Otokrasi Zorunluluk Olabilir Mi?

  • Kullanıcı climax
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Tartışma
🕒 Konu sahibi 4 saat önce aktifti
Trump sonrası değişimleri izliyoruz.
Belki de değişimin nedeni değil Trump, sadece fitili.
Ortadoğudaki gelişmeler.
Çin ABD ticaret savaşı.
Güvenlikçi politikalar.
Avrupa'nın çöküşü. Belki de savunma için Türkiye'ye muhtaç kalması.
ABD Rusya ateşkesi.

Sanırım kapitalizm çökerken altında ezilmekten korkuyor batı medeniyeti.

Bu iklim demokrasi iklimi değil. Zaten dünyanın %15 kadarı demokrasi ile yönetiliyor. Onun da nasıl kolayca maskara edilebildigini gördük.

Bu iklim diktatörlerin, kralların, padişahların, hanların hükümdarların iklimi.

Sağlıklı olan iklime uygun giyinmektir.

Ne dersiniz?
 
Sağlıklı olan iklime uygun giyinmektir.
Ne dersiniz?

Küresel ısınmanın her geçen gün arttığı da dikkate alınırsa, ne yapılırsa yapılsın koşullara uyum kurmak çok zorlaşıyor. ( Siyasetten uzak durduğum için farklı bir açıdan yorum yapmak istedim. )
 
İyi bir diktatör her zaman benim için mantıklı yöneticidir, halkın iyiliğini istemesi önemli olan, yoksa bu millete de dünyanın çoğuna da demokrasinin fazla olduğu düşüncesindeyim.
 
İyi bir diktatör her zaman benim için mantıklı yöneticidir, halkın iyiliğini istemesi önemli olan, yoksa bu millete de dünyanın çoğuna da demokrasinin fazla olduğu düşüncesindeyim.
Halkın iyiliğini isteme şans meselesi. Her zaman denk gelmeyebilir. Kaldı ki "halk" homojen olmayabilir. Kime göre iyi?
 
Halkın iyiliğini isteme şans meselesi. Her zaman denk gelmeyebilir. Kaldı ki "halk" homojen olmayabilir. Kime göre iyi?
Bu iyi hiç bir zaman halkın tüm kesimi tarafından kabul görmez zaten sanmıyorum, fakat iyilik kısmı benim nazarımda refah seviyesi, eğitim, sağlık, ulaşım gibi temel hizmetlerin kalitesinin yüksek olması koşulu ile ölçülebilir, başkası için bu din vs. de olabiliyor kısaca asla herkesi mutlu edemeyiz
 
dostlar yirminci yüzyılda milyonlarca insan, kendi "iyilikleri" için öldürüldü. onların hayatlarından daha değerli "doğrular" için.
bütün savaşlar için "en son savaş" dendi. bütün kanlı mücadeleler "nihai kurtuluş" diye allanıp pullandı. ölenler de öldüğüyle kaldı. yeni ceset adaylarına ilham oldu sadece.

doğrusu demokrasi de bir gecede keşfedilmedi. iki keramet sahibinin kafa kafaya verip birlikte pipo tüttürmesiyle de icat edilmedi. demokrasi olmaz'ları deneye yanıla sonuçta ortada kalan. en mükemmel değil, mümkün olan en mükemmel sistem oldu. süper kahramanlara, gerçek hayatta kimsenin görmediği idealize edilmiş sınıflara, temiz kalpli, helal süt emmiş, herkesin iyiliğini aynı anda gözetebilen "bilge kral"lara değil, yanılabilecek, saçmalayabilecek, iktidara yapışmak isteyebilecek somut, gerçek insanların denetlenmesine, sınırlandırılmasına, içimizdeki kötü arkadaşın zaptedilmesine dayalı bir sistem nitekim.
 
Eğitim düzeyi düşük toplumlar için demokrasi dikta rejiminden daha tehlikelidir.
Meritokratik demokrasi olursa bir nebze daha iyi olabilir kanaatindeyim.
 
