Nurculuk risaleleri asrın tefsiri midir

Konu sahibi son olarak 2791 gün önce görüldü
NURCULUK RİSALELERİ ASRIN TEFSİRİ MİDİR

Risâle-i nûr mensûbları, 1950’lerde yok denecek kadar azdı.O zamanlar, nurcuların medrese dedikleri, toplanıp nur risâlelerini okudukları yerler polis tarafından basılıyor, nurcular kânûnen cezâlandırılıyorlardı.Türkiyye’de,o târîhlerde nurcu sayısı, belki de bin kişi bile değildi… Hükûmetlerin nurculara karşı bu menfî davranışı ,halkın bir kısmınının nurculuğa meylini artırmış, bu ve buna benzer sebeblerle nurcuların sayısı hayli artmış [Daha sonraki ba’zî siyâsîler de nurculara destek olunca] maddî bakımdan da hayli güçlenmişlerdir…
İlk zamanlar, yaşımın küçüklüğü sebebiyle,Risâle-i nuru okuyor fakat,tam anlayamıyordum. Tahsîlime devâm ederken risâleleri okumaya ara verdim. Üniversitede kariyer yapdıkdan çok zaman sonra, beni çok seven ve güvenen bir arkadaşımın Risâle-i nur’la ilgili sorularına tarafsız cevâb verebilmem için nûr risâlelerinin tamâmını (1) tekrâr okumaya karar verdim, vaktimin büyük bir kısmını risâleleri okumaya ayırdım. Risâlelerde dikkâtimi çeken, inancımıza zıd bir çok mes’ele üzerine, bu işin ehli mütehasıs zevât ile müştereken Risâle-i nur ile ilgili bir çalışma yapmaya karar verdik. Risâlelerin tamâmını tedkîk ederek, tarafsız bir niyyetle tahlîl etmeye çalışdık…
Biz, bu çalışmamızda hüsn-i zan ile hareket edip iftirâ etmemek, fakat haksız olanı da medh etmemek için büyük gayret sarfetdik. Allâh katında çok sevimli amel “Hübb-i fillâh ve büğz-ı fillâh” ya’nî “Allâh için, Allâh dostlarını sevmek ve Allâh için, Allâh düşmânlarına düşmân olmak”, uyulması çok mühim ve ilk önce yapılması gereken emirlerdendir.(2) Bu sebebden müslimânların îmânlarını koruyabilmeleri için bilhassa bu zamanda çok dikkatli olmaları, Allâhın düşmânlarını dost, dostlarını da düşmân bilmemeleri, mutlak sûretde elzemdir, çünkü, “Kişi,sevdiği ile berâberdir ”(3) bu îmânî çok mühim bir mes’eledir. Bu husûsda, âlim olub da susanlar, büyük vebâl altındadır. Risâle-i nuru değerlendirirken bu husûsda çok gayret sarfedilmişdir. Çalışmalarımız netîcesinde, piyasadaki, Saîd Nursî ile ilgili değerlendirmelerin çoğunun me’alesef(4),gerçeklerle hiçbir alâkası olmadığını da görmüş olduk…
Saîd Nursî’yi tahlîl etmeden evvel onu yakinen tanımak gerekir. Onun için de İttihâd ve Terakkî ile ilgisini, Sultân AbdülHamîd’e karşı tavrının hangi sebebden kaynaklandığını, müslimânlar arasında Risâle-i nuru yayarken nasıl bir usûl ta’kîb etdiğini, mücâdelelerini, karşılaşdığı sıkıntılarını, risâlelerini habshânelerde veyâ ikâmete mecbûr tutulduğu yerlerde (göz habsinde) rûhî sıkıntı içerisinde nasıl yazdığını, daha evvel de vehn-i a’sâb (nevrestani) ve şu’ûr bozukluğu sebebiyle tedâvî gördüğünü, hattâ Toptaşı akıl hastahânesi’nde altı ay kaldığını hatırlatmakda fâide vardır.
İttihâdcı olması dolayısıyla, İttihâd ve Terakkînin kimler tarafından ne niyyetle kurulduğu ve mensûblarının icrâ’atları, Osmânlı Devleti’ne neden cebhe aldıkları, inançlarının İslâm inancına uyup uymadığı bilinmeden, Saîd Nursî’yi tam ma’nâsı ile tanımak mümkin değildir.
Saîd Nursî’nin İslâmdaki mevki’ini tam tesbît edebilmek için, İslâmî mes’eleleri de hakkıyle bilmek gerekir… İslâmı hakkıyla bilmeden her hangi bir kişinin arkasından gitmekde de îmânını zedeleme tehlikesi vardır. ” Îmân edib de îmânlarına zulüm (şirk) bulaşdırmayanlar korkudan emîndirler.” En’âm,82.Bundan dolayı,müslimânların, kâfirlerle, ehl-i bid’at ve ehl-i dâlle ile dost olmak dînen memnû’dur.(5)
Sapıklığın hâkim olduğu zamanlarda, müslimânların îmânlarını koruyabilmeleri zor olduğundan, îmânlarının zarar görmemesi için, İslâmiyyeti iyice bilmeleri, sapıklıklara karşı îmânlarının sarsılmaması içün de bu husûsda uyanık olmaları ve zarûrat yok ise, onlardan uzak durmaları gerekir.
(Osmânlı Devletinin, “Birinci cihân harbi”nden sonra
i’tilâf devletlerince(İngiltere,Fransa,İtalya,A.B.D.) paylaşılması netîcesinde, Müslimânların kıblesinin de bulunduğu Arabistân ile Mısır,Irak… gibi bir çok memleket, büyük lokmayı kapan İngiltere’nin, müstemlekesi olmuşdur.İngiltere’nin işgâl etdiği bütün memleketlerde,İngiliz müstemleke eğitiminden geçen gençler,(6)me’alesef, düzmece târîh ve inançlarla, ecdâdına düşmân yapılmış, kafaları dumura uğratılmış , doğru ile eğriyi ayırt edemez hâle getirildiklerinde, kendi sapık adamlarını,onlara İslâm âlimi diye tanıtmışlar,böylece, bu gençler maddî imkânlarla veyâ ba’zî makâmlara getirilmek sûretiyle, kandırılıp,temiz ecdâdının gitdiği yoldan sapdırılmışlardır.Tabii ki müstemleke edilen devletin sömürülebilmesi, o memleketin insânının, ecdâdını,hakîkî İslâm âlimlerini ve inancını beğenmemesi, kendisini küçük görmesi, bayrağını, vatânını,milletini sâhib çıkmamasıyla mümkindir… )
Asrımızın şerr güçlerinin, müslimânların îmânlarını çalmak için büyük bir gayret sarf etdikleri ortadadır , bu husûsda sarfetdikleri paralar da akıllara durgunluk verecek mikdârlardadır.
Doğru yoldan sapdırılan insânları tekrâr doğru yola çekmek kolay bir iş değildir. Çünki her fırka inancından memnûndur. Allâhü te’âlâ: “ Her fırka inancı ile öğünür.” (7) buyuruyor. Allâhü te’âlâ bizleri doğruyu bulan, yanlış inancında boş yere direnmeyip gerçeği kabûllenen kullarından eylesin.





