Ninatta'nın Bileziği - Ahmet Ümit

Konu sahibi son olarak 3168 gün önce görüldü
7bb5Nr.jpg

Günümüzden 3 300 yıl önce yapılan bir savaştır Kadeş ve iki büyük uygarlığı Mısırlılar ile Hititleri karşı karşıya getirir. Savaş sonrasında yapılan anlaşma ise tarihe bir ilk olarak geçer.

Dünya çok uzun yıllar Kadeş Savaşı’nı Mısır kaynaklarından elde edilen bilgilere göre değerlendirdi. Daha sonra elde edilen bulgular tarihin bile yanılabileceğini gösterdi. Örneğin Mısırlılar tabletlerinde savaşı kazandıklarını yazmalarına rağmen, uğrunda savaşılan bugünkü Suriye topraklarının savaş sonrasında hâlâ Hititlerin elinde olduğunu öğrendik.

"Ninatta’nın Bileziği"nde ise tarihin ötesinden savaşın kederiyle örtülü bir kadın sesi ulaşıyor bize ve ölümsüz sevdasının öyküsünü taşıyor bugüne. Ninatta, sonsuz bir aşkı anlatırken Hitit dualarını, Hitit büyülerini, Hitit-Mısır yazışmalarını da aktarıyor ve okuru zevkli bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

"Ninatta’nın Bileziği", Türk polisiye edebiyatının usta ismi Ahmet Ümit’in kaleminden, "Patasana"dan sonra Hititler üzerine yine çarpıcı bir epik roman.
(Tanıtımdan)
 

Anadolu'daki ilk büyük devlet:Hititler

Yeryüzündeki ilk büyük savaş:Kadeş

Kadeş'e giden sevgilisini 3300 yıldır bekleyen Hititli bir kadın:Ninatta

Yarıda kalan bir sevda:Ninatta ile Nuvanza

AHMET ÜMİT


:yzr::yzr::yzr::yzr::yzr::yzr::yzr::yzr::yzr::yzr:

Hoşgeldin ey uzak yolların yolcusu,
Ey güzel haberlerin müjdecisi,
Ey omuzlarında yılların bilge yorgunluğunu ,
Gözlerinde bilinmezin heyecanını taşıyan kişi,
Yaşlı ülkeme,
Hattilerin bin Tanrılı toprağına ,
GüzeL Hattuşa'ya hoşgeldin...
Uzun ömürlü kedere,sona erdireceğin yasıma hoş geldin.
Öksüz sokaklara,kimsesiz meydanlara,
Boynu bükük evime,hoşgeldin.


Seni bekliyordum.
Uzun geceler ,uzun günler boyunca,
Neşeli baharlar,
Doygun yazlar ,
Yorgun sonbaharlar,
Kavruk kışlar boyunca,
Uzun ,çok uzun yıllar boyunca.
Hoş geldin.
Kaç savaş geçti bu topraklardan,kaç talan,
Kaç kral çıktı tahta,kaç kral hükmedemez oldu,
Kaç insan öldü,kaç insan doğdu,
Kaç ihanet,kaç aşk,
Kaç bayram,kaç ayin,
Kaç hasat,kaç düğün yaşandı.
Seni bekliyordum.


Tanrılar bizi,Kadeş'te yeryüzünün en korkunç lanetiyle ,
Savaşla cezalandırmadan .
Seni bekliyordum,
Tanrılar Kadeş'te ölümü ülkeme yoldaş kılmadan.
Seni bekliyordum,
Kadeş'te yeryüzünün en büyük savaşı henüz başlamadan .
Seni bekliyordum,


Yiğit Nuvanza Kadeş toprağında kaybolmadan.
Seni bekliyordum,
Yas ,ihtiyar kadınların yüzlerini gözyaşlarıyla yıkamadan;
Ölüm ,genç gelinlerin saçlarını zamansız ağartmadan,
Savaş ,çocukların oyunlarına koyu bir bulut gibi çökmeden.
Seni bekliyordum,
Kral Muvatalli daha savaş emrini vermeden.
Hatuşşa boşaltılmadan,
Mısır Kralı Ramses ,Kadeş üzerine yürümeden ,
Askerlerin genç bedenleri savaş meydanında çürümeden.


Seni bekliyordum,
Kim olduğunu merak bile etmeden.
Ama senden emin olarak.
Seni bekliyordum,
Binlerce yıllık özlemimi dindirmen için.
Seni bekliyordum,
Yarım kalmış şarkımı tamamlaman için .
Seni bekliyordum,
Biricik aşkım,yiğit Nuvanza ile ruhlarımızı buluşturman için.
Seni bekliyordum,
Bana yardım etmen için.
Seni bekliyordum,
Tanrılara duyduğum inancı yitirmemek için.
Seni bekliyordum,
Kendimi Kral Tabarna soyundan gelen atalarımı ,
Bir zamanlar Ay Tanrıçası'yla eş tutulan güzelliğimi
Kendi adımı,Ninatta'yı unutmamak için.
Hoş geldin..




Biliyorum ki,duydukların aklını karıştıracak,
Biliyorum ki,gözlerin gördüklerine inanamayacak.
Sakın şaşırma,
Sakın yolundan dönme.
Beni ,karanlıkta gördüğün boş bir suret sanma sakın.
Ben ,Panku meclisinin üyesi soylu Maruvaş'ın kızı,
Yiğit komutan Nuvanza'nın bahtsız kadını Ninatta'yım.
Seni bekliyordum.
Çünkü soylu Nuvanza Kadeş'e doğru yola çıkmadan önce ,
Senin geleceğini söyledi.
Seni bekliyordum,
Çünkü bunu bana soylu Nuvanza söyledi.
Çünkü Nuvanza bunu Ğöğün Güneş Tanrısı'ndan duydu.
Seni bekliyordum,
Çünkü ,bunu uykumda bana,
Hakimem Arinna'nın Güneş Tanrıçası da söyledi.


Göğün Güneş Tanrısı'nın ağzıyla konuşan yiğit Nuvanza,
Ve Hakimem Arinna'nın Güneş Tanrıçası bana dedi ki:
Seni mutluluğa kavuşturacak kişi,
Yılların ötesinden gelecek.
O,zamanın büyüsüyle yabancı bir ülkeye dönüşmüş olan
Bu toprakların insanı olacak.
O,büyük savaşların içinden gelmiş biri olacak.




O,derin acıların,
Çığ gibi büyüyen kederlerin,
Sel gibi akan gözyaşlarının içinden gelen biri olacak.
O,gelecek ve yazdıklarını okuyacak.
O,gelecek ve seni anlayacak.
O,gelecek ve senin üzerindeki laneti kaldıracak.
O ,gelecek ve seni,soylu Nuvanza'ya kavuştıracak.
Ona ,Göğün Güneş Tanrısı'nın
Ve Arinna'nın Güneş Tanrıçası'nın izniyle ,
Yiğit Nuvanza'nın yaptırdığı on iki bilezik halkasını anlat.


Ona de ki:
O bilezikler ki,sadece ilki bendedir.
Diğerlerinin her biri ayrı bir şehirde,
Ayrı bir yerde gömülüdür.
Ona de ki:
Sen,o şehirlere git.
Sen, o bilezikleri topla.


Ona de ki:
Her bilezikte bir sonraki bileziğin nerede olduğu yazılıdır.
Ona de ki:
Sen ,o bilezikleri toparlarsan,
Yiğit Nuvanza bana geri dönecek.




Ona de ki:
Bunlar benim değil,Tanrıların dileğidir.
Tanrıların dileğini yerine getirmek ;
Kurumuş tarlaya su vermek kadar güzel,
Aç bir insanı doyurmak kadar iyi,
Sevgiliyle diz dize oturmak kadar mutluluk vericidir.


Ona de ki:
Tanrıların dileklerini yerine getirmemek;
Tarlayı kurutmak,
Yoksulu aç bırakmak,
Sevgiliye sırtını dönmek kadar kötüdür.
Eğer sen sevgiliye sırtını dönersen,
Tanrılar da sana sırtını döner.
Ve seni lanetler içinde bırakırlar.


Ona de ki:
Sen,beni yiğit Nuvanza'ya kavuştur,
Ben de sana mutlu bir ömür dileyeyim.
Çünkü aşıkların dileği kabul olur.

Ey,bilmediğim bir çağın içinden gelen kişi.
Ey,binlerce yıldır beni pençesinde inleten,
Bu büyük laneti kaldırmak için ,
Tanımadığım ülkelerin ,kentlerin içinden gelen kişi.
Sen artık benim ailemden birisin.
Sen benim öz kardeşim,
Hiç doğmamış çocuğum gibisin.
Madem ki Ninatta'nın sözlerine inandın,
Onun yazdıklarını okumayı sürdürdün.
Madem ki onun acısını dindirmeye karar verdin,
Madem ki şefkatli yardım elini uzattın,
Artık olanları bilmeye hakkın var.


