Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Oruç tutmak suretiyle Allah’ın emrini seve seve yerine getiren mü’minlerin bağışlanacağını
günahlarının affedileceğini müjdeleyen peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Bir kimse inanarak ve mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” 19 Lütuf ve rahmeti sonsuz olan Yüce Allah
ibadetlerimize ve yaptığımız iyiliklere en az bire on kat mükafat vereceğini bildirmiştir. Bu mükâfatın bazı ibadetlerde bire yediyüz katına kadar artırılacağını peygamberimiz haber vermiştir. Ancak oruç bununla da sınırlı değildir
onun mükâfatı çok daha fazla olacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Âdemoğlunun her amelinin karşılığı kat kat verilir. Bir iyilik on katından yediyüz katına kadar mükâfatlandırılır.”
Allah Tealâ buyuruyor ki:
-”Ancak oruç müstesna
zira oruç
doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu yemesini
içmesini ve cinsel arzularını benim için bırakmıştır.” 20
Görülüyor ki
Yüce Allah
oruca ayrı bir değer vermiş
mükâfatının çok fazla olacağına işaret etmiştir. Çünkü oruç
büyük bir sabır ve fedakârlıkla yerine getirilen bir ibadettir. İnsanın yılda bir ay süre ile imsak vaktinden güneş batıncaya kadar en tabiî hakkı ve zorunlu ihtiyacı olan yemesini
içmesini bırakması
cinsel arzularından uzak durması sağlam bir inancın ve Allah’ın emirlerine tam bir teslimiyetin göstergesidir. Bu sabır ve fedakârlık; Ancak Allah için yapılır. İnsanların görmediği ve vicdanı ile başbaşa kaldığı yerlerde de orucunu tutan bir mü’min
inancında samimî olduğunu ispat etmiş
büyük bir sınav kazanmıştır. Mükâfatı da ona göre büyük olacak
kat kat verilecektir. Dünya işlerinde de görevinde üstün başarı gösteren kimseye ödülünü bizzat devlet başkanının verdiğini görürüz. Devlet başkanının verdiği bu ödül
maddî ve manevî büyük bir değer taşır. Oruç ibadetinin mükâfatı da böyledir. Oruç ibadetini yerine getirenler
Cennete kendileri için özel olarak ayrılan bir kapıdan gireceklerdir.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“Cennette “Reyyan” denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde Cennete yalnız oruçlular girerler; o kapıdan onlardan başka hiç bir kimse giremez.” 21
Oruç ibadetini yerine getiren ve gerçek anlamda büyük bir sınav kazanan mü’min; ahirette Allah’a kavuşup mutluluğun zirvesine çıktığı gün en büyük sevinci tadacaktır.
Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
“… oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktindeki sevinci
diğeri de (orucunun mükâfatını almak üzere) Ahirette Rabbine kavuştuğu andaki sevincidir.
Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz zikir sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda emri altında bulunanların işlerini hafifleten onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında Resulullah esirleri azat eder her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.
Bu aya saygısızlık edenin günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi dinlemek de haramdır. El ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir. İbadetlerimizin sevabını yok eder.
Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek lazımdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!) [Beyheki]
(Nerede ne halde bulunursan bulun Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!) [Tirmizi]
Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:
(Elbette hasenat seyyiatı yok eder.) [Hud 114]
[Hasenat her çeşit iyilik seyyiat ise her çeşit kötülük demektir]
Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere ihtiyarlara muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Güçsüzlere hastalara yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!) [Şir'a]
(Büyüklerimizi saymayan küçüklerimize acımayan bizden değildir.) [Buhari]
(Yaşlılarımıza hürmet ve ikram Allahü teâlâya saygıdandır.) [Buhari]
(Bir müslüman kardeşine ikram eden Allahü teâlâya ikram etmiş gibidir.) [Taberani]
(Bir genç bir ihtiyara yaşından dolayı hürmet ederse onun yaşına varınca Allahü teâlâ ona gençleri hürmet ettirir.) [Şir'a]
İnsanlara iyilik etmek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İnsanların hepsi Allah’ın ıyâli [ev halkı] gibidir. Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse Onun ıyâline [insanlara] en faydalı olandır. Allahü teâlânın en buğzettiği kimse de Onun ıyâline iyilik etmeyendir.) [Bezzar]
(Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.) [Deylemi]
(En iyi kimse kendisinden hep iyilik beklenendir.) [Tirmizi]
(İyilik etmek ömrü uzatır.) [Taberani]
(Kime bir iyilik yapılırsa o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür iyiliği gizlemek nankörlüktür.) [Ebu Davud]
185 ve 187 numaralı dört ayetinde oruçla ilgili tüm bilgiler verilir. Bu dört ayeti inceleyen kişi oruçla ilgili bilmesi gereken her noktayı öğrenir. Bu ayetler şöyledir:
183-Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi
sizin de üzerinize yazıldı. Umulur ki sakınırsınız.
184-Sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta veya yolculukta olursa
tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Zorlukla dayananlar
Şdye olarak bir yoksulu doyurmalıdır. Kim gönülden bir hayır yaparsa
bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.
185-Ramazan ayı ki; insanları doğru yola ileten
apaçık ve ayırt edici olan Kuran onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya tanık olursa
onda oruç tutsun. Hasta ya da yolculukta olanlar tutamadığı gün sayısınca diğer günlerde. Allah sizin için kolaylık ister
zorluk istemez. Bu
sayıyı tamamlamanız
sizi doğru yola ilettiğinden dolayı Allah’ı yüceltmeniz içindir. Umulur ki şükredersiniz.
