Okuyan kafir olur

Konu sahibi son olarak 2791 gün önce görüldü
Mutlu olmak, helak olmamak için
Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak için biricik yol, Müslüman olmaktır. Müslüman olmak için, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna, her şeyi gördüğüne, bildiğine, her şeyi Onun yaptığına [yarattığına] ve Muhammed aleyhisselâmın Peygamber olduğuna ve öldükten sonra, Cennet denilen yerde sonsuz nimetler, tatlı hayat olduğuna ve Cehennem denilen yerde sonsuz olarak ateşte yanmak olduğuna ve Müslüman olanın Cennete gideceğine, Müslüman olmayanın, yani işittikten sonra inanmayanın, inkâr edenin, Cehennemde sonsuz olarak yanacağına inanmak lâzımdır. Dünya nüfusunun yüzde doksandan fazlası, yani bütün Hıristiyanlar, bütün Yahudiler, Avrupa’daki, Amerika’daki bütün siyaset ve devlet adamları, bütün fen adamları, kumandanlar, Brehmenler, Budistler, ateşe, putlara tapanlar, öldükten sonra tekrar dirileceğimize, Cehennemde sonsuz azap olduğuna inanıyor. İnanmamak, dünyadaki bütün ilim, fen ve siyaset adamlarına uymamak olur. Böyle kimse tam gerici ve ahmaktır. İnanmak yalnız laf ile olmaz. kalp ile olur. Kalpte iman bulunduğunun iki alâmeti vardır: Söz ve iş!.. Dünya zevklerine düşkün, gâfil, can yakan ve başkasının malına, namusuna saldıranlar İslam dinini gençlerden saklıyorlar ise de, aklı olan bir insanın, fen, biyoloji ve astronomi bilgilerini öğrenince, dinleri inceleyerek, akla, ilme uygun olan İslam dinini seçmesi icap eder. Bunu başaramayanın da, bütün dünyanın inandığı, Cehennemde sonsuz yanmak tehlikesi karşısında, korkarak, titreyerek hemen Müslüman olması lâzımdır. Yine inanmazsa, akla uymamış olur. (Tam İlmihâl s. 1064)
 
Önce yanlışı öğrenen cehl-i mürekkep yoluna girer
Mümin günah işleyebilir, tövbe eder ama asla yalan söylemez, aldatmaz. Bunlar yalnız günah değil münafıklık alametidir.... Ya bir de, böyle biri, şeyh veya hoca gibi görünüyorsa ZINDIKTIR. Hep olageldiği gibi bunları test etmeden şeyh efendi, hoca efendi diye râm olmak ahmaklığın zirve yapmasıdır.
NOT;
Nasıl test edilir?
Osmanlıda din kitabı ilaç gibi ruhsatlıydı. Yani doğruydu. Şanlı Osmanlı zamanının birkaç din kitabının tercümesini okursak mümin ile münafığı farkederiz. Meşhur amerikan felsefe profesörü William James diyor ki; Bir şeyin önce doğrusunu öğrenen yanlışı görür. Önce yanlışı öğrenen doğruyu bir daha öğrenemez.
 
GÜNAH OLAN İŞİ YAPARKEN KALPTE ÇARPINTI OLUR..
İslam âlimleri buyuruyor ki:
Kalbinin ürperdiği işi yapma! Nefsine uyma! Şüphe ettiğin işlerde kalbine danış! Şüpheli bir şeyle karşılaşınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o şeyi yapmalı! Eğer, fazla çarparsa yapmamalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Elini göğsüne koy, helal şeyde kalb sakin olur. Günah işte çarpıntı olur. Şüpheye düşersen, din adamları fetva verseler de yapma!)
[İ. Ahmed, Hakim]
(Günah olan iş yapılırken kalbde çarpıntı olur.) [Beyheki]
(Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren şey, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.) [Beyheki, İ.Ahmed, Taberani]
(Helal haram bellidir. Şüphelilerden kaçın! Şüpheli olmayanları yapın!) [Taberani]
(Seni rahatlatan şey iyidir. Seni şüpheye düşüren, sıkıntı uyandıran şey günahtır. Sana fetva verse de böyledir.) [İ. Ahmed, Beyheki, Taberani]
(Kalbine danış; iyilik, kalbin mutmain olduğu, rahatladığı şeydir. Günah ise, canını sıkan, kalbinde tereddüt uyandıran şeydir. Aksine fetva verseler de.)[Taberani, İbni Asakir]
 
Zindanda saadet aramak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bu dünya bir zindandır. Zindanda saadet aramak hayaldir. Mesut görülenlerin hemen hepsi elemli ve kederlidir. Eğlence aramaları, bunun en büyük delilidir. Bu dünyada saadet, kadere rıza göstermektir. Bu dünya imtihan yeridir. Hayatın en tatlı zamanları, elemli, kederli hallerde bile Rabbimize şükredildiği zamanlardır. Bu zamanlar, ölünceye kadar hep lezzetle hatırlanır.

