Ölüm Gemisi Struma

A
  • Kullanıcı aXi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Dünya Tarihi
Ölüm Gemisi Struma

image162811.jpg

Struma Gemisine tıka basa doldurulan Musevî yolcular.


II. Dünya Savaşı sürecinde ((dizimizin genel konusu içine girmekle birlikte) münferit bir vak’a gibi görülmesine ve muharip devletlerin tepişmesinin sebebiyet verdiği bir facia olmasına karşın, Türkiye sınırları içinde cereyan etmesi ve son zamanlarda bir takım odaklarca, faturasının gene Türkiye’ye kesilmeye kalkışılması bakımından “Struma olayı”da bu arada anmamız gerekiyor.



Faşist Lider Mussolini’ye hayranlığı yüzünden, 1938 Şubatından itibaren ülkesi Romanya’da diktatörce bir yönetim kuran Kral II.Carol’un sempatisini fırsat bilen Nazi Almanyası, 23.Mart.1939’da bu ülke ile çeşitli sınaî ürünler ve silahlar karşılığı başta petrol olmak üzere çeşitli madenler ve orman ürünleri alımı için ticaret antlaşması yapmış; diğer müttefiki Macaristan’a karşı ona güvence verme bahanesi ile 1940’da üsler temin etmek üzere girdikleri Romanya’yı tümüyle etkisine almıştı. Gerek Almanya’da gerekse işgâl ettiği her ülkede Yahudiler için uygulanan ev ve işyeri sahibi olmama, sarı bant takma, zorunlu çalışma gibi yükümlülükler Romanya Yahudileri için de uygulandı. Naziler Yaş kentinde yaptıkları katliam ile 5000’e yakın Yahudi’ye kıydılar.


hitj.jpg


Yakın tarih genel Dünya siyaseti arenasında Yahudilerin durumunu incelerken anlatacağımız üzere, I.Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin Osmanlı mülkünden koparacakları Filistin’i, Dışişleri Bakanı Balfour’un kaleme aldığı ve 1926 yılında da teyit edilen Deklarasyonda Yahudilere tahsis edileceği vaadine bel bağlayan 769 Romen Yahudisi Nazi soykırımından kurtulmak için Filistin’e göçmeye niyetlendiler. Köstence Limanına bağlı olup, işletmesi Filistine Yahudi göçleri düzenleyen Dr. Baruh Konfino’ya ait, Bükreş’te “Compania Mediteranea de Vapore Limitada” denizcilik şirketine kayıtlı “Struma” gemisinin sahibi görünen “Şişko” lâkaplı Yunan asıllı Pandelis’in yönlendirmesi ile 1941 Aralığında bu gemiye binme riskini göze aldılar. Üçkâğıtçının teki olan Pandelis, transatlantik “Queen Mary”den alınmış fotoğraflarla bu geminin reklâmını yaptı; 46 m. boyundaki, içinde sadece tek tuvalet ve dört lavabonun bulunduğu, tahlisiye sandallarından yoksun ve kesinlikle uzun yola çıkma yeterliği olmayan, 150-200 yolcu kapasiteli bu gemi ile yolculuk karşılığı zavallı insanlara 1000 dolardan bilet sattı. Kaçanlar genellikle kaliteli aydınlardı. Aslında, Yahudilerin Filistin vizeleri yoktu. İngiltere, petrollerine muhtaç oldukları Arapları kızdırmamak amacıyla Manda yönetimi altındaki Filistin için Yahudilere çok kıt kontenjan tanıyordu. Bu seyahat tamamen illegal olacaktı. Pandelis, vize konusunda endişelenen yolcuları, vizeleri Alman kontrolündeki Romanya’dan değil İstanbul’dan temin edeceğini söyleyerek yatıştırdı. Gemiye binildiğinde büyük hayal kırıklığı ile karşılaşan yolcular Nazi korkusundan çaresiz çıktıkları seferden dönemediler. Yolcuların üçte ikisi kendilerine özgülenen ahır gibi ambarlarda yattılar. Gemide yiyecek bir şey yok gibi idi. Denizden alınan sularla el, yüz temizliği yapılıyordu.

