Ortaokuldaki Sınıf Arkadaşım - Nazan Bekiroğlu

🕒 Konu sahibi 14 saat önce aktifti
nazan bekiroğlu yazıları - nazan bekiroğlunun hatıralarından - arkadaşlık hakkında yazılar - nazan bekiroğlu köşe yazıları



Trabzon şehrinin Kızortaokulu’nda üç yıl boyunca diz dize oturduğum sıra arkadaşım değildin. Sınav kâğıtlarının heyulâsı önünde senden medet umamayacağım kadar uzaktı sınıfın oturma planındaki yerlerimiz birbirine.

En yakın arkadaşım değildin yani ve içtiğimiz su pekâlâ ayrı giderdi. Masum sırların açılacağı ilk kalpler değildik birbirimiz için. Erik dalları altına uzanarak okuduğun romanlar o vakit bence malûm değildi. Evine adım atmış, koluna girmiş, Uzunsokak’ta seninle yürümüş de değildim.

En fazla, hepsi bir örnek, kapağı kilitli bir hatıra defterinin “kalbin gibi beyaz ve saf sayfalarından birinde” birer isimdik birbirimiz için. Bir de yazı bir de imza bir de resim. Bak bunu unutmadım, ellerin ve tırnakların gibi karanfildi harflerin; parmaklarının ucunda yağlı boya lekesi, içinde resim. Ve bu gün gibi gözümün önünde. Sireti o vakit bana meçhul olsa da sureti Meryem bir kızdın sen, Ortaokuldaki sınıf arkadaşım benim.

Senin de benim gibi ödevlerini yetiştiremediğin günler olur muydu? Daracık teneffüslerde pencerelerden birinin içinde, kırmızı kaplı bir deftere bozuk düzen bir yazıyla alelacele cevaplar yettirmeye çalışır mıydın? Yıkıldı yıkılacak bir sınıfta bir kış günün alacakaranlık son dersinde köhne kürsünün arkasındaki kulakları işitmez tarih hocasına ses duyurmaya çalışmış, Türkçe öğretmeninin “edebî” uyarılarına, elişi hocasının gözdağlarına kulak tıkamış mıydın? Müzik hocasının piyanosu hâlâ kulaklarında mı senin de? Fen Bilgisi deneylerinden birinde uçuşan sodyum, müdire hanımın bitmek bilmeyen merasim nutukları senin de hatırında mı? Sen de benim gibi siyah önlük üzerine o beyaz kemerden nefret ettin mi? Tamam, eski fotoğraflara bakılırsa, annelerimizin zamanına göre hayli küçülmüştü “Kızorta”nın yakalıkları ama o beyaz kemer yerli yerindeydi. Hem de rugan, vallahi tahammül edilir gibi değildi.

Bütün bunları bilmiyorum. Bildiğim; birbirimizi hiç görmediğimiz ama adamakıllı hayata karıştığımız bu kırk yılı ben bir mimoza sürgününde geçirdim. Sanmam ki sen de hep çiçek açmış erik dallarının arasından gökyüzünün mavisini seyre durdun. Benim kaybettiğimi sen mi buldun, senin sahip olduğunu ben mi yitirdim? Bilmiyorum bilmiyorum.

Ama sen de bir daha hiç karşılaşmadığımız o kırk yıl boyunca aynadaki çehrelerimiz gibi bir şehrin çehresinin de nasıl değiştiğini fotoğraftan fotoğrafa acıyla izlemiş olmalısın. Gösterişli ve yorgun deve kervanlarının Kunduracılar Caddesi’ne kadar girdiğini, İpek Yolu’nun şehrin ana caddesinden geçtiğini hayret ve neşeyle fark ettin mi? Zigana yolunun açılışında atların çektiği kızakların ne kadar romantik durduğunu gördün mü? Bahçelerdeki mandalina, hurma, dut ve nar ağaçlarını seçesi oldun mu neredeyse? Biraz dikkatli baksan tül perdeler arkasındaki hayatların yanı başına girecektin mi? Encamında, şehrin tek apartmanının zaman içinde nasıl da çoğaldığını, dal budak saldığını fark ederken acıdı mı senin de canın?

Bütün bunların da hiçbirini bilmiyorum. Dedim ya, sınıfın planında uzaktı yerlerimiz birbirine ve araya kırk yıl girdi. Ama hayatımıza ne kadar yıl, ne kadar yeni çehre girse de, hiçbirinin göremeyeceği birer hayalin resmi var birbirimizde: Bir ucundan hâlâ çocukluğa bağlı ilkgençlik resimlerimiz. Ve kuşku yok, bunca görkemli bir karşılaşma olsun diye aramızdaki, kırk yıl boyunca hiç karşılaşmamış olmalıyız biz.

Şimdi akşam. Çiçekli, baharlı ortaokul günleri çok uzakta kalsa da rüzgârın uğultusunu dinlemekte bir beis yok artık. Halden anlamak için mi saklamışız birbirimizi? De bana; o geniş kanatlı kapılar sessizce ve bütünüyle arkamızda kapanırken diz dize olalım diye mi?

Sureti kadar sireti de Meryem arkadaşım benim. Bildim; bir emanetim varmış sende, bir emanetini saklamışım bunca yıl. O zaman nerden bilebilirdim?

Bir kırk yıl daha hatırı vardır içtiğimiz kahvenin ve artık makamlarımız belli. Saten beyazı bir nişan bohçasından çıkan en kıymetli armağan gibi geçtin eşiğimden. İttin kapımı o elif parmaklarınla. Uğurlu kadem olsun. Hoş geldin.
 
Geri