Ben derdimi şöyle anlatayım, demokrasi denen şey de otokrasi ya da dikta rejimi dediğim şey de şu anda dünyada çoğulculuk olarak zuhur ediyor dolayısıyla insan faktörü işin içine girdiğinde rejimin ne olduğunun pek bir önemi olmuyor, aynı şekilde bu insan evlatları genelde öncelik kendi çıkarları ve yaşantı biçimini gördüğünden, gemisini kurtaran kaptan oluyor ve doğru ya da yanlış diye bir şey kalmıyor, fayda sağlıyor olması önemli sadece, ve dönüp dolaşıp geldiğimizde halkın iyiliği denen şey de bu çoğunluğa göre değişiyor, örneğin şu anda bir çok insan için mübarek olan bir aydayız içki içilmesini istemiyorlardır atıyorum halka açık yerde bir kısmı, bazısı su bile içilsin istemiyor gibi gibi, şimdi hangisi doğru hangisi yanlış, ya da biri çıkıp gelip oruç tutmak yasak dese ve toplumun %60 ı oley be dese bu ne kadar halk için yapılıyor ya da doğru?

Toplumun yapısını baz alarak sistem belirlenmesi önemli, toplumu yeteri kadar eğitmeden hak nedir, özgürlük nedir, nasıl elde edilir, nasıl aranır gibi kavramları öğretmeden demokrasi geldi hadi koçlarım derseniz bir de bu Orta Doğu ülkesi ise yemiyor içinde bulunduğumuz halden anlaşılacağı üzere, başa gelen otokrat bir rejim kurduğunda da belirli bir zümreye çalışıp halkı yoksulluğa iterse de olmuyor, hepsinin sonu insan denen beş para etmez, hiç bir işe yaramayan sadece tüketen bir canlıya çıkıyor, hangi rejimin halk için iyi ya da kötü olacağını yine halk belirliyor aslında.
 
Ben derdimi şöyle anlatayım, demokrasi denen şey de otokrasi ya da dikta rejimi dediğim şey de şu anda dünyada çoğulculuk olarak zuhur ediyor dolayısıyla insan faktörü işin içine girdiğinde rejimin ne olduğunun pek bir önemi olmuyor, aynı şekilde bu insan evlatları genelde öncelik kendi çıkarları ve yaşantı biçimini gördüğünden, gemisini kurtaran kaptan oluyor ve doğru ya da yanlış diye bir şey kalmıyor, fayda sağlıyor olması önemli sadece, ve dönüp dolaşıp geldiğimizde halkın iyiliği denen şey de bu çoğunluğa göre değişiyor, örneğin şu anda bir çok insan için mübarek olan bir aydayız içki içilmesini istemiyorlardır atıyorum halka açık yerde bir kısmı, bazısı su bile içilsin istemiyor gibi gibi, şimdi hangisi doğru hangisi yanlış, ya da biri çıkıp gelip oruç tutmak yasak dese ve toplumun %60 ı oley be dese bu ne kadar halk için yapılıyor ya da doğru?

Toplumun yapısını baz alarak sistem belirlenmesi önemli, toplumu yeteri kadar eğitmeden hak nedir, özgürlük nedir, nasıl elde edilir, nasıl aranır gibi kavramları öğretmeden demokrasi geldi hadi koçlarım derseniz bir de bu Orta Doğu ülkesi ise yemiyor içinde bulunduğumuz halden anlaşılacağı üzere, başa gelen otokrat bir rejim kurduğunda da belirli bir zümreye çalışıp halkı yoksulluğa iterse de olmuyor, hepsinin sonu insan denen beş para etmez, hiç bir işe yaramayan sadece tüketen bir canlıya çıkıyor, hangi rejimin halk için iyi ya da kötü olacağını yine halk belirliyor aslında.
Vakti olmayanlar için kısaca özet: Halklar, hak ettikleri şekilde yönetiliyor.
 
