Osmanlı Padişahları neden hacca gitmemişlerdir ?

Konu sahibi son olarak 2618 gün önce görüldü
Padişahlar neden hacca gitmezdi?

Osmanlı Padişahları neden hacca gitmemişlerdir ?

Genç Osman’in öldürülmesinde hacca gitmek istemesinin rolü var midir ?

Bu soru çokça sorulmaktadir. Ancak bu sorunun cevaplandirilacagi en güzel yer, II. Osman meselesidir. Zira II. Osman’in katli olayinda bu sorunun cevabi da verilmistir. Evvela haccin farz olmasinin sartlarini özetleye...lim: Müslüman olmak; akilli olmak; ergen olmak; hac yolu için hem gida ve hem de yol masraflarini karsilayabilecek kadar zengin olmak; haccin farz oldugunu bilmek; yol emniyeti bulunmak.

Bu kisa izahlardan sonra, Osmanli Padisahlarinin neden hacca gitmediklerinin cevabini arayalim :

1) Islâm Hukukuna göre, cihâd, Müslümanlar için farz-i kifâyedir. Bu sebeple fert olarak bir Müslüman, açik bir düsman tehlikesi bulunmadigi müddetçe, farz-i ayn olan hacci farz-i kifâye olan cihâda tercih edebilecektir. Cihâd, fert olarak Müslümanlarin hac ibadetine engel olmayacaktir. Bunun tek istisnasi, düsmanin bertaraf edilebilmesi için hacca gidecek Müslümanlara da ihtiyaç olmasidir. Iste bu noktada halife ve sultânlarin hükmü, Müslüman fertlerden farklidir ve onlar için cihâd yani düsmanlarin hücumunu bertaraf ederek Müslümanlarin emniyetini saglamak ve bunun için gerekirse savasmak, farz-i ayndir. Hz. Peygamber’e hangi amelin daha faziletli oldugu soruldugunda, sirasiyla, Allah’a ve Peygamberine iman, Allah yolunda cihad ve hacc-i mebrûr cevabini vermistir. Sebebi bellidir; Müslümanlarin canini, malini ve namusunu korumak hukukullah da denilen kamu haklarindandir; yani cemiyete ait bir ibadettir. Bazan kamu haklarindan olan bir mesele, sahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Iste burada da durum budur.

Osmanli Padisahlarinin II. Selim’e kadar gelenlerinin tamami, ömürlerinin yarisini Allah yolunda cihâd için seferlerde geçirmislerdir. Üzerlerine farz-i ayn olan ve hukukullah mahiyetinde bulunan cihâdi ve nizâm-i âlemin devamini, sahsî farz olan hacca tercih etmeleri için, Seyhülislâmlar fetvâ vermislerdir. II. Bâyezid Amasya’da vali iken hacca gitmeye niyetlenirken, sadrazam ve diger devlet erkâninin imzasi ile gönderilen mektupta, hemen gelip tahta geçmesi gerektigini, hacca gitmeyi halka ve devleti idare etme isi olmayanlara birakmasi icab ettigini tavsiye etmisler; aksi takdirde düsmanin cesaretlenerek Müslümanlara saldirmasina sebep olacagini ikaz eylemislerdir. Ayni sekilde israrla hacca gitmek isteyen ve bu niyetinin bedelini caniyla ödeyen II. Osman’a, Kayinpederi ve Seyhülislâm olan Es’ad Efendi aynen su fetvâyi vermis ve fikihtaki bu hükmü özetlemistir: "Padisahlara hac lâzim degildir; oturup adl eylemek evlâdir. Câiz ki, bir fitne zuhûr eyleye". Verilen bu fetvâyi tasdik eden asrinin kutbu Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri de, II. Osman’i fetvâya uymasi için ciddi ikaz eylemistir. Hatta bu meseleden dolayi Padisah’in askeri tahrik ettiniz tarzinda tahkirine hedef olan ve sonradan Seyhülislâmlik makamina gelen Yahya Efendi’nin ifadeleri de tamamen fikhin ölçülerine uygundur:

"Padisahim! Hâsâ ki, ulema duacilariniz eskiyayi tahrik ede. Ancak içten gelerek bu niyetinizi istemezdik. Sebebi budur ki, ecdadiniz etmemisler, bu tarike gitmemisler, günahimiz varsa ol kadarcadir."

Nitekim halk ve asker arasinda yayilan dedikoduyu özetleyen su cümleler de meseleyi açiklamaktadir:

"Nizâm-i âlem içün padisahlar hacci terk edegelmistir. Düsmanin ortaya çikmasi ve düsmanlarin memleketi karistirma ihtimali var iken, Memâlik-i Mahrûse’yi koyup gitmek hatadir.".

2) Bazi Islâm hukukçulari, bedeni sihhatli olma sartini açarak, sihhatli olsa bile tutuklu olma veya kendisini hacdan alikoyan zâlim idareciden korkmanin da haccin edâsini engelleyecegini ifade ederken, sultân ve o manadaki devlet yetkililerinin de mahbus yani tutuklu gibi kabul edilecegini; sadece beytülmal disinda kendine ait malindan haccin farz olacagini ve bu özür devam ettigi müddetçe ölünceye kadar hacca gidemeyebilecegini hükme baglamislardir. Günümüzdeki gibi ulasim imkânlarinin gelismedigi ve bir hac görevinin en az üç ay sürecegi bir asirda, Osmanli Padisahlarinin hacca gitmeleri gerektigini düsünmek, Islâm Hukukunu bilmemek olur. Kaldi ki, ömürlerinin yarisini cephede geçiren Padisahlarin, neden Misir’a kadar cihâda gidip de hacca varmadiklari da ileri sürülemez; zira ordunun basinda mücahid bir komutan olarak sefere giden padisahla, kendi sahsî ibadeti için üç ay memleketini yalniz birakan padisah bir tutulamaz. Bunun en müsahhas misâli II. Osman’a karsi askerin ve hatta halkin duydugu tepkidir. Islâm âlimleri, haccin sartlarindan olan yol emniyetini ihlal eden Karamita grubunun isyani sebebiyle, 326/937 tarihinden itibaren 20 yil kadar haccin farz olmadigini, çünkü yollarda anarsi yasanabilecegini ifade etmislerdir.

