Oruç

🕒 Konu sahibi 8 saat önce aktifti
2) ORUÇ
Her yıl kameri aylardan Ramazan ayı boyunca ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.​
Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı direnme gücünü artırır.​
Allah Teala şöyle buyuruyor.​
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız." (Bakara Suresi, ayet; 183)​
Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.​
Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de kanıtlanmıştır. .​
Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyurmuştur. "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz."​
 
Orucun Farz Olmasının Şartları

Orucun Farz Olması İle İlgili Şartlar

- Oruç Müslüman olmayana farz değildir. Çünkü o, ilk önce iman etmekle mükelleftir. Bu yüzden Müslüman olmayanın orucu da geçerli değildir.

- Akıl hastalarına oruç farz değildir. Ramazanın bir kısmında deliren sonra aklı başına gelen kimselere akıllandıkları andan itibaren oruç farzdır. Geçen günleride kaza etmeleri gerekir(Şafiilere göre geçen günleri kaza etmeleri gerekmez). Fakat bir kimsenin delirmesi ramazanın başından sonuna kadar devam etse, sonradan iyileşmekle kendisine kaza gerekmez.(el-Fıkhu'l-İslami,2/649)

- Erginlik çağına girmeyen çocuklara oruç farz değildir. Ancak mümeyyiz bir çocuğun tutacağı oruçlar nafile olarak geçerlidir.

 
İftarda Şişkinliğin Sebebi



İftarda Şişkinlik Nedenleri

Ramazan ayında oruç tutarken midede ağrı, yanma ve kabızlık en sık görülen şikayetlerdir. Sahura kalkmadan oruç tutmak, iftarda hızlı ve çok yemek, bayram ikramlarının cazibesine kapılmak bu dönemde mide rahatsızlıklarını tetiklemektedir.

İftar vaktinde şişkinliğinizi en aza indirgemek için Orucunuzu açtığınızda yemeğe bir bardak su ve bir kase çorba ile başlamak en iyi yöntemdir. Sulu yumuşak gıdalar oruç sonrası sıvı ihtiyacını karşılar ve mideyi rahatlatır. Çorbadan sonra yemeğe birkaç dakika ara vermek açlık ve yorgunluk duygusunu azaltır. O zaman da her şeyden hızlıca ve bol miktarda yeme isteğini baskılamak kolay olacaktır.

Çorba sonrasında etli veya zeytinyağlı bir sebze yemeği ya da haşlama, buğulama veya ızgara et (kırmızı et, beyaz et veya balık) yanında haşlama sebzeler yenilebilir.Ekmek çok fazla miktarda olmadıkça hem doyurucu hem de hazmı kolaylaştırıcıdır. Makarna, pilav ve hamur işlerini az miktarda tüketin ve her iftarda masada bulundurmayın. Kompostolar, mevsim salataları, yoğurt, ayran ve cacık iftar sofralarının çok sağlıklı tamamlayıcılarıdır. Yemeklerin yavaş yenmesi ve iyi çiğnenmesi hem doymanızı kolaylaştırır, hem de sonrasında midede dolgunluk, ağrı, şişkinlik sorunlarını önler.
 
Orucun Zâhirî Farzları, Sünnetleri

Orucun Zâhirî Farzları, Sünnetleri ve Orucun İfsadı Halinde Lâzım Gelen Hükümler

Zâhirî farzlar altı tanedir:


1. Ramazan ayının başlangıcını gözlemek Bu vazife, hilâlin görünmesiyle olur. Eğer hava bulutluysa şaban ayı otuz güne tamamlanır. Hilâlin görünmesinden gayemiz; bilinmesidir. Bu ise, âdil bir kişinin sözüyle de sâbit olur. Şevval ayının hilâli ise, ibadette ihtiyat sebebiyle ancak iki âdil şahsın şehâdetiyle sâbit olur. Bir âdil şahsın ağzından Ramazan hilâlinin göründüğünü duyan, eğer onun sözüne güvenip, yüzde ellibir oranında doğru söylediğine de kanaat getirirse, kadı o adil insanın sözüyle hükmetmezse dahi, böyle bir müslümana oruç tutmak lâzım gelir. Bu bakımdan her kul, ibadetinde zannına tâbi olmalıdır. Ne zaman ki bir memlekette hilâl görünür de başka memlekette görünmezse ve bu iki memleket arasındaki mesafe iki konaktan daha azsa, bu iki yerde yaşayan bütün müslümanlara oruç farz olur. Eğer iki memleketin arasındaki mesafe iki konaktan fazlaysa her memleketin hükmü, kendisine ait olur. Birisinde vâcib olan oruç, eğer hilâl görünmezse, öbüründe vâcib olmaz.