187-Oruç gecesi kadınlara yaklaşmanız helal kılınmıştır. Onlar sizin giysiniz
siz de onların giysilerisiniz. Allah sizin benliklerinize yazık etmekte olduğunuzu bilmiş
tevbelerinizi kabul edip
sizi bağışlamıştır. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığı şeyi arayın. Tan yerinde beyaz iplikle siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyin için
sonra da orucu geceye kadar tamamlayın…
2- Bakara Suresi 183
184
185
187
Arka arkaya gelen bu dört ayetten orucu öğreniyoruz. Bu ayetleri incelersek oruç hakkındaki tüm bilgiyi öğrenmiş oluruz. Bu ayetlerin de ışığında orucu şöyle değerlendirebiliriz:
1- Oruç Kuran’ın emrettiği
üzerimize yazılmış bir farzdır.(2 Bakara Suresi 183)
2- Oruç Ramazan ayında tutulur.(2-Bakara Suresi 185) Ramazan Kuran’ın indirildiği aydır ve oruç bu ayın günlerinde tutulur.
Ramazan
Ay takviminin bir ayıdır. Ay’ın hareketlerine göre belirlenir. Ay’ın görünmesiyle başlayan bu ayın başlangıcını astrolojik hesaplarla aylar
hatta seneler önce bilebiliriz. Günümüzde bu ayın başlangıcını takvimlerle çok önceden ve çok rahat bir biçimde bildiğimiz için Ay’ı gözetlememize gerek kalmamıştır. Günümüzde Ay ve Güneş tutulması gibi çok daha kritik gök olayları bile senelerce önceden
hem de nereden en iyi gözlemlenebileceğiyle beraber bilinmektedir. Bazıları “Biz takvimlere itibar etmeyiz
Ay’ı gözetleriz
gök yüzünde Ay’ı gördüğümüz zaman
Ramazan ayı başlar” demişlerdir. Üstelik Ay’ı ilk görene ödüller de vaat edilince
ne hikmetse her sene takvimden bir gün önce Ay’ı gördüğünü iddia edenler çıkmış ve Müslümanlar’ın kimi Ramazan ayına bir gün önceden başlamışlardır. Son zamanlarda bu hatanın düzeltildiğini ve astronomiye dayalı hesabın geç de olsa bazılarınca da kabullenildiğini görüp seviniyoruz. Yoksa her sene Ay’ın görülmesinin mümkün olmadığı bir gecede Ay’ı
ödül için bir gün önceden gördüğünü iddia eden birinin çıkması yine devam edecekti. İnşallah artık bu komediye son verilir ve bilimden yararlanmanın Allah’ın bir rahmeti olduğu anlaşılır.
3-Hastalık
ya da yolculuk sebebiyle oruç tutamayanlar tutamadıkları günlerin sayısı kadar başka günlerde oruç tutarlar.(2-Bakara Suresi 184) Buna karşılık orucunu kasten bozanın arka arkaya 61 gün oruç tutması gerektiği uydurma hadis ve mezheplerin bir izahıdır
Kuran’da böyle bir izah geçmez. Kuran’da
hacla ilgili bazı eksikliklerde orucun Şdye olarak tutulması (2-Bakara Suresi 196)
yanlışlıkla ölüme sebebiyet verip
köle affetme cezasını yerine getiremeyenlerin iki ay kesintisiz oruç tutması (4-Nisa Suresi 92)
yemin bozanların kefaret olarak oruç tutması (5-Maide Suresi 89)
hanımlarını cahiliye adetlerinde olduğu gibi anası
kız kardeşi gibi yakın akrabası ilan edip
boşanmaya kalkmanın cezası olan köle azadını yerine getiremeyenlerin
kesintisiz iki ay oruç tutması geçer (58-Mücadele Suresi 4). Görüldüğü gibi Kuran
bazı suçların cezasında orucun
suçun dünyevi bir karşılığı olarak tutulmasını söyler. Tüm bu detayları veren Allah
orucun kasten bozulmasının iki ay kesintisiz oruç tutma gibi bir cezası olsaydı
bunu da açıklardı. Madem ki açıklamamıştır; böyle bir ceza yoktur. Yukarıdaki suçları incelersek
bu suçlardan kiminin oluşma ihtimali binde birden bile az bir ihtimaldir. İnsan hayatında olma ihtimali bu kadar az olan şeyleri açıklayan Allah’ın
kişilerin kasten oruç bozması gibi olma ihtimali çok daha yüksek olan bir olayın özel bir cezası olması gerekseydi
bunu açıklamamış olması hiç mümkün müdür?
4-Oruca zorlukla dayananlar bir yoksulu doyuracak kadar fidye verirler.(2-Bakara Suresi 184) Bazı mezhepçiler “zorlukla dayanma” ifadesini yaşlılık
iyileşmeyen hastalık gibi ifadelerle sınırlamaya çalışmışlardır. Bu şekildeki yorumlar
Allah’ın ifadesini şahsi görüşle sınırlamaya çalışmanın bir ürünüdür. Eğer gerekseydi Allah kendisi bu sınırlamayı yapardı. Allah oruca zorlukla dayananların
bir yoksulu doyuracak şekilde fidye vermelerini öngörmüş ve zorlukla dayanmaya bir kayıt getirmemiştir. Herkes 2-Bakara Suresi 186. ayetinde belirtildiği gibi Allah’ın bize yakın olduğunu unutmadan değerlendirmesini yapacaktır. 2-Bakara Suresi 185. ayetin sonundaki oruç tutmanın bizim için daha hayırlı olduğu göz önünde bulundurularak “zorlukla dayanma” ifadesi değerlendirilir. Yoksulu doyurmak isteyenlerin
yoksulu neyle
ne kadar
kaç öğün doyuracakları hususlarını belirlerken aynı ayetteki “Gönülden hayır yapanın kendisi için hayırlı olacağı” ifadesini göz önünde bulundurulmasında fayda vardır.