(1) Kitâblarının çeşitli kitâbevleri tarafından basılması sebebiyle, sahîfe numaralarının farklılık göstermesi ve ba’zî kısımlarının kasden çıkarılmış olmasının bilinmesi, araşdırma yapanlara fâideli olacakdır. [Bu kitâbımız, Risâle-i nur’un osmânlıcası ve çeşitli kitâbevlerinin basdığı nüshâlar gözden geçirilerek hazırlanmışdır.]
(2)Âl-i imrân,114;İmâm-ı Hanbel,Müsned
(3) Buhâri,Müslim’den hadîs-i şerîf
(4) Kelimeler mümkin olduğu kadar doğru yazılışlarıyla, asıllarına sâdık kalınarak yazılmaya çalışılmış,bu husûsda a’zamî gayret sarfedilmişdir
(5) İmâm Rabbânî, Mektûbât, c.1/ 266.mektûb
(6)[İngilizlerin müstemlekesi Hindistân’da,lise’de logaritma cetvelinin temâmını ezberleyemeyenler,talebelikden atılır,çok az da olsa ezberleyebilenlerin ise zihnen hasta olmamaları mümkin değildir.Okuyanları da sağlıksız olan insânları sömürmek, onları idâre etmek, tabi’î ki zor değildir.Buralarda bu şekilde kolayca elde etdikleri ajanlar sâyesinde,o memleketin yer altı ve yerüstü varlıkları,savaş yapmadan, asker zâyi’atı vermeden İngiliz’lerin eline geçmişdir.]
(7) Rûm Sûresi,32;Mü’minûn Sûresi,53
 
NURCULUK RİSÂLELERİ ASRIN TEFSÎRİ MİDİR!?(*)
 
[Risâle-i nur, Abdülkâdir Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddîn Arabî, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tefsîrlerinden daha üstündür.]
Saîd Nursî, İşârâtü’l-îcâz, Bir müdâfe’a (Mehmed Kayalar)
Saîd Nursî diyor ki:

