’te Latin harflerine geçmiştir (bk. GAGAUZLAR).
Hakaslar: Kendilerini eski dönemde Tadar diye adlandıran Hakaslar’ın Kırgız ve Sagay kolları vardır. Bunlar Yenisey Kırgızları’ndan gelmektedir. Çin kaynaklarında bu Kırgız boyuna Heges denildiği için aydınlar kendi ülkelerine Hakas adını vermişlerdir. Yazı diline sahip olan Hakaslar’ın dil ve edebiyat enstitüleri mevcuttur. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ndeki nüfusları 1926’da 45.608 ve 1989’da 80.323 kişi idi. Rusya Federasyonu’ndaki nüfusları 2002’de 75.622 kişi olarak tesbit edilmiştir. Hakaslar’ın büyük çoğunluğu 1991’de kurulan kendi cumhuriyetlerinde yaşamakla birlikte nüfusun ancak %12’sini (65.421), Ruslar ise %80’ini oluşturmaktadır. Hakaslar ayrıca Krasnoyarsk bölgesinde (4489), Tuva Cumhuriyeti’nde (1219) ve Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerinde bulunmaktadır.
Karaçaylar: Kuzeydoğu Kafkasya’daki Karaçay-Çerkez Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. Ayrıca Kuban nehri yakınlarında yoğun Karaçay nüfusu mevcuttur. Menşe itibarı ile Kumanlar’dan geldikleri ileri sürülmektedir. Karaçaylar’la Balkarlar aynı soya bağlanıp aynı dili konuşmakla birlikte ayrı cumhuriyetlerde yaşamaktadır (bk. KARAÇAY-BALKARLAR).
Karaimler: Karaimler’in (Karaylar) sayısı Sovyet istatistiklerinde 1926’da 8324 ve 1989’da 2602 kişi gösterilmiştir. 2002’de Rusya Federasyonu’nda 366 Karaim yaşıyordu. Litvanya, Polonya ve Ukrayna’da bulunanların sayısı hakkında bilgi yoktur, ancak 1000-2000 arasında oldukları tahmin edilmektedir. Eskiden yazılı edebiyatları da olan Karaylar’ın bir kısmı İsrail’de yaşamaktadır ve Litvanya’da dinî faaliyetlerini sürdürecek bir sinagogları vardır (bk. KARÂÎLİK).
Karakalpaklar: Özbekistan’a bağlı Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamakta ve nüfusları sürekli artış göstermektedir (bk. KARAKALPAKLAR).
Kırımçaklar: İbrânî inancına sahip bir Türk topluluğu olup Türkçe konuşurlar. Kendilerini yahudi ya da Srel (İsrâil) çocukları diye adlandırırlar. 1926’da Kırım yahudisi olarak 6383 kişi, 1959’dan itibaren Kırımçak olarak 1480, 1970’te 1790, 1979’da 3000, 1989’da 1418 kişi idiler. 2002’de Rusya Federasyonu’nda 157, 1989’da Özbekistan’da 173 kişi yaşıyordu.
Kumandinler: Kumandivandı, Kuvantı, Kuvandıg, Kuvandıh gibi isimlerle de anılırlar. Altay Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk halklarından biridir. Dilleri Altayca’ya yakındır; bazı Türkologlar ise Hakasça’nın alt grubuna ya da Uygur-Oğuz grubuna girdiğini belirtmektedir. 1897’de 4092 kişi, 1926’da 6334 kişi olarak gösterilmiş, 2002 yılına kadar olan nüfus sayımlarında kendilerine yer verilmemiştir. 2002’de 3114 kişi oldukları resmî kayıtlara geçmiştir. Altay bölgesi, Altay Özerk Cumhuriyeti ve Kemerov bölgesinde yaşamaktadırlar. Fonetik bakımdan dilleri Şorca’ya ve kısmen Hakasça’ya yakındır. Orta kuşakla yaşlı kuşak dillerini konuşabilmektedir; gençler arasında ise Rusça yaygındır. 1933’te Kumandin Alfabesi isimli bir kitap neşredilmiş, 1990 yılına kadar okullarda Rusça eğitim yapılmıştır.
Kumuklar: Kuzey Kafkasya bölgesindeki en kalabalık Türk nüfusunu teşkil ederler. Büyük çoğunluğu Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan, Kuzey Osetya ve Çeçenistan özerk cumhuriyetlerinde yaşamaktadır (bk. KUMUKLAR).
