Önümüzde bir tek seçim kaldı.

Konu sahibi son olarak 2410 gün önce görüldü

Önümüzde bir tek seçim kaldı.

Bu seçimden sonra bir daha seçim olmayabilir, olsa bile sadece göstermelik olur.

Aslında bu seçim de başta YSK olmak üzere Anayasa ve seçim kanunlarının AKP'nin kazanacağı şekilde düzenlenmesi ile her halükarda AKP'nin kazanacağı şekilde ayarlanmış, dünyaya karşı Türkiyede demokrasi olduğunu göstermek ve AKP'nin hala halk desteği ile iktidarda olduğu mesajını vermek için yapılan göstermelik bir seçimdir.

Bunun haricinde yasama, yürütme, ve yargı ile ilgili bütün birimler ile Diyanet işleri başkanlığına bağlı bütün din görevlileri, muhtarlar, askerler, AKP ve MHP'nin beslemeleri olan silahlı militanlar, mafya babaları, ağalar, AKP yandaşı iş adamları ve AKP'den çıkarı olan türbanlı, çarşaflı kadınlar ve suriyeli vatan hainlerine kadar bütün kesimler seçimi AKP'nin kazanması için ne gerekiyorsa yapacaklardır.

Bu şartlar altında zaten dağılmış olan muhalefetin hiç bir şekilde seçim kazanması mümkün değildir.

Ancak bu durum seçim ile gitmesi mümkün görülmeyen iktidarın ilelebet iktidarda kalacağı anlamında da değildir, halkın uyanması ve aklının başına gelmesi ile bir gün yıkılacaktır, halkın gücü karşısında hiçbir iktidar uzun müddet dayanamaz.

Tarihte despotların, tiranların, diktatörlerin sür-git payidar oldukları bir örnek var mı?

İster şah olsunlar ister padişah, ister imparator, çar, sezar, hepsi yok olup gitti.

Gitti de, onların hükmünde olan biten de onların gidişiyle silindi, yok oldu mu? Onca acı! Onca zulüm! Onca yoksulluk ve yoksunluk!

O tiranlar, şahlar şehinşahlar, kendi hükümranlıklarını halk için bir nimet görebilir, saltanatlarını daim sanabilir, sayabilirler.

Ama onların hükmünde geçen her gün, her saat, onulmaz acılarla, milyonları ezer, inletir. Bunun geri dönüşü, bunun sağaltılması, bunun onarılması mümkün müdür?

Mümkün değildir. Acı kalıcıdır.

O tiranlara hesap sorulması da hiçbir şeyi geri getirmez. Ne öleni geri getirir, ne çekilen acılar silinir, yok olur. Acı kalıcıdır.

Peki ne yapmalı?

Düzeni en kısa zamanda, hemen değiştirmeli. Hakkı, hukuku, adaleti hakim kılmalı.

Peki bu mümkün mü?

Elbette mümkün. Yüzde yüz mümkün!

İktidar, siz nerede derseniz oradadır. Bugün hepimiz, herkes, güç, iktidar Beştepe’de oturur, Erdoğan’da, diyor. Belki de kendisi o kadar güçlü değil, hatta belki kendisi böyle bir güç istemiyor, ama biz öyle biliyoruz ya, biz öyle düşündükçe gücün, iktidarın mekanı orasıdır, orası oluyor.

Ve biz, “Güç orada, sende,” dedikçe onun gücü artıyor. O kişi, kim olursa olsun, o gücü kullanıyor. Ve biz, hepimiz, gücü onda varsaydığımız ve o bu gücü artan ölçülerde kullandığı için, kendimizi daha zayıf, daha kırılgan buluyoruz. Onun gücü artıyor, gücü arttıkça kolektif zulüm artıyor, biz siniyoruz, sindikçe eziliyoruz. Ve bu sarmal, böyle, sürüp gidiyor.

Ama bir de dönüp şöyle düşünürsek: Hayır, güç kimsede değil halkta, halkın elindedir. O gücü ona biz verdik; verdiğimiz gücü, iktidarı gene biz, kendi elimize alabiliriz.

Bu önerme bir doğrunun, bir gerçeğin ifadesidir. Çok yalın, sade, basit bir gerçeğin.

Ve biz böyle düşündüğümüz anda, güç de iktidar da bize, halka geri döner, bizim elimize geçer. Korku içimizden uçup kaybolur, çocuklarımız için, bugünümüz ve geleceğimiz için en doğru ne ise onu yapma gücünü ve arzusunu içimizde buluruz.

Bir kral, Karun kadar zengin bir adam ve bir kardinal bir odada bir aradalar. Yanlarında da sıradan bir asker, diyelim bir onbaşı, bir çavuş. Şimdi, o odada güç kimdedir? Gücünü tahtından, damarlarındaki mavi kandan alan kralda mı? Serveti dünyayı satın alabilecek zenginde mi? Sırtını kilisesine, dinine, tanrısına dayamış kardinalde mi?

Cevap açık: O odada güç ve iktidar, bizim vehmettiğimiz gibi o üçünde değil, elinde silah bulunan askerdedir. O silahı o askerin eline o üç kişi vermiştir, ama silah onun elinde, güç onun elindeki silahtadır.

O güç halktır, biziz. Elimizdeki silah seçme, seçileni değiştirme gücü ve yetkisidir.
Gücümüzün farkına varalım. O gücü bir faninin iki dudağı arasına terk etmeyelim.

Muktedire hatırlatmak gerekir ki, insan, her insan, dünyaya yumrukları sıkılı gelir. Ve giderken elleri açık ve boş gider. Ve bir günün beyliği beylik değil, rezilliktir.