5-Orucun vakti tan yerinin ağarmasıyla başlar. Bu vakitte (tan yerinde) siyah ipliğin beyaz iplikten ayrılması ifadesi açıklanırken; tan yerinde beyazlığın
ufukta yatay uzanan bir ip gibi görülmesinden dolayı
tan yeri ağarmasına ip dendiği söylenir. Ayrıca kimileri Arapça’daki “hayt(ip)” kelimesinin mecazen renk anlamında kullanıldığını söylerler. Bu açıklamalarla ve “sizce” ifadesiyle
orucun başlangıç vaktinin tan yerinin hemen başı değil
aydınlık ve karanlığın birbirinden seçilebildiği zaman olduğu söylenmiştir. Şimdiki takvimlerde orucun başlangıcı tedbiren tan yerinin hemen başı olan ilk ışık belirtileriyle başlamaktadır. Yani bu izahlara göre orucun başlangıcında bir miktar daha esneklik olduğu düşünülebilir. Orucun süresi geceye dek devam eder. Kuran’da günün gece ve gündüz diye iki kısım olduğunu görüyoruz. Orucun bitiş zamanı gecenin başı yani gündüzün sonudur.(2-Bakara Suresi 187)
6-Oruç gecesi kadınlara yaklaşabileceğimiz söylenir.(2-Bakara Suresi 187) Yaklaşma kelimesi mecazi anlatımlı bir kelimedir. Kadın erkek cinselliği için aynı şekilde Türkçe’de de “beraber olma” gibi deyimler kullanılmakta
bu deyimle cinsel ilişki kastedilmektedir. Yine 2-Bakara Suresi 187. ayette orucun başlangıç vaktine kadar yiyebileceğimiz ve içebileceğimiz söylenir. Böylece orucu oluşturan üç unsur olan: 1- Yememe 2- İçmeme 3- Cinsel ilişkiye girmemenin
oruç vaktinde yerine getirilmesi anlaşılır. Belirtilen zaman dilimi içinde bu üçünün yapılmamasıyla oruç gerçekleşir. Orucun bitiş vakti olan gecenin başlangıcından sonra bunlar serbesttir. Kan vermenin
kusmanın
küfretmenin
kavga etmenin orucu bozduğu şeklindeki izahlar uydurmadır. Orucu oluşturan unsurlar bellidir. Yeme
içme ve cinsel ilişki dışında hiçbir şey orucu bozmaz.
Görüldüğü gibi Kuran’ın anlattığı oruç
Kuran’ın bu dört ayetinde açıklanmıştır. Bu ayetler dışında oruçla ilgili izahlar gereksizdir. Oruç adına ne anlaşılacaksa bu dört ayetten anlaşılmalıdır
Sizlere Ramazan ayı ve orucu ile ilgili Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in beyanlarından bir demet arzetmek istiyorum. Bunların hepsi hepimiz için birer müjdedir. Bunların üstümüzdeki etkisi ne olmuştur
olmadıysa niçin olmamıştır? Bu hadis-i şerifler ışığında meseleyi geniş çerçevede mütalâa edelim
inşaallah...
Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:
“Kim Ramazan ayının orucunu inanarak
Allah’tan sevap umarak ve bağışlanmak dileyerek tutarsa
geçmiş günahları bağışlanır.” (Tirmizi
Oruç
1/678. R. Salihiyn
1216)
“Beş vakit namaz kendi arasında
bir Cum’a namazı diğer Cum’a namazına kadar
bir Ramazan ayı diğer Ramazan ayına kadar hep kefarettirler. Büyük günah işlemedikçe aralarındaki günahları (gereklerini yerinde getirenler için) affettirirler.” (Müslim
Teharet
14)
“Kim Ramazan ayına ulaşırsa orucunu tutsun.” (Buhari
Tefsir
Bakara
2
26. Müslim
Siyam
149)
Sahabenin önde gelenlerinden Muaz bin Cebel (r.a.) şöyle bir olayı nakleder:
Rasulüllah (s.a.v.) Efendimizle bir yolculuğumuzda bir müddet yan yana yürüdük. Bir ara kendisine şöyle bir teklifte bulundum. Dedim ki:
– Ya Rasülullah! Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyler misin? Efendimiz (s.a.v.):
– Mühim bir şey sordun Ya Muaz! Bu
Allah’ın kolaylık nasip ettiği kimseye kolaydır.
Allah’a ibadet edersin.
O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın.
Namazını kılarsın.
Zekatını (varsa) verirsin.
Ramazan orucunu tutarsın.
Beytullah’a hacc yaparsın....” buyurdurlar. Sonra da:
– Sana hayır kapılarını göstereyim mi Ya Muaz! diye sordular. Ben de:
– Buyurun Ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Beyan buyurdular ki:
– Oruç günahlara ve cehenneme perdedir.
Sadaka hataları yok eder. Tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi.
Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır.” buyurdular. (Tirmizi
İman
8)
Numan İbni Nevfel (r.a.) hazretleri Efendimize şu hususu sordular:
– Ya Rasûlallah!