2. Niyet Her gece için, geceleyin günü belirten bir niyet lâzımdır. Eğer bir defada (otuz defa olsa dahi) Ramazan orucunu tutacağına niyet ederse, kâfi gelmez. İşte ‘Her gecede niyet etmek’ sözümüzle bunu kastediyoruz. Eğer gündüz, Ramazan orucuna ve diğer farz oruçlara niyet ederse yeterli olmaz. Ancak nafile oruçlarda böyle bir niyet geçerlidir. İşte ‘geceleyin niyet etmeli’ sözüyle bunu kasdettik. Eğer sadece oruca veya farz oruca niyet ederse kâfi değildir; tâ ki Ramazan ayının farzına niyet etmedikçe… Eğer şek gecesi (Şaban ayının otuzuncu gecesi), yarınki gün Ramazan’dansa ‘Ramazan orucuna niyet ediyorum’ diye mütereddit bir şekilde niyet ederse, kâfi değildir. Çünkü böyle bir niyet kesin olmaz. Meğer ki niyeti âdil bir şahidin şahidliğine dayanmış olsun. O zaman niyet kesinlik kazanmış olur. Âdil şahidin yanlış olma ihtimali veya yalan söyleme ihtimali bu niyetteki kesinliği iptal etmez. Ramazan’ın son gecesindeki şüphe gibi, eski bir duruma dayananan niyet, kesinlik vasfını kaybetmez. Zindanda hapis bulunan kişinin niyeti gibi, ictihada dayanan bir niyetteki tereddüt yine onu niyetlikten çıkarmaz. Meselâ bu durumdaki bir insan, galip bir zanla Ramazan’ın geldiğine ictihad ederse, bunun şüphesi, niyetini kesinlikten çıkarmaz. Şek gecesinin olup olmamasında şüphesi olan bir insanın diliyle kesin bir niyet etmesi fayda vermez. Çünkü niyetin yeri kalptir. Kalpte şüphe bulundukça niyetin kesin olduğu tasavvur olunamaz. Meselâ Ramazan ayının ortasında ‘Eğer yarın, Ramazan ayındansa, oruç tutacağım’ dese, onun bu şekilde tereddüde düşmesi, zarar vermez. Çünkü bu tereddüd sadece dil iledir. Niyetin merkezinde ise, tereddüd düşünülemez. Kalp kesinlikle yarının Ramazan ayından olduğuna inanmalıdır. Geceleyin niyet edip niyetten sonra birşeyler yiyenin o niyeti fâsit olmaz ve yeniden niyet etmeye de mecbur değildir. Hâyızda olan kadın hayızlı iken niyet ettikten sonra daha fecir doğmazdan evvel temizlenirse, o niyetle orucu sahih olur.

3. Oruçlu olduğunu hatırlamakla beraber kasden birşeyi vücuduna almaktan korunmak. Bu bakımdan yemekle, içmekle, buruna birşey akıtmakla, ön veya arkasından içeriye birşey akıtmakla orucu fâsid olur. Damarlardan kan almak ve hacâmat yapmak, sürme çekmek, kulağa veya idrar yoluna mil sokmakla oruç bozulmaz. Ancak en son şekilde mesâneye varacak kadar sıvı birşey akıtılacak olursa, o zaman oruç bozulur. Kasıtsız olarak yolun tozu veya ağız ve burundan mideye kadar giden sinek veya ağza mazmaza suyu alırken mideye giden su orucu bozmaz. Ancak ağzını çalkalarken mübalâğalı bir şekilde yapar ve boğazına su kaçarsa, kusur ettiği için orucu bozulur. İşte biz ‘kasten yaparsa’ sözümüzle bunu kasdetmekteyiz. Orucu zikretmekteki gayemiz; unutarak yemek yiyenin orucunun bozulmadığını ispat etmek içindir,

4. Cinsî münasebetten sakınmak Cinsî birleşmenin sınırı, sünnet yerini veya o kadarını kullanmaktır. Eğer unutarak cima’da bulunursa, orucu bozulmaz. Eğer geceleyin cima eder veya ihtilâm olursa, cünüp olarak sabahlarsa, orucu bozulmaz. Eğer fecr çıktığında cima halindeyse, fecrin çıkışını hisseder etmez derhal kılıcı kınından çekerse, o günkü orucu sahihtir. Eğer fecrin doğuşunu hissettiği halde kılıcı kınından çekmezse, orucu bozulduğu gibi, kendisine kefâret de lâzım gelir.