12.Aralık.1941 günü, öğleden sonra Köstence limanından hareket eden Struma, ertesi gün motorlarının stop etmesi sonucu kontrolünü kaybedip sürüklenmeye başladı. Yolda rastlanan bir Romen gemisi teknisyenlerinin, yolculardan toplanan değerli eşya karşılığı tamir ettikleri motorlar, ertesi gün 14 Aralıkta İstanbul Boğazına yaklaşırken gene durdu. Bu kez bir romörkör yedeğinde çekilen gemi 15.Aralıkta Sarayburnu’na kadar ulaştırıldı.

Bu haberi alan İstanbul’daki Alman temsilcileri, yetkililere salgın hastalık olduğu haberini verdikleri gemiye karantina önlemi alınmasını ve sarı bayrak çekilmesini sağladılar. Tek tuvalet bulunması ve çaresizlikten açıkta ihtiyaç giderilmesi nedeni ile, gemide gerçekten de dizanteri salgını başlamıştı; kokudan durulamıyordu. Savaşa girmeme azminde olan Hükümet muharip devletlerin ters yöndeki baskıları karşısında ve o yılın olağanüstü şiddette geçen kış ortamında son derece kritik bir durumda kalmıştı. Dışişleri Bakanlığı, Ankara’daki Birleşik Krallık Büyükelçiliğine, Filistin’e kabulleri sağlandığı takdirde bu yolcular için her türlü yardımın yapılabileceği bildirildi. 1943-44 yıllarında Ofisinde Kosovalı Arnavut Kavas (Casus Cicero diye anılan) İlyas Bazda’nın (ya da Elvesa Bazna) yürüttüğü bilgi hırsızlığı ile Almanlara yaptığı büyük hizmetin farkına varamayacak olan Büyükelçi Sir Hugh Knatchbull Hugessen, bu isteği Hükümetinin kesinlikle reddettiği yanıtını verdi. Struma yolcularının Filistin’e girişlerine vize vermeyen makam İngiltere Sömürgeler Bakanlığının o zaman başındaki Lord Moyne (Walter Edward Guinness), bu yüzden engellenemeyen facianın sorumlusu olarak büyük tepki almıştır.

91132309.jpg


Struma Gemisi faciasının sorumlusu görülen Birleşik Krallık Sömürgeler Bakanı Lord Moyne


On günlük bir bekleyişten sonra, İstanbul’daki Yahudi cemaati temsilcilerinden Simon Brod ve Rıfat Karako’nun gemiye çıkmasına ve yolcularla görüşmesine izin verildi. Amerikan Yahudi Komitesinden temin edilen 10.000 dolarla alınan besin maddeleri dağıtılarak açlık sorunu giderildi.

O sıralarda Sovyet topraklarını işgal etmiş olan ve zamanın Genel Kurmay Başkanı rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak’ın sempati duyduğu Almanlardan çekinilmesi durumu çok duyarlı hâle getiriyordu. Hatta Musevî yurttaşımız Josef Bencuya’nın babasının, Yahudilerin Türkiye’de de kamplara sevk edilmelerini isteyen Nazilerin gözlerinin boyanması için Varlık Vergisi çaresinin icat edildiği yolundaki anılarını naklederken işaret ettiği gibi Nazilerce Struma yolcularının kendilerine tesliminin istendiği Türk Hükümetinin bu isteğe direndiği söylenmektedir.

70 gün karantinada kalan gemiye Şubat.1942’de bir bir Türk römorkörü yanaşmış; kaptandan dezenfekte edileceği yere çekilmek üzere geminin demir alması istenmişti. Kaptan bu talebi reddetti. Ardından gemiye gelen polisler mültecileri yattıkları yerlere götürdüler. Gemi demirinden ayrıldı. Motoru arızalı olduğundan 23.Şubat.1942 günü bir kılavuz tekne ile boğazın Karadeniz ağzına çıkarıldı. Ertesi gün, Boğazın 6 mil kadar açığında, kaynağı belli olmayan bir patlama sonucu battı. 759 cana mâl olan bu facia tüm Dünyada yankı bulur; sorumluluk üzerine tartışmalar yapılır. Balfour Deklarasyonu ile Filistin’i Yahudilere vaat etmiş olan İngiltere sorumluluğu Türk Hükümetine yıkmaya kalkar. Fakat sonradan İngiliz Dışişleri arşivlerindeki iletişim belgelerinden de anlaşılacağı üzere Sömürgeler Bakanlığının Struma Yahudilerini Filistin’e kabûl etmemedeki katı tutumu ortaya çıkacak; Bakan Moyne 6.Kasım.1944 tarihinde “Lehi” adında gizli Siyonist Yahudi örgütü’nün Eliyahu Bet-Zuri ve Eliyahu Hakim isimlerindeki militanlarının çok ustaca planladıkları bir suikstları sonucu yaşamını kaybedecektir.

