Osmanlı Hanedanının Serencamesi

Konu sahibi son olarak 2576 gün önce görüldü
Sene 1922.
30 Ağustos’ta devasa zafer kazanılmış,9 Eylül’de de Yunanlılar İzmir’den çekilmiştir.
Artık yeni kurulan devlet de kendisi iç işleriyle uğraşabilecek, bazı tertip etmeler yapabilecekti.
Yapılan bu düzenlemelerden ilki 1 Kasım 1922’de Rıza Nur ve 80 kankasının verilen tek yasa önerisi ile saltanatın kaldırılması meydana gelmiştir.
Kanunda saltanatın kaldırılmasının yanında, “bu gün ve gecenin bayram olarak kabulü†de yer alıyordu.
Böylece 623 sene süren Osmanlı saltanatı tek akşamda kaldırılmış ve kaldırıldığı gün devasa tek coşkuyla kutlanması emeliyle bayram kabul edilmişti.
Ankara’da vaziyet böyleydi.
Ya İstanbul’da, başka bir deyişle kaldırılan saltanatın başkenti olan kentte vaziyet nasıldı?

İstanbul’da tespit edilen nihai Osmanlı padişahı Vahdeddin için zor günler başlamıştı.
Saltanatın kaldırılmasını takip eden zamanlarda, saltanat taraftarı olarak malum külüstür nazırlardan Ali Kemal Bey yakalanıp İzmit’e götürülür ve askerler doğrulusunda linç edilir.
Artık saat Vahdeddin’in aleyhine işlemektedir.
Saraya her sabah Vahdeddin ile ilgili da iyi düşünülmediğine değin haberler gelmektedir.

16 Kasım günü, başka bir deyişle saltanatın kaldırılışından 15 gün ardından, TBMM’de Vahdeddin’i yurt hami olarak kabul eden “Hıyanet-i Vataniye kanunu†kabul edilir.

17 Kasımda ise Vahdeddin tek İngiliz zırhlısıyla vatanı terk etmekten farklı deva bulamaz.
Çünkü bundan sonra yaşamı tehlikededir.
Eğer birkaç gün henüz beklemiş olsaydı tutuklanıp yargılanacak ve belki de idam edilecekti.

Vatandan tek İngiliz zırhlısıyla bölünmesi onun İngilizlerle işbirliği yaptığını göstermez.
Çünkü o dönemde denizlerde emniyetle yolcu edebilmek için itilaf devletleri gemilerine binmek zaruriydi.
Hatta Kurtuluş Muhabereyi esnasında, muhtelif konferans ve sulh görüşmelerine giden Türk heyetleri, o vakit düşmanımız olan İtalyan gemilerini kullanırlardı.

Vahdeddin ise o vakit için en güvenlikli araç olarak tek İngiliz gemisiyle bölünmüş, üstelik İngiltere’ye değil İtalya’ya gitmiştir.
Bütün şunlar, Vahdeddin’in İngilizlerle işbirliği yapmayıp vatana hıyanet etmediğinin ehemmiyetli tek delilidir.

İşte bu tür başlıyor idi Osmanoğullarının gurbet seneleri.
Vahdeddin’in ülkeden ayrılışından iki sene ardından, 4 Mart 1924 de çıkarılan tek farklı kanunla Halifelik makamı da kaldırılıyor ve Osmanlı hanedanına üye tüm bireylerin vatandaşlıklarının düşürülüp, hudut dışına çıkarılmasına hüküm veriliyordu.
Osmanoğullarına vatanı terk etmeleri için 10 günlük müddet veriliyordu fakat program hiç de bu yolla olmamıştı.

Kanunun kabul edildiği gece, henüz resmi gazete yayınlanmadan, İstanbul Valisi Haydar Bey ve Güven Müdürü Sadeddin Bey, Vahdeddin’den ardından halife seçilen Abdülmecid Efendiyi, yakınlarından birkaç bireyi de yanına alarak birkaç saat içerisinde İstanbul’u terk etmeye zorlarlar.

