Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Harbine Girişi ve Çarpıştığı Cepheler

Konu sahibi son olarak 2589 gün önce görüldü
Birinci Dünya Harbi, Osmanlı İmparatorluğu da dâhil olmak suretiyle dört imparatorluğun yıkılmasına ve dört devasa hanedanın çökmesine sebep olmuş tek harptir.
Anadolu'da tamamiyle Türk unsuruna dayanan görülmemiş tek cumhuriyetin kurulmasına yol açmış olması hasebiyle Türk tarihinde ayrı tek yeri bulunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğunun bu savaşa Almanya'nın yanısıra girmiş olması, yenilgiden ardından daima eleştirilmiş ve o vakitte Osmanlı devlet adamları suçlanmıştır.
Fakat Harpten evvel Avrupa'da heyetmiş olan ittifaklar sistemi ve bu ittifaklara giren devletlerin politik ve askeri hedefleri, bilhassa Rus Çarı II nci Nikola ile İngiltere Kralı VII nci Edward arasında 1908'de Reval'de uygulanan müzakere ve 1915 Anlaşması öneme alıncak olursa bu tenkit ve suçlamaların çok abartılmış bulunduğu neticenine varılabilir.
Çünkü XX nci asrın ilk haftalarında İngiltere bundan sonra Osmanlı İmparatorluğunu yaşatmanın hem defa efor hatta lüzumsuz bulunduğu, paylaşmanın henüz faydalı olacağı kanınına varmış ve bu hususta bağlaşıklarıyla anlaşmıştı; Almanya'ya karşı savaşta kendisi yanısıra yer almasını sağlamak için boğazlar üzerindeki isteklerine karşı koymayacağını Rusya'ya vaat etmişti.
Nitekim Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa'ya iki sefer ittifak önermiş, 1914 Mayısında Rusya'ya da Türk-Rus ittifakından soz etmişse de bu devletler muhtelif bahanelerle reddetmişlerdi.
O tarihte doğu siyasetine devasa ehemmiyet veren Almanya, İngiltere'nin desteğini geri çekmesinden doğan boşluğu doldurmaya istekliydi.
Ayrıca; Osmanlı İmparatorluğunun ulusal hedefleriyle Alman siyasi askeri hedefleri arasında Osmanlı İmparatorluğunun coğrafi vaziyetinden doğan - tek uyuşum vardı.
200 senedir sürekli surette toprak kaybeden Osmanlı İmparatorluğu, bu toprak kayıbına nihayet tek nihai vermek, boğazları ve Doğu Anadolu'yu elinde bulundurmak, Arap Yarımadası ve Süveyş Kanalındaki denetimini kuvvetlendirmek, islam alemindeki liderliğini sürdürmek ve İran, Azerbaycan ve Türkistan'daki Türkleri kendisi önderliğinde birleştirmek suretiyle İmparatorluğa külüstür saygınlığını kazandırmak isterken, Alman İmparatorluğu da Osmanlılardan faydalanarak halkının fazlası Müslüman olan İngiliz sömürgelerini ayaklandırmak, Süveyş Kanalını kapamak suretiyle İngilizlerin Batı Cephesini koloni askerleriyle destek etmesine mani olmak istiyordu.
Ancak; Osmanlılar, Almanların Avrupa'da kazanacakları zaferden faydalanarak ulusal hedeflerini elde edeceklerini, Almanlar ise Osmanlıların Doğu Anadolu ve Mısır'da girişecekleri askeri harekâtın başarısından faydalanarak Avrupa'da zaferi henüz basit kazanacaklarını adisyon ediyorlardı.
Halbuki ne Almanya iki cepheli tek savaşta Avrupa'da hızlıca net netice alabilecek durumdaydı ne de tek sene evvel Balkan Harbinden mağlu çıkmış, askeri kuvveti yetersiz, ekonomik vaziyeti sorunlu Osmanlı imparatorluğu, uzak amaçlı taarruzi hareketlerle Alman askeri stratejisine yardımcı olabilecek durumdaydı.
Nitekim Marn Alan Muharebesinin (6-9 Eylül 1914) Almanlar doğrulusunda kaybedilmesi, Avrupa'da savaşın hızlıca mevzi harbine dönüşmesine ve Alman Başkomutanlığının baskısıyla Osmanlı İmparatorluğunun yeteri kadar hazırlanmadan harbe girmesine sebep meydana gelmiştir.