Gemi yolcularından Standart Oil Company’nın (Socony, şimdiki adı ile “Mobil”) Romanya Müdürü Martin Segal ile eşi ve iki çocuğu bu felâket öncesi, aynı şirketin Türkiye Genel Müdürü (ve aynı zamanda ABD’nin o zamanki istihbarat örgütü OSS’nin Ross kod adlı) ajanı Archibald Walker’ın ricası üzerine gene Socony’nin Türkiye temsilcisi Vehbi Koç’un aracılığı ile vapurdan çıkarılmışlardı. Bu özel izin, o zamanki Emniyet Genel Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’in delâleti ile İçişleri Bakanı Faik Öztrak’dan zorlukla alınmıştır deniyor ise de, bazı farklı spekülasyonlara göre, bu kaçak nakliyatı organize eden Pandelis ve Dr.Baruh Konfino Bay Segal ile ailesine Filistine geçebilmeleri için baştan İngiliz vizesi sağlamışlardır. Nitekim Segaller trenle Filistin yolculuğuna devam ettiler.


Struma Gemisi

struma1.jpg

İnfilâk sırasında ise yolculardan David Stoilar adında bir kişi sağ kurtulabildi. Bu kişi emniyette çelişkili ifadeler verdi; Struma’yı batıran torpilin Türkiye üzerinden geldiğini iddia etti. Kendi temin ettiği bir patlayıcı ile gemiyi batırdığını ileri sürenler de oldu. O da Filistin’e gidip İngiliz Ordusuna katılmayı başarabilmiş; daha sonra da ABD’nin Oregon eyaletine yerleşmiştir.

Tüm temiz vicdanları kanatan, Dünya kamuoyunun dikkatini Yahudi mağduriyeti üzerine odaklayan Struma faciası, II. Dünya Savaşının denizlerdeki sivil kurban sayısı bakımından, daha sonra 12.Eylûl. 1942 tarihinde Batı Afrika sahillerinde, Kriegsmarine U-156 adlı Alman denizaltısının torpillediği İngiliz Laconia yolcu gemisindeki çoğu İtalyan savaş esiri 1649 kişilik kayıpdan sonra ikinci gelmektedir (Denizaltı komutanı gemiyi teşhisde hâtâ yaptığını söylemesine karşın, o zamanlar “Denizaltı Filosu Komutanlığı” yapan Nazi Almanyasının son Devlet Başkanı Amiral Dönitz, kazazedelerin kurtarılması ile vakit geçirilmemesi emrini verdiği için Nurnberg yargılamalarında 10 yıllık mahkûmiyet giyecektir).

Struma’nın acı akıbeti üzerine yapılan çeşitli spekülasyonlar, onu bir Sovyet denizaltısının torpillediği kanaati ile sona erdirildi. Gemi motorunun, Türkiye’de kalmak isteyen yolcular tarafından bozulduğu söylentileri de çıkmıştır. Aslında, Savaş boyunca Balkanlar yolundan gelen 30.000 kadar Yahudi 40 gemi ile Boğazlarımızdan geçip Filistin’e ulaşmıştı. Buna teşebbüs eden gemilerden bazıları Bulgaristan’dan gelen “Salvador” adındaki gemi gibi kazaya uğradılar. Salvador 12.Aralık.1940’da İstanbul’a ulaşmış; şiddetli bir fırtına ile Silivri açıklarına sürüklenmişti. Olağanüstü şiddetli kış karaya çıkabilen yolcuların çoğunu da dondurarak ölüme sürükledi. Tahminen 122 kişi kurtulabildi. Bunlar Filistin’e ulaşabildiler. Türk gemileri de Yahudi kaçışına aracılık etmişler; bunlardan “Mefkûre” gemisi 383 yolcu ile 3.Ağustos.1944 günü Köstence limanından ayrılmış; 5.Ağustos gecesi, gene muhtemelen bir Sovyet denizaltısı tarafından batırıldı. Kayıp ya da ölü sayısı 372 idi.



Sırları ile sulara gömüler struma, 1999 Eylülünde deniz altındaki konumu tespit edilerek daha sağlıklı bilgilere ulaşmak üzere sualtı çalışmaları hâlâ yürütülmektedir.
 
