Okumak farkına varmaktır, büyük kıtaplardan çarpıcı alıntılar

  • Kullanıcı Kuzey
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Forum Meydanı
Konu sahibi son olarak 935 gün önce görüldü
Alemde sevgiden büyük bir umut da, sevgiden öte bir korku da yoktur.
 
Zavallı, dünyaya eser bıraktığını zannediyordu ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, sonunda hiç yaşamamış gibi ölen adamlardan bir farkı yoktu.
 
Bilgi ile hikmetin, malumat ile irfanın ayrımına vardım ve geri kalan hayatımı asla bilgiçlik taslayarak yaşamadım.
 
Sen o rüyanın asıl sahibisin ve o rüyaya sen de katıldın. O yüzden yaşadığın rüyada olanlar yüzünden sorumluluğu sen almalısın. Nihayetinde bu rüya, senin ruhunun karanlıklarından geçip gelerek ortaya çıkmadı mı?
 
Bir adın olmayınca seni anımsamakta sıkıntı çekerim. Öylesine bir ad vermek istedim. Bir adın olursa bazı durumlarda rahat edersin.
 
Artık özgür olduğumu düşünüyordum. Gözlerimi kapatıp yalnızca ne kadar özgür olduğumu düşündüm. Oysa özgür olmanın ne anlam ifade ettiğini, henüz tam olarak anlayabilmiş değildim. Anlayabildiğim tek şey, artık yalnız olduğumdu. Yalnız ve bilmediğim bir yerde. Pusulasını ve haritasını kaybetmiş bir gezgin gibi. Özgür olmanın anlamı bu muydu acaba?
 
Birbirimizi o derece sevdik ki, sonunda seven ile sevilenin sıfatları değişti, huylarımızı karşılıklı huy edindik. İkimiz de kendi ihtiyaçlarımızdan geçip, yekdiğerimizin ihtiyaçlarını düşünür olmuştuk. Artık ben dediğimiz de aslında sen demiş oluyorduk. Anladım ki insan, bu dünyaya bir dava için değil bir sevgi için gelebilir.
 
Bir şeyler değişmişti içinde, çocuk yaştayken adeta bir delikanlı olup çıkmıştı; ruhu bir başka ülkeye götürülüp bırakılmış, korku ve tasa içinde yersiz yurtsuz boşlukta uçuşuyor, henüz durup dinleneceği bir yer bulamıyordu.
 
Ürkek ve mahcup bir kız gibi oturmuş, biri çıkıp gelse ve onu alıp götürse diye bekliyordu, ondan daha güçlü biri, ondan daha cesur, onu önüne katıp götürecek, mutlu olmaya zorlayacak biri.
 
İnsanın ruhuna bir tek zarar geleceğine bedenine bin zarar gelsin daha iyi.
 
O körpe yaratıkların doğasındaki hoyrat gücü ve tutkuları dizginleyerek söküp atmak, bunların yerine devletçe saptanmış sıradan ideallerin fidelerini dikmek bir öğretmenin hem görevi hem devletçe kendisine buyur edilip verilmiş mesleğinin yükümlülüğüdür. Şu anda halinden memnun ve çalışkan kaç memur ve vatandaş okul denen kurumların bu yoldaki çabaları olmasaydı kararsızlık içinde bocalar, bir fırtına gibi oradan oraya esip durur, hayallerle uğraşan biri olup çıkardı kim bilir?
 
Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor..
 
Düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı. Belirli noktalara biriken eşya, odanın çıplaklığını daha çok ortaya çıkardı..
 
Belki yarın soğukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum..
 
Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder.
 
Bazen sinirden mi gözlerim doluyor, sevgiden mi, özlemden mi, yoksa nostalji ihtiyacından mı bilemiyorum, herhalde alışkanlıktandır deyip uyuyorum. Beni bu çıkmazdan Yasemin kurtarabilirdi, o da düşünmek için biraz süre istedi. Yedi sene önce. Bazen amma uzun düşündü diye düşünüyorum, daha çok gün batımlarında.
 
Yarın, yarından sonra bir yarın, bir yarın daha
Sürüp gidiyor günden güne küçük adımlarla;
Geçmiş günlerimiz ise nice sersemlere ışık tutmuş
Ölüm yolunda, toz toprak olmazdan önce.
Sön, cılız kandil, sön! Hayat dediğin ne ki:
Yürüyen bir gölge, bir zavallı kukla bu sahnede:
Bir saat gösterip, boyun kırıp gidecek!
Bir daha duyulmayacak artık sesi.
Bir aptalın anlattığı bir masal bu:
Kuru gürültüler, deli saçmalarıyla dolu.
 