5. İstimnâdan sakınmak İstimnâ ister cima yapmak suretiyle isterse herhangi bir şekilde kasten menisini çıkarmak ve akıtmak demektir. Böyle bir hareket orucu bozar. Menisi akmadıkça hanımıyla bir arada yatması veya hanımını öpmesi orucu bozmaz. Fakat buna rağmen genç ise, kerahet vardır. Ancak ihtiyar ve nefsine hâkim bir kimse ise, kerahet kalkar. O zaman öpmekte beis yoktur. Fakat terkedilmesi daha evlâdır. Kişi öpmekle menisinin akmasından korkmasına rağmen, öpüp menisi akarsa, kusur yaptığı için orucu bozulur. (Fakat kefâret lâzım gelmez)

6. Kusmaktan sakınmak Kasten kusmak, orucu bozar. Eğer gayr-ı ihtiyari olarak kusarsa, orucu bozulmaz. Zaruret olduğu için boğazındaki balgamı yutmakla orucu bozulmaz. Çünkü böyle bir durumdan sakınmak zor olduğundan ve bu belânın umumîliği dikkate alındığından ruhsat verilmiştir. Ancak balgam çıkıp ağzına vardıktan sonra tekrar yutarsa, o zaman, orucu bozulur.

Oruç Bozmanın Cezası Dörttür

1. Kaza etmek
2. Kefâret
3. Fidye
4. Oruçlulara benzemek için o gün akşama kadar orucu bozan şeylerden sakınmak

1. Kaza İster özürlü, ister özürsüz orucu terkeden her mükellef müslümana kaza etmek farzdır. Bu bakımdan hâyızlı bir kadın temizlendiği zaman orucunu kaza etmelidir. Dininden dönen de böyledir. Fakat kâfir, çocuk ve mecnûn ise, onların kazası yoktur. Ramazan orucunun kazasında günlerin takibi şart değildir. Nasıl isterse öyle yapar, ister arka arkaya, isterse aralıklı olarak kaza etmesi caizdir.

2. Kefaret Kefaret ancak cima ile vâcib olur. (Bu hüküm, Şafii mezhebine göredir). İstimnâ, yemek, içmek ve cima’dan başka orucu bozan herhangi bir şeyle kefaret vâcib olmaz. Kefaret bir köleyi âzâd etmektir. Eğer köle âzâd etmeye gücü yetmiyorsa, iki ay üst üste ara vermeksizin oruç tutmaktır. Eğer buna da gücü yetmezse, altmış miskine birer müd (belli bir ölçek) yemek vermektir.

3. Akşama Kadar Orucu Bozan Şeylerden Sakınma Bu şekilde sakınmak, orucunu yemek suretiyle Allah’a isyan eden veya orucunu bozan hareketlerde kusurlu olan bir kimseye farzdır. Fakat hâyızlı kadın, günün ortasında temizlendiği takdirde, akşama kadar orucu bozan şeylerden sakınması farz değildir. Misafir, iki konaklık seferden oruçsuz olarak evine dönünce, akşama kadar sakınmak ona da farz değildir. Şek gününde âdil bir kimsenin şâhidliğiyle hilâlin görünmesi sabit olduğu zaman, o gün akşama kadar orucu bozan şeylerden sakınmak farzdır. Sefer halinde eğer gücü yetiyorsa oruç tutmak, yemekten daha efdâldir. Eğer gücü yetmiyorsa, yemek daha efdâldir. Sefere çıkacağı gün oruçlu ise, o gün orucunu bozmaz. Seferden döndüğü gün de oruçlu ise yine bozmaz.

4. Fidye Hâmile ve emzikli kadınlara, çocuklarının sağlığından korkarak oruçlarını yedikleri takdirde fidye vermek farzdır. Her gün için bir müd buğday bir fakire verilmeli ve sonra da günü gününe kaza etmelidir. Çok yaşlı olan bir kimse oruç tutmaya güç yetiremediği takdirde, her gün için bir müd fidye vermelidir.

Orucun sünnetleri ise altı tanedir

1. Sahuru geç yemek.

2. İftarı hurma veya su ile namazdan önce ve acele ile yapmak.

