Hedy Lamarr
Üye
-
- Katılım
- Eylül 8, 2015
-
- Mesajlar
- 224
-
- Tepkime puanı
- 2
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 28
Orjinal adıyla; As İntermitencias da Morte
Son zamanlarda okuduğum en fantastique roman olma özelliğini taşıyan muhteşem kitap. Yazarımız: Jose Saramago
Konusunu anlatalım;
Ölümün artık görevini yapmadığı bir güne uyanılan bir ülke hayal ederek başlıyor saramago romanına.
Bilinmeyen bir ülkede yeni yılın ilk günü kimsecikler ölmüyor. Yaşamın temel kurallarına ters olan bu durum ilk başta insanların ruhunda bir huzursuzluk yaratıyor. Bütün gün geçtiğinde gündüzüyle gecesiyle sabahıyla akşamıyla yirmi dört saat boyunca ne hastalıktan, ne ölümcül bir kaza sonucunda ne de sonuna kadar götürülmüş bir intiharın neticesinde hiçbir şekilde hiç kimsenin ölmediği görülüyor.
ve insan belki de ilk zamanlarından itibaren peşinde olduğu 'ölümsüzlük'e kavuşuyor. Ölümün görevini yapmamaya başladığı ilk zamanlar ülkede ölümsüzlüğü tadan insanlar tarafından bayram havası estiriliyor. Ölümün büyük bir acı olduğunu düşünen insanlar ölümsüzlüğün yol açabileceği trajedileri gözden kaçırıyor. Ölümün sonlandığı, fakat yaşlılığın hastalıkların ve kazaların insan bedenini paçavraya dönüştürdüğü ülkede ölümsüzlük cehenneme dönüşüyor. Çocuğunun acı çekmesine dayanamayan bir anne çocuğunu ülke sınırlarına taşıyarak ölmesini sağlıyor. Sınır dışına çıkmak yasak olduğu için zamanla bu işin mafyaları türüyor. Roma katolik kilisesi,protestanlar, felsefeciler, hükümet, sağlık örgütleri, mafya ve nihayet tüm toplum muazzam bir şaşkınlık içinde kalıyor. Hristiyanlığın 'yeniden diriliş inancı'nın da altüst oluşuyla beraber din de bir çıkmaza giriyor ve ülke giderek bir kaosa sürükleniyor.
Ölümsüzlüğün hüküm sürdüğü yedi aylık bir süreden sonra ikinci bölüm başlıyor. Bu bölümde ölüm, ete kemiğe bürünmüş bir insan olarak çıkıyor sahneye. Bu sefer de insanlara bir jest yapıp, hayatına son vereceği kişiye bir hafta önceden eflatun renkli bir zarfla mektup gönderiyor. Bu durum ise insanların her an kendilerine sıra geleceğini düşünmesiyle hayatlarında bir telaşa yol açıyor. ve saramago bir metoforla bilinmeyen ülkenin bütün pisliklerini ortaya dökmüş oluyor.
İçinde bulunduğumuz dakikalar da dahil, yalanın, caniliğin, bencilliğin, yolsuzluğun, hırsızlığın, yobazlığın, katilliğin hüküm sürdüğü bir ülkede yani yangın yerinde hesap sormak için ve güzel bir ülkenin düşünü kurduğumuz için yaşamak bir görev midir diye düşünüyorum. Ya da ölümsüzlük sadece kulağa mı hoş geliyor?
Son zamanlarda okuduğum en fantastique roman olma özelliğini taşıyan muhteşem kitap. Yazarımız: Jose Saramago
Konusunu anlatalım;
Ölümün artık görevini yapmadığı bir güne uyanılan bir ülke hayal ederek başlıyor saramago romanına.
Bilinmeyen bir ülkede yeni yılın ilk günü kimsecikler ölmüyor. Yaşamın temel kurallarına ters olan bu durum ilk başta insanların ruhunda bir huzursuzluk yaratıyor. Bütün gün geçtiğinde gündüzüyle gecesiyle sabahıyla akşamıyla yirmi dört saat boyunca ne hastalıktan, ne ölümcül bir kaza sonucunda ne de sonuna kadar götürülmüş bir intiharın neticesinde hiçbir şekilde hiç kimsenin ölmediği görülüyor.
ve insan belki de ilk zamanlarından itibaren peşinde olduğu 'ölümsüzlük'e kavuşuyor. Ölümün görevini yapmamaya başladığı ilk zamanlar ülkede ölümsüzlüğü tadan insanlar tarafından bayram havası estiriliyor. Ölümün büyük bir acı olduğunu düşünen insanlar ölümsüzlüğün yol açabileceği trajedileri gözden kaçırıyor. Ölümün sonlandığı, fakat yaşlılığın hastalıkların ve kazaların insan bedenini paçavraya dönüştürdüğü ülkede ölümsüzlük cehenneme dönüşüyor. Çocuğunun acı çekmesine dayanamayan bir anne çocuğunu ülke sınırlarına taşıyarak ölmesini sağlıyor. Sınır dışına çıkmak yasak olduğu için zamanla bu işin mafyaları türüyor. Roma katolik kilisesi,protestanlar, felsefeciler, hükümet, sağlık örgütleri, mafya ve nihayet tüm toplum muazzam bir şaşkınlık içinde kalıyor. Hristiyanlığın 'yeniden diriliş inancı'nın da altüst oluşuyla beraber din de bir çıkmaza giriyor ve ülke giderek bir kaosa sürükleniyor.
Ölümsüzlüğün hüküm sürdüğü yedi aylık bir süreden sonra ikinci bölüm başlıyor. Bu bölümde ölüm, ete kemiğe bürünmüş bir insan olarak çıkıyor sahneye. Bu sefer de insanlara bir jest yapıp, hayatına son vereceği kişiye bir hafta önceden eflatun renkli bir zarfla mektup gönderiyor. Bu durum ise insanların her an kendilerine sıra geleceğini düşünmesiyle hayatlarında bir telaşa yol açıyor. ve saramago bir metoforla bilinmeyen ülkenin bütün pisliklerini ortaya dökmüş oluyor.
İçinde bulunduğumuz dakikalar da dahil, yalanın, caniliğin, bencilliğin, yolsuzluğun, hırsızlığın, yobazlığın, katilliğin hüküm sürdüğü bir ülkede yani yangın yerinde hesap sormak için ve güzel bir ülkenin düşünü kurduğumuz için yaşamak bir görev midir diye düşünüyorum. Ya da ölümsüzlük sadece kulağa mı hoş geliyor?