her ne kadar ömer hayyam,
Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.
deyip, mevzuyu kişisel haz penceresinden değerlendirse de "
biz gitmesek de görmesek de o köy, bizim köyümüzdür" diye de bir
gerçeklik olgusu var.
Hayyam ölünce yok olan mis kokulu şaraplar hala benim için var ama?
var olanın sadece öznel idealardan ibaret olabileceği çok komik.
yüzyıllar önce Protogoras amcam "bana tatlı görünen şarap benim için gerçekten tatlıdır" diye sadece duyumlardan yola çıkarak,
gerçek olanı görmezlikten gelmesi Onların ayıbı bence.
"ben olmayınca bu masalar, bu zigon sehpalar var.
sarışınlar, esmerler var.
ölümler, üzüntüler, dertler, kederler var.
ben düşündükçe var dünya, ben öldükten sonra da var olmaya devam edecek"
diye kendi rubaimi bırakıyorum buraya.
ha nesnelere bakmadığımızda neler yaptıklarıyla ilgili çözüme gelince, ben bunu aslında hep düşünmüşümdür "lan acaba bu sehpa ne yapıyor ben işe gittiğimde ya da kanepeler?" diye.
ben bu sorunun cevabını eve gizli kamera koyarak çözdüm. kayıtlar inanılmaz! buzdolabı bulaşık makinesine , koltuklar zigon sehpalara, yemek masası gardroba sonra hepsi televizyona...