3. Zevalden sonra misvâk kullanmamak.

4. Ramazan ayında Zekât bölümünde geçtiği gibi cömert olmak.

5. Kur’an’ı çok okumak.

6. İtikâfa girmek; her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmek daha da faziletlidir. Çünkü
Hz..Peygamber’in âdeti şöyleydi: Ramazan’ın son on günü geldiğinde Hz. Peygamber, yatağını katlar, elbisesini giyer, daha fazla ibadet etmeye hazırlanırdı. Ailesine de aynı şeyi emrederdi.15 Yani aile efradıyla yorucu bir şekilde ibadete dalardı. Çünkü bu son on günde kadir gecesi vardır. Çoğu zaman bu gece, Ramazanın son on gününün tek gecelerine rastlamaktadır. Tek günlerin de 21, 23, 25 ve 27 olması daha fazla ihtimal dahilindedir. Bu on günlük itikâfı peşi peşine yapmak, sadece tek gecelerde yapmaktan daha evlâdır. Eğer kişi arka arkaya itikâfa girmeyi adar veya niyet ederse, zarûret olmaksızın dışarı çıkmakla itikâf sırası bozulur. (Yani yeniden başlaması gerekir). Meselâ herhangi bir hastayı ziyaret etmek veya şâhidlik yapmak, yahut da cenaze namazına iştirak veya herhangi bir ziyarette bulunmak veyahut abdestini yenilemek için dışarı çıkarsa, itikâf sırası bozulmuş olur. Eğer def-i hâcet için çıkarsa, bu sıra bozulmaz. İtikâfta olan kişi gidip evinde abdest alabilir. Fakat abdest almak niyetiyle giderken başka birşeyle meşgul olmaması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) itikâfta iken ancak zarûrî ihtiyaçları için dışarı çıkardı. Hastanın halini yürürken sorardı.16 İtikafta iken cimada bulunmak, itikâfın birbiri ardına yapılmasını bozar. Fakat hanımını öpmek bozmaz.İtikâfta bulunan kişi camide koku sürünebilir. Nikâh akdi yapabilir. Yemek, uyumak ve leğende el yıkamakta da herhangi bir beis yoktur. Çünkü bütün bunlar insan itikâfını sürdürürken muhtaç olduğu hâdiselerdir. Kişinin itikâfta iken bedenin bir kısmını cami dışına çıkarması, itikâfın devamlılığına tesir etmez. Hz. Peygamber (s.a) başını uzatır, hücresinde bulunan Hz. Âişe, onun saçlarını yıkar ve tarardı.17 İtikâfta olan kişi, ihtiyacı için dışarı çıkarsa, ne zaman dönerse yeniden itikâfa niyet etmesi daha uygundur. Meğer ki ilk itikâfa girdiği zaman, meselâ on günlük itikâfa niyet etmiş olsun. Fakat yine de niyetin yenilenmesi daha efdâldir. 15) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den) 16) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den birinci kısmını); Ebu Dâvud, (İkincikısımını) 17) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den)