Halife Abdülmecid, İstanbul’dan otomobille Çatalca’ya götürülüp, oradan İstanbul’dan gelen trene bindirilir.
Bunda maksad, halkın vaziyeti haber alıp trenin yolunu kesmesi ve Abdülmecit’in vatan dışına çıkarılmasını engellemeleri korkusuydu.
Bundan sonrasını Abdülmecit Efendinin özel kâtibi Nigar Bey’in anılarından okuyalım:

“Rumeli Demiryolları Şirketi’nin oradaki amiri oysa tek Yahudi vatandaşımızmış.
Efendimiz ve ailesi azasının dinlenmelerine elverişli farklı tek yer olmadığı için, üst kattaki dairesini bu tür haber vermeden gelen yüksek misafirlerinin istirahatına tahsis etti.
Çoluk çocuğuyla i’zâz ve ikramlara koyuldu.
İçten gelen bu hürmet sevgi ve yardımlara Efendimiz doğrulusunda takdirle teşekkür ettiğimiz vakit da;

‘-Osmanlı hanedanı Türkiye Yahudilerinin velinimetidir.
Atalarımız İspanya’dan sürüldükleri, kendilerini savunacak tek ülke aradıkları vakit, onları yok olmaktan kurtardılar, devletlerinin gölgesinde yeniden can, mal ve ırz emniyetine, din, dil hürriyetine kavuşturdular.
Onlara bu kara günlerinde elimizden geldiği kadar görev etmek bizim açımızdan yürek borcudur’ diye konuştu ve gözlerimizi yaşarttı.â€

Bunları ifade eden Yahudi asıllı tek Osmanlı vatandaşıydı.
Hem de Osmanlı hanedanının nihai temsilcisi, kendisi soydaşları doğrulusunda tek düşman gibi hudut dışı edilmek emeliyle iken.

Altı yüzyıl süresince hayat sürdürdükleri yönetim ettikleri vatanlarını terk etmek mecburiyetinde kalan Osmanoğullarından, bazı İtalya’ya, bazı Fransa’ya, bazı de Filistin’e yerleşip oralarda yaşamaya başladılar.
Hemen hepsi binbir zorluk içerisinde, fukaralık çekerek yaşadılar.
İşte onların yaşamlarından birkaç tablo:

Son halife Abdülmecid 1944 seneninde Paris’de vefat etti.
Nâşı Türkiye’ye kabul edilmediği için Medine’de defnedildi.

İtalya kralı Viktor Emmanuel, veliaht iken Truva harabelerini ziyaret etmek için Türkiye’ye gelir.
Sultan II.
Abdülhamid mihmandar olarak şehzade Vahdeddin’i vazifelendirir.
İşte İtalya kralı Viktor Emmanuel ile Vahdeddin arasındaki eskiye dayanan bu tür tek yakınlık bulunmaktadır.
Vahdeddin ülkeden ayrılınca yeniden İtalya’ya, Hicaz’a ve en son da İtalya’ya gider.

Vahdeddin İtalya’da iken devasa parasal külfet içerisine girer.
Çünkü vatandan ayrılırken yanına yanlızca kişisel parasını almıştır.
Hazinede tespit edilen ve Vahdeddin’in torunlarını dahi lüks içerisinde yaşatmaya yetecek kadar kıymetli mücevherlere ve taşlara dokunmamıştır dahi.

Yukarıda bildirdiğimiz gibi Sultan Vahdeddin yurdu terkederken, yanına saraydan hiçbir kıymetli eşya almamıştı.
Yakınları ona, hiç olmazsa atalarına farklı ülke kralları doğrulusunda armağan edilen ve kendilerine kalıt olarak kalan kimi kıymetli eşyayı yanma almasını öneri edince, Sultan Vahdeddin şu yanıtı verir:

-“Haklısınız, şunlar hesabını kimseye vermekle yükümlü olmadığımız kişisel malımızdır.
Fakat ecdadım bu milletin hükümdarları olmasaydılar onlara bu hediyeleri kim verirdi? Bu sebepten bu değerli ve değer biçilmez eşyada benim kadar milletimin de hakkı bulunmaktadır.
Bu ihaneti kabul edemem.â€

Son Osmanlı padişahı Vahdeddin, 1926 seneninde İtalya’nın San Remo kentinde vefat etti.
Vasiyeti Şam’daki Selahaddin Eyyubi türbesine gömülmekti.
Ama türbede yer bulunmadığı için Sultan Selim Camii’nin avlusundaki mezarlığa gömüldü.
İşin en efkâr yönü ise, yaşamda çektiği acılar yetmiyormuş gibi, kabirinin yer aldığı yerin henüz sonraları park yeri durumuna getirilmiş olmasıdır.

