Osmanlı Devletinde hükümdara verilen en meşhur unvan

Konu sahibi son olarak 2576 gün önce görüldü
On dördüncü ve on beşinci asırlarda Osmanlı hükümdarları, İslâmî tek kaliteyi olan sultan ünvânı ile berâber, örfî hükümdarlık (töre) sıfatlarını ifâde eden resmî unvân olarak “bey†ve “hanâ€, kullandılar.
Osman Gâzi ve Orhan Gâzinin ismi kaynaklarda Osman Bey ve Orhan Bey olarak geçmektedir.
Osmanlı hükümdârları hâkimiyet ve nüfûzlarının esası olarak gâzi, sultânü’l-guzât ve’l-mücâhidîn (mücâhitlerin ve gâzilerin sultânı) unvânını da benimsediler.
Bütün unvanlarına bu gâzi sıfatını eklemeye îtinâ gösterdiler ve gâzi hükümdâr olarak anıldılar.
Devletin tesis zamanlarında Osmanlı hükümdarları devasa hükümdar mânâsında “Hüdâvendigâr†ve hünkâr unvânını da kullandılar.
Sultan Birinci Murâd Han bu ünvânı ile meşhûr oldu.
Hüdâvendigar ünvânı Osmanlıların Anadolu’daki başka beyler üstünde hâkimiyet kurmaya başlamalarının tek işâreti olarak kabul edilir.

Osmanlı pâdişâhlarının isiminin başına dâimâ “Sultan†ve bitimine da “han†sözcüğü gelmektedir.
Halk arasında ise, en çok hünkar ve pâdişâh adları söylenmiştir.
Sultan tâbiri sonraları Osmanlı pâdişâhlarının erkek evlatlarına, kızlarına ve hattâ pâdişâh vâlideleriyle âilelerine kadar şâmil meydana gelmiştir.
Sultan ünvânı pâdişâhın erkek çocuklarında adın öncesine, kızlarda ise adın bitimine geliyordu.
Sultan Selim, Sultan Mehmed, Ayşe Sultan, Fatma Sultan gibi.
Pâdişâh vâlidelerine Vâlide Sultan ve zevcelerine de Haseki Sultan, Hürrem Sultan denilmekteydi.
Sadrâzam pâdişâha takdim ettiği telhis ve takrirlerinde sultan tâbiri kullanılmayıp, onun adına pâdişâhım denilmekteydi.
Osmanlılarda hükümdardan farklı hiçbir kimseye verilmeyen pek unvan hünkar tâbiridir.
Pâdişâhın tuğra ve fermanlarında isiminin yanına kesinlikle pek ya da defa terkiplerden uygulanan sıfatlar bulunurdu.
Bunlar:
Nişan-ı şerîf-i âlişân, Mektûb-i meveddet-üslûp, Ahidnâme-i izzet-nümûn, Ahidnâme-i hümâyûn, Nâme-i hümâyûn-ı izzet ve saâdet-meşhûn, Nâme-i hümâyûn messeret-makrûn, Nâme-i hümâyûn-ı izzet makrûn, İltifât-nâme-i pâdişâhî, Nâme-i şerîf, Hatt-ı şerîf, Nâme-i saâdet-ünvân, Hatt-ı hümâyûn, Emr-i pâdişâhî, Emr-i şerîf, Hükm-i şerîf, Emr-i münîf-i vâcibül ittibâ’, Tevkî-i refîi- hümâyûn, Ahd-i şerîf, Ahd-i hümâyûn, Fermân-ı celîlülkadr, Fermân-ı hümâyûn, Fermân-ı beşâret-ünvân.

