Oyunun Kuralı

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Oyunun Kuralı



“Ben ilişkinin boyutunu çok iyi biliyorum” cümlesi döküldüğünde dudaklarından içinde tarif edilemez bir acı hissetti. Aynı duyguyu iki gece önce, seviştikten sonra ona sarılıp yatarken "Bu sarılma kaç sevişmeye bedel biliyor musun sen?" cümlesiyle de hissetmişti. O an karnı doymuş bir kedinin sıcak hırıltısı gibi çıkmıştı bu cümle kadının ağzından ama sevgiye olan açlığını ondan gizlemeye yetmemişti.​

1912d1234658389t-putyourlightsonny6.jpg


Tanışıklıkları daha çok yeniydi ama ilginin kokusunu alırdı adeta. Genelde yakaladığı ilginin üzerine gitmezdi fakat bu sefer farklı davranmıştı. Kolay bir lokma gibi görünmüştü çünkü gözüne.Ve öyle de olmuştu. Birkaç gece internet üzerinden görüşme, sonrasında telefonlaşmalar ilgiyi istediği yöne sürüklemeye yetmişti. Kadından yükselen buram buram arzuyu ustalıkla yoğurmuş, sohbetin sadece bu amaçla yapıldığını kadına da kısa sürede kabul ettirmişti.​

İstanbul’da, çok samimi bir arkadaşının evinde buluşmuşlardı. O, akşam saatlerinde yola çıkarak arkadaşında kalmış, gece boyunca yolculuk yapan kadını sabah terminalde karşılamıştı. Kadın çok güzel sayılmazdı. Kendisinin aksine çok koyu tenliydi örneğin. Düşük, dar omuzlarının üzerinde uzun, ince bir boynu vardı. Yaşı nedeniyle mi yoksa yaşadıkları nedeniyle midir bilinmez çukurlaşmış gözleri, itinayla düzeltilmiş kaşları, kuyruk şeklinde topladığı saçları nedeniyle iyice ortaya çıkmış geniş bir alnı ve sivri bir çenesi vardı. Ama buna rağmen yanına gittiği gibi kadını sıcak bir öpücükle karşılamış, çantasını elinden kapmıştı.​

Liseli aşıklar gibi gezmişlerdi iki gün boyunca kentte. El ele, göz göze... Fakat aralarında hiçbir duygusal bağ yoktu. Buluşmaları bir anlaşmanın yerine getirilmesi gibi soğuktu. Sanki büyüklerin oynadığı bir oyun gibiydi geçirdikleri zamanlar ve görünüşte fiziksel ihtiyaçların giderilmesinden başka hiçbir amacı yoktu bu oyunun. Ama diğerinin mızıkçılık yapacağını nereden bilebilirdi ki? Açıkça söylenmese bile gizliden gizliye verilen bu mesajı almıştı.​

4076d1234658389t-woman-sad.2.jpg


Bir evlilik geçirmişti kadın. Çok genç yaşta, ciddi anlamda tanıdığı ilk erkekle evlenmiş fakat gerçek anlamda mutluluğu yakalayamamıştı. Çok istemesine rağmen çocuğu olmamıştı örneğin. Boşandıktan sonra da ekonomik ve sağlıkla ilgili problemleri belini bükmüştü iyice. Mutlu değildi ve hayattan pek bir beklentisi yoktu. Anı yaşar olmuştu şimdilerde. Bu nedenle teklife sıcak bakmış, tanınmadığı bir şehirde, kendisi için arzulu bir erkeğin elini tutarak gezecek olmanın sıcaklığına fazla düşünmeden kendini bırakmıştı. Başlangıçta hayata karşı olduğu gibi bu iki gün için de bir beklentisi yoktu. Bu nedenle gezilecek, görülecek yerler, yenecek yemekler ve hatta sinemada izlenecek film konusunda bile diğerinin patronluk yapmasına sesini çıkarmamış, henüz annesinin şefkatine muhtaç yavru bir hayvan gibi önüne ne konursa onunla yetinmişti. Sadece yatakta almıştı dizginleri eline. Çünkü oyunun bu bölümünde diğerinden çok daha tecrübeliydi. Hal böyle olunca da sevişmeleri bir komutan gibi yönetmişti.​

