-
- Katılım
- Ekim 1, 2014
-
- Mesajlar
- 1,704
-
- Tepkime puanı
- 22
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 95
Tarih boyunca küfür sistemleri, fikri alt yapısı her ne olursa olsun ‘örtü düşmanlığı' konusunda birleşmişlerdir. Bu cephe, örtüyü kendisi için en büyük tehdit olarak görmüş ve imha etmek için tüm imkânlarını kullanmıştır. Zira kadının örtüsü, tartışmasız olarak İslam'ın en önemli şiarlarından biridir. Ve kadın, örtüsüyle adeta insanlara Allah'ı haykırmakta, adım attığı her beldeye Allah'ın hükmünü ulaştırmaktadır. İffetsizlere iffet dersi vermekte, topluma hayâ eksenli enerji dağıtmaktadır.
“Çarşaf da, örtünme adına İslam'ın Müslüman bir bayandan istediği her şeyi karşıladığı için yüzyıllardır Müslüman bayanların tartışmasız üniforması olagelmiştir. Çarşaf, İslami asaletin ve aynı zamanda İslami zarafetin de zirve noktasıdır. Mükemmelce örtünen bu Müslüman bayanlar, yeryüzünde insanlara Allah'ı hatırlatan işaret levhalarıdır. Allah'ın yeryüzünde çizdiği çizgileridir, hürmetidir, haremidir. Allah'ın gözetilmesini istediği haddi hudududur!” (1)
İşte bu sebeple küfür cephesi, örtüyü kendi varlığına en büyük düşman olarak görmüş ve toplumdan kaldırmak için bazen despot uygulamalara bazen de şeytani hile ve desiselere başvurmuştur. Yakın tarihimize bakalım…

Yıl 1916… Dönem, I. Dünya Savaşı… İslam topraklarının fiili olarak işgal altında olduğu ve parçalandığı bir dönem… Yer, 125 bine yakın mazlum insanın, kış kıyamette paltosuz, postalsız, gömlekle ve çarıkla zemheri tipinin ortasına sürüldüğü ve tek kurşun atmadan 90 bin şehidin verildiği Sarıkamış...Daha geniş haliyle Doğu cephesi…Basiretsizlik ve ihtiraslar uğruna yüzbinlerce can heder edilirken, bir yerlerde başka konular gündemdeydi. Konu, ne emperyalistler tarafından talan edilen İslam toprakları ne de Müslüman evladının canı, malı, ırzı… Daha mühim(!) bir mesele var, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkaranların zihninde…
Atatürk'ün Doğu Cephesi'nde tuttuğu günlük hatıra defterinden, 22 Kasım 1916 tarihinde Bitlis'ten Silvan'a dönerken tuttuğu notu olduğu gibi aktarıyoruz:
“Kurmay başkanı ile kadınların örtünmesinin lağvı ve sosyal hayatımızın düzeltilmesi hakkında konuşma:
1) Muktedir ve hayatı bilen anneler yetiştirmek.
2) Kadınlara serbestisini vermek,
3) Kadınlarla beraber olmak, erkeklerin ahlakı, fikirleri, hissiyatı üzerinde etkendir.” (2)(3)
Evet, dört bir tarafta küfre karşı mücadele verilirken Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar ile konuştuğu konu şudur: Kadınların örtülerinin lağvedilmesi(kaldırılması), onların özgürleştirilmesi(!) ve kadınlarla bir arada bulunmanın erkeklerin ahlakı, duygu ve düşünceleri üzerinde yapacağı olumlu etki... Hangisi daha kahredici? Cephenin bir tarafında, İttihatçıların basiretsizliği ve ihtirasları uğruna 90 bin mazlumun olduğu yerde soğuktan donarak ruhlarını Rablerine teslim etmeleri mi? Öbür tarafında savaşın orta yerinde kadının örtüsü üzerine yapılan hesaplar mı?
“Çarşaf da, örtünme adına İslam'ın Müslüman bir bayandan istediği her şeyi karşıladığı için yüzyıllardır Müslüman bayanların tartışmasız üniforması olagelmiştir. Çarşaf, İslami asaletin ve aynı zamanda İslami zarafetin de zirve noktasıdır. Mükemmelce örtünen bu Müslüman bayanlar, yeryüzünde insanlara Allah'ı hatırlatan işaret levhalarıdır. Allah'ın yeryüzünde çizdiği çizgileridir, hürmetidir, haremidir. Allah'ın gözetilmesini istediği haddi hudududur!” (1)
İşte bu sebeple küfür cephesi, örtüyü kendi varlığına en büyük düşman olarak görmüş ve toplumdan kaldırmak için bazen despot uygulamalara bazen de şeytani hile ve desiselere başvurmuştur. Yakın tarihimize bakalım…

Yıl 1916… Dönem, I. Dünya Savaşı… İslam topraklarının fiili olarak işgal altında olduğu ve parçalandığı bir dönem… Yer, 125 bine yakın mazlum insanın, kış kıyamette paltosuz, postalsız, gömlekle ve çarıkla zemheri tipinin ortasına sürüldüğü ve tek kurşun atmadan 90 bin şehidin verildiği Sarıkamış...Daha geniş haliyle Doğu cephesi…Basiretsizlik ve ihtiraslar uğruna yüzbinlerce can heder edilirken, bir yerlerde başka konular gündemdeydi. Konu, ne emperyalistler tarafından talan edilen İslam toprakları ne de Müslüman evladının canı, malı, ırzı… Daha mühim(!) bir mesele var, bizi muasır medeniyet seviyesine çıkaranların zihninde…
Atatürk'ün Doğu Cephesi'nde tuttuğu günlük hatıra defterinden, 22 Kasım 1916 tarihinde Bitlis'ten Silvan'a dönerken tuttuğu notu olduğu gibi aktarıyoruz:
“Kurmay başkanı ile kadınların örtünmesinin lağvı ve sosyal hayatımızın düzeltilmesi hakkında konuşma:
1) Muktedir ve hayatı bilen anneler yetiştirmek.
2) Kadınlara serbestisini vermek,
3) Kadınlarla beraber olmak, erkeklerin ahlakı, fikirleri, hissiyatı üzerinde etkendir.” (2)(3)
Evet, dört bir tarafta küfre karşı mücadele verilirken Atatürk'ün, Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar ile konuştuğu konu şudur: Kadınların örtülerinin lağvedilmesi(kaldırılması), onların özgürleştirilmesi(!) ve kadınlarla bir arada bulunmanın erkeklerin ahlakı, duygu ve düşünceleri üzerinde yapacağı olumlu etki... Hangisi daha kahredici? Cephenin bir tarafında, İttihatçıların basiretsizliği ve ihtirasları uğruna 90 bin mazlumun olduğu yerde soğuktan donarak ruhlarını Rablerine teslim etmeleri mi? Öbür tarafında savaşın orta yerinde kadının örtüsü üzerine yapılan hesaplar mı?