Siyasi iklimin ne olacağını, neyin lazım olduğunu ekonomik gerekçeler belirliyor. Ekonominin gerilediği, kötüye gittiği her toplumda yönetici kesimin öncekine göre daha fazla sağa savrulması kaçınılmaz. Her ne kadar Trump’a deli diğerine de bunak dense de, her ikisi de ABD içinde iki farklı ekonomik ekolü temsil ediyor. Joe Biden finansal kapitalizmden yana bir tavır sergilerken Trump ise sanayi kapitalizmini temsil etmektedir. Her iki ekolün kısmen iç içe olması bu durumu değiştirmiyor. Bu nedenle finans kapitale daha fazla önem veren Demokratlar kürselci bir tutum sergiler. Sermayenin serbestçe dolaşımını ve gümrük duvarlarının olmadığı bir serbest ticareti ilkesel düzeyde savunur. Çin bir tehdit değildir ve ilk öncelik AB müttefikleri ve Rusya karşıtlığıdır. Buna karşılık olarak Trump ve cumhuriyetçiler ise ulusalcı bir karakter taşır. Sanayi ekolü nedeniyle başta Çin’e karşı olmak üzere daha fazla korumacı politikalar ister. İşte bu iki ekolün farklılığını ve uyguladığı politikaları da sahada görüyoruz. Küreselci diye tabir edilen kanat yani finansal kapitalizm; etnik, kültürel, cinsel kimlikler için verilen mücadelelere destek vererek kendini özgürlükçü diye sunmaktadır. Bu beraberinde woke kültürünü, lgbt destekçiliği, iklim krizi gibi demokrasi ile ilintili başlıkları öne çıkarıyor. Buna karşılık olarak da ulusalcı karakter taşıyan sanayi kapitalizmi ise tüm bunları inkar eder ve bunların küreselcilerin bir oyunu olduğunu söyler. Göçmen karşıtlığı, lgbt karşıtlığı, dini söylemler, ahlak, gelenek gibi kavramlardan beslenir. Irkçı-milliyetçi akımlarla da iyidir. Elon Musk örneğinde görüleceği üzere, açıktan afd’yi desteklemesi de bundandır. Otokrasi buralarda çok rahat yeşerir. Bunlara göre LGBT küreselcilerin bir projesidir ve amaç hem cinsiyetsizleştirme yoluyla aileyi ve onun üzerine kurulu geleneksel değerleri bitirmek hem de işe yaramaz addedilen dünya nüfusunu azaltmaktır vs vs

Bunlara eklenecek başka bir çok örnek verilebilir ama anlamamız gereken şey şu;
İktisadi ihtiyaçlar siyasal rejimleri şekillendirir. Amerikan müesses nizamına göre bulunduğumuz koşullarda ihtiyaç olan şey sanayi kapitalizmi ekolü ve ulusalcılık. Ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılayacak olan şeyler köklü radikal değişimleri gerektiriyor. Sert bir kopuş gerektiği için buna göre de bir figür ve yönetim anlayışı gerekiyordu. Açıkçası bu ihtiyacı karşılayacak en iyi isim Trump’tı. Nitekim “sert adam” olarak işini misyonuna uygun olarak yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla yapılan tüm şeyler bana anlaşılır geliyor. Soruya gelecek olursak eğer Avrupa dışında birçok yerde uygulanan zaten bu. Bizde de yıllardır öyle olduğu için çoğumuza sıradışı gelmiyor. Diğer ülkelerde de değişimler olabilir, ki onların da kendi iç dinamikleri ve zaman içinde yaşanacaklar belirler. Ha yarın konjonktür değişir, farklı bir rüzgar çıkar, o zaman da finansal sistem neye ihtiyaç duyarsa yine o gelir. Ama bizde AKP “ne lazımsa biz getiririz”, “demokrasi mi lazım onu da biz getiririz, komünizm mi lazım onu da biz getiririz” modunda olduğundan sürekli kılıktan kılığa bürünüyor -.-
 
Ben şu an her iklime uygun kıyafet alıyorum, kesin hepsine ihtiyacım olacak.
 