Ninatta'nın yaşadıklarını,
Kral Muvatalli ve Kral Hattuşili devrinde,
Bin Tanrılı Hatti ülkesinde neler olduğunu öğreneceksin,
Merakını gidereceksin.
Mısır Kralı Ramses'in tutkusunu öğreneceksin,
Merakını gidereceksin.
Ninatta'nın Nuvanza'ya duyduğu büyük aşkı,
Başımıza gelen belaları,
İatemeden söndürdüğümüz yaşamları,
Bizi lanetlerle ayırmaya çalışan zalim Tanrıları öğreneceksin,
Merakını gidereceksin.


Ama dur bekle,acele etme.
Dağların doruklarında görünmeden önce,
Yıldızların tek tek sönmesini bekleyen güneş gibi sabırlı ol.
Sadık yazmanıma yazdırdığım her sözcüğü dikkatle oku.
Dikkatle ve yüksek sesle oku.
Sesi duy ve anlamını hisset.
Ben de,görünmek için zamanın gelmesini bekleyen ay gibi
Sabırla ,her bir sözcüğü düşünerek,seçerek yazdıracağım.
Ama öyküme başlamak için,
İlk sözcüğü bulmakta hiç güçlük çekmeyeceğim.
Çünkü ,her gün defalarca mırıldandığım
O sözcük,işte kendiliğinden dökülüyor ağzımdan:
Nuvanza.







 
Sana önce Nuvanza'yı anlatacağım.

Nuvanza olmasaydı ,

Ne doğan güneşin,ne yağan yağmurun,

Ne tohumun,ne toprağın,ne meyveye durmuş ağacın,

Ne de güzel Hattuşa'nın anlamı olurdu.

Nuvanza olmasaydı,

Gelin,gelin olmazdı,damat da damat.

Kral hükmünü yütürürdi,kraliçe sıradan bir kadın olurdu.

Nuvanza olmasaydı,

Damarlarımızdaki kan akmaz,çiçek açmaz,

Mucize yavan bir gerçeğe dönüşür,

Heyecan ,susuz kalmış bir çiçek gibi birden sönerdi.




Sana Nuvanza'yı anlatacağım.

Soylu erkeğim,gözlerimin ışığı,dizlerimin dermanı.

Kalbimin umudu,biricik aşkım Nuvanza'yı.



Nuvanza'yı gördüğümde ,

Onu daha önce de görmüştüm..

Ama onu ilk gördüğüm an,onu sevdiğim andı.

Nuvanza'yı gördüğümde küçüktüm,

Küçüktüm ,Hattuşa'dan

Habersiz küçük bir kızdım.

Onu gördüm,

Kendimi bilmeye başladım.

Onu gördüm,

Hayatı bilmeye başladım.

Onu gördüm ve istedim.

Ben hiç bir şeyi bu kadar çok istemedim.


Ben istediğim hiç bir şeyi bu kadar çok sevmedim.

Onu gördüm,onu sevdim,onu istedim.

Ben ,onu ilk kez bir meyve bahçesinde gördüm.

Bahçede büyük ağaçlar vardı.

Ağaçların dallarında olgun meyveler vardı.

Meyveler ağaç dallarını yere eğiyordu.

Ben bahçedeydim.

Yanımda saray başyazmanı Zuvappiş'in oğlu,

Benim çocukluk arkadaşım,talihsiz İnara vardı.



Ben bahçedeydim,

Kendimden habersizdim.

Bahçede oyun vardı,bahçede neşe vardı.

Nuvanza o bahçeye geldi.

Nuvanza o zamanlar Manni'yle evliydi.

Ama sevgim o kadar büyüktü ki,

Ben onu yine de istedim.

O benden habersizdi.

O benim sevgimden habersizdi.

Ama biliyordum:

Beni görecekti,

Beni sevecekti.



Nuvanza o zamanlar gençti.

Gözleri Hattuşa kartallarının gözleri gibi keskindi.

Arinna'nın Güneş Tanrıçası'nın aslanları gibi çevikti.

Nuvanza ,genç yaşında sayısız savaşa katılmıştı.

Hattuşa'ya saldıran Kaşga askerleriyle dövüşmüştü,

Pala ülkesinin çapulcularını püskürtmüştü.

Nuvanza bir kahramandı,

Nuvanza bir efsaneydi,

Nuvanza bir destandı,

Nuvanza benim sevdiğim adamdı.

İnsanlar önce çekinirdi,

Çünkü iyi bir savaşçıydı.

İnsanlar Nuvanza'ya saygı duyardı,

Çünkü o dürüst biriydi.

Ben Nuvanza'dan çekinmezdim.

Ben Nuvanza'ya ötekiler gibi saygı da duymazdım,

Çünkü onu seviyordum.

Benim sevgim ,saygıdan da ,korkudan da büyüktü,

Benim sevgim daha derindi,daha güçlüydü.



Nuvanza'yı andığımda hep bir gülümseyiş gelir aklıma :

Cesur,umut dolu,biraz muzip ama kendinden

Ve dünyadan emin bir gülümseyiş.


Nuvanza'yı meyve bahçesinde gördüğümde,

Yine aynı gülümseyiş vardı yüzünde,

Yanında benim soylu babam Maruvaş vardı,

Ve Nuvanza'yı Nuvanza yapan o gülümseyiş vardı yüzünde.

Ben bir incir ağacının dalındaydım

Saray başyazmanı Soylu Zuvappiş'in oğlu,

Benim çocukluk arkadaşım ,talihsiz İnara'yla oynuyordum.

İnara durgun göller gibi sakin bir çocuktu.,

Ben çağlayanlar kadar coşkuluydum.

İnara incir ağacından inmem için yalvarıyordu.

Ben inatçıydım;

Ben inmiyordum.

İşte o anda gördüm Nuvanza'yı,

İşte o anda gördüm Nuvanza'nın gülümseyişini.

O gülümseyiş beni aldı,

Beni incir ağacından indirdi.

Beni aldı,beni genç kız yaptı.

Beni çocukluğumdan kurtardı.



Ben Nuvanza'yı görünce ,

Duru bir derede yüzen kırmızı balıklar gibi gördüm yazgımı.

Ben,Nuvanza'yı görünce ,

Anladım onsuz bir hayatın olamayacağını.

Oysa Nuvanza benden yaşlıydı,

Oysa Nuvanza babamın arkadaşıydı.

Oysa,Nuvanza'nın karısı vardı,

Oysa Nuvanza'nın karısı,

Karnında üç ay sonra doğuracağı bir oğlanı taşıyordu.

Ama Nuvanza'nın gülümseyişi ,hiç korkma diyordu,

Gördüklerini geçici,

Bir sen hakikisin,bir de bana duyduğun sevgi.

Ve ben inandım onun gülümseyişine,

Ve ben sevdim onu.

Ve ben sonsuza kadar bekledim onu.



Ey,Göğün Güneş Tanrısı ile

Hakimem Arinna'nın Güneş Tanrıçası 'nın müjdelediği kişi.

Ey,biricik aşkım Nuvanza'nın geleceğini söylediği kişi.

Sana sevgi,sana saygı,sana minnetle uzanıyor ellerim.

Sana teşekkürlerin en içtenini,en sahicisini sunuyorum,

Lütfen kabul et.

Bu tabletleri okuduğun için ,

Bana inandığın için,

Bu kutsal yolculuğa çıktığın için,

Kendini Tanrıların buyruğuna bıraktığın için.

Bu kavuşamayan sevgilinin ,

Bu huzursuz ruhun,

Bu yazgısı tamamlanmamış kadının iyi dileklerini kabul et.


Belki şimdi yollardasın.

Zaten hayat bir yolculuk değil midir?

Hayat,Tanrıların olaylarla ördüğübir patikada,

Yürümekten başka nedir?

Sen, Tanrıların yolunda yürürken ,

Ben de sana hikayemi anlatacağım.

Sen sıkılmayasın diye,

Hikayemi sana yol arkadaşı yapacağım.


Ey,yılların ötesinden gelen kişi,

İşte bir kez daha söylüyorum,

Tatlı bir meyvenin balı gibi dudaklarıma yapışan o kelimeyi,

Nuvanza'yı.



Ben Nuvanza'yı istiyordum.

Başak güneşi,arı çiçeği,yeni doğmuş bebek anneyi nasıl isterse,

Ben de Nuvanza'yı öyle istiyordum.