Farz namazlarımı kılsam
Ramazan ayı orucumu tutsam
Helâli helâl bilip haramdan da kaçınsam ve bunlara hiçbir ilavede bulunmasam cennete gider miyim?
Efendimiz (s.a.v.):
– Evet gidersin... buyurdular. (Müslim
İman
16)
Biraz zihnimizi toplar
düşünürsek bu müjdelerden önemli sonuçlar çıkarabiliriz. Bir kısmını buyurun birlikte düşünelim:
1. Kul için bağışlanmak kapısı ölmesine yakın bir zamana kadar açıktır.
2. Herkes Allah’ın bağışlayıcı olduğunu bilmeli
öylece inanmalı ve gereğini de yerine getirmelidir.
3. Allah (c.c.)’dan ümit kesilmez. Kesen gümbürtüye gider.
4. Allah (c.c.) günahların affı için telafi yollarını hep göstermiştir. Ne gibi derseniz merakınızı gidereyim:
Namazı ihmal etmenin telafisi yine namaz kılmaktır.
Zekat vermenin telafisi
yine zekat vermektir.
Haccı tehir etmenin telafisi hemen hacca gitmektir.
Oruç tutmamanın telafisi yine oruç tutmaktır.
Kul hakkını gasbetmenin telafisi
hemen o hakkı hak sahibine ödeyip helallik almaktır.
Kul
günahlarından pişmanlık duyarak
Allah’ın bağışlayıcı olduğunu bilerek Allah’a dönmelidir. Fırsat bu andadır. Allah’a dönmek demek kulun kulluk görevlerini yerine getirmesi demektir. Allah (c.c.) muinimiz olsun...
mağfiret ve bereket ayı olduğu ve bu ayın özelliklerini Peygamberimiz
ashabına yaptığı hitabesinde veciz olarak şöyle ifade etmiştir:
Sahabeden Selman el-Farisî (ra) anlatıyor: Allah'ın elçisi Şaban ayının son günü bize bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Bereketli ve büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüştür. Bu öyle bir ay ki
onda bin aydan daha hayırlı olan bir gece vardır.
O öyle bir ay ki
Allah o ayda oruç tutmayı farz kılmış
gecelerini nafile ibadetle (teravih namazı) geçirmeyi teşvik etmiştir. Kim Ramazan ayında hayır işlerse
Ramazan ayı dışında farz bir ibadeti yapan kimse gibi sevap kazanır. Kim Ramazan ayında bir farzı eda ederse
Ramazan ayı dışında yetmiş farzı eda eden kimse gibi sevap kazanır.
Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın sevabı ise cennettir. Ramazan
yardım etme ve ihsanda bulunma ayıdır.
Bu ayda müminin rızkı artar. Kim bu ayda oruç tutan bir mümini iftar ettirirse bu
günahlarının bağışlanması ve cehennem ateşinden azat olmasına vesile olur
iftar verdiği kimsenin oruç ile kazandığı kadar sevap kazanır
oruç tutanın sevabında da eksilme olmaz."
Sahabiler: 'Ey Allah'ın elçisi! Hepimiz iftar verecek güce sahip değiliz ki' dediler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Allah
bu sevabı bir tek hurma veya bir bardak su veya bir içimlik süt ikramı ile de verir" buyurdu.
(Konuşmasına şöyle devam etti): "Ramazan
evveli rahmet
ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.
Kim bu ayda işçisinin / hizmetçisinin işini hafifletirse
Allah onu bağışlar ve cehennem ateşinden azat eder.
(Ey insanlar!) Ramazan ayında dört şeyi çok yapın. Bunlardan ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz. Diğer ikisine ise sizin ihtiyacınız var. Rabbinizi razı edeceğiniz şeyler; kelime-i şahadet ve tevbe-i istiğfardır. Sizin muhtaç olduğunuz iki şey ise
Allah'tan cenneti ister
cehennemden O'na sığınırsınız.
Kim oruç tutan bir mümine su ikram ederse
Allah da onu benim (Kevser) havuzumdan içirir. Bu havuzdan içen cennete girinceye kadar bir daha susamaz." [İbn Huzeyme
Beyhaki]
Ramazan Kur'an ayıdır
Ramazan Kur'an ayıdır diyoruz
çünkü Kur'an-ı Kerim bu ayda nazil olmuştur. Bakara sure'sinin 185'inci ayetinin meali şöyledir: "O Ramazan ayı ki; insanlığa rehber olan
onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran Kuran'ın indirildiği aydır..."
Kadir suresinin ilk ayetinde de bu ifade edilmiştir: "Şüphesiz Biz O'nu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi'nde indirdik."
Kadir Gecesi'nin Ramazan'da olduğu da bilinen bir gerçektir. Kur'an-ı Kerim en çok bu ayda okunmaktadır. Bundan dolayı da Kur'an ayıdır. Peygamber (sav) Efendimiz
her Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i
o seneye kadar nazil olmuş kadarını okur
Cebrail (as) da dinlerdi. Buna mu'arada denilmektedir. Vefat ettiği sene Kur'an-ı Kerim'in nüzulu tamamlanmış ve mu'arada iki defa tekrar edilmiştir.
Bu da Peygamber (sav) Efendimizin bu sene vefat edeceğinin işareti idi. Hz. Fatıma (ra) rivayet etmektedir: Peygamber (sav) gizlice bana şunu bildirdiler: "Cebrail (as) her sene Kur'an-ı benimle mu'arada ederdi (Peygamber (sav) okur Cebrail dinlerdi.) bu sene iki defa mu'arada ettiler
ecelimin yaklaştığını görüyorum."
