Aleyna1
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Ekim 13, 2014
-
- Mesajlar
- 5,966
-
- Tepkime puanı
- 212
-
- Puanları
- 318
1960'larda Menderes iktidarındaki DP'nin halk üzerinde baskıları nedeniyle toplumun çeşitli kesimlerinde huzursuzluklar başlamıştı.
Beyazıt'taki İstanbul Üniversitesi Kampüsü'nde öğrenciler sürekli DP aleyhine protestolar gerçekleştiriyorlardı.
28 Nisan 1960 tarihinde Beyazıt'taki İstanbul Üniversitesi Kampüsü'nde, ögrencilerin, DP iktidarı aleyhine düzenledigi gösteriye polisin mudahele etmesi sonucu olaylarla ilgisi olmayan öğrenci Turan Emeksiz polis kurşunuyla vurulmuş ve hayatını kaybetmişti.
İktidarın olayları bastırmasını istediği İstanbul Emniyet Müdürü Bumin Yamanoğlu yürüyüşe geçen gençlere ateş açılması emrini vermişti. Polis şefi Zeki Şahin in komutasında bulunan atlı polislerden biri tarafından açılan ateş sonucu Turan Emeksiz olay yerinde ölmüş, çok sayıda öğrenci yaralanmıştı. O günden bugüne Turan Emeksiz’in yerden seken kurşunla öldürüldüğü savı yayılmaya çalışılmış, ancak 53 yıl sonra, 2013 yılı Mart ayında TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Adli Tıp raporunu açıklayarak Turan Emeksiz’in yüksekten atılan bir kurşunla öldüğünü, cebinden de iki tiyatro bileti çıktığını açıklamıştı.
Olay, DP iktidarının sonunu hızlandırmış, bir hafta sonra Ankara Kızılay'da 555k gösterisi, 19 Mayıs'ta harbiyelilerin gosterisi ile birlikte, 27 Mayıs darbesinin yolu açılmıştı.
Bu olaylar esnasında bir söylenti ise gün geçtikçe halk tarafında yaygınlaşıyordu...
Söylenti; gözaltına alınan öğrencilerin kıyma makinalarından geçirilip tavuk yemi yapıldığıydı. O günleri çok fazla bilmeyip bu efsaneyi bugün duyanlar, muhtemelen, “Böyle bir saçmalığı kim ciddiye alır ki?” diyeceklerdir. Ama bu haberi Anadolu Ajansı geçmiş, CHP basını süslemiş ve neticede hatırı sayılır sayıda insan memleketin bir “korku cumhuriyeti”ne dönüştüğüne inanmıştı.
Darbe gerçekleştikten sonra ise, kendisine Milli Birlik Komitesi adını veren cunta başa geçmiş ve kıyma makinelerinden geçirilen üniversite öğrencileri konusunu araştıracağını duyurmuştu. Sonrasında da, halka verilen söz tutulmuş ve Et ve Balık Kurumu’na çıkartma yapılarak, olmayan öğrencilerin cesetleri aranmıştı.
Olayı yayanların gerçeğini bilen Orhan Birgit ise yıllar sonra bu olayı Aksiyon Dergisi'ne böyle özetliyordu...
Kıyma makineleri bir dezenformasyon muydu? sorusuna...
"Ha, kıyma… Ben inandım ona. Sonra ne kıyma var, ne Et Balık Kurumu var. Kıyma makineleri haberlerini yayımladıktan sonra öğrendik ki uydurma. Anlatan da kim? Alev Alatlı’nın babası Albay Ertuğrul Alatlı. Basın yayın işlerinden sorumlu bir subayın uydurması. Dezenformasyonun dik âlâsı. Bildiri çıktı. Anadolu Ajansı geçti haberi." yanıt veriyordu...
28 Nisan Olaylarının Eylemcisi Anlatıyor...
Önümüzdeki bahar aylarında, başta İstanbul olmak üzere yurt çapında sokak hareketleri, Gezi kalkışmaları, sivil darbe teşebbüsleri başlatılacaktır. Öncelikle bir kısım lise gençlerini ve üniversitelileri kullanacaklardır.
Huzursuzluk, anarşi, kaos üreteceklerdir… Eylülde Diyarbakırda ve bazı yerlerde yaptıkları ve yaptırdıkları gibi işyerleri tahrip edilecek, yağmacılık olayları sergilenecek, kan dökülecek, döktürülecektir. Memleketi büyük bir güvensizlik ve hercümerç ortamına iteceklerdir.
Şu anda bazı liselerde çok sinsi, fakat çok yoğun faaliyetler yapılmakta, militan hazırlanmaktadır. Bunlar (J) günü gelince sokağa dökülecektir.
Hükümet bunlara karşı etkili tedbirler almazsa çok kötü duruma düşebilir.
27 Mayıs 1960 darbesinden önce de böyle şeyler yapmışlar, üniversite gençliği kışkırtmışlardı. Sokaklara dökülen gençlerin başını, bilahare vurulup ölen, dıştan Müslüman gibi görünen, aslen Ermeni olan bir öğrenci çekiyordu.
Birinci gezi hadiselerinde iktidar önce gafil avlanmış, biiznillah toparlanmıştı. Bu seferki darbe çok şiddetli olacaktır. Halk bizi tutuyor, bize bir şey olmaz düşüncesi vahim bir kuruntudan ibarettir. Adnan Menderes de böyle demişti…
Bu telgrafı göndermek cesaretinde bulunduğum için bağışlanmamı istirham ederim. Hürmetlerimle.