Kişi dünyada kimi severse, ahirette onunla beraberdir. Ahirette kiminle beraber olacağımızı merak ediyorsak, dünyada kimi sevdiğimize, kiminle beraber olduğumuza bakmalıyız. Ahirette de onunla beraber oluruz.

Silsile-i aliyye büyüklerinden Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin bir talebesine, biri der ki:
— Görüştüğüm kimseler, (Hocanız bu edepli, terbiyeli çocukları nerden buluyor?) diye soruyorlar. Gerçekten, ben de merak ediyorum. Hepiniz çok terbiyeli ve edeplisiniz. Hocanız sizi nerden buluyor böyle?

O talebe de gülümseyerek cevap verir:
— Bu, çeşmeden içilen suya ve alınan gıdaya bağlıdır. Bu çeşmeden içen edepli olur. İnsan, aldığı havaya, içtiği suya ve beslendiği gıdaya göre yetişir. Bu ihlâs çeşmesidir, yani her şeyimiz Allah içindir. Onun kullarına iyilik etmek içindir. Dünya ve ahiret saadetlerine kavuşmaları içindir. Derdimiz, bir kişinin daha yanmaktan kurtulmasıdır. Müslüman, tatlı dilli güler yüzlü olur. Müslüman edepli olur. Bize bunları hep hocamız öğretti. Bizde gördüğünüz her iyilik hep hocamızdan geliyor, yoksa biz diğer insanlardan beter olurduk. Şu örnek, belki maksadı daha iyi anlatır:

Mübarek bir zat, abdest almak için bir çeşmeye gitmiş, tam abdest alırken, avucunun içine çamur düşmüş. (Bu, temiz bir çeşme, burada çamur ne gezer?) demiş. Çamuru koklamış, mis gibi. Bir daha koklamış, mis gibi kokuyor. Çamura, (Sen neden böyle kokuyorsun? Çamur her yerde çamurdur. Sende bir özellik var, niye kokuyorsun?) demiş. Çamur da, (Ben vallahi billahi çamurum. Yani çamurluğumda hiç şüphe yok, ama ben öyle bir çamurum ki, benim bulunduğum yere gül ağacı diktiler. O gülün yaprakları üzerime düştü. Yağmur yağdı. O yapraklar benimle karıştı. Dolayısıyla ben şimdi, mis gibi gül kokarım, ama gül ağacından dolayı, çamurluktan dolayı değil. Ben yine çamurum, ama gül kokulu çamurum) demiş.

Biz de çamuruz, ama öyle bir çamur ki, Allahü teâlâ bu çamurun olduğu yere bir gül ağacı dikti, o gülün yaprakları üzerimize döküldü. İşte o gül ağacı hocamızdır, her şeyimizi ona borçluyuz.
 
İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaşdıran perdelerin en zararlısı,
kalbin kararması, ya’nî dünyâ sevgisinin kalbe yerleşmesidir
(Reşehât)da, Sa’düddîn-i Kâşgarî, hâce Muhammed Pârisâ “kuddise sirrühümâ”dan işiterek buyuruyor ki, (İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaşdıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, ya’nî dünyâ sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz şeyler seyr etmekden hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Fâidesiz kitâb, [roman, gazete, mecmû’a, hikâyeler] okumak, lüzûmsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi artdırır. Kadın ve kadın resmleri, [resmli mecmû’a, filmler, televizyon] seyr etmek, şarkı, çalgı, [kadın sesleri] dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleşdirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaşdırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak istiyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran herşeyden ictinâb etmesi lâzımdır. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, kalbi temizlemeğe ve nefsi ezmeğe çalışmıyanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmıyanlara bu ni’meti ihsân etmez). [Kalb, muhabbet yeri, sevgi yeridir. Aşk, muhabbet bulunmıyan kalb ölmüş demekdir. Kalbde, yâ dünyâ sevgisi, yâhud Allah sevgisi bulunur. Burada dünyâ demek, harâm olan şeyler demekdir. Zikr, ibâdet yaparak, kalbden dünyâ sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendiliğinden dolar. Günâh işleyince, kalb kararır, hasta olur. Dünyâ muhabbeti yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.] (Tam İlmihal s.720)
 