Ama Nuvanza'nın haberi yoktu.

Ben Hattuşa'nın her yerinde onu arıyordum.

Gözüm görüntüsünü,kulağım sesini,

Burnum kokusunu arıyordu.

Ama onu görünce,bir çekingenlik geliyordu üstüme.

Kaçıp bir kuytuya sığınıyordum.

Bir kuytuya sığınıp doya doya onu seyrediyordum.

Yanına gitmiyordum.

Yanına gidersem

Beni sıradan bir genç kız gibi görecek,

Öyle tanıyacak,öyle bilecek,öyle alışacak sanıyordum.

Konuşurken kaşlarının çatılmasını,

Şakalaşmasını saklandığım kuytudan seyrediyordum.

Gür ama şefkat yüklü sesini uzaktan dinliyordum.

Kendimi saklayamayıp da o beni gördüğünde ise

Sadece bakıyordum.


O anda,bakışlarım kendi başına bir insan olmuyordu,

Bakışlarıma söz geçiremiyordum.

Bakışlarım istedikleri gibi bakıyordu Nuvanza'ya.

Anlamaya çalışıyordu ama anlayamıyordu.

Belki konuşmak istiyordu benimle ama anlamıyordu.

Ben bu büyünün bozulmasından korkuyordum,kaçıyordum.


İşte böyle,kara yazgımı değiştirecek kişi,

Günler böyle geçti.

Nuvanza'nın karısı Manni ona bir çocuk doğurdu.

Çocuğun ay gibi bir yüzü vardı,gördüm.

Çocuğun kara saçları vardı,gördüm.

Çocuğun ışıltılı gözleri vardı,gördüm.

Çok güzel bir çocuktu,gördüm.

Kıskanmadım,ne onu ne annesi Manni'yi.

Sevindim;çünkü Nuvanza sevindi.

Nuvanza'nın oğlunun adını Muvatalli koydu.

Ona Zitiş adını verdi.

Onu kıskanmadım.

Zitiş'i kendim doğurmuş gibi mutlu oldum.


Zitiş'i sevdim,Zitiş dillendi,kıskanmadım.

Zitiş yürüdü,kıskanmadım.

Zitiş öteki çocuklarla oyunlar oynadı,kıskanmadım.

Annesi onu sokakta unuttu,ben unutmadım.

Onu tehlikelerden ,belalardan korudum.

Onu kendi kanımdan bildim.

Onu kendi oğlum bildim.

Onu sevdim.

Çünkü Nuvanza da seviyordu.

Ben mutluydum;çünkü Nuvanza da mutluydu.


Ama uzun sürmedi.

Çünkü Kral Mutavalli 'nin işleri vardı.

Çünkü Kral Mutavalli,'nin işleri ,

Nuvanza'nın mutluluğundan daha önemliydi.

Nuvanza ,Kral Mutavalli'nin sadece komutanı değildi.

Onun arkadaşıydı,sır saklayanıydı,güvencesiydi.

Mutavalli sıkıntıya düşünce ,Nuvanza da sıkıntıya düşerdi.

Nuvanza tasalıydı;çünkü Mutavalli tasalıydı.

Ben tasalıydım;çünkü Nuvanza tasalıydı.


Mutavalli'nin düşmanı çoktu.

Yukarıda Kaşgarlılar,aşağıda Mısırlılar.

Kaşgarlılar dizgine vurulmaz gibiydi.

Göğün Güneş Tanrısı

Ve Hakimem Arinna'nın Güneş Tanrıçası 'nın yardımıyla

Yiğit Nuvanza ,

Ve Kralın kardeşi ,ordunun Büyük Meşedi,Hattuşili,

Kaşgarlıları yendi.

Kaşgarlılar ,Hitit kılıcı ve baltasının önünde boyun eğdiler.



Mısır Firavunu Sethos,Kadeş'e düzenlediği akınlarda yenildi.

Kargamış ve Halep'teki Hitit savaşçıları,

Onun kanlı ordusunu pişman ettiler.

Firavun Sethos yenilgisini yırtık bir çuval gibi sırtlayıp,

Utanç içinde ülkesine dönmek zorunda kaldı.

Hatti ülkesinde düşmanlar sustu.

Sindi,inlerine çekildiler.



Ne ki Muvatali'nin sıkıntısı bitmedi.

Muvatalli'nin sıkıntısı içerideydi.

Muvatalli'nin sıkıntısı,

Kara bir yılan gibi yüreğine çöreklenmiş oturuyordu.

Bu sıkıntının adı Hattuşili'ydi.

Muvatalli'nin öz kardeşi Hattuşili.

Şimdi Tanrı olan büyük Kral Murşili'nin küçük oğlu ,

Muvatalli'nin küçük kardeşi Hattuşili.

Kendi küçük ama hırsı büyük Hattuşili.



Muvatalli kardeşine Kaşga'nın valiliğini vermişti.

Ama o fazlsını istiyordu.

Kaşga ülkeasinden Hattuşili'nin aşırılık haberleri geliyordu.

Hattuşili gözünü Mutavalli'nin tahtına dikmişti.

Hattuşili kardeşinin yerini istiyordu.

Muvatalli öleceğini bilen bir hasta gibi bunu biliyordu.

Muvatalli bunu Nuvanza'ya anlatıyordu.

Nuvanza bunu bildiği için sıkıntıdaydı.

Ben, Nuvanza sıkıntıda olduğu için sıkıntıdaydım.



Muvatalli'nin önünde iki yol uzanıyordu

İlki,Tanrı olmuş Büyük kral Telipinu Yasası'nı çiğnemek

Kendi kardeşini ,kendi eliyle öldürmek.

İkincisi ,tahtı Hattuşili ile paylaşmak.
 
Muvatalli düşündü,günlerce,gecelerce düşündü;

Çare bulamadı.

Nuvanza'ya danıştı;

Nuvanza ,kardeş kanı dökme dedi.

Tanrılara sordu;

Tanrılar,kardeş kanı dökme dediler.

Falcılara gitti;

Falcılar kardeş kanı dökme dediler.

Yaşlılara danıştı;

Yaşlılar kardeş kanı dökme dediler.

Yaşlılar şimdi Tanrı olan Telipinu Fermanı'nı oku dediler.

Muvatalli ,Kral Telipinu Fermanı'nı okudu.

Kral Telipinu Fermanı eskiyi söylüyordu.

Kral Telipinu 'nun eski fermanı şöyle diyordu:

Kral ailesinden kan dökmeler çoğaldı.


Kraliçe Iştapariya öldü.

Üstelik Prens Ammuna da öldü.

Tanrı'nın insanları şöyle dediler:

Hattuşa'da kan dökmeler çok arttı.

Bunun üzerine ben Telipinu,

Hattuşa'da asiller meclisini toplantıya çağırdım.

Bu andan itibaren Hattuşa'da kral ailesinin bir çocuğuna

Hiç kimse kötülük yapmayacak,ona bıçak çekmeyecek!

Öndeki en büyük erkek çocuk,prens ,kral olsun!

Eğer önde bir prens yok ise ,

Kim ikinci sıradaki oğul ise,ona bir içgüveysi alsınlar,

Kral o olsun!

Gelecekte kim benden sonra kral olursa

Kardeşleri ,oğulları ,hısımları,akrabaları

Ve askeri birlik olsunlar!

Kral ailesinden hiç kimseyi öldürme.

Bu ,iyi değildir.



Muvatalli Tanrı olmuş Kral Telipinu Fermanı'nı okudu.

Ve Muvatalli kararını verdi;kan dökmeyecekti.

Hattuşili 'nin hatalarını bağışladı.

Telipinu Yasası'nı çiğnemedi.

Tanrılar'a özgü bir cömertlikle elini kardeşine uzattı,

Kardeşine sevgiyle sarıldı.

Tacını,tahtını ve ülkeyi kardeşiyle paylaşmaya karar verdi.

Ama Hattuşili daha fazlasını isteyecekti.

Ta ki çölde eski bir düşman ,iri bir akrep gibi.

Sıcak kumların içinden çıkıp,

Hatti ülkesine yürümeye başlayıncaya kadar.


Ey iyiliği,sade bir elbise gibi giyen yüce kişi.

Ey aradıkça arayacakları çoğalan,

Ey buldukça bulacakları çoğalan,

Benim uzaklardan gelen akrabam.

Sana Nuvanza'yı anlattım,

Sana ,Nuvanza bizim eve geldiğinde ,

Babam soylu Maruvaş'la konuşurken duyduklarımı anlattım

Ben ki devlet işlerini sevmem,

Ben ki konuşmaları Nuvanza'nın sesini duymak için dinlerim.