Yani her iklim için bize Erdoğan yeter demek istiyorsun @No Pasaran :)
Abi önemli olan piyasanın ne dediği. Düzen devamlılığı için kendini uydurmak zorunda. Adamlar da piyasanın ne istediğini biliyor ve gerekeni yapıyor. Savaş lazımsa savaş, barış lazımsa barış, ihtiyaç olursa en büyük Atatürkçü, ihtiyaç olursa iki ayyaş… Bir sabah kalkar bakarsın en büyük demokrasi bekçisi, ertesi sabah bakarsın gazeteci, sanatçı, asker, belediye başkanı, milletvekili demez yüzlerce kişiyi eş zamanlı içeri tıkar. Alternatif olabilecek kişi veya kurumları da yok etti ve etmek için çalışmaya devam ediyor. İşin kendileri açısından iyi yanı da şu; 180 derece bile dönse suçlu olamıyorlar. Kavranlarım içini boşaltıp istediği yöne eğip bükebiliyorlar. Bu bazen muhalefetin kişiliksiz olmasından kaynaklı, bazen de muhalefetin de işin içinde olduğu tezgah nedeniyle böyle. Yöneten yönetebiliyor, yönetilen de böyle yönetilmeye devam diyor. Kısaca Kayserili tüccar mantığı; ne vereyim abime?
 
Abi önemli olan piyasanın ne dediği. Düzen devamlılığı için kendini uydurmak zorunda. Adamlar da piyasanın ne istediğini biliyor ve gerekeni yapıyor. Savaş lazımsa savaş, barış lazımsa barış, ihtiyaç olursa en büyük Atatürkçü, ihtiyaç olursa iki ayyaş… Bir sabah kalkar bakarsın en büyük demokrasi bekçisi, ertesi sabah bakarsın gazeteci, sanatçı, asker, belediye başkanı, milletvekili demez yüzlerce kişiyi eş zamanlı içeri tıkar. Alternatif olabilecek kişi veya kurumları da yok etti ve etmek için çalışmaya devam ediyor. İşin kendileri açısından iyi yanı da şu; 180 derece bile dönse suçlu olamıyorlar. Kavranlarım içini boşaltıp istediği yöne eğip bükebiliyorlar. Bu bazen muhalefetin kişiliksiz olmasından kaynaklı, bazen de muhalefetin de işin içinde olduğu tezgah nedeniyle böyle. Yöneten yönetebiliyor, yönetilen de böyle yönetilmeye devam diyor. Kısaca Kayserili tüccar mantığı; ne vereyim abime?
Düzen dediğimiz vatandaşın fakirleştiği, mültecinin dolduğu ve yaşam kalitesinin düştüğü bir ortam ise kesinlikle ne biliyorlar işlerini, muhalefet zaten lacisi git yerel yönetimlere bak nasıl yiyorlar ihalelerle vs parayı, halk da çalıyor ama yol yapıyorcu, yol yapmaya devam dublesinden.
 
Düzen dediğimiz vatandaşın fakirleştiği, mültecinin dolduğu ve yaşam kalitesinin düştüğü bir ortam ise kesinlikle ne biliyorlar işlerini, muhalefet zaten lacisi git yerel yönetimlere bak nasıl yiyorlar ihalelerle vs parayı, halk da çalıyor ama yol yapıyorcu, yol yapmaya devam dublesinden.
Düzen dediğimiz maalesef senin tarif ettiğin. Bu yazdıklarım katıldığım yada tasvip ettiğim anlamına gelmesin lütfen. Ben sadece izlenimlerimi aktarıyorum abi. Piyasa yapıcıların ne istediğine dair. Ekonomiye dair sorunlar direkt sosyolojik bir soruna dönüşür. Halk da bıkmış, yolunu bulmaya çalışıyor haliyle. Bulabilen buluyor zaten, bulamayan da fırsat kolluyor. Yöneticiler ahlaksız olursa halkın da bir kısmı bundan nasiplenir. Bunları olağan(kabul edilebilir değil) karşılıyorum.
 
20-30 sene sonra Teknokrasi ile tanışacak inşallah bu insanlar.
Olmak zorunda.
 
Geri