Öfkenin Dili - Psikodilbilimi

🕒 Konu sahibi 21 saat önce aktifti
“Öfke, karşılanamayan isteklerin sembolik dilidir.”

Bu tanımı okuduğunuzda “Öfke, bir dil mi?”diye aklınıza bir soru gelebilir. Makaleme öfkeyi bir “DİL” ya da bir “SEMBOL” olarak tanımlamamın nedenleriyle başlamak istiyorum. Unutmamak gerekir ki öfke doğal, anlaşılabilir ve hepimizin yaşadığı bir duygudur. Öfkeyi besleyen ve tetikleyen en önemli unsurlardan biri düşüncelerdir. Yaşadığımız olayları algılar, yorumlar, geçmiş, gelecek ve şimdiki deneyimlerimiz üzerinde düşünürüz. Öfkenin, psikososyal, biyolojik boyutları olduğu kadar filolojik (dilbilimsel) boyutunun da olduğu genelde akla gelmeyen bir gerçektir. O halde psikodilbilimin araştırma alanına da girer.

İnsan kendi görüş, algılayış ve düşünüşü içinde/dışında yaşananlara/yaşanmayanlara karşı farklı duygulanımlar yaşayan/yaşatan bir varlıktır. Dil de insanlar için, duygu, düşünce ve güdüleri, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan bir araçtır.

Öfke duygusunu kadınlarda ve aile ilişkileri içinde araştırmış olan Lerner öfkeyi tanımlarken: “İletişim becerilerini öğrenebiliriz: Bu, söylediklerimizin duyulması ve farklılıkların tartışılması şansını artıracaktır. “ diyerek öfke kontrolü hakkında bazı öneriler ortaya koymuştur. Bu ve benzeri önerileri dikkatli okuduğumuzda öfkenin iletişim becerileri ile yakından ilgili olduğunu görebilirsiniz.

Madlow ise 1972 yılında öfke belirtilerini şöyle sınıflandırmıştır: Üstü kapalı sözel işaretler ve Üstü kapalı davranışsal işaretler; Doğrudan sözel ya da bilişsel işaretler, Doğrudan davranışsal işaretler; Dolaylı davranışsal işaretler ve Dolaylı sözel işaretler.

Bu ayrıma göre öfke, bir işaretler zinciridir de diyebiliriz.

Örnekle öfke ile birlikte oluşan bazı davranışlar (bağırmak, dövmek, hakaret etmek vb.) kişinin kendini savunması olarak algılanır ki bu yanlış inanışlardan biridir. Bunlar genelde bedensel tepkiler olarak öfkeye eşlik eden beden dilleri ya da davranışlardır.

Öfke dilinin temel özelliği, “birlikte düşünmeyi kışkırtmayan, bu nedenle sesli düşünme payı taşımayan, nihai bilgiye daima vâkıf, birlikte aydınlanmacı değil, hep aydınlatıcı” olmasıdır. Muhatabıyla karşılıklılık ve alışverişlilik gözetmez. Alçakgönüllü olmayan, dahası narsis bir dildir: Kendini duyurmakla yeteri kadar hazza kavuşur... Ciddi bir ‘sıcaklık’ eksikliği vardır. Seslendiği, iletişim kurmaya çalıştığı insanlardan haberli olduğunu içselleştirememiş, dolayısıyla bir duygudaşlık yansıt(a)mayan, duygudaşlık kaygısı taşımayan bir dildir”.

Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu algılar, genellemelerin yoğun kullanımına neden olur. Kendinizi birden “hep, hiç, asla, kesin” gibi kelimelerin arasında bulursunuz.

Peki, öfkenin dil boyutunu OLUMSUZDAN OLUMLUYA nasıl çevirebilirim derseniz,

Öncelikle öfkeninizin sizi ve çevrenizi ne kadar rahatsız ettiğiyle orantılı olarak bir ruh hekimine danışın. Filolojik olarak da konuşmalarınızda yavaşlamak, gösterdiğiniz bedensel tepkileri gözlemek, aklınıza gelen ilk şeyi söylememek, karşı tarafı anlamaya çalışmak ve en önemlisi hemen cevap vermemek bu dili abartıdan kurtaracaktır diyebilirim. Unutmamak gereklidir ki dil de dünyanızın sınırlarını belirler ve dilinizi değiştirmek dünyanızı da değiştirmek demektir.
 
Geri