Balkan Harbi (1912-1913) yenilgisinden ardından Osmanlı İmparatorluğu silahlı gücünü re örgütlü etmek emeliyle Almanya'dan, yeni tek askeri kurul göndermesini istedi.
Çıkması tahmin edilen tek genel harbde siyasi ve askeri hedeflerine ulaşmak için Osmanlı Ordusu'ndan yararlanmayı adisyon eden Almanya, Tümgeneral Liman Von Sanders başkanlığında 42 şahıstan meydana gelen tek askeri kurul gönderdi.
Heyet Başkanıyla uygulanan kontrat gereğince Osmanlı Hükümeti, Alman subaylarına orduda fiili görevler vermeyi de kabul etmiş bulunuyordu.
O zamanlarda Türk Silahlı gücü, dört silahlı güç müfettişliği buyruğunda on üç kolordu durumunda teşkilatlanmış 38 piyade 4 atlı tümeninden ibaretti.
Ateş kuvveti zayıftı, fenni birliklerle geri teşkiller, bilhassa ulaştırma birlikleri yok denecek kadar azdı.
Noksanlıkların giderilmesi ve Türk silahlı gücünün hızlıca savaşa hazırlanması için Türk ve Alman subayları el ele sunarak devasa tek gayretle çalışmaya başladılar.
Türkiye, bilhassa Balkan Harbi yenilgisinden ardından kesif tek ittifak beklentisi içindeydi.
Avrupa'da sahip olunan iki ittifak sisteminden hangisine katılmanın Türkiye için henüz faydalı olacağı konusunda devlet adamları farklı görüşlere sahipti.
Bu nedenle İtilaf devletlerinden herbirine tek tek başvuruldu, ama negatif yanıt alındı.
İtilaf devletlerini tek askeri ittifaka götüren asal sebep, her ne kadar Almanya'nın giderek çoğalan askeri gücüyse de Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından elde edilecek çıkarların da bu ittifakın oluşmasında ehemmiyetli tek hissesi vardı.
Bu nedenle itilaf devletlerinin, paylaşmaya hükümlü oldukları tek ülkeyi bağlaşık olarak aralarına almaları beklenemezdi.
Ama o tarihte Osmanlı devlet adamlarının tek bölümü bu gerçeği göremiyor; İngiltere veyahut Fransa ile ittifak yapması fikrini müdafaa ediyorlardı.
Avusturya, Sırbistan ile gerçekleştireceği tahmin edilen tek savaşta kendine yardımcı olacakları düşüncesiyle Bulgaristan ve Türkiye ile tek askeri ittifak yapılmasını defa istiyordu.
Fakat Almanya, Türkiye ile askeri ittifak ile ilgili duraksıyordu.
Çünkü Türkiye'deki askeri heyetten aldığı rapor eder, Türk Silahlı gücünün yakın tek ileride Alman askeri stratejisine yardımcı olacak vaziyete gelip gelemiyeceği konusunda şüphe yaratıyordu.
Harp durumunda Türkiye'nin Almanya'ya yük olduğundan korkuluyordu.
Bütün bu düşüncelere karşın Saray-Bosna olayından (28 Haziran 1914) ardından Avrupa'da genel muhabere kaçınılmaz tek hal alınca, Alman devlet adamlarının Türkiye ile ittifakı henüz ciddi tek şeklinde ele aldıkları ve askeri heyetlerinden tek güvence bekledikleri görüldü.
Resmi askeri ittifak teklifi, ilk defa 22 Temmuz 1914'te Harbiye Nazırı Enver Paşa doğrulusunda İstanbul'daki Alman Büyükelçisi Wangenheim'a yapıldı.
Aynı tarihte Sadrazam Sait Halim Paşa da Avusturya Büyükelçisine ittifak öneri etti.
Büyük tek saklılık içerisinde sürdürülen görüşmelerden ardından Türk-Alman Askeri İttifakı 2 Ağustos 1914'te imzalandı.
Almanya 1 Ağustos saat 17.00'de Rusya'ya savaş ilan etmiş, antlaşma 2 Ağustos'ta imzalanmış bulunduğu için uygulanan anlaşmaya göre Türkiye antlaşmayı imzaladığı gün Almanya'nın yanısıra harbe girmeyi kabul etmiş oluyordu.