Nagaybekler: I. Petro zamanında Ortodoksluğa geçen bir Tatar grubudur. 1926’da yapılan nüfus sayımında ilk defa kaydedilmiş (11.219), daha sonraki nüfus sayımlarında (1939, 1959, 1970, 1989) Tatar olarak yazılmış, 2002’de ise yeniden Nagaybek adıyla (9600 kişi) kaydedilmişlerdir. %90’ı Rusya Federasyonu’nun Çelyabinsk bölgesinin Nagaybak ve Çabarkul ilçelerinde yaşar.
Nogaylar: Karadeniz’den Aral gölüne kadar uzanan bozkırlarda yaşamışlardır. İsimleri ilk defa 1479 tarihli bir Rus belgesinde geçmekte ve bu ismi Cuci’nin torunu Nogay’dan aldıkları bilinmektedir. Dağıstan’ın kuzey kısımlarında bilhassa Terek havzasında yaşayanlarına Ak Nogaylar denir. Nogaylar’a Rusya İmparatorluğu ve Rusya Federasyonu’nda yapılan bütün nüfus sayımlarında ayrı bir Türk grubu olarak yer verilmiştir. 1875’te sayıları 95.056 kişiydi. 2002’de 90.666 kişi oldukları belirtilmektedir. 1950 yılından itibaren Stavropol bölgesi ve Çeçen-İnguş cumhuriyetlerindeki Nogay okulları, Nogayca çıkan gazeteler kapatılmış, Kızılyar’da kurulan Nogay Öğretmen Okulu’nun faaliyetine 1957’de son verilmiştir. 9 Ocak 1957’de Nogaylar’ın yaşadığı Nogay, Kızılyar ve Tarumov ilçeleri Dağıstan’a, Şelkov ilçesi Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ne, Heftekum ilçesi Stavropol bölgesine dahil edilmiş, böylece Nogay ilçesi dışında azınlığa düşmüşlerdir. Günümüzde Nogay dili ve kültürünün yaşatılmasında bu ilçe önemli rol oynamaktadır. Dilleri Kıpçak grubundadır. Sünnî müslüman olup %90’ı ana dilini bilmektedir (bk. NOGAYLAR).
Tatarlar: 2002 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre Rusya Federasyonu’nda Tatarlar, Ruslar’dan sonra ikinci büyük etnik grubu teşkil etmekteydi (5.554.601). Ancak Tatarlar başta İdil-Ural bölgesi olmak üzere federasyonun her tarafında dağınık halde yaşadıklarından 3.779.265 kişilik Tataristan nüfusunun ancak %45 kadarını (2.000.116 kişi) meydana getirmektedir. Tatarlar, Rusya Federasyonu’nda yaşayan Türk halkları arasında demografik bakımdan en karmaşık grubu oluşturmaktadır. Başta Azerbaycan (30.000), Belarusya (10.146), Kazakistan (249.229), Kırgızistan (31.400), Özbekistan (324.080), Türkmenistan (35.200), Ukrayna (73.304), Tacikistan (19.200) gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinde 1 milyon civarında Tatar yaşamaktadır ve dünyadaki toplam Tatar nüfusu 6,5-7 milyondur. Sibirya Tatarları (9611 kişi) ve Astarhan Tatarları (2003 kişi), çarlık döneminde misyonerlerin baskısı sonucu ya da kendi istekleriyle Hıristiyanlığa geçen ve büyük çoğunluğu halen Tataristan’da yaşayan Kreşin Tatarları (24.668 kişi), Çelyabinsk bölgesinde yaşayan Nagaybekler de (9600 kişi) kendilerini ayrı bir etnik grup olarak kaydettirmişlerdir. Sovyetler Birliği döneminde yapılan nüfus sayımlarında ise kendilerini Tatar olarak yazdırıyorlardı. Tatarlar, 365 yıl (1552-1917) başka bir devletin egemenliği altında yaşamalarına rağmen milliyetlerini, dillerini ve dinlerini korumuşlardır. Bilim adamları Tatarlar’ın millî kimliklerini korumasında İslâm dininin etkisinin büyük olduğunu belirtmektedir (bk. TATARİSTAN; TATARLAR).
