Ne demiştik bu aşka
Ne demiştik bu aşka!
"ayrı kara parçalarında,
ortak gökyüzüne bakmanın avuntusu var şimdi.
ne denir ki bu aşka...
yokluğumun kül tablasında, kırmızı rujlu sönmüş sigara izmariti
üzerine yatamadığımız bir yatak gibi kaldı aşkımız
ne denir ki bu aşka...
çarşafı bozulmayan bir sevdamız var şimdi..."
tasviri zor içimde başlayan ayrılıkların.
bana kalan, gözlerime delici son bakışın yalnızca.
oysa sözler vermiştik birbirimize değmeyecekti gözlerimiz.
arkanı dönüp giderken sen, ben içimdeki karanlığa uğurlayacaktım seni.
sevdiğin şiirleri alacaktın yanına giderken.
bir tek, bir tek bana yazdığın ilk ve son şiiri yanıma,
başucumdaki tozlu günlüğün sayfalarında bırakacaktın.
orada yazdığın son satır gibi hayatın tuhaflığına bir kez daha küfredecektin. Gözlerine bakıp "ne diyebilirim ki gidişine" diyecektim...
Gözlerim kangren kabuslara uyanmakta.
sanki tüm hazineleri keşfedilmiş ruhumun.
tüm gözler görmüş en gizli anlarımı , sensiz bu kadar düşecek miydim elden ayaktan?
Seni düşünmenin suç, hiç düşünmemenin kabahat olduğunu bildiğim halde
Ayrılık ayrılık kokarken avuçlarım
çığlık gibi iner adın, usul usul üstüme
işte bu yüzden ağır ağır çökerim bulunduğum yere,
Kanayan yerlerimi görmemeni istedikçe, utanır arsızlığım yalan olur;
Şarap tadını verir ağzımda işte o zaman yalnızlığın..
Bir tutam toprak kokar, bir tutam gece, kaç zaman oldu kokun sinmeyeli üstüme…
Kaç gece yürümedik ıslaklığında çimlerin yalınayak, deniz olup kaybolmadık maviliğinde ufukta geçen gemilerin…
şimdi geçmişe dair izler taşıyorum yüreğimde.
ne zaman uzaklığını fark etsem karanlığın korkusu iniyor yüreğime.
dokunduğun bir eşya, nefesinden yoksun bir oda belki de
umulmadık bir sessizlik kaplıyor yüreğimdeki yedi veren bahçeleri .
geçmiş bir aşkın sureti var şimdi avuçlarımda
bambaşka bir iklimdeyim sanki
zaman tükendi bende, pusuda bekliyor şimdi beni yalnızlık.
anladım ki sevmek lanetli
söyle sevgili;
ne demiştik bu aşka!..
alıntı
Ne demiştik bu aşka!
"ayrı kara parçalarında,
ortak gökyüzüne bakmanın avuntusu var şimdi.
ne denir ki bu aşka...
yokluğumun kül tablasında, kırmızı rujlu sönmüş sigara izmariti
üzerine yatamadığımız bir yatak gibi kaldı aşkımız
ne denir ki bu aşka...
çarşafı bozulmayan bir sevdamız var şimdi..."
tasviri zor içimde başlayan ayrılıkların.
bana kalan, gözlerime delici son bakışın yalnızca.
oysa sözler vermiştik birbirimize değmeyecekti gözlerimiz.
arkanı dönüp giderken sen, ben içimdeki karanlığa uğurlayacaktım seni.
sevdiğin şiirleri alacaktın yanına giderken.
bir tek, bir tek bana yazdığın ilk ve son şiiri yanıma,
başucumdaki tozlu günlüğün sayfalarında bırakacaktın.
orada yazdığın son satır gibi hayatın tuhaflığına bir kez daha küfredecektin. Gözlerine bakıp "ne diyebilirim ki gidişine" diyecektim...
Gözlerim kangren kabuslara uyanmakta.
sanki tüm hazineleri keşfedilmiş ruhumun.
tüm gözler görmüş en gizli anlarımı , sensiz bu kadar düşecek miydim elden ayaktan?
Seni düşünmenin suç, hiç düşünmemenin kabahat olduğunu bildiğim halde
Ayrılık ayrılık kokarken avuçlarım
çığlık gibi iner adın, usul usul üstüme
işte bu yüzden ağır ağır çökerim bulunduğum yere,
Kanayan yerlerimi görmemeni istedikçe, utanır arsızlığım yalan olur;
Şarap tadını verir ağzımda işte o zaman yalnızlığın..
Bir tutam toprak kokar, bir tutam gece, kaç zaman oldu kokun sinmeyeli üstüme…
Kaç gece yürümedik ıslaklığında çimlerin yalınayak, deniz olup kaybolmadık maviliğinde ufukta geçen gemilerin…
şimdi geçmişe dair izler taşıyorum yüreğimde.
ne zaman uzaklığını fark etsem karanlığın korkusu iniyor yüreğime.
dokunduğun bir eşya, nefesinden yoksun bir oda belki de
umulmadık bir sessizlik kaplıyor yüreğimdeki yedi veren bahçeleri .
geçmiş bir aşkın sureti var şimdi avuçlarımda
bambaşka bir iklimdeyim sanki
zaman tükendi bende, pusuda bekliyor şimdi beni yalnızlık.
anladım ki sevmek lanetli
söyle sevgili;
ne demiştik bu aşka!..
alıntı