Lanetli gemi STRUMA… Hayalet yolcular anlatıyor.

120e04f5-a1d8-4f2f-ba73-79a62c4d558f.jpg

İkinci Dünya Savaşının hüküm sürdüğü yıllar. Romanya, faşist rejim, ırkçı yasalar. Yahudilerin lanetlenişi. Ard arda yaşanan Yahudi toplu katliamları.
Zengin Yahudiler için planlanan bir gizli bir kaçış harekatı. Büyük paralara satılan 790 bilet. İlk durağı İstanbul, son durağı Hayfa olarak ilan edilen pahalı ölüm yolculuğunun sonuçlanmayan öyküsü.
Hayalet yolcuların anlatımı:-O gün hava buz gibiydi. Aralık ayının tam ortasındaydık çünkü. Hepimiz o, meşum gemiye birbirimizi neredeyse ezerek binmiştik. Yavaş yavaş karadan açılıyorduk. Bize el sallayanlar artık görünmüyordu. Köstence çok uzaklarda kaldı.
-Gemide ilk gün hepimiz o kadar sevinçliydik ki . O yıllarda bizler “diğerlerine göre” adeta “lanetliydik” ya, pasaportlarımız sanki “Yahudi” olduğumuzu gösteren birer utanç belgesiydi.
-O buz gibi güvertede ve leş kokan alçak tavanlı kamaralarda 769 yolcuyduk. Hepimizden tam bin dolar almışlardı geminin işletmecileri.-Amacımız büyük Nazi zulmünün yaşandığı Romanya’dan kaçıp kurtulmaktı. Önce İstanbul’a ulaşacak, sonra Filistin’e varacaktık.-Kutsal topraklara eriştiğimizde ise özgür, mutlu, huzurlu ve de en önemlisi Yahudi olduğumuzu saklamadan, bundan hiç utanmadan yaşayacaktık.Romanya’nın Köstence Limanından 12 Aralık 1941 günü Karadeniz’in buz gibi sularına açılan gemide önce sevinç çığlıkları duyulmuştu. Lanetli gemi STRUMA Nazi zulmünden kaçan Yahudileri taşıyordu ve bu 769 yolcu, İkinci Dünya Savaşının zorlu koşullarında para bulup da kapağı kurtuluş gemisine atabildikleri için şanslı sayıyorlardı kendilerini.
Panama bandıralı 46 metrelik STRUMA aslında yolcu gemisi değildi, İngiltere’de yat olarak tasarlanmış, yıllarca kullanıldıktan sonra köhneleşip, çaptan düşünce de Tuna nehrinde sığır taşımacılığında kullanılmaya başlanmıştı. Uyanık, paragöz girişimciler Konfino ve Pandelis tarafından Romanya’da Yahudilere pazarlanması hiç de güç olmadı.
Aralarında iyi yetişmiş meslek sahibi pek çoğunun da bulunduğu yolcuların amacı, faşist Romanya’daki Nazi zulmünden kaçıp, “kutsal topraklar”a, Filistin’e ulaşabilmekti. Dönemin koşullarına gore çok büyük paraydı STRUMA için ödedikleri bin dolarlık ücret.
Ne ki, Köstence limanında büyük bir şokla karşılaştılar, çünkü kendilerine gösterilen fotoğraflarda Queen Elizabeth’ten farksız duran gemi, kırık dökük, derme çatma simsiyah bir mavna olarak karşılarında duruyordu.
009-schiff-struma.jpg

Uyanık işletmeci, Pandelis Yahudilerin rıhtımdaki itirazlarına akıllıca karşılıklar verdi:-Bunca Yahudiyi Romen topraklarından çıkarmak, kaçırmak kolay mı sanıyorsunuz? Gizli bir plan hazırladık, asıl gemi 5-10 mil açıkta. Çok acele hareket etmemiz gerekiyor, aksi taktirde Nazilerin baskınına uğrayabiliriz.Kararınızı derhal verin.
Çaresiz Yahudiler yarış edercesine birbiri ardına STRUMA’ya attılar kendilerini. 46 metrelik derme çatma teknede sadece tek bir tuvalet vardı, mutfak zaten yoktu ve ölüm yolculuğu böylece başladı.
Yattan bozma teknenin donduran kış soğuğunda Karadenizin azgın sularında onca yolcusu ile alabora olması işten bile değildi:-Tekne o kadar küçük, biz o kadar kalabalıktı ki. Yerimizden bile kıpırdayamıyorduk, zaten hepimizi bunun için uyarmışlardı. Eğer aynı anda çok kişi hareket ederse teknenin alabora olacağı ve batacağı söylenmişti. Hava buz gibiydi, hepimiz donuyorduk, en acil ihtiyaçlar dışında zaten hareket etmemiz olası değildi. Çoğumuz güvertede birbirimize sarılmış olarak günlerce yol aldık.(*)
ikoman3012h-2.jpg