Ama öğrendim kralların işlerini,

Öğrendim kralların kirli işlerini

Öğrendim kralların kanlı işlerini

Öğrendim kralların Asurlu bir tüccarınkinden daha ucuz ,

Daha acımasız işlerini.


Babamla Nuvanza'nın konuştuklarından başka ,

İnara da anlattı bana,

Soylu babası saray yazmanı Zuvappiş'ten duyduklarını.

Böylece öğrendim ben her şeyi.

Böylece ben,öğrendiğim her şeyi sana anlattım.

Sana taht için neredeyse birbirinin kanını dökecek

İli kardeşi anlattım.

Şimdilik kılıçlarını kınlarına soktuklarını anlattım.



Ama çölde çıkacak bir fırtınanın ülkemin gökyüzünü

Nasıl kara bulutlarla kaplayacağını daha anlatmadım.

Hatti ülkesi gençlerinin kanlı yağmurlarla yıkanıp

Savaş Tanrısı'na adak olarak sunulacaklarını anlatmadım.


Sana oğullarını yitiren annelerin acılarını anlatmadım.

Dul kalan gelinlerin yasını.

Öksüz çocukların umutsuzluğunu anlatmadım.

Sana bunları anlatmadım.

Çünkü sana daha kendi aşkımı anlatmadım.

Benim aşkımı bilmeden olanları bilemezsin.

Oysa sen olanları tam olarak bilmelisin .

Gökte gezinen dolunay gibi tam ve gerçek olarak.



Ne Hattuşili'nin tabletlere yazdırdığı gibi,

Ne Ramses'in tapınakların kapılarına kazıttığı gibi.

Krallar hep yanlış,hep eksik anlatır.


Krallar şöyle düşünür:

Nasıl olur da tahtta daha çok kalırız.

Nasıl olur da daha çok ülkeyi istila ederiz.

En iyisi ,en adili bile böyle düşünür.

Çünkü böyle düşünmezse kral olamaz.

Böyle düşünmek kral olmanın şanındandır.

Muvatalli böyle düşünüyordu.

Hattuşili böyle düşünüyordu.

Ramses böyle düşünüyordu.

Nasıl olur da daha çok toprak ele geçiririz.

Nasıl olur da daha çok köle,daha çok vergi toplarız.



Onlar böyle düşünürken,

Ben gün be gün imkansız bir sevgiyi büyütüyordum.

Ben imkansız bir sevgiyi büyütüyordum bedenimde.

Nuvanza bir gülümseyişle genç kız yapmıştı .

Çocuk bedenimin içindeki ruhumu.

Şimdi bedenim ,ruhuma ayak uydurmaya çalışıyordu.

Tıpkı güçlü efendisinin hızlı yürüyüşüne

Ayak uydurmaya çalışan ,çırpı bacaklı bir köle gibi.



Biri daha vardı,keşke olmasaydı,

Biri daha vardı ,ben nasıl Nuvanza'yı seviyorsam,

O da beni seven;keşke sevmeseydi.

Ama seviyordu ,en az benim Nuvanza'yı sevdiğim kaadr

Soylu Zuvappiş'in oğlu,benim çocukluk arkadaşım İnara.

Zavallı İnara,talihsiz İnara,

Tek suçu beni sevmek olan İnara.



Eğer Nuvanza olmasaydı,

Eğer Nuvanza 'ya duyduğum bu aşka olmasaydı.

İnara'nın sevgisi yeterdi. onunla evlenmem için.

İnara'nın sevgisi öyle büyüktü ki,

Onu bir kardeş gibi sevmeme rağmen,

Yine de evlenirdim onunla hiç düşünmeden.

Onun bana duyduğu sevgi,

Sadece benim Nuvanza'ya duyduğum sevgiyle kıyaslanabilirdi.

O kadar sahici,o kadar içten,o kadar çaresiz.



O kadar kederli,o kadar umut dolu.

İnara bana bakarken yıldızlar basardı gözlerini.

İnara bana bakarken,yüzü incelirdi.

Yüzü bir kızın yüzü gibi alımlı olurdu,çekici olurdu.

O kadar çok kız vardı ki Hattuşa'da

İnara kendisine baksın diye kıvranan.

Ama İnara'nın gözleri onları görmezdi.

İnara gözlerini benden alamazdı.



Bunu benim babam soylu Maruvaş bilirdi.

Bunu İnara'nın babası Zuvappiş de bilirdi.

Bilirler ama birbirlerine söylemezlerdi.

İkisi de emindi söz zamanının yakında geleceğinden.

Soylu Zuvappiş hediyeler göndermek için

Hazırlıklara başlamıştı bile.

Onlara göre,bu evlilik Fırtına Tepuş'un hükmü gibiydi.

Kaçınılmazdı.

Vakti gelince olacaktı.


Ama hepsi de yanılıyordu.

Çünkü benim açlığı büyüyen ruhum Nuvanza'ya aitti.

Ama Nuvanza'nın haberi yoktu bundan.

Nuvanza sadece bakışlarımız karşılaştığında

Kızaran yüzümü bilirdi,

Rüzgarda yaprak gibi titreyen halimi,

Nuvanza belki halimi anlıyordu.

Anlıyordu ama anlamazlıktan geliyordu.

Belki de anlamıyordu.

Benim deli bir kız olmama veriyordu bu hallerimi.

Ya da bilmemek işine geliyordu.

Ama bilmezden gelmek koruyamayacaktı onu.

Ve o gün uzak değildi.


Ve ben Hasat bayramında yaptım yapacağımı.

O sabah erkenden kalktık,

O sabah en güzel giysilerimizi giydik.

O sabah Hattuşa'nın sıcak havasını ciğerlerimize çektik.

O sabah sarayın önüne gittik.

Kral ve Kraliçe sarayın kapısına çıkınca

Tören alayı yola koyuldu.

Kral Muvatalli ve kraliçe yürüdü.

Halkı selamladı.

Biz soylular ,kral ve kraliçenin ardından yürüdük.

Ama ben kralla kraliçeye bakmıyordum.

Ben Muvatalli 'nin bir sıra arkasında yürüyen

Nuvanza'ya bakıyordum.

Gözlerim ona kenetlenmişti,

Oysa tören yeri rengarenkti.

Oysa ülkenin en yetenekli müzisyenleri,

Şarkılarını söylüyorlardı.

Halk toplanmış onları izliyordu.

Benim umrumda değildi.

Ben sadece Nuvanza'yı izledim.


Nuvanza yüzüme baktı,

Gözleri nemlendi.

Nuvanza'nın gözlerinde iki çiy tanesi belirdi.

Ama Nuvanza tek söz söylemedi.

Ben de söylemedim.

Öylece durduk nehir kenarında.

Öylece durduk ağaçların altında.

Öylece durduk birbirimizin yakınında.

Öylece durduk,Hattuşa'da bayram vardı.


Şehrimde ayak izleri

Kaç sürgün, dön geri

Dudaklarım göç etmiş kervanların gölgesi

Dinmiyor acı, bitmiyor yüreğimin hesabı

Uykusuz kalmış kirpiklerimin cezası,

Göç etmiş düşlerin, gerçekleşmez duası.

Şehrimde Hititlerden kalma anıtlar

Hâlâ aynı mı anaların dudağındaki ağıtlar.

Devran dönüyor, dönüyor da devran

Durmuyor bir yerde kervan.

Kaç konak yıkıldı, evin barkın yanına.

Yalan dünya bu ya, yâr saçlarıma tutuna.

Şehrimde Hititlerden kalma anıtlar

Hâlâ aynı mı sevdadan yana çalan şarkılar.

Unutulmaz dediklerinde kalır tozlu sehpalarda

Ahir zamanın ötesinden sonrasına uzansana

Yolların aslında hep kısa, olmuş da bu bir yasa

Gelinmez gidilen yollardan bu hep bir kıssa.

Şehrimde Hititlerden kalma anıtlar

Hâlâ kan mı ağlar, şaire ait mısralar?.....
 
Ey uzak günlerin kokusunu,

Renklerini,soluğunu bana getiren kişi.

Ey, beni tanımdan,bilmeden ,benim için yollara düşen kişi.

Ey,yazdıklarımın sadık okuru.

Umarım aşka nedir bilenlerdensin,

Umarıp yaptıklarıma bakıp ,

Beni aklın acımasız yasalarıyla mahkum etmezsin.

Umarım yaptıklarımı değerlendirirken

Kalbin de katılır yargılamaya.

Umarım beni suçlamazsın.

Çünkü ben kendimi suçladım.

Çünkü sen,beni benim kadar suçlayamazsın.