1. Sahuru geç yemek. 2. İftarı hurma veya su ile namazdan önce ve acele ile yapmak. 3. Zevalden sonra misvâk kullanmamak. 4. Ramazan ayında Zekât bölümünde geçtiği gibi cömert olmak. 5. Kur’an’ı çok okumak. 6. İtikâfa girmek; her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmek daha da faziletlidir. Çünkü Hz..Peygamber’in âdeti şöyleydi: Ramazan’ın son on günü geldiğinde Hz. Peygamber, yatağını katlar, elbisesini giyer, daha fazla ibadet etmeye hazırlanırdı. Ailesine de aynı şeyi emrederdi.15 Yani aile efradıyla yorucu bir şekilde ibadete dalardı. Çünkü bu son on günde kadir gecesi vardır. Çoğu zaman bu gece, Ramazanın son on gününün tek gecelerine rastlamaktadır. Tek günlerin de 21, 23, 25 ve 27 olması daha fazla ihtimal dahilindedir. Bu on günlük itikâfı peşi peşine yapmak, sadece tek gecelerde yapmaktan daha evlâdır. Eğer kişi arka arkaya itikâfa girmeyi adar veya niyet ederse, zarûret olmaksızın dışarı çıkmakla itikâf sırası bozulur. (Yani yeniden başlaması gerekir). Meselâ herhangi bir hastayı ziyaret etmek veya şâhidlik yapmak, yahut da cenaze namazına iştirak veya herhangi bir ziyarette bulunmak veyahut abdestini yenilemek için dışarı çıkarsa, itikâf sırası bozulmuş olur. Eğer def-i hâcet için çıkarsa, bu sıra bozulmaz. İtikâfta olan kişi gidip evinde abdest alabilir. Fakat abdest almak niyetiyle giderken başka birşeyle meşgul olmaması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) itikâfta iken ancak zarûrî ihtiyaçları için dışarı çıkardı. Hastanın halini yürürken sorardı.16 İtikafta iken cimada bulunmak, itikâfın birbiri ardına yapılmasını bozar. Fakat hanımını öpmek bozmaz.İtikâfta bulunan kişi camide koku sürünebilir. Nikâh akdi yapabilir. Yemek, uyumak ve leğende el yıkamakta da herhangi bir beis yoktur. Çünkü bütün bunlar insan itikâfını sürdürürken muhtaç olduğu hâdiselerdir. Kişinin itikâfta iken bedenin bir kısmını cami dışına çıkarması, itikâfın devamlılığına tesir etmez. Hz. Peygamber (s.a) başını uzatır, hücresinde bulunan Hz. Âişe, onun saçlarını yıkar ve tarardı.17 İtikâfta olan kişi, ihtiyacı için dışarı çıkarsa, ne zaman dönerse yeniden itikâfa niyet etmesi daha uygundur. Meğer ki ilk itikâfa girdiği zaman, meselâ on günlük itikâfa niyet etmiş olsun. Fakat yine de niyetin yenilenmesi daha efdâldir. 15) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den) 16) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den birinci kısmını); Ebu Dâvud, (İkincikısımını) 17) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den) Nafile Oruçlar ve Tertibi Bilmiş ol ki, faziletli günlerde orucun müstehab olması daha kuvvetleşir. Faziletli günlerin bazıları sene, bazıları ay, bazıları da hafta içinde bulunmaktadır. Sene İçindeki Makbul Oruçlar Senedeki faziletli günler. Ramazan aynıdan sonra, Arefe günü, Aşûre günü, Zilhicce ve Muharrem aylarının ilk on günleridir. Haram aylarının tamamı, oruç tutma günleridir. Bunlar faziletli günlerdir. Hz. Peygamber (s.a) sanki Ramazan ayındaymış gibi Şaban ayında oruç tutardı.26 Bir rivayette şöyle gelmiştir: Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur’.27 Muharrem ayı, hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir seneyi hayırlı bir temele dayamak daha sevimli olur ve bereketinin devamı daha fazla ümit edilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Haram aylardan herhangi birisinin bir gününü oruçlu geçirmek, başka bir ayın otuz gününü oruçla geçirmekten daha efdâl ve üstündür. Ramazan ayının bir gününün orucu, haram ayların otuz gününün orucundan daha efdâldir.28 Her haram ayının üç gününü oruç tutup, perşembe, cuma ve cumartesine tesadüf ettiren dokuzyüz senelik ibadet sevabını alır.29 Şaban ayının ikinci yarısından sonra, Ramazana kadar oruç tutmak yoktur.30 Ramazan’dan birkaç gün önce oruç tutmayı bırakmak, bu rivayete binaen müstehab sayılmıştır. Buna rağmen eğer Şaban ayının tamamını oruç tutar, Ramazan ayına bitiştirirse, câizdir.