Osmanlı pâdişâhlarının defa önemli hâllerde yazdıkları nâmelerde, ecnebi hükümdârlara gönderdikleri ahidnâmelerde; hâkimiyet ve salâhiyet sâhalarını bildiren ünvanlar kullanılırdı.
Bunlardan, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1553’te Leh Kralına verilen Ahidnâme-i hümâyûndaki ünvan:
“Ben ki Sultan-ı salâtin-i zamân burhân-ı havakin-i avân tâc-bahş-i husrevân-i cihân zıllullâhi’l-meliki’l-mennân Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm’un ve vilâyet-i Âzerbaycan ve Van’ın ve Budin ve Tameşvar vilâyetlerinin ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medîne’nin ve Kudüs’ün ve Halilü’r-Rahmân’ın, tamamen diyar-ı Arab’ın ve Yemen’in ve Bağdât ve Basra ve Cezâyir vilâyetlerinin ve bile nice memleketlerin ki âbâ-i kirâm ve ecdâd-ı izâmım -enarallâhü berâhinehüm- kuvvet-i Kahire ile fetheyledikleri ve cenâb-ı celâlet-meabım bile tiğ-ı âteşbâr şimşîr-i zafernigârım ile fetheylediğim ince diyârın sultânı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezîd erkek çocuğu Sultan Selim Han erkek çocuğu Sultan Süleyman Şah Han’ım...â€
Osmanlı pâdişâhlarının örfî selâhiyetleri, İslâm hukûkuna muhâlif olmamak şartıyla, külüstür Türk telâkkileriyle Orta Doğu’daki telâkkilerin birleştirilerek meydana eklenilen Osmanlı sentezidir.
Kısaca Osmanlı pâdişâhı, Osmanlı târihinin tek mahsulüdür.
Fâtih devri târihçilerinden Tursun Bey, Târih-i Ebü’l-Fetih isimli eserinin girişinde, pâdişâhların sâhip olması lüzumlenen husûsiyetleri, selâhiyetleri geniş şeklinde açıklamaktadır.

İslâm Hukûku’nun tatbiki ve yayılması da, pâdişâhın vazîfeleri cümlesindendi.
Buna bağlı olarak pâdişâhların hâkimiyet sahası, İslâm dîni ile sınırlandırılmıştı.
Osmanlı Devletinin târihi süresince İslâm Hukûku, devletin tüm icrâ hareketlerini murâkabe etmiştir.
Yapılacak tüm ehemmiyetli işler, Şeyhülislâmın fetvâsına dayanılarak icrâ edilmiştir.
Kânûnî Sultan Süleymân Han vefât ettiğinde devrindeki muhtelif konularda aldığı Şeyhülislâm Ebüssü’ûd Efendinin fetvâlarının berâberinde defnedilmesini istemiştir.

Osmanlı pâdişâhlarına başka imparatorlarda tespit edilen bâzı fevkalâde özellikler verilmemiştir.
Pâdişâh, ne Japon imparatoru gibi “Güneşin oğluâ€, ne de Firavun gibi “tanrı†idi, sâdece “Allahü teâlânın âciz tek kulu†idi.
Cumâ namazlarından ardından pâdişâha:
“Gururlanma pâdişâhım, senden devasa Tanrı var!†diye bağıran halk, ona âciz tek kul olduğunu hatırlatırdı.
Târih kitaplarında ve teşkilâtla ilgili eserlerde, pâdişâhlığın Allahü teâlâ doğrulusunda verilen defa mesûliyetli devasa tek vazîfe bulunduğu belirtilirdi.
Bu emânetin, ahâliye iyi muâmele, orduya bakım, memleketin muhâfazası ve dîn-i İslâma hizmetle korunacağı yazılıdır.
Pâdişâhların gelirleriyse esas iki kaynaktan gelirdi.
İlki uygulanan gazâlardaki ganîmetlerin beşte biriydi.
Bu gelir harplerin mağlûbiyetle netîcelenmeye ve gerilemeye başlanıldığı devirlerden îtibâren büyük oranda azalmıştır.
Diğer ehemmiyetli gelir kaynağı da kendilerine tahsis edilen haslardan elde edilenlerdi.
Bu gelirler saray ve askerin masraflarına ve bayındırlık apıtlarına harcedilirdi.
Oturdukları saraylar ve eşyâları devlet malı idi.
Pâdişâhlar sâdece tasarruf hakkına hâizdiler.

Altı surat yıldan çok Türklerin ve Müslümanların öncüsü halinde olan pâdişâhlık kurumu, Türkiye Cumhûriyetinin kurulmasıyla ilga edilmiştir.
23 Nisan 1920’de pâdişâhın yetkilerinin, Devasa Ulus Meclisine devredildiği îlân edilmiş, 30 Ekim 1922 ve 2 Kasım 1922 tarihli Devasa Ulus Parlamentosu kararları ile de pâdişâhlık tamâmen ilga edilerek, sâdece halîfelik Osmanlı âilesinin uhdesinde kalmıştır.
3 Mart 1924 târihinde “Hilâfetin ilgası ve Hanedân-ı Osmânî’nin Türkiye Cumhûriyeti memâliki hâricine çıkarılmasına dâir kânun†ile de halîfelik ilga edilerek, Osmanlı hânedânına üye tüm âile bireyleri vatan dışına çıkarılmıştır.

 
Son düzenleme:
Geri