Ölümden Sonra

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Ölümden Sonra

Her ne olursa olsun inisiyatik tecrübelere ve öteâleme gidip de geri dönenlerin anlattıklarına dayanarak insan varlığının ölümden hemen sonraki hâlinin bir özetini yapabiliriz.

İntihar dışında normal evrimde gerçekleşen ölüm hissi acı verici değildir. Bu his su üzerinde kayıp giden bir gemideyken hissedileni andırır; İsis'in kayığı Caron'un kayığı imgeleri ve astral plânda hissedilenleri halka yansıtan bütün mitolojik fikirler buradan kaynaklanmıştır. Çağdaşlara göre bu his demiryolunda hiç sarsıntısız bir şekilde yapılan yolculuğu andırmaktadır.

Varlık ölüm dediğimiz şeye maruz kalmış olduğuna inanmaz; uyuduğunu ve rüya görmekte olduğunu sanmaktadır. Aynı zamanda ölüm burada görünmez olarak tanımlamakta olduğumuz plânlara hakikî bir doğum olduğundan dolayı yeryüzündeki yüzüstü bırakılmış zavallılar ağlayıp sızlanmakta ve kesin bir ayrılığa inanmaktalarken o çevresinde tüm aile büyüklerini yitip gitmiş olduklarını sandığı tüm insanları ve onun gelişini coşkuyla kutlayanları bulmaktadır.

İnisiyatik tradisyonun söylediğine göre rehberinin eşliğindeki ruh üç gün boyunca yeryüzündeki görmekten hoşlanacağı bütün yerleri ziyaret edebilir. Yeryüzünde bırakmış olduğu sevdiği insanlara gerek rüyada gerekse de doğrudan doğruya görünebilir; hatta ve bu sık sık olur astral haliyle kendi cenaze törenine de katılıp onu izleyebilir; ardından uykuya dalar...

Yeni astral organların bundan böyle evrimlerini sürdürecek oldukları plânlara alışmaları gerekmektedir ve doğada sıçramalar olmadığından bu yeni duruma uyum sağlama da ruhun daha önceki evrimine bağlı olarak ağır ağır gerçekleşir.

Uyanış gerçekleştiğinde ruh öncelikle genel evrime yardımcı olmak ardından da gelecekteki yeryüzü "binalarını" inşa edebilmek amacıyla kendi astral organlarını kullanır... "Yeryüzüne ait" diyoruz çünkü yeryüzü üzerinde konuşmaktayız; ancak şunu yalnızca ölümden sonra bilebiliriz ki reenkarnasyon herhangi bir sistemin bütün diğer gezegenlerinde gerçekleşebilir.

Ruhun normal evriminde bizi ilgilendirecek olan onun öbür plânda yapacak oldukarmdan ziyade onun yeniden enkarne olmak üzere bulunduğu durumda olup bitecek olanlardır.

İnsan yeryüzünde zamanı dolduğunda nasıl plân değiştiriyorsa aynı şekilde ruhsal plânda da ruh varlığı eprövlerin kendi kişisel evrimi ve bir unsuru olduğu tüm diğer ruhların evrimi için yaşanmaları gerektiğinin şuuruna varır. İşte bunun üzerine ondan büyük fedakârlık talep edilir.

O geçmişteki tüm enkarnasyonlarının bilincine sahip durumdadır son bedenli hayatları sırasında neler kazanmış ya da neler kaybetmiş olduğunu ve aynı şekilde gerçekleştirecek olduğu yeni bedenli hayatı sırasında üstesinden gelmek zorunda olduğu sınamaların da neler olduğunu gayet iyi bilmektedir.

Enkarnasyon hazırlıklarından sonra ruh maddî bedene bağlanır. Şunu unutmayalım ki doğa sıçramalar yapmaz. Bundan dolayı dünyasal çocukluk adı verilen bu özel hâl gerçek bir karma durumdur ve ruh bu hâl içerisinde henüz iki plânda birden yaşamaktadır. Bu çifte yaşam yedi yaşma kadar sürer ve çocuk atalarını görür koruyucu meleğinin (rehber varlık) kendini sık sık gösterdiğini ve kendisiyle birlikte oynadığını da görebilir.