Çünkü kimse beni,benim kadar suçlayamaz.

Ama kendini suçlamak aşkı öldürmez.



İşte o gün,Nuvanza benden ayrılınca,

Ben Hattuşa'nın içine yürüdüm.

Yürüdüm ama Hattuşa artık aynı Hattuşa değildi.

Evler aynı ev değildi.

Duvarlar aynı duvar değildi.

Taşlar aynı taş değildi.

Ağaçlar aynı ağaç değildi.

Kuşlar aynı kuş değildi.

Nehir aynı nehir değildi.

Ve insanlar aynı insan değildi.

Sanki göğün Güneş Tanrısı asasını

İyilikle dokundurmuş gibi

Her şey güzelleşivermişti.

Hani Şarap Tanrısı,çanağından size içirir de,

Dünyanın kötülüklerini görmez olursunuz ya,

Ben de öyle olmuştum işte.

Oysa bir tek yudum şarap koymamıştım ağzıma.


Bir tarla kuşu olmuştum dauçuyordum.

Hattuşa sokaklarında.

Bir kelebek olmuştum da savruluyordum

Hattuşa rüzgarının önü sıra.

Beni bağlayan ne varsa kurtulmuştum.

Ama hatırlattılar.

Babamın sevgisinden kurtulmuştum.

Soyluluğumdan kurtulmuştum.

Hattuşa'nın yasalarından kurtulmuştum.

Ama hatırlattılar.

Beni gökyüzünden alıp ,

Yeniden toprağın üzerine bıraktılar.


Bunu yapan İnara'ydı.

Benim oyun arkadaşım,benim biricik dostum,

Hep benim mutluluğumu istediğini söyleyen İnara.

Mutluluğu sadece benim yanımda bulan İnara.

Onun sesini duyduğumda ,

Anladım ki ben,

Güneş Tanrıçası'nın gökyüzündeki evinde değil,

Hattuşa'nın içindeyim.



İnara yüzüme baktı,

İnara yüzüme bakınca anladı mutluluğumu.

İnara yüzüme bakınca ,

Anladı mutluluğu bir başkasında bulduğumu.

Soldu İnara'nın genç yüzü .

Soldu İnara'nın iki iri yıldız gibi parlayan ışıltılı gözleri.

Anladı artık,ondan sonsuza kadar koptuğumu.


İnara bunu anlayınca öfkeyle soludu.

Nerdeydin?

Ben de dedim ki:

Niye soruyorsun?

O da dedi ki:

Ben değil,soylu baban Maruvaş merak ediyor.

Ben de ona dedim ki:

Ben,babamla konuşurum.

İnara bir daha sormadı,yanımda yürümeye başladı.

Birbirine karışmadan akan iki nehir gibi yürüdük.



Sonra İnara bana dedi ki:

Biz evlenelim.

Ben yine konuşmadım.

İnara önüme geçti.

Ben ,önü toprakla kesilen bir nehir gibi

Kendi içime akmaya başaldım.

İnara karşımda durdu ve dedi ki:

Biz evlenelim.

Anladım ki söylemeden olmayacak.

Anladım ki İnara'nın kalbini kırmadan,

İnara beni anlamayacak.

Anladım ki ,söylemezsem İnara beni bırakmayacak.



Dedim ki:

Biz evlenemeyiz.

Dedim ki:

Ben seni bir arkadaş gibi seviyorum.

Dedim ki:

Güzel bir eş seç,ama o ben olmayayım.

Dağ Tanrısı öfkelenir de nasıl yeri sarsarsa,

İnara da öyle sarsıldı karşımda.

Fırtına Tanrısı öfkelenir de,

Şimşekleriyle nasıl gökyüzünü parçalara bölerse

Öyle ışıklar çaktı İnara'nın gözlerinde.



Dedi ki:

Bir eş seçmek benim hakkım.

Ama Tanrılar bilsin ki,o senden başkası değildir.

Seni sevmek hakkım ama

Tanrılar bilsin ki,

Eğer sen İnara'nın eşi olmazsan

Hiçbir kadın onun eşi olmayacaktır.

Ben dedim ki :

Biz Tanrıların sürüsüyüz.

Tanrılar bize demiştir ki,biri size eş olmazsa öbürünü seçin.

İnara bana dedi ki:

Ben seçimimi yaptım,sen de yap.

Ben ona dedim ki:

Ben kimseyi seçmeyeceğim.

İnara bana dedi ki:

Ninatta yalan söylüyor.

Ninatta seçimini yaptı.

Ben ona dedim ki:

Ben kendimi Tanrılara adayacağım.

İnara başını salladı ve dedi ki:

Ninatta yalan söylüyor.

O kendini Nuvanza'ya adadı.

İnara dedi ki:

Ninatta yanlış yapıyor.

Nuvanza Ninatta'yı sevmez.

İnara böyle deyince ,

Ben Göğün Güneş Tanrısı gibi öfkelendim.

İnara böyle deyince,benim mutluluğumun yerini öfke aldı.

İnara böyle deyince ,ben İnara'nın kalbini kırmak istedim.



Ve ona dedim ki:

Nerden geldiğimi soruyordun,söyleyeyim.

Nuvanza'nın yanından.

Bu suçun cezası ölümdü.

Ama tutamadım kendimi,söyledim.

İnara söylediklerimi duyunca ,

Okunu fırlatmaya hazırlanan bir yay gibi gerildi yüzü.

Keskin bir bıçak gibi inceldi gözleri.

Daha fazla durmadı.

Baharda karlar eriyip de bir ırmak nasıl akıp giderse,

Öyle hiddetle aktı gitti.



O gidince üzüldüm,onu üzdüğüm için.

O gidince pişmanlık duydum,onu pişman ettiğim için.

Ama biraz rahatladı içim .

Çünkü bugün değilse yarın,

Hiç çaresi yok ona aynı sözleri söyleyecektim.

İnara mutluluğumu alıp gidince

Ben de evimin yolunu tuttum.

Tanrıların bana kızdığını bilseydim evime gitmezdim.

İnara'nın peşinden koşar,onu durdururdum.



Olacakları bilseydim,

İnara'nın elini tutar,

Onun öfkesini sözlerle yatıştırırdım.

Bilseydim İnara'nın benden ayrılınca

Nuvanza'ya gideceğini

İnara'dan özür dilerdim.

Ama bilemedim.

Akıl edemedim.

Anlayamadım.

Ah!Hiç bilemedim.

Bildiğimde ise Tanrılar çoktan kusmuşlardı.

Öfkelerini üzerimize.



Haberi soylu babam Maruvaş getirdi eve.

İnara ölmüştü.

İnara,Nuvanza'nın kılıcının ucunda canını teslim etmişti.

Babamın yüzü karardı.

Kendi öz oğluymuş gibi yaşlar döküldü gözlerinden.

Kendi öz kardeşi katil olmuş gibi dövündü.

Duyunca ben felaketin haberini babamdan

Öylece kaldım.

En keskin bıçakla kesseler zerre kan çıkmazdı etimden.


Kutsal dağdaki kayalar gibi kıpırdayamaz oldum.

Göremez oldum,soramaz oldum.

Babam gözyaşlarını silip ,anlattı olanları.

İnara öfkeyle yürümüzş Nuvanza'nın üstüne.

Hattuşa'nın orta yerinde.

Nuvanza alttan almış önce.

Gençliğine vermiş İnara'nın.

Bu genç adamın küstahlığını.

Geçip gitmek istemiş evine.

İnara bırakmamış,sürdürmüş hakaretlerini.

Nuvanza alaya vurmuş bu kez.

Demiş ki:

Eğer yenmek istiyorsan beni ,boğalarla güreşelim ikimiz de.

Kim önce yenerse boğayı o galip gelsin .

Ama dinlememiş İnara.

Demiş ki:

Sen bir korkaksın aslında.



Demiş ki:

Sen bir yalancısın aslında.

Herkes soylu biliyor seni.

Oysa sen ihanet ediyorsun arkadaşlarına.

Demiş ki:

Sen bir alçaksın

İnsanların mutluluğu ile oynuyorsun karanlık kuytularda.

Bu kadarı fazla gelmiş Nuvanza'ya.

Demiş ki:

Artık yeter

Demiş ki:

Eğer susmazsan kılıcım konuşacak seninle.

İnara kabul etmiş bu meydan okumayı.

Demiş ki:

Haydi gel.



Nuvanza temkinli dövüşmüş yine de.

Belli kiöldürmek niyetinde değilmiş.

Belli ki niyeti küçük bir ceza ile haddini bildirmekmiş.

Bu haddini bilmez delikanlıya.