Abdullah bin Abbas (ra) rivayet ediyor: "Peygamber (sav) hayır hususunda insanların en cömerdi idi. En çok da Ramazan ayında cömert idi. Ramazan bitinceye kadar Cebrail her gece onunla mülaki olurdu. Peygamber (sav) ona Kur'an'ı arz ederdi. (Peygamber (sav) okur Cebrail de dinlerdi.) Cebrail ile mülaki olunca esen rüzgârdan daha cömert olurdu." [Sahihi Buhari]
Bütün İslam âleminde ve bilhassa Türkiye'de Ramazan ayında camilerimizde evlerde her gün mukabele okunur. Mukabele demek; bir hafızın okuması
cemaatin de Kur'an-ı Kerim'den hafızı takip ederek dinlemesidir. Kur'an-ı Kerim'den hafızı takip etmenin şu faydaları vardır: Peygamber (sav) Efendimizin sünnetini ihya edilmiş olur. Okunan Kur'an-ı Kerim'i dinlemek sevaptır.
Ebu Hureyre rivayet ediyor. Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir grup
Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsa ve birbirlerinden ders almak üzere Allah'ın kitabını okusa
mutlaka üzerlerine sekinet iner ve Allah'ın rahmeti onları kuşatır. Melekler de kanatlarıyla onları sarar. Allah yanında bulunanlarla (Melekleri ile) onları anar." [Müslim
> > > > > > > > > > > > > Ramazan 1 > > Bu gün evde bir acaiplik var. > > Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. > > Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi. > > Kimse yemek yemiyor
su içmiyor. > > Ablam bile! > > > > Ramazan 5 > > Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. > > İzledim hepsini. > > Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. > > Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. > > Onları böyle seyretmek
öyle hoş ki. > > Başka zaman
susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. > > Ama gülmeye cesaretim yok. > > > > Ramazan 9 > > 'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum
'Büyüyünce anlarsın..' dedi. > > Zaten başka ne der ki... > > Anneme sordum
Ramazan dedi. > > Babama sordum
Oruç dedi.
> > > > Ramazan 11 > > Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi
bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş > > demek. > > Arkadaşım Fatıma'ya sordum. > > Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş. > > > > Ramazan 14 > > Kaşık çatal sesleri
konuşmalar duydum. > > Uyandım. > > Babama haber vermeye koştum
yatağında yok! > > Çaresiz
huysuz ablamın odasına koştum. > > O da yok! > > Korkmadım
Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim. > > Aldım elime paspasın sapını
aniden açtım mutfak kapısını. > > Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. > > Bizimkiler yemek yiyorlar! > > Vay uyanıklar. > > Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar. > > Birde üstüme gülüyorlar... > > Korkaklar. > > > > Ramazan 17 > > Önceleri
Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. > > Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. > > Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. > > O zaman devam. > > Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca. > > > > Ramazan 19 > > Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. > > Oturup birlikte Kur'an okuyorlar. > > Her zaman ki gibi mobilyadan
gelinden
kaynanadan
konuşmuyorlar. > > Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. > > Sevim teyze de başını örtmüş. > > Çok da yakışmış > > > > Ramazan 22 > > Her şey aynen devam ediyor. > > Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor. > > Hepsi akşam ezan okuyor. > > İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. > > Ne hoş. > > > > Ramazan 24 > > Oruç'u merak ediyorum. > > Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı. > > Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu? > > Yok böyle olursa Oruç kaçar mı? > > Demek ki Oruç
çok duygulu birisi. > > İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor. > > Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor. > > Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. > > Onlarla tanışmaya can atıyorum. > > > > Ramazan 25 > > Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor. > > Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim. > > Bu Kadir de kim? > > Bin aydan hayırlı gecesi varmış. > > O gece uyumamak
namaz kılmak
Kur'an okumak önemliymiş. > > > > Ramazan 26 > > İftarı çok sevdim. > > Akşam yemek yemeye İftar diyorlar. > > Gece yemek yemenin adı da Sahur. > > İftar sonrası eğlenceler oluyor. > > Babam camilere götürüyor bizi. > > Herkes sokaklarda
camide
neşe içinde. > > > > Ramazan 28 > > Merak içinde beklerken uyuyakaldım. > > Kadir
gecesiyle beraber gelmiş gitmiş. > > Ben göremedim. > > Anlayamıyorum. > > Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum. > > Ablama soru sormaya kalksam
bana doya doya gülüyor. > > Sonra da arkadaşlarına anlatıyor
birlikte gülüyorlar. > > Sinir oluyorum. > > Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. > > 'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum. > > 'Bayram gelsin
o da gelecek' diyor. > > Oruç
Ramazan
gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!.. > > Soramıyorum 'Bayram kim?' diye. > > Neden o gelmeden abim gelemiyor? > > Belki de abimin arkadaşıdır. > > Çok özledim abimi. > > Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım. > > > > Ramazan 29 / Arefe > > Sonunda bir hanım ismi duydum. > > Arife diyemiyorlar mı ne? > > Arefe diyorlar. > > Niye Arefe? > > 'Arife' olması gerekmiyor mu? > > Yengemin adı gibi yani... > > 'Arefe geliyor
daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem. > > Demek ki Arife teyze çok titiz. > > İyice telaşlandılar. > > Bir Bayram diyorlar
bir Arefe
harıl harıl çalışıyorlar. > > Temizlik yapılıyor. > > Yemekler hazırlanıyor. > > Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim
'Arefe'den sonra' dedi. > > Demek ki Bayram ile Arefe evli değil. > > Akraba da değil. > > Kafam karma karışık. > > Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa. > > > > Ve Bayram geldi > > > > Sabah kalktığımda
herkesi kahvaltıda yakaladım!. > > Oruç öldü heralde diye düşündüm. > > Gece Abim gece gelmiş. > > Sevinçten haykırdım. > > Çok özlemişiz birbirimizi. > > Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime. > > Yüzüme bakarken
bana tebessüm ettiğini gördüm. > > Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım. > > Abimin tebessüm ettiği yerde
Ablam kahkaha atar. > > Abime küser gibi yaptım
hemen gönlümü aldı. > > Bana her şeyi baştan anlattı
bu sefer de ben gülmeye başladım. > > > > *** > > > > Abimden söz aldım. > > Kimseye anlatmayacak
konuştuklarımızı yazmak için izin istedi. > > Ben de verdim.. > > Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı. > > Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu. > > Sendromu anlamadım. > > Ama olsun
Abime güveniyorum. > > Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım. > > Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor. > > Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor. > > Abim bu konu beni aşar diyor. > > > > Bayramı çok sevdim. > > Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye
Ramazanın gidişine çok > > üzüldüm. > > > > Bizim için her gün Ramazan olsa!.. > > Ne iyi olur..