Böylece yedi yıl boyunca ruh denemeler yapar ve çocuğun beyni yeryüzü ve görünmez âlem ile bağlantı halindedir. İki plânda birden yaşar. Bu yüzden çocuk ruhunun görünmez plânda algılamakta olduğu vizyonlar görür. Yeryüzü hayatına doğmak öteâlemde ölmektir. Ruhu çevreleyen atalar çocuğu yeryüzündeki ilk yılları süresince koruyup kollamaya da devam ederler.

Ruh bir yaşından yedi yaşına kadar enkarne olur. Yedi yaşından on dört yaşına kadar bir çabuk kamcılık (saflık) safhası vardır: Çocuk kendisine söylenen her şeye inanır. Ama yine de okulda sırf öğretmene karşı gelmiş olma ihtiyacı yüzünden fikirlerini değiştirir.

On dört yaşından yirmi bir yaşına kadar olan safhada çocuk olgunlaşır ve tip bakımından tam bir insan hâline gelir. Kendisine verilen öğütlere inanıp güvenirse ağırbaşlı ve dengeli biri olacaktır ama çoğunlukla bu öğütlere pek aldırmaz çevresinden kaçar kendi kendine bir kişilik yaratır. Bu annelerin nitelemesiyle "nankör yaş"tır.

Yirmi bir yaşından yirmi sekiz yaşına kadar insan kişisel bir inanç oluşturur. Şayet çalışma hayatının içindeyse patronların personellerini sömürdüğüne inanır; şayet filozof ise bir ateist durumuna gelebilir.

Demek ki insanda üç karakteristik safha vardır: kuşkululuk baş kaldırma ve kişiliğin oluşturulması. Aynı yasalar her insanda bulunur. Bu inkâr döneminden sonra insan genellikle inanca yeniden döner.

Alıntıdır.
 
Ölümden Sonra Yaşam

Ölümden sonraki yaşamla ilgili kavramlar maddeci olmayan spiritüalist ve dinsel inançlarla ilgilidirler. Bu inançlarda yer bulan ölümden sonra bir yaşamın olduğuna ilişkin en başta gelen temel ruhun ölümsüzlüğü inancıdır. Bundan başka ölümden sonraki yaşamın ruhun ölümsüzlüğüne bağlı olmayıp yalnızca ölmüş kişilerin dirilmeleri şeklinde gerçekleşeceğini savunan inanç da vardır.

Dinsel İnançlarda Ruhun Ölümsüzlüğü Kavramı

Genel olarak dinsel inançlar insanın bedeninde onu yaşatan bir ruh bulunduğu inancını kabul ederler. Bu konuda istisnalar olmakla birlikte insandaki bu ruhun bilinç taşıdığı ve insanın kişiliğiyle ilgili herşeyin bu ruhta bulunduğu kabul edilir. Ruh kişinin içindeki öz varlığını oluşturarak düşünür hisseder sever nefret eder karar verir. Bu şekilde ruh insanın öz kişiliği olup beden yalnızca ruha giydirilmiş bir elbise gibidir. İnsandaki bu ruhun ölümsüz olduğu ve insan öldüğünde bedeninden ayrılarak öbür alem veya ahiret olarak adlandırılan bir yere gittiği inancı kabul edilir. Bu yerin adı batıda limbus olarak adlandırılan berzah alemidir. İnsan ruhu limbus ya da berzah aleminde geçici olarak kıyamete kadar kalma süresi bittikten sonra son ilahi bir yargılamadan geçecek ve bunun sonucunda sonsuza dek cennet ya da cehennemde kalmayı hakedecektir. Cehennemde kalma bazı durumlarda geçici bir süre içindir ve ruh günahlarının cezasını çektikten sonra cennete alınacaktır. Katolik inancında bu Araf (Purgatory) benzeri ara bir yerdir. Dinsel inançların farklılıklarına göre ruhun bütün bunları ya bedensiz olarak ya da ruhun tekrar bedeniyle birleşmesinden sonra yaşayacağına inanılır. Dinsel yöndeki bu inançların kaynağı genellikle iki temele dayanır. Bunlardan biri yazılı kaynaklardır. Diğer temel ise metafizik deneyimlerdir.