Teleütler (Tele-ut, Tele-et): Altay Özerk Cumhuriyeti’nin Şebalin bölgesinde Sema nehrinin kıyısında ve Altay bölgesinin Çumiş ilçesindeki Büyük ve Küçük Baçat nehirlerinin kenarında yaşamaktadırlar. Eski dönemlerde Türkleşmiş bir Moğol boyu oldukları ileri sürülmekteydi. Fakat Türkolog N. Baskakov, Teleüt dilinin Kırgız-Kıpçak grubuyla ilişkilerini ortaya koymuştur.
Tofalar: Tofa adı V. yüzyıl Çin kaynaklarında Toha şeklinde geçmekte olup Yenisey bölgesinde yaşayan bir halk olarak gösterilmektedir. Kendilerini Tofa, Topa, Toha, Tıva diye adlandırırlar. Eski dönemlerde Karagas da denilirdi. Bazı bilim adamları nesillerinin Uygurlar’dan geldiğini söylemektedir. Rusya Federasyonu’nun Sibirya Federal Bölgesi’nde Irkutsk oblastının Nijneudinsk ilçesinin Tofalar ve Verhnegutar (Yukarı Gutar) köylerinde yaşamaktadırlar. Sayıları 150 yıldır 500-900 arasında değişmesine rağmen dilleri ve kendileri yok olmamıştır. Nüfusları 2002’de 887 idi. Tofaca ve Tuvaca Türk dilinin Sayan grubuna dahildir. Türk dilinin arkaik özelliklerini taşıyan Tofaca’yı fonetik, morfolojik ve söz varlığı bakımından Türkçe’nin ayrı bir kolu sayanlar da vardır. 1989 yılına kadar yazısız bir dil olarak varlığını muhafaza etmiş, aynı yıl Kiril harflerinden bir alfabe ihdas edilerek ilkokul birinci ve ikinci sınıflar için Tofaca ders kitapları hazırlanmıştır. Nüfuslarının azlığı, dillerinin yazısız olması, çevrelerinde yaşayan Buryat, Rus, Tuva gibi halkların dillerinin nüfuzu neticesinde Tofaca’nın söz varlığı gittikçe azalmaktadır ve sadece evlerde konuşularak varlığını sürdürmektedir. 2002 yılı nüfus sayımında sadece on dört kişi Tofaca’yı serbestçe konuşabildiğini ifade etmesine rağmen nüfusun %43’ü ana dili olarak Tofaca’yı belirtmiştir.
Tuvalar: XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Moğolistan’ın hâkimiyeti altında bulunan Tuva daha sonra Çin hâkimiyetine geçmiştir. Milliyetçi Tuva halkı nüfusunun azlığına rağmen 1911’de Çin’de Sun Yat Sen liderliğinde yapılan ihtilâli fırsat bilerek bağımsızlığını ilân etmişse de bu bağımsızlık uzun sürmemiş, üç yıl sonra Rusya’nın himayesini kabul etmek zorunda kalmıştır. Rusya’da 1921’de Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti ilân edilmiştir. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı sırasında yarı bağımsız Tannu’yu -Tuva Devleti- işgal etmiştir. Bu savaş yıllarında Tuva’nın nüfusu 70.000 civarındaydı. Bunun 50.000’ini Tuvalılar, 16.000’ini Ruslar teşkil ediyordu. 1944 yılına kadar yarı bağımsız kalan Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti 11 Ekim 1944’te Sovyetler Birliği’ne dahil edilerek muhtar bölge statüsü verilmiş, 10 Ekim 1961’de bu statü değiştirilerek Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olmuştur. 1991’den sonra Rusya Federasyonu içinde bir cumhuriyet statüsü kazanmış ve 1993’te adı Tıva olarak değiştirilmiştir. Tuvalılar’ın nüfusu 1959’da 100.145 ve 2002’de 243.442 idi; 235.313’ü kendi cumhuriyetinde yaşamaktaydı. Rusya Federasyonu’nda bulunan Türk halkları arasında kendi dilini %99 oranında ana dili olarak gösteren tek halktır. Nüfusları az olmasına rağmen millî benliklerini iyi korumuşlardır. 1930’da yazı dili Latin harfleri esasına göre düzenlenmişti, 1941’de diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi Tuvaca için de Kiril harfleri icat edilmiştir. Zengin destanlara sahip olan Tuva halkının en meşhur destanı Keser’dir ve 1963’te neşredilmiştir. Salçak Toka, Sovyet devri yazarlarının en meşhurlarındandır. Tuvalılar şamanistti, sonraları aralarına Moğolistan’ın etkisiyle Lamaizm de girmiştir.