İsrâiliyyât kitâblarımıza karışdı ve cezâ olarak bizi geri bırakdı.” (Muhâkemât, s.11,19),
“Bu yüzden mür
şid olarak Kur’ânı seçdim.(Mektûbât, 28.mektûb);
Risâle-i nûr’un Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstâdı yok, Kur’ân’dan başka merci’i yokdur.Doğrudan doğruya Kur’ânın feyzinden mülhemdir. Sikke-i tasdîk-ı gaybî, s. 96; Şu’â’lar, 1. şu’â,
Cevâb: Saîd Nursî, tahsîlinin üç ay kadar olduğunu ya’nî çok az tahsîl gördüğünü bizzât kendisi i’tirâf etdiği hâlde, (Şu’âlar, 1.şu’â, s.626) ilmî kifâyetsizliğine bakmadan, Kur’ân-ı Kerîm’i mürşid edindim diyerek tefsîr etmeye kalkışmış, bu yüzden çok büyük hatâlara düşmüşdür. Hadîs-i şerîflerde: (Kur’ân’dan başka delîl kabûl etmem ), diyenler çıkacakdır. Ebû Dâvüd ; (Hadîsi bırak, Kur’âna bak), diyenler, bana inanmayanlar çıkacakdır. Ebû Ya’lâ ; Bana Kur’ânın misli kadar daha hüküm verildi. İmâm-ı Hanbel.Cebrâîl aleyhisselâm, Kur’ânı ve O’nun açıklaması olan sünneti de getirdi. Dârimî; Kibirli kişiler çıkacak, (Allâh Kur’ânda bildirilenden başka bir şey’i haram kılmadı ) diyecek. Yemîn ederim ki, benim emretdiğim, yasakladığım, koyduğum hükümler de vardır. Bunların sayısı Kur’ândaki hükümlerden daha çokdur. Ebû Dâvüd;(Yalnız Kur’ândaki helâl ve harâmı kabûl ederim) diyenler çıkacakdır. İyi bilin ki, Rasûlün harâm kılması, Allâh’ın harâm kılması gibidir. Tirmizî; Dârimî
Rasûlüllâh aleyhisselâm Kur’ân-ı Kerîm’in tefsîri ile alâkalı buyuruyorki:
“ Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse, isâbet etse dahî hatâ etmiş sayılır. ” Tirmizî, Ebû Dâvüd’den hadîs-i şerîf.
Kim Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüyle tefsîr ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.” Tirmizî; Hanbel’den hadîs-i şerîf.
“Kur’ân-ı Kerîmi kendi görüşüne, kendi anlayışına göre tefsîr eden kâfir olur.” Rezîn’den hadîs-i şerîf; İmâm-ı Rabbânî, mektûbât, c.1/ 234.mektûb.
“Kur’ân-ı Kerîmi mürşid edindim, Kur’ân-ı Kerîmden başka her şey’e isrâiliyyât, hurâfeler karışdı” diyen Saîd Nursî, mürşidim dediği Kur’ân-ı Kerîme de ters düşmekdedir. Allâhü te’âlâ, Bakara Sûresi[Sûrenin okunuşu kırâ’et,mahrec kâidesine göre Begara’dır] 151.âyet-i kerîmesinde Rasûlüllâh aleyhisselâm için “…size bilmediklerinizi öğreten bir rasûl gönderdik.”Ayrıca otuzdan fazla âyet-i kerîmede: “Rasûlüllâh’a itâ’at edin” buyurmakdadır, ve “ kim Rasûle itâ’at ederse, Allâh’a itâ’at etmiş olur.” Nisâ, 80. âyet-i kerîme. “Rasûlüllâh size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak etdiyse sakının.” Haşr,7 “Onun (Rasûlün) hükmüne inanmadıkça îmân etmiş olmazlar.” Nisâ, 65 “Rasûlüllâh’a uyun ki, doğru yolu bulasınız.” A’râf,158.âyet-i kerîme; “Rasûle isyân edenlerin (inanmayanların) ebedî olarak cehennemde cezâlandırılacakları ” Nisâ, 14 ve “ Rasûlü inkâr edenlere çılgın ateşin hazırlandığı ”,Feth, 13’de haber verilmekde, âyet-i kerîmelerde, Rasûlüllâh’a aleyhisselâm uymamız gerekdiği, ya’nî onun sözlerine, fiillerine isyân etmenin Allâhü te’âlâ’ya isyân olduğu bildirilmekde, âlimler hakkında da “ Bilmiyorsanız, bilenlere (âlimlere) sorun.” Nahl, 43; Enbiyâ, 7.âyet-i kerîme, buyurulmakdadır.