Buna karşın Osmanlı İmparatorluğu, 3 Ağustos 1914'te tek yandan seferberlik ilan eder iken diğer yandan da silahlı tarafsızlığını ilan etti.
Osmanlı İmparatorluğu silahlı tarafsızlığını ilan etmişse de Alman Başkomutanlığı Türkiye'nin tek lâhza evvel harbe girmesi üstünde ısrar ediyor idi.
Fakat Türkiye, seferberliğini bitirmeden, silahlı gücünün noksanlarını ikmal etmeden ve siyasi bakımdan Bulgaristan'ın vaziyeti aydınlığa kavuşmadan harbe girme yanlısı değildi.
Bu arada Akdeniz'de tespit edilen iki Alman muhabere gemisi (Göben ve Breslaw) İngiliz donanmasının takibinden kaçarak 10 Ağustos 1914'te Çanakkale Boğazından içeri girdi.
Gemiler Alman Deniz Bakanı Amiral Tirpitz (tir***)'ten bu yolda tek buyruk almışlardı.
Bu Türkiye için de tek sürpriz değildi.
İngiltere'de yapımı sonuçlanmış olan Sultan Osman ve yapılmakta olan Reşadiye diritnotlarının verilmemesi şansına karşı-ki ardından İngilizler bu parası ödenmiş gemileri vermediler- Karadeniz'de avantajı sağlamak için Avusturya donanmasının gönderilmesini, henüz evvel Türk Hükümeti öneri etmişti.
Avusturya Donanması kendisi kıyılarını savunmak için Adriyatik'ten terk etmek istemediğinden Akdeniz'deki iki Alman gemisinin Türk Donanmasına katılmasıyla Karadeniz'de üstünlüğün sağlanması düşünülmüştü.
Bu gemilerin tarafsız Osmanlı Devleti'nin karasularından çıkarılmasını veyahut enterne edilmesini istediler.
Nihayet gemilerin Osmanlı Devleti doğrulusunda 80 milyon marka satın alındığı, personelinin Türk mürettebatıyla değiştirileceği ilan edilerek sorun kapatıldı.
Yavuz ve Midilli adları verilerek Türk bayrağı çekilen ve mürettebatına Osmanlı üniforması giydirilen bu gemilerin Alman komutanı Amiral Suşon, bu arada Türk Donanmasının I nci Komutanlığına atandı.
Osmanlı imparatorluğu Eylül-1914 sonlarında seferberliğini bitirmiş bulunuyordu.
Ama silah ve cephanesi noksandı; vasıta ve gereç yokluğundan geri görev teşkillerinin devasa tek bölümü daha kurulamamıştı.
Türk-Alman Askeri İttifakından ardından Türk Genelkurmayınca hazırlanmış olan muhtelif kez planlarında çoğunlukla Türk Silahlı gücünün devasa bölümünün batıda ve Boğazlar ilçesinde toplanması, Boğazların güvencesi sağlandıktan ve Bulgaristan ile Romanya'nın tutumu aydınlığa kavuştuktan ardından Rusya'nın güney kesimine taarruz edilmesi öngörülüyordu.
Türk Silahlı gücü tek kış muharebesine hazır olmadığı, ayrı olarak devasa kuvvetlerin Doğu Anadolu'da toplanması defa efor olmasından esas kuvvetlerle Kafkasya'ya taarruz fikri çürütülüyordu.

3 Ağustos 1914'te sıklet merkezi kuzeyde olmak suretiyle Belçika topraklarından geçerek Fransa'ya taarruz eden Alman Silahlı gücü, 23 Ağustos'ta Marn Nehri-j ne kadar gelişmiş bulunuyordu.
Almanları burada durduran Fransız ordusu] 6-9 Eylül 1914'te cereyan eden Marn Alan Savaşıyla onları Aisne ve Vesla nehirleri gerisine atmayı da muvaffak oldu.
Doğu'da Avusturyalıların taarruzu karşısında ilk önceleri zor vaziyete düşen Ruslar, Doğu Prusya'daki iki ordularıyla Alman 8 nci Silahlı gücünü sıkıştırdılar VM geri çekilme mecburiyetinde bıraktılar.