Ama İnara,

Sanki karşısında Mısırlı bir düşman varmış

Yalın kılıç saldırmış Nuvanza'ya.

Ve omzunu çizince İnara'nın kılıcı ,

Nuvanza da kaybetmiş aklını,kaybetmiş temkinliliğini.



Üçüncü hamlede delmiş geçmiş Nuvanza'nın usta kılıcı.

Benim oyun arkadaşım,

Zavallı İnara'nın benim için çarpan yüreğini.

Ve İnara daha düşerken yere pişman olmuş Nuvanza yaptığına.

Kaldırıp çarpmış kılıcını taşa.

Ağlamış kendi öz oğlunu öldürmüş gibi,kendi kılıcıyla.

Sonra gitmiş,kendi muhafızlarına teslim olmuş.

Demiş ki:

Beni tutuklayın.

Genç bir adam öldüren bu katili tutuklayın.

Askerleri şaşırmışlar ,komutanlarının bu isteğine.

Nuvanza demiş ki:

Daha ne duruyorsunuz.

Ben birini öldürdüm.

Birini öldüren Panku Meclisi karar verene kadar tutukludur.

Beni tutuklayın.



İşte bunları söyledi soylu babam.

Ben böylece duydum.

İnara ölmüştü.

Ben böylece duydum,duymaz olaydım.

Nuvanza katil olmuştu.

Ben böylece bildim.

Bilmez olaydım.

Tanrılar bana kızmıştı.

Ben böylece anladım,anlamaz olaydım.

Ben böylece çaresiz kaldım.

Kutsal dağdaki taş gibi..
 
Ey sevincin sönmüş ateşini yeniden yakacak.

Umutları mutluluk ,mutluluğu gerçek yapacak kişi.

Biliyorum,güzel değil hikayem.

Biliyorum karartıyor duydukların yüreğini.

Bunun için bağışla beni.

Ama Tanrılar daha iyi bir yazgı bağışlamadılar bana.

Tanrılar Kadeş'le lanetledi beni.

Oysa ben Kadeş'i bilmezdim.



Tanrılar Kadeş'le mühürledi ömrümü.

Oysa ben Kadeş'in adını bile duymamıştım.

Tanrılar Kadeş'te aldı mutluluğu elimden .

Oysa ben,Tanrılara karşı gelmemiştim.

Tanrılar bana akıl verdi,ben kullandım.

Tanrılar bana gönül verdi,ben kullandım.

Niye beni cezalandırdılar,anlamadım.

Ben sadece Nuvanza'yı sevdim.

Ben İnara ölsün istemedim.

Ben babam ağlasın istemedim.



Ve ben günlerce taşa kestim.

Ve ben günlerce yemedim,içmedim.

Görmedim,dokunmadım,kımıldamadım,sadece dinledim.

Her akşam eve dönen babamdan Nuvanza'nın ,

Hayatta tek sevdiğim adamın,başına gelenleri.



Nuvanza kendi askerlerine teslim olunca,

Nuvanza 'nın İnara'yı öldürdüğü duyulunca,

Yer yerinden oynamıştı Hattuşa'da.

Zavallı İnara'nın babası ,Panku Meclisi'nin önemli adamı

Yazman Zuvappiş,Oğlunun ölüm haberini alınca

İnanmamış kulaklarına.

Kötü bir şaka sanmış bunu.

Ama İnara'nın kanlı cesedi evinin önüne gelince,

Yaşlı elleri oğlunun genç kanına değince

Anlamış felaketin bu kez kendi kapısını çaldığını çaldığını.

Sarılıp ağlamış oğluna,karısıyla birlikte uzun uzun.

Sonra bırakmış oğlunun henüz soğumamış bedenini.

Doğrulmuş ve demiş ki:

Kanıma kan istiyorum.

Demiş ki:

Canıma can istiyorum.

Demiş ki:

Kral bu cinayeti görsün.

Demiş ki:

Panku Meclisi toplansın.

Demiş ki:

Katil cezalandırılsın.



Kral Muvattali de Hattuşalılar gibi,

Şaşkınmış,üzgünmüş,perişanmış.

İki dost,iki önemli adam arasında öylece kalmış.

Bir yanda en güvendiği komutanı Nuvanza ki,

Onu kaybederse hem dış düşmanlara karşı,

Hem öz kardeşi Hattuşili'ye karşı zayıf düşecek.

Öte yanda Panku Meclisi'nin güçlü adamı,yazman Zuvappiş ki,

Onu kaybederse saygınlığı zedelenecek.

Kral Muvatalli bir gün beklemiş.

Kral Muvatalli iki gün beklemiş.

Kral Muvatalli üç gün beklemiş.

Kral Muvatalli,

Talihsiz İnara'nın genç bedeni yakılana kadar beklemiş.

Beklemiş ki Zuvappiş'in acısı dinsin.

Beklemiş ki Zuvappiş'in yüreğini kabartan fırtına geçsin.



Ama evlat acısı geçer mi?

Genç İnara'nın bedeni yanarken kutsal odunların üzerinde,

İnara'nın bedeni ateş olup Tanrıların gücüne güç katarken,

İnara'nın dumanı Tanrıların sisine bürünürken,

Zuvappiş çıkmış Kral Muvatalli'nin huzuruna.

Demiş ki:

Adalet istiyorum.

Demiş ki:

Kanıma kan istiyorum.

Demiş ki:

Canıma can istiyorum.

Demiş ki:

Kral bu cinayeti görsün.

Demiş ki:

Panku Meclisi toplansın.

Demiş ki:

Katil cezalandırılsın.



Muvatalli bilgece sözlerle yatıştırmaya çalışmış,

Yaşlı adamın deli bir boğa gibi öfkeli yüreğini.

Muvatalli sarmaya çalışmış,

Yaşlı adamın yaralı bir aslan gibi kanayan yüreğini .

Muvatalli yumuşatmaya çalışmış,

Yaşlı adamın aç bir kartal gibi acımasız yüreğini.

Ama Zuvappiş vazgeçmemiş.

Demiş ki:

Kanıma kan istiyorum.Canıma can.

Muvatalli demiş ki:

Tamam.Panku Meclisi toplansın yarın.

Tamam. Panku Meclisi yarın versin bu suçun cezasını.

Muvatalli bunları demiş.

Ama Nuvanza 'yı kendi yazgısına teslim etmemiş.

Konuşmuş tek tek Panku Meclisi'nin soylu üyeleriyle.

Olayı anlatmış onlara tek tek.

Demiş ki:

Nuvanza'yı bilirsiniz.

Demiş ki:

Nuvanza bu ülke için çok şey yaptı.

Demiş ki:

Nuvanza katil değil.

Demiş ki:

Tanıkları dinledim.İnara sürüklemiş onu kavgaya.

Demiş ki:

Siz de dinleyin tanıkları.

Demiş ki:

Bir can gitti,gitmesin biri daha.


Ertesi gün Panku Meclisi 'nin soyluları açıklamış kararı.

Soylular kararda demişler ki:

İnara'yı Nuvanza öldürdü,doğrudur.

İnara'yı Nuvanza kılıcıyla öldürdü,doğrudur.

Ama İnara başlattı kavgayı.

Tanıklar görmüş bunu.

Tanıklar bize söylediler bunu.

Biz bunu öğrendik.

İnara başlattı kavgayı.

Ama İnara öldü.

Onu Nuvanza öldürdü.

Tanıklar söyledi bunu da bize.

Biz bunun için şöyle karar verdik:

Nuvanza suçludur,İnara'yı öldürdüğü için.

Ama İnara çaresiz bırakmıştır onu.



Bu yüzden Nuvanza ölümü haketmiyor.

Ama bir can borcu var İnara'nın ailesine.

Bu yüzden öz oğlu Zitiş'i verecek Zuvappiş'e.

Ve Zuvappiş hiç kin duymayacak Nuvanza'ya.


Eğer Zuvappiş kin duyarsa ,Meclis yeniden toplanacak.

Ama Nuvanza kan borcunu ödemezse,

Eğer Nuvanza oğlu Zitiş'i borçlu olduğu Zuvappiş'e vermezse,

Kendi canını verecek oğlunun yerine.



Babam bu haberi getirince ,benim çözüldü bedenim.

Konuşmayı unutan ağzımdan bir çığlık yükseldi.

Gözlerimden kanlı yaşlar boşandı.

Düştüm bir taş gibi evimizin taştan zeminine.

Aynı anda bir çığlık daha yükseldi.

Bir kadının daha gözlerinden kanlı yaşlar boşandı.

Aynı anda bir kadın daha düştü ,taş gibi evinin taştan zeminine.