Her biri bir kitap kadar bilgi verip bir mürşit kadar yol gösteren
vaktiyle tespit ettiğim Ramazan nüktelerinden bir demeti takdim ediyorum takdirlerinize. Zannederim siz de benim gibi tebessümle okuyacak
takdirle tefekkür edeceksiniz.
Ramazan'da diliyle hep cömertlikten söz edip eliyle hiç cömertlik yapmayan cimri bir adam meşhur veli İbrahim Etem'e rica eder:
- Herkese nasihat ediyorsun
bana da nasihat et
der..Büyük veli bu cimri adama tek cümlelik nasihatini şöyle yapar:
- Sen der
açığı kapa
kapalıyı aç sana yeter! Bir şey anlamayan adam
- 'Açık nedir ki onu kapayayım
kapalı nedir ki onu da açayım?' diye sorunca tek cümlelik şu cevabı alır:
- Açık olan hep cömertlikten söz eden ağzındır
onu kapa. Kapalı olan da yoksula hiç açmadığın kesendir. Onu aç. Bu sana yeter!
Düşünmeye başlayan hakperest adam tebessüm ederek cevap verir:
- Vallahi gerçeğin ta kendisidir bu söz. Bu güzel ikazdan sonra ben de hep cömertlikten söz eden çenemi kapıyor
hiç açmadığım kesemin de ağzını yoksula açıyorum! Sağ ol Allah'ın büyük velisi..
- Ne dersiniz
bu hatırlatmanın bize de şümulü olabilir mi? Biz de Ramazan boyunca hep cömertlikten
yardımdan söz ediyor
ama elimiz cüzdanımıza bir türlü varmıyor
bir yoksulun yüzünü güldüren yardımda bulunamıyor muyuz? Bizim de açığı kapayıp kapalıyı açmaya ihtiyacımız var mı? Bir düşünsek mi?..
Hep iktisatla yaşayan İbrahim Ethem'e; "Fiyatlar yükseldi
piyasa pahalandı." diye şikâyette bulunurlar. "Öyle ise yine ben kazandım." diye cevap verir.
"Sen nasıl kazanıyorsun
piyasa pahalanınca?" diye sorunca da şöyle açıklar kazancını:
- "Pahalanan malı bir müddet almaz
beklerim. Böylece ucuzken verdiğim para da bana kalır. Bu sebeple her pahalılıkta ben kazanır
artırdığım parayla yoksula yardımda bulunurum."
- Var mısınız İbrahim Ethem gibi her pahalılıkta kazanmaya? Bence yabana atılacak fikir değil
bir deneyin
siz de kazandığınızı göreceksiniz.
Rüyasında Hz. Cebrail'i
elinde Hak dostlarının isimlerinin yazılığı olduğu defterle gören İbrahim sorar:
- Bak bakalım benim ismim de yazılı mı Hak dostlarının içinde?
Hz. Cebrail
'Hayır der
senin ismin Hak dostlarının içinde değil
Hak dostlarını sevenlerin içinde yazılı!..' İbrahim bu defa teklifini şöyle yapar:
- "Madem Hak dostlarının içinde değil de
Hak dostlarını sevenlerin içinde yazılı benim adım. Öyle ise Peygamberimiz
"Kişi sevdiğiyle beraberdir." buyurdu. Çabuk benim adımı da sevdiğim Hak dostlarının yanına yaz. Peygamberimiz'in emrini yerine getirmiş ol.' Cebrail aynen uygular. İbrahim'in ismi de sevenler listesinden alınır
sevdiklerinin yanına çıkarılıp yazılır. Böylece sevdiği Hak dostlarıyla birlikte olur.
- Öyle ise biz de kendimizi bir kontrol edelim mi?. Hak dostlarını seviyor muyuz?
Seviyorsak kişi sevdiğiyle beraber olacaktır
diyerek sevinebiliriz.
İbrahim yemesiyle
giymesiyle çok mütevazı bir hayat yaşardı.