Çünkü Hz. Peygamber bir defasında böyle yapmıştır.31 Fakat birçok defa da ara vermiştir.32 Eğer daha önceden devanı ettiği âdetine rastlamazsa, Ramazan ayından iki veya üç gün önce oruç tutarak Ramazan’ı karşılamak câiz değildir. Ashâbdan bazıları, Ramazan’a benzemesin diye Receb ayının tamamında oruç tutmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir. Faziletli aylar şunlardır: 1. Zilhicce, 2. Muharrem, 3. Receb, 4. Şaban Haram aylar da şunlardır: 1. Zilkade, 2. Zilhicce, 3. Muharrem, 4. Receb Bu ayların birisi tek, diğer üçü arka arkaya gelmektedir. Bu ayların en faziletlisi Zilhicce’dir. Çünkü hac mevsimine, haccın on günü olan eyyam’ul-ma’lûmat (Bilinen günler) ve teşrik günleri olan eyyam’ul-madûdat (Sayılı günler) bu aydadır. Haram aylardan olan Zilkade ayı da, Şevval ayı gibi hac aylarındandır. Ancak şu kadar var ki, Şevval ayı, haram aylardan değildir. Muharrem ve Receb ayları da hac aylarından değildir. Allah nezdinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli ve faziletli günler yoktur ki, o günlerde yapılan ibadet, bu on gündekinden daha üstün olsun. Zilhicce’nin bir gününde yapılan ibadet, diğer zamanda yapılan bir senelik ibadete bedeldir. Zilhicce’nin bir gecesinde yapılan ibadet, kadir gecesinde yapılan ibadete denktir. Bu sözleri söyledikten sonra Hz. Peygamber1 e ‘Zilhicce haricinde Allah yolunda yapılan cihaddan da mı Zilhicce’deki ibadet daha efdâldir?’ diye sorulduğunda, şöyle cevap vermiştir: Zilhiccedeki ibadet, Allah yolunda yapılan cihaddan da efdaldir, ancak Allah yolunda atının sırtını yaralatıp kanını akitmcaya kadar cihad edenin durumu hariç,..33 Aylar İçindeki Makbul Oruçlar O günler, ayın başlangıcı, ortası ve sonudur. Ayın ortası eyyam-ü bîd (Mehtaplı günler) tâbir edilen onüç, ondört ve onbeşinci günlerdir. Hafta İçindeki Makbul Oruçlar Haftanın içinde bulunan faziletli günler ise, pazartesi, perşembe ve cuma günleridir. Haftanın en faziletli günleri bunlar olduğundan, bugünlerde oruç tutmak müstehabtır. Bu günlerin fazileti hürmetine bu günlerde yapılan iyilikler kat kat fazlalaşırlar. Sene Orucu Savm’ud-Dehr tâbir edilen bütün senenin orucuna gelince, yukarıda sayılan günlerin tamamını ve başka günleri kapsamaktadır. Allah’a giden yolcuların bu hususta tâkip ettikleri çeşitli yolları vardır. Kimileri ‘Bütün seneyi oruçlu geçirmek mekruhtur’ demiştir. Çünkü böyle bir orucun mekruh olduğuna dair, birçok haberler vârid olmuştur.34 En kuvvetli fetvâya göre, bütün sene oruç tutmak iki illetten dolayı mekruhtur: a) İki bayram ve teşrik günlerinde orucunu bozmadığı için mekruh olur ki böyle yaptığı takdirde bütün seneyi oruçlu geçirmiş olur. (Burada kerahet, kerahet-i tahrimiyye’dir) b) Hz. Peygamberin iftar sünnetini terkederek bütün seneyi oruçlu geçirmeyi kendisine mecbur kılarak,Allah Teâlâ’nın kendisine ruhsat verdiği halde nefsine zorluk olsun diye ille de oruç tutmak da mekruhtur. Oysa Allah (cc) kulunun azimetleri yapmasını sevdiği gibi,ruhsatları yapmasını da sever. Bu bakımdan bütün seneyi oruçlu geçiren bir kimse, yukarıda zikredilen bu iki illet olmadan oruç tutuyorsa ve nefsinin ıslâhının da ancak bu şekilde oruç tutmaya bağlı olduğunu görüyorsa tutabilir ve tutsun da… Çünkü sahabe ve tâbiînden bir cemaat böyle yapmıştır. Ebu Musa el-Eş’arî’nin, Hz. Peygamber’den rivayet ettiği bir hadîste şöyle denilmektedir: Bütün seneyi oruçlu geçiren kimse için cehennem daralır.35 Bunu söyledikten sonra Hz. Peygamber baş ve şehadet parmaklarını doksan rakamı gibi düğümleyerek sözkonusu darlığa işaret buyurmuştur. Hadisin mânâsı; cehennemde onun için yer kalmaz demektir. Derece bakımından bütün sene oruç tutmaktan daha az olan, senenin yarısını oruçlu geçirmektir. Yani bir günü oruçlu, bir günü oruçsuz geçirmektir. Böyle bir oruç, bütün seneyi oruçlu geçirmekten nefse daha zor ve nefsi mağlûp etmeye daha elverişlidir. Bu kabil orucun fazileti hakkında birçok haberler vârid olmuştur. Çünkü kul, böyle bir oruçla gününün birini oruçla birisini de şükretmek suretiyle değerlendirir. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:Yerüstü ve yeraltı hazinelerinin anahtarları bana arzolundu. Onları kabul etmedim, geri çevirdim ve dedim ki: Bir gün acıkır, bir gün doyarım. Doyduğum zaman Allah’a hamd eder, acıktığımda Allah’a yalvarırım.36 Orucun en faziletlisi kardeşim Dâvud’un orucudur; o birgün oruç tutar, birgün yerdi.37 Bu orucun faziletli olduğuna delâlet eden haberlerden biri de Hz. Peygamber’in oruç hakkında Abdullah b. Amr’a verdiği ruhsattır. Abdullah b. Amr’ın ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Sizin buyurmuş olduğunuzdan daha fazla oruç tutmaya gücüm yeter’ demesi üzerine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Bir gün oruç tut ve bir gün de ye! Abdullah ‘Bundan daha faziletli orucu istiyorum ey Allah’ın Rasûlü!’ deyince, Rasûlullah bu sefer şöyle buyurdu: Bundan daha faziletlisi yoktur. Ramazan ayı hariç, Rasûlullah (s.a) hiçbir ayda tamamen oruç tutmamıştır.38 Senenin yarısını oruçlu geçirmeye gücü yetmeyen bir insanın, üçte birini oruçlu geçirmesinde bir beis yoktur. Birgün oruç tutar, iki gün yer. Ayın başından üç, ortasından üç ve sonundan üç gün tutarsa, senenin üçte birini tutmuş olur ve böylece orucunu faziletli vakitlere tesadüf ettirir. Eğer her haftanın pazartesi, perşembe ve cuma günlerinde oruç tutarsa, bu da senenin üçte birine yakındır. Faziletli vakitler böylece bilindikten sonra, en önemli şey insanın orucun mânâsını anlamasıdır. Kişi bilmelidir ki, oruçtan gaye; kalbin temizlenmesi, himmetini Allah’tan başka her şeyden boşaltmasıdır. İç âleminin inceliklerini bilen bir kimse, hâllerine bakar. Eğer hâli devamlı oruç tutmayı gerektiriyorsa tutar. Bazen da hâli devamlı oruçsuz olmasını gerektirir. Bazı vakitler de hem oruçlu, hem de oruçsuz olmasını gerektirir. Kısaca orucun mânâsını anladığı ve âhiret yolunda kalbini murakabe etmek suretiyle orucun hududunu bildiği zaman kalbine neyin daha faydalı olduğu, kendisi için, gizli bir durum değildir. Böylece bu durumun varlığında kendisine daimi bir tertib gerekmektedir. Bu sırra binaen Hz. Peygamber’den şöyle rivayet edilmektedir: Rasûlullah (s.a) bazen artık hiç orucunu bozmayacak gibi oruca devam eder, bazen de artık hiç oruç tutmayacakmış gibi iftara devam ederdi. Bazı kereler artık hiçbir zaman uykudan kalkmayacak gibi uyur, bazen de artık hiç uyumayacakmış gibi vaktini uykusuz geçirirdi.39 Bütün bunlar, nübüvvet nûruyla vakitlerin hakkını vermek hususundaki inkişafa göre tertiplenmekteydi. Âlimler dört günden fazla oruçsuz olmayı kerih görmüşlerdir. Dört günü sınır belirtmeleri, bayram ve teşrik günlerinin takdirine göredir. Dört günden fazlasını oruçsuz geçirmenin kerih görülmesi şu hikmete dayanır: Kalp katılaşır, kötü âdetler başgösterir ve şehvet kapıları açılır. Hayatıma yemin ederim, âlimlerin bu görüşü halkın çoğu hakkında tam isabetli bir görüştür. Hele yirmidört saatte iki defa yemek yiyenler hakkında… İşte nafile oruçlar hakkında zikretmek istediğimiz bunlardı. Allah en doğrusunu bilir. Kitabu Esrar’is-Savm (Orucun Sırları) bölümü burada sona erdi. Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm hamdlerle Allah’a hamdederiz Yine bildiğimiz, bilmediğimiz her nimet için Allah’a hamdeder, zât-ı ulûhiyyetinden efendimiz Hz. Muhammed’e, âline ve ashâbına rahmet deryâsını coşturmasını dileriz. Onları kötülükten korusun, şerefin en yüce derecelerine yükseltsin. Göklerin ve yerin her seçkin sâkinine de rahmet etmesini dileriz. Bu bölümün ardından Allah’ın izniyle Kitahu Esrar’il-Hac (Haccın Sırları) bölümü gelecektir. Yardım eden Allah’tır. Ondan başka rab yoktur. Bize tevfîkini ihsan eden ancak O’dur. O bizlere kâfidir ve O ne güzel yardım edicidir! 26) Buharî ve Müslim, Hz. Âişe’den) 27) Buharî ve Müslim, (Ebu Hüreyre’den) 28) İmam Irâkî bu şekilde bir hadîse rastlamadığını söylemiştir. Ancak Taberânî ei-Mu’cem’us-Sağir”de İbn Abbas’tan ‘Muharremde tutulan her bir gün orucun karşılığı otuz günün sevabıdır’ şeklinde bir hadis rivayet eder. 29) el-Ezdî, (Enes’ten) 30) Sünen sahipleri, (Ebu Hüreyre’den) 31) Sünen sahipleri, (Ümmü Seleme’den) 32) Ebu Dâvud, (Hz. Âişe’den) 33) Tirmizî ve İbn Mâce, (Ebu Hüreyre’den) Hadîsin /Allah Yolundaki Cihad’ bölümünü Buharî, İbn Abbas’tan rivayet etmiştir. 34) Buharî ve Müslim, (Abdullah b. Amr’dan) 35) İmam Ahmed, Nesâî ve İbn Hibban 36) Tirmizî, (Ebu Umâme’den) 37) Buharî ve Müslim, (Abdullah b. Aınr’dan) 38) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den) 39) Buharî ve Müslim, (Hz. Âişe’den) Oruç, sabrın yarısıdır.1 Sabır, imanın yarısıdır.2 Allah Teâlâ (c.c) Kur’an’da da şöyle buyurmaktadır: Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir. (Zümer/10) Oruç ise, sabrın yarısıdır. Onun sevabı takdir ve hesap ölçülerinin üstündedir. Orucun faziletini bilmek hususunda Hz. Peygamber’in şu hadîsi zannedersem kâfidir: Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, oruç-lunun ağız kokusu, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ‘Kulum ancak şehvetini, yiyeceğini ve içeceğini benim için terketmektedir. Bu bakımdan oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm’.4
 