.
7d61d7d58a12032e3c6394fd754e99c0.jpg
 
Temiz su pis borudan geçerse;
Süfyân bin Uyeyne ( Rahmetullahi aleyh ) Buyurdu ki;
“Günümü sefîhler gibi, gecemi de câhiller gibi boşa geçirsem, ondan sonra da ilmî eserler yazsam, bunlardan kimse istifâde edemez. Evvelâ benim hâlim yazdıklarıma uygun olmalı ki, başkaları istifâde edebilsin.”
NOT;
Seyyid Abdülhakim Arvasi kuddise sirruh hazretleri buyuruyor ki: Bir din kitabı, baştan sona doğru olsa, fakat kitabı yazan veya neşredilmek üzere hazırlayan, neşreden mürted (adı müslüman kafir), zındık (adı müslüman din düşmanı) ve bid'at ehli olsa okuyan fayda değil zarar görür.
Hüseyin Hilmi Işık rahmetullahi aleyh buyuruyor ki: Temiz su pis borudan geçerse içme suyu olma özelliğini kaybeder.
 
''Okuyan kafir olur''
İnönünün sağ kolu meşhur zındık Şerafettin Yaltkaya (Necip Fazıl bunun başvekilliği zamanında hapislerde çürütülmüştür) imzasıyla AMENTÜ ŞERHİ denen kitap o zaman ordu içinde subay ve erbaş personele dağıtılılır. Bir subay Ankaradan İstanbula dönüşünde kitabı son Osmanlı alim ve evliyasından seyyid bir muhtereme gösterir. Oku buyururlar. Kitabı baştan sona okutur. Bitince buyurur ki; Hepsi doğru ama hazırlayanı habis olduğundan okuyan zehirlenir. Daha önce kendisine Ankarada hediye edilen ELMALI tefsiri için de aynı şeyi söylerler. Yak, okuyan mürted olur (adı müslüman kafir olur) buyururlar. Kendileri askeriye içinde o tefsiri okuypta dinden çıkanlara şahid olur. Ben de birkaç sene önce Aziz Nesinin özgeçmişine rastladım ve okudum. Ateist, komunist Aziz Nesin diyor ki: 35 yaşına kadar hafızdım. O zaman bir tefsir okudum (Elmalı tefsiri) ateist oldum. Aziz Nesin dindar bir ailenin çocuğudur. Hafız olarak yetiştirilmiştir. Elmalı tefsiri, erbabının ifadesine göre, Osmanlıdan sonra yazılan tek muteber tefsirdir. Ancak Sultan Hamidin hal fetvasını yazan Elmalı Hamdi Yazır, tefsirini ve mealini de zamanın siyasi otoritesinin emri ve gözetimi altında yazmıştır. Daha sonra yazılan tefsirlerin yazarları ise Hamdi Yazırın ilminin yüzde birine bile sahip olmayan tam din cahilleridir. Allah sonumuzu hayreyleye.
NOT;
Ehl-i sünnet alimleri buyuruyor ki: Kur'anın bir kelimesini bile yanlış anlayan kafir olur. İslam ilimlerini Osmanlı medreselerinde olduğu gibi okumamış olanların her ayeti Peygamber aleyhisselamın açıkladığı mana ile anlamış olması mümkün mü?
 
Meşhur ateist ve komunist Aziz Nesin, dindar bir ailenin hafız olarak yetiştirdiği çocuğudur. Özgeçmişinde; 35 yaşına kadar hafızdım. O zaman Elmalı tefsirini okuduğunu ve ateist olduğunu yazıyor. Kaldıki zamanın hükümet emri ile yazdırılmasına rağmen mevcutların en muteberi olarak bilinir. ALINTI