Başımıza bir hal gelmeden İnşallah aklımız başımıza gelir.
 

Önümüzde bir tek seçim kaldı.

Bu seçimden sonra bir daha seçim olmayabilir, olsa bile sadece göstermelik olur.

Aslında bu seçim de başta YSK olmak üzere Anayasa ve seçim kanunlarının AKP'nin kazanacağı şekilde düzenlenmesi ile her halükarda AKP'nin kazanacağı şekilde ayarlanmış, dünyaya karşı Türkiyede demokrasi olduğunu göstermek ve AKP'nin hala halk desteği ile iktidarda olduğu mesajını vermek için yapılan göstermelik bir seçimdir.

Bunun haricinde yasama, yürütme, ve yargı ile ilgili bütün birimler ile Diyanet işleri başkanlığına bağlı bütün din görevlileri, muhtarlar, askerler, AKP ve MHP'nin beslemeleri olan silahlı militanlar, mafya babaları, ağalar, AKP yandaşı iş adamları ve AKP'den çıkarı olan türbanlı, çarşaflı kadınlar ve suriyeli vatan hainlerine kadar bütün kesimler seçimi AKP'nin kazanması için ne gerekiyorsa yapacaklardır.

Bu şartlar altında zaten dağılmış olan muhalefetin hiç bir şekilde seçim kazanması mümkün değildir.

Ancak bu durum seçim ile gitmesi mümkün görülmeyen iktidarın ilelebet iktidarda kalacağı anlamında da değildir, halkın uyanması ve aklının başına gelmesi ile bir gün yıkılacaktır, halkın gücü karşısında hiçbir iktidar uzun müddet dayanamaz.

Tarihte despotların, tiranların, diktatörlerin sür-git payidar oldukları bir örnek var mı?

İster şah olsunlar ister padişah, ister imparator, çar, sezar, hepsi yok olup gitti.

Gitti de, onların hükmünde olan biten de onların gidişiyle silindi, yok oldu mu? Onca acı! Onca zulüm! Onca yoksulluk ve yoksunluk!

O tiranlar, şahlar şehinşahlar, kendi hükümranlıklarını halk için bir nimet görebilir, saltanatlarını daim sanabilir, sayabilirler.

Ama onların hükmünde geçen her gün, her saat, onulmaz acılarla, milyonları ezer, inletir. Bunun geri dönüşü, bunun sağaltılması, bunun onarılması mümkün müdür?

Mümkün değildir. Acı kalıcıdır.

O tiranlara hesap sorulması da hiçbir şeyi geri getirmez. Ne öleni geri getirir, ne çekilen acılar silinir, yok olur. Acı kalıcıdır.

Peki ne yapmalı?

Düzeni en kısa zamanda, hemen değiştirmeli. Hakkı, hukuku, adaleti hakim kılmalı.

Peki bu mümkün mü?

Elbette mümkün. Yüzde yüz mümkün!

İktidar, siz nerede derseniz oradadır. Bugün hepimiz, herkes, güç, iktidar Beştepe’de oturur, Erdoğan’da, diyor. Belki de kendisi o kadar güçlü değil, hatta belki kendisi böyle bir güç istemiyor, ama biz öyle biliyoruz ya, biz öyle düşündükçe gücün, iktidarın mekanı orasıdır, orası oluyor.

Ve biz, “Güç orada, sende,” dedikçe onun gücü artıyor. O kişi, kim olursa olsun, o gücü kullanıyor. Ve biz, hepimiz, gücü onda varsaydığımız ve o bu gücü artan ölçülerde kullandığı için, kendimizi daha zayıf, daha kırılgan buluyoruz. Onun gücü artıyor, gücü arttıkça kolektif zulüm artıyor, biz siniyoruz, sindikçe eziliyoruz. Ve bu sarmal, böyle, sürüp gidiyor.

Ama bir de dönüp şöyle düşünürsek: Hayır, güç kimsede değil halkta, halkın elindedir. O gücü ona biz verdik; verdiğimiz gücü, iktidarı gene biz, kendi elimize alabiliriz.

Bu önerme bir doğrunun, bir gerçeğin ifadesidir. Çok yalın, sade, basit bir gerçeğin.

Ve biz böyle düşündüğümüz anda, güç de iktidar da bize, halka geri döner, bizim elimize geçer. Korku içimizden uçup kaybolur, çocuklarımız için, bugünümüz ve geleceğimiz için en doğru ne ise onu yapma gücünü ve arzusunu içimizde buluruz.

Bir kral, Karun kadar zengin bir adam ve bir kardinal bir odada bir aradalar. Yanlarında da sıradan bir asker, diyelim bir onbaşı, bir çavuş. Şimdi, o odada güç kimdedir? Gücünü tahtından, damarlarındaki mavi kandan alan kralda mı? Serveti dünyayı satın alabilecek zenginde mi? Sırtını kilisesine, dinine, tanrısına dayamış kardinalde mi?

Cevap açık: O odada güç ve iktidar, bizim vehmettiğimiz gibi o üçünde değil, elinde silah bulunan askerdedir. O silahı o askerin eline o üç kişi vermiştir, ama silah onun elinde, güç onun elindeki silahtadır.

O güç halktır, biziz. Elimizdeki silah seçme, seçileni değiştirme gücü ve yetkisidir.
Gücümüzün farkına varalım. O gücü bir faninin iki dudağı arasına terk etmeyelim.

Muktedire hatırlatmak gerekir ki, insan, her insan, dünyaya yumrukları sıkılı gelir. Ve giderken elleri açık ve boş gider. Ve bir günün beyliği beylik değil, rezilliktir.

Başımıza bir hal gelmeden İnşallah aklımız başımıza gelir.
 
Geri