İzliyorum, penceremden dışarısını. Akmakta olan hayatı izliyorum. İhtimâl o da beni izliyor. Ne vardı hissetseydim damarlarımda seni hayat! Ne vardı karışsaydık birbirimize. Çözülseydi bedenlerimiz, bulanıp terin içinde.
Bu yalnızlık, eminim, bir ara vermedir. Sadece ara. Açtığımda tekrardan perdeleri, ölmüş bulmuşken kendimi sıkıntıdan, haybeye hücûm eder insanlar evimin içine. Bitiğim, bitiğiz. Son alkışı almak mı önemli olan? Bu yüzden midir devam edilen oyunlar?
Dalgalan sen de bedenim rüzgârda bir bayrak gibi! Ama ne olur öyle anlı şanlı olma! Ağırdan sat kendini. Yücelme, secde edilmesin gölgemde. Olayım artık hüznün bayrağı ve bu bayrak olsun artık hayata teslim oluşumun simgesi. Ve dalgalanayım hayatın rüzgârında, dolansın ipliğime ve üşütsün asıldığım direği.
Oysa hayat bu kadar da acı olmamalı. Tatlı rüzgârlar nerede hani?
Yıldıramaz beni esip gürlemeler, çamurda batmalar. Her hâli ile sevmeli mi hayatı yoksa hüzün limanları doluyken geri mi dönmeli terk edilen diyâra?
O yüzden de diyorum ya hayat, karışsaydık birbirimize. Sen hep kaç gecelerden. Yorgun düşen gövdeni sarıp sarmalarken, gözünü açıp bak bana. Uzanayım yanında sabaha kadar. Çünkü güzelliğin gece de gündüz de aynı. Ne için tüylerim havalanmaz mutluluktan? Nedir bu hırçınlığın? Yoksa, sen de beni toprağa mı saklayacaksın?