O Zitiş'in annesi Manni'ydi.

Günahsız Manni,olanlardan habersiz Manni,zavallı Manni.

Kurban Zitiş'in anası,kurban Manni.



Duyunca Panku Meclisi'nin kararını,inanamadı duyduklarına.

Suçsuzdu onun inancına göre Nuvanza.

Cahil bir çocuktu İnara ve biraz da deli.

Hiç yoktan önüne çıkmıştı. Nuvanza'nın.

Öldürtmüştü kendini.

Manni duyunca Panku Meclisi'nin kararını,

Ve kendine gelmesi için su serptiler yüzüne.

Manni kendine gelince,hemen çıktı Kraliçe'nin huzuruna.



Dedi ki:

Bu karar çok ağır.

Dedi ki:

Bu karar insafsızca.

Dedi ki:

Almayın çocuğumu elimden.

Kraliçe biliyordu durumu.

Muvatalli anlatmıştı Kraliçe'ye siyasetin neyi istediğini.

Kraliçe dedi ki:

Nuvanza'yı biiriz.Kötülük nedir bilmez.

Dedi ki:

Nuvanza'yı biliriz.Nuvanza bir kahraman.

Dedi ki:

Ama genç bir adam öldü.Soylu Zuvappiş'in oğlu İnara.

Dedi ki:

Bir at değil,bir koyun değil,bir dana değil.

Bir insan öldü.

Soylu Zuvappiş'in oğlu İnara.

Dedi ki:

Karar insafsız değil.Karar adil.

Dedi ki:

Üzülme.Gençsin,bir çocuğun daha olur.



Bunun üzerine Manni baktı Kraliçe'ye.

Bunun üzerine Manni anladı ,bu kararın değişmeyeceğini.

Bunun üzerine Manni içine akıtmaya başladı yaşlarını.

Bunun üzerine Manni çıktı saraydan.

Bunun üzerine Manni döndü evine.

Sarıldı gün ortasında,

Olanlardan habersiz derin bir uykunun içindeki oğluna.

Uyandırmaya kıyamadan sarıldı oğluna.

Uyandırmaya kıyamadan kokladı oğlunu.



Ve sonra Nuvanza geldi eve.

Zitiş'e sarılmış Manni'yi görünce ,kabardı yüreği.

Ve Nuvanza dedi ki :

Ben canımı vereyim.Vermeyelim Zitiş'i onlara.

Ve Nuvanza dedi ki:

Senin bir suçun yok.

Ben öldürdüm İnara'yı.

Ben ödemeliyim döktüğüm kanın bedelini.

Manni baktı Nuvanza'ya .

Dedi ki:

Neden?

Dedi ki:

Söyle bana .Neden düşman oldu sana İnara.



Nuvanza dedi ki:

Biri kışkırtmış olmalı.

Yanlış anladı belki beni.Bilmiyorum,neden.

Manni inanmadı.

Ama başka bir şey sormadı.

Ertesi gün alıp götürdüler Zitiş'i.

Bir çığlık yükseldi Manni'nin evinden.

Bir çığlık asılı kaldı.

Nuvanza'nın evinin üzerinde kara bir duman gibi.
 
Manni oğluyla birlikte gönderdi aklını.

Manni oğluyla birlikte gönderdi sevincini.

Manni oğluyla birlikte gönderdi umudunu.

Manni oğluyla birlikte gönderdi ne bekliyorsa hayattan.

Ve Manni o kadar çok şey gönderdi ki oğluyla birlikte,

Geriye ölümden başka bir şey kalmadı.

Ve Manni verdi canını,Hattuşa'ya can veren nehre.



Nehrin kızıl suları Manni'nin tatlı canını alınca,

Nuvanza çıldırdı.

Nuvanza başkaldırdı Tanrılara.

Ne tapınaklara girdi,ne adak sundu,ne de yalvardı.

Yaralı bir arslan gibi ölümü arar oldu.

Muvatalli yeni bir belaya meydan vermemek için

Nuvanza'yı yolladı Hattuşa'dan.

Yolladı onu,ayaklanan bir Kaşga Beyi'nin üstüne.

Nuvanza sevinerek kabul etti bu görevi.

Ölüme yakın olmak ,artık onun en büyük sevinciydi.



Ben Hattuşa'da kaldım.

Ruhum Nuvanza'yla birlikte atıldı.

Kaşga savaşçılarının üzerine.

Ve çok geçmeden karşılaştı Nuvanza,

Ölüm Tanrısı'nın soğuk yüzüyle.

Ve Nuvanza karşılaşmadan Ölüm Tanrısı'yla,

Ben gördüm bunu rüyamda.


Beyaz bir ata binmişti Nuvanza,

Beyaz bir giysi vardı üzerinde.

Beyaz bir kalkanla koruyordu kendini.

Beyaz bir kabzası vardı elindeki baltanın.

Bir savaşçı çıktı karşısına.

Siyah bir ata binmişti.

Siyah bir giysi vardı üzerinde.

Siyah bir kalkanla koruyordu kendini.

Ve siyahtı kılıcının kabzası.


Nuvanza siyahlı adamı görünce,

Ölmüş karısıyla karşılaşmış gibi gülümsedi.

Günlerdir görmediği oğlunu görmüş gibi istekle atıldı.

Siyah kabzalı kılıcın önüne.

Siyah giysili savaşçının kılıcı yardı rüzgarı.

Siyah giysili savaşçının kılıcı,

İndi Nyvanza?nın beyaz kalkanının üstüne.

Nuvanza sendeledi.

Bir boğa tarafındanbir adam nasıl sendelerse.

Siyahlı adam bir tay gibi çevikti.

Yeniden savurdu kılıcını.

Nuvanza hazırlıksızdı bu kez.

Kalkanını kaldıramadı bu kez.

Kılıç Nuvanza?nın başına inecekti bu kez.


Ama Mani göründü birden.

Beyaz bir bulutun içinde.

Mani belirdi birden,beyaz tüller içinde.

Mani belirdi birden,

Dudaklarında oğlunu yitirmeden önceki gülümsemesiyle.

Manni?nin bulutu girdi,kılıçla Nuvanza?nın arasına.

Ve Mani bulutu korudu Nuvanza?yı.

Ve ben çığlık atarak uyandım.

Ve Nuvanza?ya bir şey oldu,ben anladım.

Ve o geceden sonra ben,

Nuvanza?dan gelecek haberleri bekledim.

Ve o geceden sonra ben,uykuyu yitirdim.

Ve o geceden sonra ben düş yerine,

Nuvanza?dan gelecek haberi sayıkladım.


Haberi yerine kendi geldi Nuvanza'nın.

Yaralı,neredeyse ölüme yakın.

Ve büyücüler ve hekimler toplandı başına ,büyük kumandanın.

Ve evinde kim varsa,hizmetçileri,köleleri toplandılar başına.

Ve ben evimde kalamadım artık.

Ve ben gündüzleri gidip Nuvanza'nın evine,

Onun başında bekledim.

Ve ben,sen neden geldin diyenlere dedim ki:

Nuvanza babamın arkadaşıdır.

Nuvanza bizim yakınımızdır.

Dedim ki:

Nuvanza yalnızdır.

Nuvanza'nın bir yakını yoktur.

Dedim ki:

Nuvanza bizim yakınımızdır.

Böylece kaldım ben Nuvanza'nın kederli evinde.

Böylece bekledim başında Nuvanza'nın.

Nuvanza,ölmesin diye..



Nuvanza ölürse,onunla birlikte ben de öleyim diye.

Ama şükür Nuvanza ölmedi .

Şükür açtı Nuvanza gözlerini.

O gözlerini açtığında ilk beni gördü.

Gözlerinde yorgunluk vardı.

Gözlerinde derin bir keder.

Gözlerinde bilmediğim bir karanlık vardı.

Gözleri görünce,hemen tanıdı beni.



Dedi ki:

Ninatta.

Dedi ki:

Tatlı Ninatta.

Dedi ki:

Cesur Ninatta.Rüyamda hep seni gördüm.

Rüyamda hep seninle Manni'yi gördüm.

Manni'nin yanında hep Zitiş vardı.Sen yalnızdın.

Sen sadece bana bakıyordun.

Dedi ki:

Ninatta,karanlığın içinde bir güneş gibi ışıldıyordu yüzün.

Manni elini tutmuştu senin.

Manni elini tutmuştu benim.

Manni kederli bir şarkı mırıldanıyordu.

Manni yazgısını mırıldanıyordu kendi kendine.




Ninatta,sen susuyordun.

Ninatta ben de susuyordum.

Suskunluğumuz Kutsal Dağ'dan daha ağırdı.