- 'Nasıl sabrediyorsun bu mütevazı hayata?' diye soranlara şu açıklamayı yapardı:
- Her şey küçük başlar
zamanla büyür. Fakat sıkıntılar tam aksine büyük başlar zamanla küçülür. Onun için ben baştan mütevazı hayatın sıkıntılarını göze alarak başladım
bu zorluğun zamanla alışarak normal hayat haline geldiğini anladım. İsterseniz siz de mütevazı hayatı deneyin. Önce zorlanacaksınız
sonra ise alışarak mütevazı hayattan hep mutluluk duyacaksınız. Çünkü enbiya'nın
Orucun bu kadar ince mânâ sırrı...Bütün karanlıkları en ücra zaman dilimlerinde bile yakalayıp aydınlatan yüce Kur'an
Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) en büyük mucizesi olarak
Ramazan ayında yeryüzünü aydınlatmaya başladı.
Yüce Resul
peygamberliğinin ilk yıllarında olmasına rağmen
kâinatın bu en büyük hâdisesini hisseder ve onu
farz olmadığı halde
haftada iki gün oruç tutmakla tes'id ederdi. Efendimiz (s.a.v.) pazartesi günlerini Kur'an'ın inzalinin başladığı gün olarak
persembeyi'de Kur'an'ın bütün insanlara tebliğ ve ilânına
yani açıklanmasına izin verildiği gün olarak her an gönlünde yaşatır ve o günleri oruçlu geçirirdi.
Çünkü oruç
nefsin Allah adına dünyayı ve zevkleri terk etme sanatıydı. Gönüllere mânâ âleminden açılan ziyafet sofrasının zevki de
ancak nefislerin teslim olup secde ettiği oruçlu anlarda yaşanabilirdi.
Mekke'de on iki yıl akıl almaz kahırların
sıkıntılı günlerin elemlerini
Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) orucun bu sonsuz sırrı içinde yok ederdi. O yıllarda yine pazartesi ve perşembe günleri olmak üzere
sadece çok yakınlarına oruç tutmalarını söylemişti. Ve nihayet Medine'nin huzur dolu günleri başladı. Ne çare ki şerler
âlemlerin Efendisine (s.a.v.) orada da rahat vermiyor ve gönüllerde açan iman çiçeklerine gölgeler düşürmek istiyordu. Efendimiz'in (s.a.v.) çok ince ve hikmetli dualarına nihayet İlâhi cevap geldi:
"Oruç tutunuz!"
Ve oruç âyetleri nazil olmaya başladı. Allah
oruçla beraber İslâm dünyasına ve dolayısıyla insana verilen sonsuz mucize hikmetlerini göstermek için
ilk Ramazan ayında Bedr mucizesini lütfetti. Bütün müşrikler
ilk oruçlarının henüz ilk yarısını tamamlamak üzere olan müminlere saldırdılar. Fakat orucun sırrı ile yıkanmış
gönülleri mânâ nuru île dolu bir avuç islâm mücahidinin dizleri dibinde topyekûn eriyiverdiler.
Yüce Rabbimiz
İslâm'ın bir bakıma kurtuluş ve kuruluşunu temsil eden Bedr'in zafer meşalesini yakmasıyla:
"Gönüllerin önündeki nefs perdesini orucun teslimiyet ateşiyle yakın kî
Alemlerin en yüce varlığı Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) Ramazan ayının hazzını öyle derinlerde yaşardı ki
koca mübarek ayın bir saniyesini dahi telef etmez
boşa geçirmezdi.
Orucun bu kadar ince mânâ sırrı acaba nereden geliyordu?
"Ben arza
semâlara ve arşa sığmam
ancak tertemiz olmuş bir müminin gönlüne sığarım" hikmetini seyretmenin "arınmışlık"şartıyla olan paralelliğini bildirmektedir. Bu arınma ise
gönül penceresi önündeki iki kalın perdenin kaldırılmasına bağlıdır. Bunlardan biri yeme-içme
diğeri ise cinsî duygulardır. Mühim olan bu duygulardan temelli kopmak değil
o duyguları belli bir süre için Allah adına durdurabilmektir. Ömür boyu çabalayıp bir türlü açamadığımız "nefsin kasası"nın gizli şifrelerini elde etmenin en emin yolu da budur.
Nefsin bizi mânâ âleminden mahrum etmek için kurduğu her türlü tuzağı bozmak
orucun en önemli hedefidir. Zaten oruç tutanın davranışlarına ait şeriatın getirdiği hükümler
bu söylediklerimizi açıkça ortaya koyar.
Orucun "mânâ"dan kaynaklanan bir sır olduğu
orucu ilk tutanlarca bile kolaylıkla fark edilir.
Oruçlu bir insan az besin ve enerji aldığı için
duygu melekeleri zayıflaması gerekirken aksine güçlenir. Daha iyi koku almaya başlar. Kulakları ve gözleri
tok halinden daha hassas ve aydınlıktır. Çünkü insan
beynin hücrelerinden emir almaz
ruhun güçlü himayesine girer.
Zaman içerisinde oruçtan gelen bu yücelmenin ve mânâdan gelen sezgilerin sırrı daha da derinleşir. Bir mümin
kendisini Allah'a götüren yolda kalbine ve ruhuna diken gibi batan dünya ihtiraslarının çirkinliğinden sıyrılır. Daha önceleri her attığı adımda ızdırap çekerken
oruca devam ettikçe koşar adımlarla mânâya yaklaştığını fark eder.
Bir süre sonra da gündüz Allah için yememenin
akşam da Allah için yaşamanın ayrı bir haz olduğunu sezer. Zaten kulluğun sırrı da yemek
içmek
hevesler peşinde koşmakta değil
yaptığı herseyi Allah için yapmaktadır.