Özürsüz Olduğu Halde Oruç Tutmamak

Rasulullah (scv) şöyle buyurmuştur:
“Kim mazeretsiz olarak Ramazandan birgün oruç yerse, ebediyen oruç tutsa da onu (hakkıyla) kaza etmiş olamaz.”
(Tirmizi, Ebu Davut)
(İmam Zehebi bu hadis için sahih değildir demiştir.)
“Bir vakit namazdan diğerine kadar geçen süre, cuma namazından diğer cuma namazına kadar geçen süre, bir Ramazan ayından diğerine kadar geçen süre, kişiyi büyük günahların haricinde diğerleri için keffarettir.”
(Müslim, Tirmizi)
“İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ibadete layık ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, ramazan orucunu tutmak ve hacca gitmek.”
(Buhari, Müslim)
İbn-i Abbas (r.a) şöyle demiştir. “İslam’ın kulpları ve dinin esasları üçtür. Allah’tan başka ibadete layık ilah bulunmadığına şehadet etmek, namaz ve oruç. Bunlardan bir tanesini terkeden kimse kafir olur.”
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
“Yalan yere şehadeti ve iftirayı terketmeyenin yemeyi ve içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”
(Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed)
“Ramazan ayına eriştiği halde (bu fırsattan istifade etmeyerek) günahı affedilmeyene yazıklar olsun”
(Tirmizi)
Mü’minler ve alimler arasında şu bilinen bir gerçektir ki; Ramazan orucunu hastalık veya başka bir mazeret dışında terkeden kimse, zina işleyenden, faiz yiyenden, haraç kesenden, ayyaştan daha kötüdür.
Bu kişinin islamından ve zındık olmasından şüphe edilir.
 
Sabırsızlığın ve Tahammülsüzlüğün Bir ilâcı da “ORUÇ”…

SEKİZİNCİ NÜKTE


Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
İnsana en mühim bir ilâç nevinden maddî ve mânevî bir perhizdir. Ve tıbben bir hımyedir ki, insanın nefsi yemek, içmek hususunda keyfemâyeşâ hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta mânevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir, serkeşâne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez; o insana biner.
Ramazan-ı Şerifte, oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır, riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Biçare zayıf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmakla hastalıkları celb etmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terk ettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeye kabiliyet peydâ eder. Hayat-ı mâneviyeyi bozmamaya çalışır.
Hem insanın ekseriyet-i mutlakası açlığa çok defa müptelâ olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan-ı Şerifteki oruç, on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilâcı da oruçtur.
Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alâkadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında tatil-i eşgal etmezse, o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususî ibadetlerini onlara unutturur, kendiyle meşgul eder, tahakkümü altında bırakır. O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o mânevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendine celb eder. Ulvî vazifelerini muvakkaten unutturur. Ondandır ki, eskiden beri çok ehl-i velâyet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar.
Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki, sırf o fabrika için yaratılmamışlar. Ve sair cihazat, o fabrikanın süflî eğlencelerine bedel, Ramazan-ı Şerifte melekî ve ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler, nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki, Ramazan-ı Şerifte mü’minler derecâtına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevî sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen, onlar mâsumâne gülüyorlar. (Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup | 392)
 
Oruç Nedir ve Farzları

Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten kendini men etmektir.



Orucun Farzları


1)Niyet etmek


2)Niyetin ilk ve son vaktini bilmek,


İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır. Oruca başlama zamanına “imsak”, orucu açmaya da “iftar” denir.
 
EYYÂM-I BÎYZ ORUCU






Hadîs-i Şerîf: “Kim her (kamerî) aydan üç gün (bilhassa on üç, on dört ve on beşinci günleri) oruç tutarsa, senenin tamamında oruç tutmuş olur.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)​
Hicrî: 11 Muharrem 1434 •Fazilet Takvim



EYYÂM-I BÎYZ ORUCU

Hz. Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) şöyle sordu:
“Yâ Resûlellâh, her gün iftar etmeden oruç tutanın hali nedir?”
"O ne oruç tutmuş, ne de iftâr etmiştir.” buyurdular.
Sonra “İki gün oruç tutup bir gün yiyenin hali nedir?” diye sordu, “Buna kimse güç yetirebilir mi?” buyurdular.
Hz. Ömer “Bir gün oruçlu olup bir gün yiyenin hâli nedir?” diye sordu, “Bu Hz. Dâvûd’un orucudur.” buyurdular.
Hz. Ömer “Bir gün oruçlu olup iki gün yiyenin hali nedir?” diye sordu, “Buna güç yetirebilen olmasını dilerdim.” buyurdular.
Sonra Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Her aydan üçer gün oruç tutarsın ve işte böyle Ramazân-ı şerîften öteki Ramazân’a kadar, bütün günlerde oruç tutmuş olursun.
Öyle umarım ki Arefe gününün orucu Allah katında önceki ve sonraki seneye keffâret olur, Âşûrâ gününün orucu ise önceki seneye keffâret olur.” buyurdular.​
Hicrî: 11 Muharrem 1434 •Fazilet Takvim
 
Geri