Suskunluğumuz Tanrıların vereceği cezadan daha ağırdı.

Ninatta,sen ne yaptın bana?

Nuvanza böyle deyince,

Gözyaşlarım tutamadı kendini.

Nuvanza böyle deyince,

Kapkara bir kan yürüdü yüzüme.

Nuvanza böyle deyince,

Suçunu bilen bir köle gibi küçüldüm,kendi benliğimin içinde.

Nuvanza böyle deyince,

Kaçmak için kendi utancımdan,

Kaçtım Nuvanza'nın evini saran duvarlardan.



Ama kurtuluş yoktu bundan.

Utanç her yerdeydi.

Ben günlerce Nuvanza'nın evine gidince,

Anlamıştı insanlar İnara'nın neden öldüğünü,

Anlamıştı insanlar,Zitiş'in neden verildiğini İnara'nın ailesine.

Anlamıştı insanlar,Manni'nin neden kendini nehre attığını.

Anlamıştı insanlar,Nuvanza'nın bir günahkar olduğunu.
 
Ey,beni pençesinde inleten bu laneti kaldırmak için

Yılların ötesinden gelen kişi.

Ey,benim kötü kaderim için ağlayan kişi.

Hattuşa'da herkes düşman olmuştu bana.

Bir tek babam soylu Maruvaş inanmadı,

Hattuşa'yı basan sel suları gibi evlere sızan söylentilere.

Sordu bana:

Doğru mu duyduklarım?

Sordu bana:

Sen Nuvanza'yı sevdin mi?

Sordu bana:

Bu yüzden ölmüş İnara .

Bu yüzden ölmüş Manni.

Ben söyledim babama.

Evet,ben Nuvanza'yısevdim.

Ben söyledim babama.

Evet, bu yüzden öldü İnara.

Ben söyledim babama.

Ama ben böyle olsun istemedim.

Ben Nuvanza katil olsun istemedim.

Ben Zitiş,Manni'den koparılsın istemedim.

Ben Manni huzuru nehrin kızıl sularında bulsun istemedim.

Ben sadece Nuvanza'yı sevdim.



Babam soylu Maruvaş bunları duyunca gözyaşları döküldü.

Babam Maruvaş bunları duyunca sarıldı bana.

Babam Maruvaş anladı beni.

Ve ben anladım,Maruvaş babam olduğu için şanslı olduğumu.

Dedi ki:

Artık taraf bataklık.

Sen artık bataklık yoluna düşmüş bir ceylansın.

Dedi ki:

Dikkat etmen gerek artık.

Dedi ki:

İnsanlar kötü.

Ninatta'nın kara yazgısı eğlencedir onlara.

Bu yüzden uzak dur Nuvanza'dan .

Bırak artık onu.

Kopar at içinden,

Bir köle nasıl koparırsa tarladaki ayrık otunu.



Ben dedim ki:

Ey benim soylu babam.

Kralın verdiği ünvanla değil,

Yüreğiyle soylu babam.

Bilirsin,yalan söyleyemem sana.

Ben unutamam Nuvanza'yı .

Ama uzak kal dersen,denerim.

Ama bunu yaparım,diyemem.

Çünkü denedim ,yapamadım.

Sen istersen yine denerim,yapar mıyım bilemem.

Ben böyle deyince,kederi daha da derinleşti babamın.

Ama artık başka söz demedi.

O demedi ama ,bizim üzerimize söylenmiş sözler,

Büyüdü fırtına oldu ,sarayın üstünde patladı.



Kral Muvatallizor durumdaydı.

Nuvanza herkesin ağzındaydı.

Eğer Nuvanza değil de başka biri olsaydı konuşulan,

Muvatalli hiç acımadan çözerdi sorunu.

Ama Muvatalli,Nuvanza'dan vazgeçemezdi.

Nuvanza sadece bir kumandan değil,

Nuvanza sadık bir dosttu.

Nuvanza krallığın mührü altındaki krallıkları biliyordu.

Nuvanza kralların hangisi yiğit,hangisi korkak,

Hangisi sadık,hangisi hain,hangisi iyi,hangisi kötü,

Hangisi aptal,hangisi akıllı biliyordu.



Krallarla barış anlaşmaları yapmıştı,

Krallarla yemek yemişti.

Muvatalli Nuvanza'dan vazgeçemezdi.

Çünkü,bizim dedikodumuz Hattuşa'nın gökyüzünde

Kara bir bulut gibi gezerken,

Aşağıda Ramses adında bir başka kara bulut

Yürüyordu Hatti ülkesine.



Ramses,Hatti şehirlerinden birine zafer kayası oydurtmuştu.

Bu ülke benimdir yazdırmıştı.

Bu ülke ,Mısır'ındır yazdırmıştı.

Ramses uyumuş bir laneti uyandırmak istiyordu.

Ramses eski bir yarayı yeniden açmak istiyordu.

Ramses kötü bir masalı yeniden anlatmmak istiyordu.

Masal lanetliydi,kanlıydı,eskiydi.

Çok eskiydi.

Tanrı Kral Şuppiluliuma 'nın günleri kadar eskiydi.




Şimdi Tanrı olam Kral Şuppiluliuma Hatti ülkesini genişletti.

Yalçın dağları ,verimli ovaları ,yeşil ırmakları,mavi gölleri,

Sarayları,tapunakları,tapınakların tanrılarını Hatti'ye kattı.

Hatti ülkesi büyük ülke oldu.

Kral Şuppiluliuma Büyük Kral oldu.



Kral Şuppiluliuma büyürken Mısır küçülüyordu.

Mısır?da krallar birbirini öldürüyordu.

Mısır?da bir genç adam ,Tutankamon kral olmuştu.

Ama Mısır?da krallar çok yaşamıyordu.

Tutankamon da çok yaşamadı.

Tutankamon?un karısı ,üvey kız kardeşi Ankesenamon?du.

Tutankamon ölünce ,güzel gözlü Ankesenamon korktu.

Çünkü baş rahip Eje,kral olmak istiyordu.

Kral olmak için ,Ankesenamon?la evlenmek istiyordu.

Kraliçe Ankesenamon bunu biliyordu.

Ankesenamon ,rahip Eje ile evlenmek istemiyordu.

Ama rahip Eje ısrarlıydı.

Rahip Eje güçlüydü.

Mısır ülkesinde rahip Eje?ye karşı çıkacak kimse yoktu.

Kraliçe ,Ankesenamon bunu da biliyordu.

Bunu bildiği için Kral Şuppiluliuma?ya mektup yazdı.



Dedi ki:

Ey, Hatti ülkesinin güçlü kralı.

Ey,adı benim ülkemde bile saygı uyandıran büyük adam.

Benim kocam öldü.

Benim oğlum yok.

Ama sende oğul çokmuş.

Neden bana oğullarından birisini vermiyorsun.



Büyük Kral Şuppiluliuma mektubu okudu.

Mektubu okudu ve aklı karıştı.

Ankesenamon?un sözlerine inanamadı.

Kral Şuppiluliuma Hatti?nin büyüklerini topladı.

Mektubu onlara da okudu.

Hatti?nin büyüklerinin de aklı karıştı.

Ve Kral Şuppiluliuma Mısır?a bir elçi yolladı.

Elçi güvendiği bir adamdı.

Elçinin adı Hattuşa-ziti?ydi.



Hattuşa-ziti'nin yolculuğu günlerce sürdü.

Hattuşa -ziti günlerce Mısır'da kaldı.

Hattuşa-ziti günler sonra döndü Mısır'dan.

Yanında Kraliçe Aneksenamon'un ikinci mektubu vardı.



Büyük Kral Şuppiluliuma inandı Ankesenamon'un sözlerine.

İnandı bu çaresiz kraliçenin yürekten gelen davetine.

Ve oğlu Zannanza'yı bir askeri ile birlikte yolladı Mısır'a.

Ama Zannanza hiçbir zaman ulaşamadı Mısır'a.

Saray entrikalarının uzmanı başrahip Eje,

Mısır ordusunu sürdü Hitit birliğinin üzerine.

Ve acımasızca öldürdü Prens Zannanza'yı.



Ama Tanrıların niyeti başkaydı.

Tanrılar Hatti ülkesini cezalandırmaya hazırlanıyorlardı.

Ve bu ceza suyla geldi,toprakla geldi,rüzgarla geldi.

Çocuk,genç,yaşlı demeden Hatti insanlarını kırdı geçirdi.

Salgın aylarca sürdü.

Ölümler aylarca sürdü.

Bu kara lanet,Kral Şuppiluiluma'yı alıncaya kadar sürdü.



Devamı Kitapta:))
 
Geri