Bunun üstüne Silahlı güç Komutanlığına Mareşal Hindenburg'u atayan ve Belçikadan çektikleri iki Kolorduyu bu cepheye tahsif eden Almanlar, Samsanov komutasındaki Rus Silahlı gücünü imha ve Rennenİ kampf komutasındaki Rus Silahlı gücünü da geri çekilmeye mecbur ettiler.
(Tanl nenberg, 26 Ağustos 1914) Ama bu sefer de Galiçya'da ki Rus silahlı güçleri ilerleme! ye başladı.
Avusturyalılar Lwovv'u boşaltarak Karpat Dağlarına doğru çekildiler (3 Eylül 1914).
Sırbistan'da cereyan eden savaşlarda da Avusturya muvaffakiyet sağla yamadı.
Böylece henüz harbin ilk ayında Batı'da ve Doğu'daki taarruzları duran erkezi Devletler, Türkiye'nin tek lâhza evvel harbe girmesi için baskı yapmaya başladılar.
İtilaf devletleri ise tarafsızlığını sürdürmesi durumunda Türkiye'ye garanti vermeye hazır olduklarını bildiriyorlardı.
Bu arada Amiral Suşon da mürettebatın denize alışık olmadığını bahane erek Türk Donanmasının tatbikat için Karadeniz'e çıkmasına izin edil-esini İsrarla istiyordu.
Alman Başkomutanlığının baskısına dayanamayan ve asen Türkiye'nin geleceğini Alman silahlı güçlerinin Avrupa'daki başarısında gören smanlı Silahlı gücü Başkomutan vekili Enver Paşa, istenilen izni nihayet 26 kim'de verdi.
Yavuz (Göben) ve Midilli (Breslavv) eşliğinde onbir parçadan meydana gelen Türk Donanması 27 Ekim sabahı Karadeniz'e açıldı.
29 Ekim sabahı dessa, Sivastopol, Novrosiski limanlarını bombardıman etti ve birkaç Rus ge-isini batırdı.
Böylece Türkiye fiilen harbe girmiş oldu.
Türkiye her ne kadar bu olaya Rus Donanmasının kapı araladığını, ilk saldırının Rus gemilerinden yaklaştığını iddia etmiş ve Rusların bu hatalarını ta-ir etmelerini istemişse de bunun tek yaran olmamış, 1 Kasımda Ruslar, Türkiye'nin doğu sınırlarından taarruza geçmişler, İngilizler Akabe'yi bombardıman etmişler, Urla iskelesindeki iki Türk gemisini batırmışlar, 3 Kasım günü de tek İngiliz-Fransız karma filosu Çanakkale Boğazı ağzındaki tabyaları kısa bir müddet bombardıman etmiştir.
Bunun üstüne Osmanlı İmparatorluğu 11 Kasım 1914'te İtilaf Devletlerine adeta savaş ilan ederek Merkezi Devletlerin yanısıra ilen savaşa katılmıştır.
Birinci Dünya Harbinde Türk Cepheleri
Birinci Dünya Harbinde Türk Silahlı gücü on cephede savaşmıştır.
Bu cepheler kısaca şöyledir:
1.
Kafkas (Doğu) Cephesi: Karadeniz'den İran içlerine kadar uzanan ve Türklerle Rusların çarpıştığı cephe.
2.
Irak Cephesi: Basra Körfezine asker çıkararak Irak'ı işgale girişen İngiliz kuvvetleriyle çakışan Türk kuvvetlerinin kurduğu cephe.
3.
Filistin-Suriye Cephesi: Türklerin Süveyş Kanalına gerçekleştirdikleri iki taarruzun başarısızlığa uğraması üstüne İngilizlerin Filistin'i işgal emeliyle karşı taarruza geçmeleriyle oluşan cephe.
4.
Çanakkale Cephesi: İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale Boğazını açmak için 18 Mart 1915'te denizden gerçekleştirdikleri saldırının başarısız kalması üstüne Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine asker çıkarmalarıyla kurulan cephe.
5.
Avrupa Cepheleri (Galiçya, Makedonya, Romanya): Türkler, müttefiklerine takviye emeliyle bu üç alanda cereyan eden savaşlara birer kolorduyla katılmışlardır.


 
Son düzenleme:
Geri