STRUMA’nın 769 yolcusu mutfağı bile olmayan derme çatma teknenin Köstence açıklarında kendilerini asıl yolcu gemisine nakledeceği haberinin doğru olmadığını hemen anladılar. Yemek yoktu, su sıkıntısı had safhadaydı, yıkanıp temizlenebilmek sadece hayaldi, Arada bir yolculara birer portakal, bir dilim ekmek, bir avuç şeker dağıtılıyordu.
-Bizler alışmıştık itilmeye kakılmaya ama en zoru gemideki yüzü aşkın çocuğun kaderine razı oluşunu izlemekti. Yerinde bile duramayan o sağlıklı ,enerjik, oyunbaz çocuklar, “gemi alabora olur korkusuyla” suspus olmuş, birer köşeye çekilmişlerdi.-Günlerdir kursağımızdan bir lokma sıcak yemek geçmemişti. Oysa neler hayal ediyorduk neler. Birgün bir portakal için büyük bir kavga çıktı güvertede. Herkes birbirini çiğnedi, neredeyse linç edeceklerdi bir portakal yürüttü diye adamın birini.
Sıcak yemek hayaliyle geçen günlerin ardından STRUMA İstanbul’a ulaştı. Üstelik motorları da bozulmuştu. Yolcular bir kez aralarında para toplayıp tamir ettirmeyi denemişler ama motor kısa bir sure çalışıp susmuştu yeniden. Sarayburnu önlerine çekilmişti gemi. Uzun bekleyiş haftalarca devam etti. Geminin 769 yolcusu bu bekleyiş süresince İstanbul’daki Yahudi cemaatinin yardımıyla beslendi.
Ancak Refik Saydam hükümetinin STRUMA’yı ve 769 yolcusunu İstanbul’a almak gibi bir niyeti asla yoktu. Gemide kaderlerine terk edilen yolcular için Winston Churchill başkanlığındaki İngiliz kabinesi ile görüşüldü. O yıllarda Filistin topraklarına İngilizler egemendi. STRUMA’nın ölüme terk ediliş serüveni devam ederken, çektikler eziyetten bunalan yolcular bir ara çarşaflardan yaptıkları pankartla “imdat” çağrısı astılar teknenin dışına. Ama İstanbulluların yapacağı bir şey yoktu. En kötüsü ise görüşmelerde ayrı bir “chapter” olarak ele alınan çocukların durumuydu. Hiç olmazsa çocukları kurtarma çareleri aranmış ama ne hikmetse bulunamamıştı. Bunca yıldır tarafların hiçbiri STRUMA faciasında sorumluluk kabul etmedi.(**)
-Hepimiz gelişmeleri izlemekten yorgun düşmüş, ümidimizi çoktan yitirmiştik. İçimizde hastalar da vardı. En zor durumdakilerden biri Medea adındaki genç kadındı. Yeni evli ve hamileydi, çok hastaydı. Günlerce bir lokma ekmek bile yemedi, sadece su içiyor, ona rağmen kusuyor kusuyordu.
-Kocası Medea’nın başucunda onun perişan halini izlerken kederinden ölecek gibiydi. Kadıncağız sonunda bebeğini de kaybetti, düşük yaptı. Sağlığı daha da bozuldu.
-Türkler bu durumu öğrenince sadece onun gemiden çıkarılmasına izin verdiler. Medea ağlayıp yalvarıyor, çığlıklar içinde gitmemek için direniyordu, tek dileği eşi Nezu’nun da kendisiyle gelmesine izin verilmesiydi. Ama olmadı, iki genci zorla kopardılar birbirinden.
-Medea bir gün bana kendi hayatını anlatmıştı. Nezu’nun annesi hiç istememiş nedense onların evlenmesini. Nikahlarına bile gitmemiş. Medea ve Nezu, gemiye binmeden önce onu ziyaret edip veda etmek istemişler ama o Medea’ya, “Soğuktan don, bir yudum su bulamayıp susuzluktan kırıl, bir lokma ekmeğe muhtac ol.” diye beddua etmiş.
