Oruç Aruoba - Yürüme

Konu sahibi son olarak 3958 gün önce görüldü


Kişi, kendi birliğini ancak çatışmalar içinde bulabilen varlıktır.
Yaşam kişinin kendi alanıdır, ama yaşam- zindandır çoğunlukla; bazen bile değil.

Kişi hep başkalarının varlık bedelini öder. Kendi bedeli hiç yoktur zaten kişinin; ödediği hep başkalarının bedelleridir.

Kişi ‘Zaman dışı’ dır hep - Bu yüzden kendine zaman bulmak, çalmak zorundadır.

Kişi erteleyendir. Değerlendirmelerini; dolayısıyla ulaşacağı sonuçları; dolayısıyla vereceği kararları, dolayısıyla bulunacağı eylemleri, ve dolayısıyla, ne olacağını hep erteleyen.

Kişi hep, kendi yaptıklarıyla, olmayı istediği ‘kişi’ ile ‘kendisi’ arasında setler çeker.

Kişi ‘istem’ ile ‘olma’ arasında gidip gelen bir olumsuzluktur: Hep istemediğini olan; olduğunu hiç istemeyen - istemediğini hep olan; istediğini hiç olmayan - hep olduğu, hiç istemediği olan.

Kişi, susuyorsa, ya çok az şey biliyordur, ya da çok fazla.

Kişi, anımsadığıdır.

Kişi, kendini bir türlü bulamayıp, boyuna dünyayı ve nesneleri kurcalayandır.

Kişinin, kendi üzerine soruları arttıkça, yanıtları azalır. ( Zaten tersi doğru değil mi: Kendi üzerine bütün yanıtları” bilen” kişi, kendini hiç sorgulamamış kişi değil mi ? Yani insanların çoğunluğu.)

Ölümdeki hiçlik, kişinin en öz varlığıdır.

Kişi, kendi dibine hiç ulaşamayandır - Boyuna suya dalan ama nefesi yetmeyerek, dibe ulaşamadan hep yeniden, yüzeye çıkmak zorunda kalan.

“Kişi,çıkar” yolu olmayandır: kişinin yolları”çıkmaz sokak”lardır.

Kişiyi kişi yapan, kendisine”sahip olması” yada, sanki yoğun bir çabalama sonucu, kendisini “bulması”
değildir. - kendini aramasıdır; bu arama edimini de sürekli kılabilmesidir.

Kişi ancak kendi kendini atlatarak var olabilir; kendini tam ve sürekli bir bilinç içinde tutmaya çalışan kişi,
ölümün kapısına dayanır...intiharın.
215-Bir insan”cinsi”nin özelliklerini yinelediği sürece kişi değildir - ancak yinelenemeyecek, yepyeni bir yanıyla ortalama ”genellik”ten ayrıldığı yerlerde kişi olabilir.

Kişi, bir insanın kendine dönüp dineldiği yerlerde oluşur - o yerlerin toplamıdır.

Kişi, yoktur; yada varlığı yokluğudur.

Her düşünme, kendi yalnızlığının içinden çıkarak gizlice, sonradan gelen yada sonrasından giden düşünme içinde konuşur.

“Roma” kadar engin, derin, karmaşık; yüksek, geniş,dolambaçlı olmakla, herhalde.

Özgürlük budur belki de – sürekli bir yersizlik; sürüp giden bir yol.

Kişi, yaşamı boyu, bir yerde takılıp kalıp, yolda olduğunu sanabiliyor; yada, ters taraftan, sürekli yürüdüğü halde bir yerde durduğunu....

Önemli olan, bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olmaktır; aynı şekilde, yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmak.

Yer de, yön de, yol da, bilinçtir.

Kendi yönünü bulmanın tek yolu, başkalarının yüklerini yüklenerek başkalarının yollarını yürümektir.

Bir yaşam, bir yönün bir yol olup olamayacağının deneme sürecidir.​
 
“Bir yola çıkan kişi,
bir yerden bıkandır;
bir yerde konaklayan ise
bir yolda yorulan–bu
iki konum böylesine farklı…”
 
"Ne çok şey beklediğini biliyorsun;
gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu);
ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini,
ne anlama geldiklerini -beklediğin, beklediklerin de, birgün tutup gelirlerse, onların da ne ifade edeceklerini, ne anlama geleceklerini- bilerek yaşayacaksın."
 
"Yol, iki yer arası değildir
yer, iki yol arasıdır.
Yola çıkan kişi,
bir yerden kalkıp bir yere ulaşmaya çalışan
değildir
yolu yürüyendir.
Yer görelidir; mutlak olan, yoldur
ya da, yürümek…"
 
Bir yeni yolun başında duran kişi,
henüz hiçbir şey bilmiyordur: Ufku,
birkaç adım ötedeki ilk dönemece kadar,
ilk yol ayrımına kadar uzanır ancak
ama bir şeyden emindir.
"Yürüyeceğinden"..
 
Geri