Kural basitti: Burada yaşanan burada kalacak, yaşananlardan duygusal paylar çıkarılmayacaktı. Ve farklı yer ve zamanda buna benzer bir kaç buluşma daha olursa aynı kural geçerli olacaktı. Görünüşte çok basitti kural. Her şey, açıkça konuşulmasa bile daha buluşma gerçekleşmeden kabul edilmişti. Birinin diğerine kuralı hatırlatmasına gerek yok gibi görünüyordu. Aslında öyle de olmuştu ama kadının ağzından bir anda çıkan o basit cümle nedense canını yakmıştı. "Bu sarılma kaç sevişmeye bedel biliyor musun sen?"​

Garip bir insan davranışıdır sarılmak. Bilim insanları bunu kabaca vücut elektriğinin karşı tarafla paylaşılması olarak açıklasa da daha fazlasını içerir özünde. Sevginin, özlemin, şefkatin, şehvetin, dostluğun en basit şekilde gösterilmesidir. Bazen de bir ödül, bir teşekkürdür aslında. O gece onun için de bu sarılma, iyi bir sevişme sonrasındaki bir çeşit minnet gösterisi, basit bir teşekkürden ibaretti. Ama kadının ağzından çıkan cümle, bu sarılmayı bu kadar masum algılamadığının göstergesi gibiydi. Sanki uzun zamandır mahrum kaldığı sevgi ve şefkati tatmıştı bir süreliğine. En azından ona öyle gelmişti ve vardığı bu sonuçtu canını sıkan. Kadın bu haliyle oyunun kuralına uymuyor, bu basit sarılmaya özlemini çektiği anlamlar yüklüyordu.​

4077d1234658389t-woman_sad.1.jpg


O gece bunun üzerine gitmemişti. Fakat iki gün sonra kentten ayrılmak için aynı otobüse bindiklerinde kadın oyunun kuralını bir kez daha unutmuş gibi yol boyunca elini tutmuş, onun omzunda uyumuştu. Dışarıdan bakıldığında kumrular gibiydiler ama bu görüntünün ardındaki karanlık ve soğuk duvar, varlığını ona her an hissetiriyordu. Rahatsız olduğu bu görüntü için bir şeyler söylemek, oyunun kuralını diğerine hatırlatmak istese de içi elvermedi. Kadının açlığı nedense içinde bir acıma hissi de uyandırmıştı. Bu nedenle geçici bir süreliğine kendisinden beslenmesine göz yumdu.​

Ve ayrılık. Otobüs ait olduğu ve ineceği kentin terminaline girdiğinde, oradan ayrılmadan önce usulen otobüsün hareket etmesini bekledi. Kendisi otobüsten inip kadını görebileceği bir yerde durmuş, otobüsün hareket edeceği ana kadar onu izlemişti. Gerçek bir ayrılık olmasa bile böyle adlandırılabilirdi yaşadıkları. Bu nedenle olsa gerek, yanında olmasa bile kadının bakışlarındaki belirgin donukluğu görebiliyordu. Hissettiklerinde ve vardığı sonuçta yanılmamıştı. Ortada oyun falan yoktu kadın için. Her şey tatlı bir yaşanmışlıktan ibaretti. Belki bir daha yaşanabileceği umut edilen...​

4078d1234658389t-woman-sad.jpg


Ertesi gece bir telefon etmişti kadına. Amacı yolculuğunun nasıl geçtiğini sormaktı. Fakat kadın bu aramanın çok geç yapılmış olduğunu düşünmüş olacak ki, hesap sorar bir havaya bürünmüştü konuşması. İşte bu noktada kadına söylemeyi ertelediği o cümle dökülüverdi dudaklarından. Sonrasında savunmasız bir çocuğu tokatlamış gibi iğrenç bir duygu hissetmişti kendine karşı. Nasıl olup da böyle acımasız olabildiğine şaşmıştı. Ama olan olmuş, kelimeler çıkmıştı ağzından bir kere : "Unuttun sanırım, biz sevgili değiliz."​

Ne büyük bir erdemdir bağışlama. O an, doğum yapan kadını saymazsak eğer, insanın Tanrı'ya en çok yaklaştığı anlardan biridir. Kadın da açıkça söylemese bile hissettirmişti bu patavatsızlığı bağışladığını. Tanrı’ya bir adım daha yaklaşmıştı diğer insanlara oranla. Ve söylediği o son söz kendisini ait olduğu yalnızlık krallığında bir üst rütbeye taşısa da, kısa da olsa yaşadığı sıcak anlar hatırına, bu yaralayıcı tavra karşı koymamış, garip bir olgunluk örneği sergilemişti : " Sen hiç üzülme. Ben ilişkinin boyutunu çok iyi biliyorum."​


Ömer ÇAVUŞ

11.12.2007 - İnegöl​
 
Geri