Saîd Nursînin, sapık selefîlerle aynı görüşde olması dikkât çekicidir. Kur’ân-ı Kerîmden başka her şeye karşı çıkan selefîlerin esâs hedefleri hakları olmadığı hâlde kendilerini İslâm âlimlerinin yerine geçirmek istemeleridir. Selefîlerin ve masonların iddi’â etdikleri geri kalmışlığın sebebi, ne îslâmî hükümlerin zamâne göre değişdirilmeyib sâbit bırakılmasından ne de Îslâm dînine isrâiliyyât karışmış olmasındandır. Müslümânların geri kalmışlığının esâs sebebi dînlerini ihmâl etmelerinden, ya’nî Îslâm dîninin emir ve yasaklarına hakkıyla uymamalarından, dîne bağlılıklarını gevşetmiş olmaların- dandır. Biz dîni yaşayışımızda ileri değiliz ki geri kalmışlığımız Îslâma veyâ Îslâm anlayışımıza yüklenebilsin. Saîd Nursînin bu husûsda masonların, vehhâbîlerin görüşleri ile farklılık göstermemesininin sebebi onun İttihâdcı olmasındandır. (Kastamonu lâhikası s.55; Volkan Gazetesi, sayı 105)
İttihâd ve Terakkî’nin şark vilâyetlerindeki şu’belerini bir derece istihsân (güzel görme) ve tebrîk ederim ” diyen Saîd Nursî,
İttihâd ve Terakkî partisinin , kendisine ondokuz bin altın verdiğini i’tirâf eder. Şu’âlar,14. şuâ, s.440; Kasta-monu Lâhikası, s.55
Mason Cemâleddin Efgânî (1838-1897) ve mason Muhammed Abdüh’e (1849-1905) selefim (üstâd, öncü) diyen ( Târîhçe-i hayât, s.68; Dîvân-ı harb-i örfî, s.6 ) Saîd Nursî de hep selefîdirler, bu selefîlik ona üstâdım dediği mason kişilerden ve İttihâd ve Terakkî partisine mensûb olmakdan bulaşmışdır…
Saîd Nursî, vehhâbîleri de över :
“Vehhâbîlerin nemâza çok dikkât etmeleri iftihâr edilecek şey’dir.” ve “İslâm büyüklerinin türbelerini mukaddes görmek sebebiyle Allâh vehhâbîleri musallat etdi.” ( Mektûbât, 28. mektûb ) demesi, ittihâdcılığından kaynaklanmakdadır.
Şimdi de, her şey’e karşı çıkarak, ilmi kifâyetsizliğini bakmadan,Kur’ân-ı Kerîmi kendi aklınca açıklamaya çalışan Saîd Nursînin düşdüğü hatâların bir kısmını kıymetli okuyucularımıza sunmak istiyoruz :
Saîd Nursî diyor ki : Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmeyi kendi aklınca açıklarken minhâ min semeratin (ondan,meyveden ) denilmekdense, min semerâtihâ ( meyvelerden ) denilmiş olsaydı daha muhtasar ve daha güzel olurdu . (İşârâtü’l-îcâz, Bakara Sûresi 25. âyet-i kerîmenin açıklaması sonunda ) diyerek kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmişdir...
Cevâb : Bırakın dahâ güzelini, bir benzerinin dahî yazılamıyacağını Allâhü te’âlâ bir çok âyet-i kerîmede (Bakara Sûresi,23-24; Yûnüs,38; Hûd,13-14; İsrâ, 88;Tûr,34),bildirdiğine göre , aklı yerinde bir müslimânın böyle bir söz söyliyebilmesi mümkin değildir. Zülcenâheyn âlimlerin dahî, kur’ân-ı Kerîmin belâgatı karşısında âciz kaldıkları düşünülürse, kendisinin bizzât üç ay tahsîl gördüğünü i’tirâf eden (Şu’âlar, 1.şu’â ) bu yüzden yazılarında çokca imlâ hatâlarına rastlanılan bu kişininin, Kur’ân-ı Kerîmi tenkîd etmesini aklen açıklama imkânı yokdur. “Daha güzel olurdu” sözü karşısında, şu âyet-i kerîmeyi de göz önünde tutmakda fâide vardır:”Bu Kur’ân,Allâhdan başkasının sözü olsaydı,içinde çok uygunsuzluklar bulurlardı” Nisâ Sûresi,82
[ Saîd Nursî’nin seçkin talebelerinden
Mehmet Fırıncı hocadiyorki : Saîd Nursî, annenin, evlâddan mîrâs almasını tenkîd ederdi, hattâ, Kur’ân ahkâmından tenkîd etdiği şeyler de vardır. Cumhûriyyetci olan Saîd Nursî’nin, (Şu’âlar,12.şu’â) İslâm mîrâs hukûku yerine, İsviçre medenî hukûkunu tercîh etdiği anlaşılmakdadır.]
 
Geri