Hira
Üye
-
- Katılım
- Temmuz 18, 2019
-
- Mesajlar
- 2,063
-
- Tepkime puanı
- 2,138
-
- Puanları
- 288
“Soğuksun” dedi. “Oraya gittiğinden beri uzaksın ve de soğuk.” Halbuki hiç alakası yok. Ailem ve bir kaç dostum dışında içimi sıcak tutabilen tek tük insandan biri. Her konuda olmasa da, bazı durumlarda içinden geçenleri söylediğinde cümlelerini tamamlıyor olabilmek bana güç veriyor. Yalnızlığıma iyi geliyor.
Durum böyle olunca beni kendine uzak ve soğuk bulmasına çok sevindim diyemicem. Kendimi didikleyince farkettim ki, dediği tarihten itibaren içimdeki öfkeyi besliyorum.
Bilirsin, aralarında özel bağlar olan insanlar, birbirlerinde başkalarının hissedemediklerini hissederler. Bizimle alakası bile yok bu öfke durumlarının ama tahminimce onu hissediyor. Öfke işte, dilde durduğu gibi durmuyor. Bütün mevcudiyeti kapsıyor.
Bu bağı lütuf saydım ve öfkemi besleyerek kendime ve değer verdiklerime haksızlık etmemeye karar verdim. İnsan başkalarının derdini dert edinmeli elbet, duyarlı olmalı, sessiz şeytanlıktan çıkıp insan olmalı. Lakin, günün sonunda insanlar kendi kararlarını uyguluyorlar. Ya görüşlerimi dikkate alıyorlar ya da almıyorlar ve kendi çıkarımlarını yapıp, uyguluyorlar.
Değer mi beni önemseyen insanların onlardan uzak durduğumu hissetmelerine? Değer mi elinde her imkanı olduğu halde kurban psikolojisine sığınan ve saplantısından kurtulmak istemeyen bir kadın için kendi ilişkilerimi tehlikeye atmaya ve uykumdan feda etmeye?
Sınırlarımız olmalı. Empati kurarken, severken, fedakarlık yaparken, savaşırken, sınırlarımız olmalı. Bizim gönlümüz iyi olmalı ki, birilerine gerçek anlamda faydamız dokunsun. Uçaklarda bile önce kendi maskenizi takın sonra yanınızdaki çocuğa yardım edin diyorlar. Hayatımın her anı öyle olmalı işte, önce kendi maskem. Sonra mutluk ve huzur aktarımı.
Daha az dinleyip, daha az yazıp, daha çok okumalıyım. Biraz ara verip, okuyarak güzellikleri beslemeli, dinginliğimi bulmalıyım.
Baktım olmuyor, fişini çekmeliyim hepsinin teker teker.
Velev ki hayat fişini çektiğim gibidir, ideallerim başka ruhlara kalsın.
Görüşmek üzere, ben.
Durum böyle olunca beni kendine uzak ve soğuk bulmasına çok sevindim diyemicem. Kendimi didikleyince farkettim ki, dediği tarihten itibaren içimdeki öfkeyi besliyorum.
Bilirsin, aralarında özel bağlar olan insanlar, birbirlerinde başkalarının hissedemediklerini hissederler. Bizimle alakası bile yok bu öfke durumlarının ama tahminimce onu hissediyor. Öfke işte, dilde durduğu gibi durmuyor. Bütün mevcudiyeti kapsıyor.
Bu bağı lütuf saydım ve öfkemi besleyerek kendime ve değer verdiklerime haksızlık etmemeye karar verdim. İnsan başkalarının derdini dert edinmeli elbet, duyarlı olmalı, sessiz şeytanlıktan çıkıp insan olmalı. Lakin, günün sonunda insanlar kendi kararlarını uyguluyorlar. Ya görüşlerimi dikkate alıyorlar ya da almıyorlar ve kendi çıkarımlarını yapıp, uyguluyorlar.
Değer mi beni önemseyen insanların onlardan uzak durduğumu hissetmelerine? Değer mi elinde her imkanı olduğu halde kurban psikolojisine sığınan ve saplantısından kurtulmak istemeyen bir kadın için kendi ilişkilerimi tehlikeye atmaya ve uykumdan feda etmeye?
Sınırlarımız olmalı. Empati kurarken, severken, fedakarlık yaparken, savaşırken, sınırlarımız olmalı. Bizim gönlümüz iyi olmalı ki, birilerine gerçek anlamda faydamız dokunsun. Uçaklarda bile önce kendi maskenizi takın sonra yanınızdaki çocuğa yardım edin diyorlar. Hayatımın her anı öyle olmalı işte, önce kendi maskem. Sonra mutluk ve huzur aktarımı.
Daha az dinleyip, daha az yazıp, daha çok okumalıyım. Biraz ara verip, okuyarak güzellikleri beslemeli, dinginliğimi bulmalıyım.
Baktım olmuyor, fişini çekmeliyim hepsinin teker teker.
Velev ki hayat fişini çektiğim gibidir, ideallerim başka ruhlara kalsın.
Görüşmek üzere, ben.