Tuvin-Todjinler (Tuga/Tuha): En eski Türk halklarından biri olup konuştukları dil Tuvaca’nın bir lehçesidir. Tuva Özerk Cumhuriyeti’nin kuzeydoğudaki Tuva-Todja bölgesinde yaşarlar; bölge hayvan ve bitki örtüsü bakımından dünyanın en zengin yerlerinden biridir. Dağlık kesimde yaşadıklarından diğer halklardan tecrit edilmiş durumdadırlar. Arkaik Türkçe yer adları açısından zengin olan bölgede XIX ve XX. yüzyıllarda yer altı ve yer üstü kaynakları bulunmuştur. Bölgeye Ruslar’ın iskânı neticesinde asimilasyon başlamış ve halk ana dilini unutmuştur. 1931’de yapılan nüfus sayımında yerli halk 2115 kişi idi; 2002 yılında sayıları 4442 kişiye çıkmıştır.
Yakutlar (Sahalar, Saha ve Uranhay Sahalar): Kuzeydoğu Sibirya’da Yakut Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. 1926’da 240.709 kişi olan nüfusları 2002’de 443.852’ye ulaşmıştır (bk. YAKUTLAR).
NAHCIVAN
Şubat 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Rusya’nın eyaletlerinde bağımsızlık mücadelesi yeni bir safhaya girince Nahcıvan’da iktidar Bolşevikler ile Menşevikler arasında paylaştırıldı. 1917 yılı sonları ve 1918 yılı başlarında Bolşevik-Menşevik iktidar mücadelesi sürdü. Bu dönemde Kafkasya cephesinden geri çekilen Rus ordusunun bıraktığı silâhları ele geçiren Ermeniler toprak iddialarından dolayı Nahcıvan’da soykırımına başladılar. Mayıs 1918’de Azerbaycan bağımsızlığını ilân ettikten sonra Nahcıvan’a giren Osmanlı ordusu Ermeniler’in tertiplediği soykırımı önledi. Osmanlılar burada Nahcıvan merkez olmak üzere Aras Cumhuriyeti’nin kurulmasına yardım etti. Nahcıvan hanlarının neslinden olanların yönettiği Aras Cumhuriyeti Nahcıvan, Şerûr-Dereleyez kazaları, Ordubâd, Culfa, Megri, Vedibasar, Kamerli şehirlerini içine alıyordu. Askerî yardım amacıyla ordu albayı Halil Bey’in başkanlığında beş subay ve 300’den fazla er emekliye ayrılıp çeşitli meslek sahibi olarak Aras Cumhuriyeti’nin ayrı ayrı bölgelerine yerleştirildi. 1919 yılı başlarında Nahcıvan bölgesine giren İngilizler, Aras Cumhuriyeti’ni feshettiler ve onun temsilciler kurumunu dağıttılar. İngilizler sadece Nahcıvan şehriyle demiryolu hattını kontrol edebildiler. Ordu karargâhı ise Nahcıvan şehri civarında bulunuyordu. Nahcıvan bölgesinin çeşitli yerlerinde İngilizler aleyhinde gösteriler düzenlendi. 1919 yılı yazında İngilizler Nahcıvan’dan ayrıldı.
Ardından Nahcıvan’a Amerika Birleşik Devletleri ordusu girdi. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti temsilciliği Nahcıvan’da yönetimi tam anlamıyla ele geçirmek için yerli milliyetçiler, musâvatçılar, Taşnaklar ve Türkiye temsilcisi Halil Bey ile Nahcıvan’ın statüsü üzerine görüşmeler yaptı. Durumu kuvvetlenen Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Ermenistan hükümetlerine Nahcıvan ve Şerûr-Dereleyez kazalarından oluşan bir bölge valiliği kurup başına bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının getirileceğini bildirdi. Fakat Nahcıvanlılar buna karşı çıktı. Siyasî istikrarı bozmak için Amerika Birleşik Devletleri temsilcileri Taşnaklar’la iş birliği yaptı. 1919 sonlarında bölgede Türkler’e yönelik büyük bir katliama girişildi. Mart 1920’de Türk ordusu Nahcıvan’a girerek buna son verdi. Yerli komünistlerin desteğini sağlayan XI. Kızılordu 28 Temmuz 1920’de Nahcıvan’a girip komünistleri iktidara getirdi ve Nahcıvan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdu. 1921’de Kars’ta Rusya hükümeti temsilcisinin de katıldığı kongrede Türkiye ve Kafkasya cumhuriyetlerinin imzaladığı antlaşma ile Nahcıvan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin özerk kısmı olarak tanındı. 9 Şubat 1924’te Nahcıvan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, Azerbaycan’ın içinde Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti statüsü aldı. 1991’de bağımsızlığını ilân eden Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kasım 1995’te kabul edilmiş anayasasına göre Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne tâbi özerk bir devlet, Nahcıvan şehri de onun başşehridir.
Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen Nahcıvan Kalesi Hakkında kaynaklardaki ilk bilgiler 625’te Bizanslılar ile Sâsânîler arasındaki savaşlar dolayısıyla geçer. XIII. yüzyıla kadar şehir-kale durumunda kalan Nahcıvan bu dönemde kale ve ribâttan oluşuyordu. Nahcıvan şehir olarak İldenizliler devrinde önemli bir gelişme göstermiş, saray, cami ve türbelerle süslenmişti. İldenizliler zamanında onarım gören Nahcıvan, Moğollar’ın saldırısı sonucu ciddi şekilde tahribata uğramış ve bu durum XVI. yüzyılın sonlarına Osmanlılar dönemine kadar sürmüştür. Nahcıvan’ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinin ardından burada kuvvetli bir kale inşa edilmesi emri verilmiş, Receb 997 (Mayıs 1589) tarihinde Nahcıvan ahalisi evlerini yıkıp taşlarını kale inşası için kullanmıştır. Hanlık ve Rusya idaresi döneminde Nahcıvan’da kale olmasına rağmen 1828 yılından sonra taşra şehrine dönüştürülmüş, kale tahrip edilmiş ve zamanla yıkılıp gitmiştir.
Nahcıvan şehrinin fizikî durumu Hakkında en dikkat çekici bilgi Osmanlı tahrir kayıtlarında yer alır. Buna göre XVI. yüzyılın sonlarında Nahcıvan’da Mirzabey (Câmi), Künbed (Nûr-i Kemanlar), Gāzî-i Cihân (Hoca Mirikan), Seyyid Hüseyin, Molla Ahmed, Şahab, Bala, Hocabey, Tizhiran ve Hızmerek mahalleleri mevcuttu. Bu durum şehrin fizikî açıdan 1560’lı yıllardan itibaren yeniden toparlandığını gösterir. 1727 tarihli Nahcıvan sancağı mufassal defterine göre şehir mahalleleri Yukarı ve Aşağı mahalle şeklinde belirtilmişti. XVIII. yüzyılın sonlarında burada Şahab, Sarbanlar, Alihan ve Kurdlar; Rusya’nın ilhakının ardından Şahab, Sarbanlar, Kale, Köhnekale, Oruç, Bilici, Hoşulu, Çaparhâne, Tezekend, Ziyilarh ve Ermeni adlı mahalleler vardı. Bunlardan Ermeni mahallesi 1828 yılından itibaren buraya yerleştirilen Ermeniler’den oluşuyordu. Bu dönemde şehirde üç kervansaray ve üç hamam (Şeyh Ali Bey, Fazlı Bey ve Mirza Ali Bey) bulunuyordu. Cami ve mescid etrafında oluşan mahallelerde XVI. yüzyıl sonlarında üç cami (Kızıl Arslan, Mehmed Kethüdâ, Câmi-i Şerif), on mescid (Ağa, Hacı Halil, Keçeci, Molla Ahmed, Sultan Mahmud, Hacı Sânî, Besrî, Şeyh Emînüddin, Etmelik [?], İsmâiilian) mevcuttu. Evliya Çelebi ise burada yetmiş cami ve kırk mescid, yirmi kervansaray, yedi hamam olduğundan söz eder. 1720’li yıllarda Sultan Murad ve Hazret Paşa camilerine, XIX. yüzyılın başlarında ise dört mescidin adına rastlanır. Sovyet döneminde cami ve mescidlerin çoğu ortadan kalkmıştır.