Medea’nın STRUMA’dan ve kocasından canhıraş biçimde ayrılışını STRUMA yolcuları gözleri yaşlı izlediler.Umutlar giderek tükeniyordu. Lanetli gemi ve yolcuları adeta kaderlerine terk edilmişlerdi. Son anda şans bir aileye daha güldü. Standart Oil şirketinin Romanya temsilcisi Martin Segal’e ailesi ile birlike İstanbul’a giriş izni verildi. Bu iznin alınmasında Türk Hükümeti ile görüşmeleri yürüten ünlü işadamı Vehbi Koç’un payı büyüktü.Sonunda Saydam hükümeti, STRUMA’yı Türk Karasuları dışına çıkartma kararı aldı. Sarayburnu açıklarında 70 gündür adeta ölümünü bekleyen, motorları bozuk, suskun STRUMA, bir römorkor tarafından çekilerek Karadeniz açıklarına götürüldü, burada kaderine terk edildi.
-Sonumuzun geldiğini hepimiz anlamıştık. Susuyorduk. Güvertede çıt çıkmıyordu. Her zaman tepemizde çığlık çığlığa uçuşan martılar bile ortadan yok olmuştu. Çocuklardan hele, hiç ses çıkmıyordu.
-Kimileri söylenip duruyordu. Ne acımasızmış şu koskoca hükümetler. Türkü de İngilizi de. Bizi nasıl bırakabildiler böyle açık denize akıl alıyor mu?
-Felakete bak. Nazilerden korkarken şu başımıza gelen nasıl? Hiç olmazsa motorları yaptırsalardı ya. O zaman Köstence’ye dönebilirdik hiç olmazsa.
-Son konuşmalar bunlardı, yine sustuk hepimiz. Medea’nın kocası Nezu acıyla kasılan yüzünü uzaklardaki karaya çevirmiş, gözlerini dikmiş uzaklara bakıyordu. Herhalde annesinin bedduası çınlıyordu kulaklarında. Ama beddua karısını değil kendisini vurmuştu.
-O sessizlikte birden bir patlama duyduk…
STRUMA şiddetli bir patlamayla bir anda paramparça oldu. Kimi tahta parçaları ve cesetler metrelerce havaya fırlamıştı. Ortalığı bir anda alevler ve çığlıklar sardı. Ama bu da uzun sürmedi, çığlıklar sustu, geminin 24 Şubat 1942’yi gösteren seyir defteri yavaş yavaş buz gibi sulara gömülüyordu. Bir kaç mil açıklarından geçen Sovyet Denizaltısı SC 213’den atılan torpil tam isabet kaydetmiş, STRUMA, yüzlerce yolcusuna mezar olmuştu. (***)
Yolcuların büyük çoğunluğu korkunç patlamanın şiddeti ile anında öldü. Karadenizin buz gibi sularına saçılan onlarca yolcudan yaralı olanlar da fazla dayanamadı, dakikalarla ölçülen sürelerde ard arda can verdiler.Bir tahta parçasına tutunarak suyun üstünde kalmaya çabalayan yolcu David Stoliar ise tesadüfen oradan geçen bir şilep tarafından donmak üzereyken kurtarılıp, İstanbul’a götürüldü. Stoliar uzuna bir tedavi süreci ve gözaltı süresinin sonunda İstanbul’dan ayrıldı.
Türkiye 1492′lerde ta dünyanın öbür ucundan göç edenlere (İspanyol Yahudileri) kucak açma büyüklüğünü göstermişken, ülkeye, hem de Sarayburnu’na sığınmış 769 Yahudiye yardım eli uzatamaz mıydı? Yoksa kimileri gibi bu olaydaki sorumluluk İngilizlerindir, “İngilterenin STRUMAyı bile bile ölüme göndermesinin tek edeni Nazilerin yanına yer alan Arapları yanına çekmek istemesiydi.” deyip geçmek vicdanları kolayca rahatlatıyor mu? (****)
(*) David Stoliar anlatıyor.(Voyage of The Struma)(**) Were Britain and Turkey responsible for the struma tragedy?(***) Death on the Black Sea (Douglas Frantz Catherine Collins)(****) Komplo Teorileri-Erol Mütercimler-Alfa Yayınları.
 
Geri