Yine Ramazan'ın sırrı içinde sırf hayır yapmak ve kimsesizlere el uzatmak için para kazanırsa
Allah'ı (c.c.) ne kadar hoşnut edeceğini sezer.
Bu noktadan baktığımızda
İslâmiyetin hiçbir dinde olmayan muhteşem bir sırrı ortaya çıkar: Hayat
Allah'ın emrettiği bir vazife olarak sürdürülmelidir. Bunun en iyi sezilebileceği ibadet ise oruçtur.
Bu güzel ibadet
bizim dört temel unsurumuza birden ayrı ayrı hayat veren bir sırra sahiptir.
l- Orucun ruha verdiği hayat hazzı:
Ruhumuz
ruhlar âleminden gelip bedene haps olunca
dünya sıkıntıları içinde kıvranan nefsin ızdırabını çeker. Çok iyi tanıdığı gerçek güzellikler dururken
kırılmaya mahkûm bir oyuncaktan farksız olan dünyanın peşinde koşturmak ona çok ağır gelir. Oruçla terk edilen yemek-içmek lezzeti
birden insanı meleklerle aynı özelliğe kavuşturur ve ruh bir anda yücelerek âdeta sıla hasretinden kurtulur. Kendi yurdunda yaşıyormuşçasına mutlu olur.
2- Orucun kalbe verdiği haz:
İlâhî sevda ile soluma arzusuyla yanıp tutuşan kalp
nefsin kirli perdesi altında kıvranmaktan bir türlü "hay" sırrına kavuşamamaktadır. Bu yüzden de neticede bütün ışıkları söner ve karanlık bir kuyuda kaybolur gider. Oruç başladığı zaman kalp
özünden aralanan nefis perdesinin ardından İlâhî güzellikleri seyretmeye başlar ve yavaş yavaş canlanarak hazların en güzeline erişir.
3- Orucun nefse verdiği nimetler:
Bütün ihtiras ve şaşkınlığına rağmen bu huyundan en şikâyetçi olan yine bizzat nefsin kendisidir. Ne kadar çılgınlık yaparsa yapsın
mutlu olamaz. Çünkü mutlu olmak için kullandığı ihtiras
aslında mutsuzluğun temel sebebidir. İşte nefs
Ramazan'da hırslarına vurulan oruç gemiyle bu gerçeği anlar ve mutsuzluğun kendinden doğduğunu bilerek
yavaş yavaş gerçek mutluluğa doğru koşar.
4- Orucun bedene verdiği nimetler:
Oruç bedenin zindeliği ve sağlığı için tam bir altın reçetedir. Ana başlıklar halinde özetlersek:
a- Kalbin önündeki sıvı barajını azalttığı için
su içmemekle kalbe mutlak bir istirahat sağlamış olur.
b- Oruç
özellikle küçük tansiyonu mutlaka düşürdüğü için
dolaşım sisteminin en iyi sakinleştiricisidir.
c- Kan içindeki besin artıklarını özellikle orucun son saatlerinde tamamen yok eder ki
bunların başında yağ artıkları (Lipit kolesterol) gelir.
d- Oruç
ömür boyu kesiksiz çalışan sindirim sistemi hücrelerinin revizyonu için bulunmaz bir fırsat sağlar. Böylece Ramazan'da mide ve bağırsaktaki bir çok aksaklıklar giderilmiş olur.
e- Sindirim salgı bezleri
bir aylık nefis bir tatilden sonra daha randımanlı çalışmaya başlar.
f- Cinsî fonksiyonlara karşı konan sınırlama sebebiyle
hipofiz salgı bezi istirahate sevk edilerek ahenkli bir hormonal denge elde edilir.
g- Oruç
hücre arası suda nisbî bir azalma sağladığı için
hücrelerin biyosentez olayını kolaylaştırır.
h- Orucun hücre uyarıcı tesiri
inanan inanmayan bütün batılı ilim çevrelerince de kabul edilmektedir. Hatta kronik kanser vakalarında vücutta biriken zehirleri atmak için aralıklı oruç uygulamaları yapılmaktadır.
ı- Orucun en büyük hizmeti ise bizzat karaciğer hücresinedir. Hatta Ramazan yaklaştıkça karaciğer hücreleri manâ telefonuyla "Ramazan ne zaman?" diye haberleşip dururlar. Ömür boyu kesintisiz çalışan ve birbirinden farklı pek çok biyolojik görevleri bulunan bu hücreler
ancak Ramazan'da bir soluk alma şansına sahiptir. Çağımızın insanı artık karaciğerin önemini anlamış ve elinde karaciğer tahlil kâğıtlarıyla dolaşıp durur olmuştur. Buna karşılık karaciğer hücrelerinin "gayesiz dolaşıp durma
oruç tut" dediğini işitmezlikten gelir
Cenab-ı Hak
nimetlerin en güzelini
ibadet formülü içinde Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (s.a.v.) ümmetine lütfetmiştir. İnşaallah en kısa zamanda bu ülkede orucun nimetinden faydalanmayan kimse kalmayacak ve Rabbimiz
ilk oruçlulara ihsan ettiği Bedr zaferinin bir numunesini
İnşaallah bu kullarına da nasip edecektir. Hepinizin Ramazan'ınızı
Efendimizin (s.a.v.} ümmetliğine lâyık bir biçimde geçmesi dileğiyle tebrik ediyorum.