Nüfus durumu Nahcıvan’ın bağlı bulunduğu ülkenin istikrarına ve siyasî durumuna göre değişmiştir. Moğollar’ın istilâsının ardından nüfusu epeyce azalan şehirde sonraki dönemlerde de nüfusta artış olmamıştır. XVI. yüzyılın sonlarında Osmanlılar devrinde Nahcıvan’da 4208, XVII. yüzyılın ortalarında Evliya Çelebi’nin verdiği bilgi doğru ise 51.000 kişi (10.200 ev), XVII. yüzyılın sonlarında Şarden’e göre 10.000 kişi (2000 ev), XVIII. yüzyılın 20’li yıllarında 4385, 1806’da 5000, 1831’de 5470, 1896’da 7433, 1913’te 8945, 1926’da 12.611 kişi yaşıyordu. II. Dünya Savaşı’nın ardından sağlık hizmetlerinin gelişmesinden dolayı nüfus artışı hızlanmış, 1970’te 33.000’e ulaşmış, 2004 yılına ait tahminlere göre ise 70.000 nüfusa yaklaşmıştır. Günümüzde deri işleme, ipekçilik ve mobilya yapımı alanlarında Azerbaycan’ın bir sanayi şehri durumundadır.
Nahcıvan tarih boyunca önemli ticaret yolları üzerinde bulunmasıyla ön plana çıkmıştır. İldenizliler Devleti’nin başşehri olduğu dönemde burada dokumacılık, inşaat, demircilik, halıcılık, kuyumculuk vb. alanlar başlıca zanaat dallarını oluşturuyordu. Üretilen mallar Nahcıvan çarşısında satılır ve diğer ülkelere de ihraç edilirdi. Şehir civarında ahali ziraat, bağcılık, balıkçılıkla uğraşıyor ve tuz çıkarıyordu. Moğollar’ın istilâsının ardından han, çarşı, kervansaray, Aras nehri üzerindeki köprüler yıkılıp ortadan kalkmış, iktisadî hayat gerilemeye başlamıştır. Daha sonraki dönemlerde de sürekli savaş alanı olduğundan gelişmesi yavaşlamış, zaman zaman kesintiye uğramıştır. Bu durum nüfus verileriyle de kendini gösterir.
XVI. yüzyılın sonlarında Nahcıvan’da yirmi beş değirmen, birer boyahâne, mum imalâthanesi ve sabunhâne vardı. Bu küçük sanayi işletmeleri dışında gelir kaynakları ticarete dayanıyordu. Bir çarşısı ve at pazarı, altı çiftlik, otuz dört ziraat alanı, doksan bir bahçe mukātaaya verilmişti. Şehir ahalisi çoğunlukla ziraatla uğraşıyor, buğday, arpa, darı, nohut, mercimek ekiyor, bağcılık, koyunculuk ve arıcılık yapıyordu. Nahcıvan sancağının dahil olduğu Revan eyaletinin adaletle idare edilmesi ve istikrarın temini amacıyla 1590 yılında düzenlenen kanunnâme şehirdeki ticarî hayatı ortaya koyar. Buradaki bilgilerden anlaşıldığına göre şehir pazarında tarım ürünleri yanında bal, yağ, yaş ve kuru meyve, pastırma gibi yiyecek maddeleri satılıyor ve hayvan ticareti yapılıyordu. 1727 tarihli mufassal deftere göre Nahcıvan’da ikisi harap olmak üzere altı ay çalışan yirmi altı değirmen, mumhâne, boyahâne, sabunhâne, üç çarşı, bir pazar ve 191 dükkân mevcuttu.
Hanlık dönemi Nahcıvan şehrinin gerek iktisadî hayatında gerekse ticaretinde önemli bir gelişme görülmemiştir. Eskisi gibi şehirde dokumacılık, halıcılık, ziraat ve hayvancılıkla uğraşılıyordu. Rusya’ya ilhakından sonra Nahcıvan ham madde alanına çevrilmiş, sanayi geri plana itilmiştir. Çarlık Rusyası devrinde Nahcıvan’da sekiz deri, altı tuğla imalâthanesi vardı, yirmi yedi “dulusçu” esnafı bulunuyordu. Sovyet döneminde Nahcıvan şehri iktisadî bakımdan Çarlık Rusyası devrinde olduğu gibi geri bırakılmış, burası ham madde üreten merkez durumunu sürdürmüştür.