Kutsal Kitap Yorumları

Ölümden sonraki yaşamla ilgili bir temel dinsel inançların kutsal kitaplarından bu yönde yapılan yorumlardır. Genel anlamda dinsel yöndeki bu tür inançlara göre öbür dünya ya da ahirete ilişkin Berzah (Limbus) Cehennem (Hell) Cennet (Heaven-Paradise) gibi durumların yaşanması için ruhun bedenini terketmiş olması gerekmektedir. Bütün bunların olabilmesi için ruhun insan bedeninden ayrılması bir zorunluluktur. Dinsel inançlara göre ölen kişi bunları hem bedeni ve hem de ruhuyla birlikte yaşamaz. Çünkü ölmüş birinin bedeni hala bu Dünya'da bulunmaktadır ve yıllar sonra bile bu kişinin kemiklerinin bulunduğu mezarda uzun zaman çürümeden kaldığı ve öbür aleme gitmediği bilindiğinden dolayı bütün bunları yalnızca kişinin ruhunun yaşayacağına inanılır.


Gerçekleşen Rüyalardan Çıkarılan Sonuçlar

Bu inançlardaki ikinci bir temel dayanak ise kişilerin yaşadıkları ve doğaüstü olarak gördükleri olaylardan çıkardıkları sonuçlardır. Bu dinsel içerikli doğaüstü olayların başında kişilerin gördükleri normal olmayan yapay rüyalar gelmektedir. İçerikleri birbirlerinden çok farklı olabilen bu rüyalarda rüyaları gören kişiler genellikle rüyÁalarında önceden bu dünyada yaşamış ve ölmüş kişileri görürler. Ve rüyalarından uyandıklarında bu kişilerden rüyalarında aldıkları bilgilerin doğru çıktığını görmeleri bu kişilere gördükleri rüyaların sıradan bir rüya olmadığı düşüncesini verir. Sonuç olarak bu tür rüyaları gören kişiler ölmüş kişileri bu rüyalarında sağ olarak gördüklerinden bundan ölmüş kişilerin öbür alemde yaşadıkları sonucunu çıkarmışlardır. Bunun sonucunda da ölmüş insanların yalnızca bedenlerinin öldüğüne fakat ruhlarının ise öbür alemde yaşamaya devam ettikleri inancına sahip olmuşlardır.

Astral Seyahat Deneyimlerinden Çıkarılan Sonuçlar

Doğaüstü bir olay olarak deneyimlendiği gözlemlenen başka bir olay astral seyahattir. Bu durumun ortaya çıkışı genellikle uyku-uyanıklık arası olarak adlandırılan ve kişinin uykuya dalarken ya da uykudan uyanırken yaşadığı bir deneyimdir. Kişi henüz derin uykuya dalmadığından bu yaşadığı deneyimi bir rüya olmayıp uyanıkken gerçekten yaşadığı bir olay olarak algılar. Astral seyahat deneyimini yaşayan kişiler ruhlarının bedenlerinden ayrılarak öbür dünya denilen bir yere gittiklerini görürler. Burada başka ruhlarla ve varlıklarla karşılaşırlar. Bunlar melekler cinler ermiş kişilerin ruhları ya da kendi ölmüş yakınlarının ruhları şeklinde olabilir. Astral seyahatte mutlaka geriye bedene dönülür ve kişi yeniden kendisini yine astral seyahate çıktığı yer olan yatağında yatarken bulur. Kişi bu astral seyahat deneyimini evinde yatağında yatarken yaşamış olduğu halde yine de yaşadığı bu deneyimden çıkardığı sonuç şudur: İnsan öldüğü zaman ruhu yine astral seyahatte olduğu gibi bedenden ayrılır ve öbür aleme giderek yaşamaya devam eder şeklindedir.

Bu konuda verilebilecek bir örnek ameliyat masasında yatan bazı hastaların yaşadıkları deneyimlerdir. Örneğin kalbi duran ve bir süre ölü olarak görülen bazı kişiler daha sonra yeniden yaşama döndüklerinde başlarından geçenleri anlatmışlardır. Bu kişiler ruhlarının bedenlerinden ayrıldığını bir tünelin ucundan ışıklı bir bölgeye ulaştıklarını burada bazı ruhani varlıklarla karşılaştıklarını ve yeniden geriye bedenlerine döndüklerini anlatmışlardır. Bu kişilerin yaşadıkları bu tür olaylar ölüm-ötesi deneyimi ve ölüm döşeği vizyonları konularının kapsamındadırlar.

Alıntı.
 
Geri