35 yaşıma kadar hafızdım. Dedem Abdulaziz dini bütün biridir. Bizi de din adamı olarak yetiştirdi. O yaşımda bir tefsir okudum ve dinsiz oldum.’
Aziz Nesin
o
Dikkat: Solcuların kullandıkları taktiklerden biri eskiden şöyle idim böyle idim mavalı ile giriş yapmak oluyor. Biraz konuşulduğu zaman ise okudum çok iyi biliyordum dedikleri konuda ne kadar cahil ve nasıl yalan söyledikleri, bunun konuyu suistimal edebilmek için kullandıkları bir yol olduğu hemen anlaşılıyor.
o
Az bilinen bu duruma, maalesef çok kimsenin düştüğü görülüyor. Tefsir ve meal okuyanlara kapak olsun.
Tefsir okumak tehlikeli mi? Ehil kimse isen neden sorun olsun. Ancak uygun değilsen kendi aklına göre mana verirsen, alt yapın yoksa orada işin olmamalı. İslam alimlerinin kitaplarını okumadan din öğrenilmez, öğrenmeye çalışılırsa fayda yerine zarar gelir.
Mealleri okumak daha tehlikelidir. Muradı ilahiyi oradan değil doğru alimlerin yazdıklarından öğrenilir. Piyasadaki mealler ancak google bilgisi verir, ilk karşına çıkana esir eder.
o
Dinimiz yorum dini değil bizler hristiyanlıktan farklıyız. - Her önüne gelen her istediğini söylerse din din olmaktan çıkar. Yukarıdaki adı geçenin zaten inanmak gibi derdi olmadı, tefsirin, kuranı kerimin, dinin bir işe yaramadığını savunmak için uydurduğu hayal ürünü bir konuşma yapmış maksadı dinden soğutmak. 35 yaşına kadar hafız olan 36 da bunu unuturmu. Oyuna gelmemek için güzel dinimizi islam alimlerinin ağızlarından, doğru kaynaklardan öğrenelim ki çürük ve maksatlı saldırılarla kimsenin imanın sarsılamayacağını herkes bilsin.
 
Neyi bekliyorsunuz? Kuran'i her okuyanin ayni sekilde anlamasi gerektigini mi?
Azcik akliniz calismiyor mu? Elmalili Hamdi Yazir'a denilene bak.

Islam sizin gibiler yuzunden bu hale geldi, gecen de eski donemlerin en iyi bilimini yapan kisilerine kafir demistiniz. Herkes kendine gore alim olup, diger herkesi zindiklikla kafirlikle sucluyor. Nasil bir islam anlayisiniz var cidden sasiyorum.

Kendi kelimelerinizle 5 cumle kurmaktan acizsiniz, o hocanin bu hocanin dedigi ile dini ogrenmeye/ogretmeye calisiyorsunuz. Daha sorgulamaktan, dogruyu anlamaya calismaktan haberiniz yok. Yazik ki ne yazik
 
Aşağıda bir örnek vereceğim tam cevap değil ama gidilen yolu anlatıyor bu yüzden geneldir - dikkatini toplayıp okumakta fayda var - şimdi piyasada bulunan mealler (tefsir değil) o kadar bozuk ve kontrolsüz ki kim ne için ne yapmış belli değil - elbette diğer kaynaklarda böyle - alt yapısı olmayan anlayamaz --- örneklere bakalım piyasada bir ayet için elmalı tefsiri diye gezen meallendirmeler - yoruma gerek olmadan anlaşılacak.. ........................................ ................................................. ...........20 - Elmalılı Hamdi Yazır: Senden evvel de Resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy verdiğimiz erler göndermişizdir, ehli zikre sorun bilmiyorsanız
.................................................. .......................... ....................................... ................21 - Elmalılı (sadeleştirilmiş): Senden önce de peygamberler olarak yalnızca kendilerine vahy vermekte olduğumuz erkekler gönderdik. Bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
............................. .............................. ................................. ...................................... .22 - Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2): (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrat ve İncil âlimlerine sorun.

elmalı orjinal - elmalı kepekli - elmalı tuzsuz - elmalı sade - elmalı keçi sütlü - ne ararsan var - kim yazdı neden yazdı - kim yazdırdı - diyanet neden açıklamaz belli değil -- ve işin garibi bunlar google bilgisi -- teknik düşün ODTÜ nün verdiği eğitimi dışarıdan görenler ne kadar anlar - onlar hakkında yorum yapabilmesi için ne gibi şartlar lazım -- işte yukarıdaki açıklamayı yazan bu işin uzmanı ve işini bilerek yapıyor -- anlaşılmamış olsada yorum doğrudur
 
Ümmet bu CİA elemanlarına düçar olduysa İslamla vedalaşmak gerekir.
 
Geri