İldenizliler döneminde Nahcıvan gelişmiş kültür merkezlerinden biriydi. Bu devirde şehirde medreseler faaliyet gösteriyordu. Şehirde XIII-XV. yüzyıllarda genellikle Nahcuvânî ve Neşevî nisbeleriyle tanınan çok sayıda ilim adamı yaşamış, tarih, fıkıh, dil, tabâbet gibi dallarda eserler kaleme alınmıştır. Tıpta Gazi Necmeddin en-Nahcuvânî, Ekmeleddin en-Nahcuvânî, İbrâhim b. Zeynüddin en-Nahcuvânî tanınmış ilim adamlarıdır. el-Fevâtîĥu’l-ilâhiyye ve’l-mefâtiĥu’l-ġaybiyye ve Hidâyetü’l-iħvân adlı eserleriyle Baba Ni‘metullah Nahcuvânî, dil ve devlet idaresiyle ilgili eserleriyle Şems-i Münşî meşhur âlimlerdir. Şair ve mütercimlerden Muhammed Saîd b. Muhammed İbnü’s-Sâvecî ve Hindûşah es-Sâhibî’nin de Nahcıvan’ın kültür hayatına büyük katkıları olmuştur.
Nahcıvan mimarları tuğladan inşa ettikleri saray, köprü, cami, mescid, kervansaray ve türbelerle, ayrıca farklı üslûplarıyla Nahcıvan mimarlık mektebini oluşturmuşlardır. Özellikle Acemî b. Ebû Bekir yalnız Nahcıvan’da değil diğer ülkelerde de mimari işler için siparişler almıştır. XVII. yüzyıl başlarından itibaren duraklama ve gerileme dönemine giren Nahcıvan’ın kültür hayatında yeni bir gelişme görülmemiştir. Rusya’ya ilhakından sonra Nahcıvan’da biri Türkçe ders veren okul olmak üzere sadece dört mektep açılmıştır. Sovyet döneminde bir üniversite, tiyatro, Azerbaycan Bilimler Akademisi şubesinden teşekkül eden eğitim, araştırma ve kültür merkezleri bulunan Nahcıvan’da 1991’den itibaren Ziraat, Tıp enstitüleri ve diğer okullarla dokuz kültür merkezi ve dört müze kurulmuştur.
Nahcıvan’ın merkezini oluşturduğu Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti kuzey, kuzeydoğu ve doğuda Ermenistan, güneyde İran ve kuzeybatıda Türkiye ile komşudur. İran sınırı Aras nehrini izlemektedir. Ülke dağlık bir coğrafyaya sahiptir. 1590’larda Revan eyaletine bağlı Nahcıvan bölgesi, Nahcıvan (yedi nahiye: Nahcıvan, Mevâzî-i Hâtun, Arslanlı mülkü, Karabağ, Dereşam, Dereşahbuz, Bazarçay), Şerûr (beş nahiye: Şerûr, Zar, Zebil, Alınca, Sisyan) ve Ordubâd (beş nahiye: Ordubâd, Culha, Âzad-Ceyrân, Şorlut, Norküt) kazalarından oluşuyordu (BA, TD, nr. 699). XVIII. yüzyılın başlarında burası on dört nahiyeden müteşekkildi (Nahcıvan, Alınca, Mevâzî, Dereşahbuz, Arslanlı mülkü, Mevâzî-i Hâtun, Karabağ, Kışlagat, Âzad-Ceyrân, Şorlut, Derenorküt, Sisyan, Ordubâd, Dereleyez). Zar, Zebil ve Şerûr nahiyeleri Revan’a bağlanmıştı. Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti 1930’larda Başnoraşen, Kıvrak, Tumbul, Nerimanov, Aprakunis, Culfa, Paraga, Ordubâd ve Şahbuz ilçelerinden ibaretti. Bugün Nahcıvan merkez olmak üzere Babek, Sederek, Şahbuz, Şerur, Ordubâd ve Culfa ilçelerinden oluşmaktadır. Bu idarî bölgelere tâbi dört şehir, iki büyük kasaba ve 215 köy mevcuttur. Nahcıvan’ın toplam nüfusu 2004 yılına ait tahminlere göre 374.000 kadardır.
Kaynak: Türkoğlu, İsmail, "Türkiye Dışındaki Türkler", İslam Ansiklopedisi, C. 41, S. 482-487.
Karamanlı, Hüsamettin M., "Nahcıvan", İslam Ansiklopedisi, C.32, S. 294-297.