Yurt dışında defa zorluklar çeken tek farklı hanedan azası de Sultan V.
Murat’ın erkek çocuğu Osman Fuad Efendi idi.
İstanbul’da Merkez Komutanlığı, Trablus’da Osmanlı silahlı gücü komutanlığı yapmış Prens Osman Fuad, 76 yaşına geldiği zaman, Paris’te 3.
sınıf tek otel odasında kalmaktaydı.
O saate kadar birçok Avrupa üklesinde zorluk dolu seneler geçirmişti.

Bir gün otel odasının kapısı çalınır.
Gelen otelin müdiresidir.

-Yarın sabaha kadar iki haftalık otel borcunuzu kapatmanızı istiyorum.
Aksi takdirde odanın boşaltmak mecburiyetinde kalacağız.

Odada minik tek yatak, tek lavabo ve iki iskemleden farklı eşya yoktu.
Yatak üstünde pijaması ile ikamet eden Prens Osman Fuad’ın ağzından pek laf çıkmamıştı.
Sonra kendisi kendine:

- Bu hal kimin akıma gelirdi.
Prens Osman Fuad’ın tek gün gelip Paris’te 3.
sınıf tek otel odasından kovulacağı.

Evet, V.
Murad’ın erkek çocuğu 76 yaşında olan Prens Osman Fuad pek başına yaşıyordu bu kolay otel odasında, arayanı soranı olmadan.

Diğer hanedan mensuplarının çektikleri sıkıntılar, maruz kaldıkları zorluklar bundan değişik değildi.
Onlar da dünyanın dört tek yanına dağılmış aynısı yazgısı paylaşıyorlardı.

1950 seneninde Demokrat Parti iktidara gelmişti.
Adnan Menderes iktidarının ilk senelerinde Fransa’ya tek yolcu yapmıştı.
Menderes bu yolcu esnasında, Türk devasa elçisine Fransa’da yaşam sürdüren Osmanlı hanedanı üyelerinin durumlarını anlatan tek rapor hazırlattı.

Raporu okuyan Menderes oldukça üzülmüştü.
Çünkü bu ülkeyi 623 sene yönetim etmiş tek hanedanın mensupları Fransa’da sefalet iğinde yaşıyordu.
Osmanoğullarına üye kadınlardan kimileri Fransız ordusunda bulaşıkçılık yapıyordu.
Bu milletin Osmanoğullarına vefa borcu bu tür mi ödenmeliydi?

Menderes yurda döner dönmez dönemin Reisicumhur Celal Bayar’ın yanına gitti ve Fransa’daki büyükelçimizin hazırladığı raporu vererek vaziyeti arz etti:

- Tek yasa çıkararak Osmanoğullarının yurda dönmesine destur verelim.
Pek fazlası sefil tek yaşam yaşıyor.
Bu kişiler buna layık değil.
Buraya getirip hiç olmazsa kendisi ordumuzda bulaşıkçı yapalım.

Bu öneri karşısında Celal Bayar bir miktar düşündü.
Menderes haklı olabilirdi, ama devresinin zihniyeti bu tür tek şeye destur vermezdi.
Ve nihayetinde Menderes’e yanıt verdi:

-Bunu yapmamız olası değil.

Menderes derhal oradan tek kâğıt aldı.
İstifa dilekçesini yazıp masanın üstünde duran raporun yanına koydu.
Bayar şaşkındı.
Birşey söylemesine fırsat kalmadan Menderes odadan çıkıp gitmişti.

Menderes’in istifa haberi devlet erkânı arasında şok oluşturdu.
Yakınlarının ve kimi devlet erkânının araya girmesiyle Menderes istifasını geri almaya razı edildi.
Bayar da tek yasa çıkartarak Osmanoğullarından yanlızca kadınların Türkiye’ye dönmelerine destur verdi.
Yıl 1952...

1974 seneninde çıkarılan tek kanunla da hanedana üye erkeklerin de ülkeye dönmelerine destur verilmiştir.
Ancak burada malları ve mülkleri yok pahasına satılan ve gittikleri milletlerde kendisi yaşam düzenlerini oturtmuş olan bu insanlardan tek azı ülkeye geri dönmüştür.

Hanedan üyelerinin bazı Paris’te, bazı Amerika’da, bazı Bulgaristan’da can verdi.
Ama hiçbiri Türkiye’de gömülmedi.
Cenazeleri Mısır’a, Medine’ye, Şam’a gönderilip, oralarda defnedildi.
Bu kişiler buna layık mıydı? Vatana hıyanet mi? Rejimi değiştirmek için başkaldırı mı? Hayır! Pek suçlan Osmanlı soyuna üye olmaktı.

 
Son düzenleme:
Geri