Veba


Gecenin delirme noktasında senin gözlerinle bir mahkemede karşılaşmak
ama sadece gözlerinin tanıklık ettiği bir hayatın tam ortasında
diğer bütün organlarından kurtulmak özellikle dudaklarını
tanık koruma programına sokmak, onu susturmak susturmak, dilin kemiğe dayandığı vakit
işkenceyle gerekirse aşığım dedirtmek,
gülü ikramdı bu olan, dilin resmi polisti her alkol testinde
damağıma kadar sen bulaşan,
göğüslerin icra memurlarıydı hayatıma haciz gibi inen
inen ve şehri tedirgin eden dillerinde jilet taşıyan her çocuk gibi,
al götür ne varsa işte bu hayatım senden başka bir şeyi olmayan
bir haciz memurunun hayata yaptığı baskında kendinden başka
götürücek birşey bulamamasıydı yaşamım
gazete sayfalarında aranan yedi farktan öteye değildi sana mağlubiyetim,
sen zaten 6 farkı bulunca rölanteye almıştın beni,deli gibi yan duvarlara
dişlerimi gösterişim nafile
düüüüüüüütttttttttt düüüüüttttttt kırmızı kart!


İç çamaşırlarımdan kovulmuşlardandım,her martininin kendi kaderini tayin etme hakkı vardı
bir de mevsim birbirimize girmemizi öngören bir şıklıkta günlere baskı kurmuştu
martini dediğin senin kasıklarında içilir dediğim vakit
şeytan merminin ucuna kokunu sürüp, beni tam onikiden vurmuştu,
hiç bir dinin çıkaramayacağı aşk girince içime
çekin ulan ellerinizi ben çarmıha kendim gerilirim
haydi kadınım ilk çivi senden gerisi yılan pardon yalan ....


Nasılsa bir gün herkes benden gidecekti, o halde uygun adım yürüyen askerler
gibi gitmeliydin sen benden
sıcaktan bunalmış bir kent nasıl kan kusunca rahatlar ya sokakları
refüze edilmiş bir haftasonu kullanımı yasak olmasına rağmen
rağmene rağmen deliler gibi sevişip gitmeliydin benden
giderken en azından ayakkabılarını bırakmalıydın bana
biliyorum bir gün ayakkabılarda gider,
cehennemin dibini boylayan sözcüklerim işkence zoruyla
senin şarkını mırıldanır,ritmi bozulur zebanilerin
bir ay kırılır gökte, bir ceylan kendini vurur ansızın
ben sana aşık olurum
nasılsa bir gün gideceksin ,her dönen gibi
nasılsa her dua gibi günde üç dört defa ağzıma düşeceksin
nasılsa bir evren abdestini alıp yıldızlarını kapatıp secdeye varacak
nasılsa bütün meteorlar günah çıkaracak
nasılsa bir gün bütün haçlar istavroz çıkaracak
ve dağların hiçbiri musanın tanrıyla görüşmesi için müsait olmayacak
gülüşün yüzünden.....
bunların hepsi gülüşünün yüzünden
bir de yüzün var
onu hiç sorma!
düüüüttttt düüüüüttttttttt
kırmızı kart'


Arnavut kaldırımlarına dna testi isteyen bir asalak gibi
yürüyecek yollara ehemmiyetle yaklaşan bir kadındı benim vebam
yarı alevi yarı buzi bir karardan seken
teşhiş konulduğunda
teşhisinde amına koyan!


Bir inkarı itirafla yapışıtırıp, saçlarından tutunup
dünyaya inmekti bu olanlar
tanrının sana ayırdığı vakitte buluşup senin ölümüne geç kalmamızı sağlayan
ki ölsen
seni vuran silah vicdan azabından intihar ederdi
mevsim birbirimizden ayrılmamızı öngören bir kıbleydi
şubat desen olmaz
mart desen işim var
nisanda yaralıyım
mayısta kediler bile gitmez
derken gittin
elinde bir kuş,ki fransızca aptal aşk şarkıları mırıldanan...


gecenin delirme noktasında rüyada görülen bir göz kırpışla
telefona sarılan el
elin içinde birikmiş beze
ki ters tutulmuş beze
içinden irinler çıktıktan sonra
bezenin içine dikkatlice bakılıp gözlerinin görülmesi
ve bir kaç fal bir kaç kader
gözyaşlarımı dikine tutunca içinden dökülen bir kaç kelamın
ve aklımda gülüşün
girilen büyük bir iddiaydın
bu yüzden bir köpeğin kalça kemiğini kırıp yemin etmiştim
unutmadım
unutmadım
büyük iddialar büyük kemikler gerektirir,
sen büyük bir iddiaydın hayatımın üstüne
yüz metre öteye gidemezsin

yüz metre sürüklene sürüklene bariyerlere çarpa çarpa
görüş mesafesi nerede ise sıfır olan bir yolda
dikiz aynasında soyunuşun,
radyoda adımı söyleyişinle,
çarpa çarpa
kırıla kırıla
takla ata ata
geliyorum

şimdi nereye gidiyorsan git
ben sana gelmeden!
bilirsin büyük iddialar büyük kemikler gerektirir
boynu kırılan bir güle "doktor var mı" diye çığlık atan bir kadındı
benim vebam
öptükçe ömrümden çalan!
 
Geri