Özetle Osmanli Padisahlarina dinen bizzat hacca gitmeleri farz olmamistir. Ancak kendi yerlerine bedel olarak baskalarini mutlaka göndermislerdir. Ayrica Sultân Abdülaziz’in gizlice tebdil-i kiyafet ederek hacca gittigi söylenmektedir. Ancak elimizde bunu dogrulayacak bir vesika bulunmamaktadir .
 
osmanli_padisahlari_neden_hacca_gitmedi_h5676.jpg.png

Genç Osman (Sultan II. Osman), serkeşleşen Yeniçeri Ocağı’- na bir alternatif düşünüyordu. Bunun için Anadolu’ya geçecek, Anadolu, Şam ve Halep taraflarından yeni bir ordu toplayıp İs*tanbul’a dönecekti.Yeniçerilerin bu planı anlamaması için bir bahane lazımdı. Hacca gideceğini açıkladı. Padişahla birlikte, koruma amaçlı ola*rak 500 yeniçeri ve sipahi, ayrıca Sadrazam, Defterdar, Nişancı, Rikab ümerası, Gedikliler, 40 Müteferrika ve 40 Divan Kâtibi ve bunların personeli de hac kafilesinde yer alacaktı. Şeyhülislâm Esad Efendi aynı zamanda Padişahın kayınpederiydi; ancak hu*kuki meseleleri akrabalık ilişkilerine dayandıramazdı. “Gidemez*sin” deyiverdi.

Gerekçelere bakalım:

  1. İletişim ve ulaşım imkânlarının son derece sınırlı olduğu bu savaşlar ve isyanlar çağında padişahların uzun süreli olarak başkentten ayrılmaları, (hac yolculuğu üç ay kadar sürebiliyor*du) devletin varlığını tehlikeye düşürebilirdi.
  2. Padişahların uzak bir yere gitmesi, kuşkusuz herhangi bi*rinin gitmesiyle aynı olamazdı. Uzun yol boyunca uğrayabilecek*leri saldırıları püskürtmek için büyük bir orduyla hareket etme*leri gerekirdi. Ayrıca da hanımlarını, hizmetkârlarını, aşçılarını, muhafızlarını, vezirlerini ve danışmanlarını beraberlerinde gö- rürmek zorundaydılar.

Geçtikleri her beldenin önderleri, devlet geleneğinin bir icabı olarak, padişahı merasimle karşılayıp merasimle uğurlayacaklar*dı...



Bütün bunlar için büyük masraflara katlanmak lâzımdı. Gerçi devlet zengindi, ancak, padişah da olsalar, kişisel ibadetlerinin faturasını devlete yükleyemezlerdi. Bu öncelikle hukuka, sonra da millete haksızlık olurdu.

Kendi keselerinden karşılamaları ise mümkün değildi. Çünkü hiçbir padişahın büyük bir orduyu İstanbul’dan Hicaz’a götürüp getirecek parası yoktu.

  1. Bunları dikkate alan Osmanlı uleması, (ki aralarında Molla Gürani, Akşemseddin, Molla Zeyrek, Molla Fenari, Ebussuud Efendi, Zembilli Ali Cemali Efendi, Molla İbn-i Kemal, Esad Efen*di gibi din ve hukuk bilgisi tartışılamaz âlimler de var) padişah*ların hacca gitmesine izin vermedi.

Biliyorsunuz, Osmanlı padişahları tüm icraatlarını şeyhülis*lâmın fetvasına dayandırmak zorundaydılar...

Bu hükümden biraz olsun ayrılan (Mesela Yavuz Padişah, bir gün Hıristiyanların zorla Müslüman yapılmasını emredince, Şey*hülislâm Zembilli Ali Cemali Efendi buna şiddetle karşı çıkmış, böyle bir yetkisi olmadığını, ısrar etmesi halinde ise tahttan indi*rilmesi için “fetva” vereceğini söylemişti. Yavuz, ancak bu ciddi tehdit karşısında verdiği karardan dönmüş, iş tatlıya bağlanmış*tı) padişahlar karşılarında şeyhülislâmı buluyor, şiddetli tepki görüyorlardı.

O kadar ki Kanuni Süleyman, her icraatını Şeyhülislâmın fet*vasına uygun yaptığını göstermek için fetva dolu sandığın meza*rına konmasını istemiş, İslâm inancında buna yer olmadığını söyleyerek merak içinde sandığı açtıran Şeyhülislâm kendi fetva*larını görünce, başını ellerinin arasına alıp şöyle mırıldanmıştı:

“Sen kendini kurtardın Süleyman, ya biz kendimizi nasıl kur*taracağız!”

Böyle bir dünyada, dinin hükmüne aykırı icraat yapmanın imkânsızlığı ortadadır. Demek oluyor ki, padişahların hacca git*memesi, altı yüzyıl Osmanlı’yı İslâm çizgisinde tutmak için kılı kırk yaran İslâm âlimlerinin fetvasıyla gerçekleşmiştir.
Yavuz Bahadıroğlu
 
Geri