Nazlı Budin

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
Nazlı Budin

Anonim writes "Dost ve kardeş Macaristan’ın ortasında, Tuna nehri’nin üzerinde iki büyük ve güzel şehir vardır. Budin ve Peşte. Budin nehrin sağ kıyısındadır. Nehrin öteki yakasında ki şehir Peşte’dir. Bu iki şehir 19. yüzyılda birleşmiş, Budapeşte adıyla Macaristan’ın başşehri olmuştur. 1526 yılında kazanılan Mohaç Meydan Savaşından sonra Osmanlı-Türkleri Budine gelmişler, şehri fethetmeyip Macarların idaresine bırakmışlardı. Ancak, takip eden yıllarda özellikle Nemçelilerin ağır baskıları, bazı Macar beylerinin Osmanlıya baş kaldırmaları gibi nedenlerle sık sık muhasara edilmiş, devlete maddi ve manevi zararlara neden olmuştu. Bu gidişatı düzeltmek için Kanuni Sultan Süleyman 1541 yılında şehri bir oldu bitti ile zapt ederek Budin’e bir beylerbeyi atadı ve Macaristan’ı bu beylerbeyine bağladı.

NAZLI BUDİN

Dost ve kardeş Macaristan’ın ortasında, Tuna nehri’nin üzerinde iki büyük ve güzel şehir vardır. Budin ve Peşte. Budin nehrin sağ kıyısındadır. Nehrin öteki yakasında ki şehir Peşte’dir. Bu iki şehir 19. yüzyılda birleşmiş, Budapeşte adıyla Macaristan’ın başşehri olmuştur. 1526 yılında kazanılan Mohaç Meydan Savaşından sonra Osmanlı-Türkleri Budine gelmişler, şehri fethetmeyip Macarların idaresine bırakmışlardı. Ancak, takip eden yıllarda özellikle Nemçelilerin ağır baskıları, bazı Macar beylerinin Osmanlıya baş kaldırmaları gibi nedenlerle sık sık muhasara edilmiş, devlete maddi ve manevi zararlara neden olmuştu. Bu gidişatı düzeltmek için Kanuni Sultan Süleyman 1541 yılında şehri bir oldu bitti ile zapt ederek Budin’e bir beylerbeyi atadı ve Macaristan’ı bu beylerbeyine bağladı.
Bağdat valisi Ramazanoğullarından Uzun Süleyman Paşa Budin’e Mir-i Miran yani mareşal rütbesiyle 1541 Eylülünde ilk beylerbeyi olarak atandı. Uzun Süleyman Paşa bu görevde Şubat 1542 yılına kadar kaldı.
Eyaletin kuruluşundan elden çıktığı tarihe kadar 68 paşa beylerbeyi olarak Budin’i yönetti. Budin’in son beylerbeyi ise Arnavut Abdurrrahman Abdi Paşa’dır. (Kasım 1684 - 2 Eylül 1686) Mezarı bugün hâlâ Budin kalesi içindedir.
Osmanlı Devletinde İstanbul, Bursa ve Edirne’den sonra en sevilen şehir burasıydı. Çok sevildiği için adına “Nazlı” denmiştir. Nemçeliler buraya Ofen, Türkler Buda, Budun, Budim ve en yayğın ismi ile Budin derler.
Evliya Çelebi’nin yazdığına göre Türkler Budin’de 25 cami, 47 mescid, 12 medrese, 16 mektep, 10 tekke, türbe, 2 hamam, 9 han, 8 ılıca, 24 mahalle, 75 sebil, 3500 ev, 1 çeşme, 1 baruthane, 1 saat kulesi, 1 bedesten inşa ettiler. Ancak, daha sonraki yıllarda Avusturyalılar bunları yıktılar. Kadirbilir Macarların gayretiyle bunlardan birkaçı bugün durmakta ve Macarların kültürel zenginliğine zenginlik katmaktadır. Gül Baba Türbesi gibi..
Budin 150 sene bir Türk şehri olarak kalmış ve 2 Eylül 1686 da kaybedilmesi büyük üzüntü uyandırmıştır. Budin’in kaybı dolayısıyla asker şairlerden Gazi Aşık Hasan’ın yazdığı iki türkü bugün bile Türk Milleti üzüntüye boğmaktadır.
“Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu,
Bülbülün figanı bağrımı deldi,
Gül alıp satmanın zamanı geldi
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i”
Budin hakkında en geniş bilgiyi Evliya Çelebi vermektedir. Bu bilgileri birkaç bölüm halinde sunarak ecdadımızın ruhlarını yadediyorum. Evliya Çelebi’nin anlattığına göre:

MACAR HÜKÜMET MERKEZİ OLAN SAĞLAM VE MÜSTAHKEM BUDİN KALESİ

“Lâtin ve Macar târihçilerine göre Peygamberin doğumundan 782 sene evvel yapılmış ve nihâyet Macar pâyitahtı olmuştur. Süleyman Han, Belgrad kalesini alınca, Macarlar bütün kuvvetlerini Budin kalesini sağlamlaştırmaya sarfettiler. Ve her taraftan imdat isteyüp, Budin muhafazası içün yüzbin asker, hazırladılar. 932 (1525) senesinde Süleyman Han, üçüncü seferinde Mohaç sahrasında, Macar Kralı Lâyoş’u bozguna uğratıp, Serdar – ı Ekrem İbrahim Paşa, Kurban Bayramının üçüncü günü Budin kalesini kuşatıp, amana mecbur etti, ve anahtarlarını getirenler ile beraber Foldvar kalesi altındaki Süleyman Han’a gönderdi. Süleyman Han derhal Budin altına gelip, şehir halkına aman verdi. Ve kalenin zaptı ile hazineye muhafazası içün onbin asker gönderdi. Ertesi gün büyük alay ile Budin’e girince gördü ki, bu kaleyi gözler görmüş değil... Çarşı pazarı kat kat ve ferah, evleri sanatlı ve murassa’, sokakları geniş mermer döşeli... Sonra kral sarayına girüp, yedi saat seyrettikten sonra buyururlar ki,
“ Ah nolaydı, bu saray İstanbulumuzda, Sarayburnu’nda olaydı. “
Sonra kral sarayına girdi, gördü ki, paranın haddi hesabı yok.
“Allah ile ahdım olsun, bu gaza malı ile Kudüse ve medine’ye birer kale yaptırayım ve İstanbul’a kemerlerle su getireyim.” buyurdu. Sonra hazineden çıkarken bir levha gördü. Alıp, üzerindeki yazıyı tercüme ettirince Macar kralının şu vasiyetinden haberi oldu:
“ Ey buraya benden sonra mâlik olup, ayak basacak olan kimse ! Beni hayır duadan unutma. Adım içün hayırlar yap ve ocağımı söndürme ! Oğlum Yanoş’u kral yap. Beni ve oğlumu İstolni Belgrad’a göm. Çok kale al ve sen de bu Almanda benim gibi ol. Ben ki, bütün bilgilerle meşhur ve zamanın teki Lâyoş kralım, (Laslo) kralın oğluyum, anam Galya kralının kızı (Aneason) dır. Ocağımı söndürme, ruhullah olan İsâ da senin ocağını söndürmesin. “
Süleyman Han, hayrette kalıp, Lâyoş kralın bataklıkta olan cesedini İstolni Belgrad’a gömdürerek üzerine turna telleri ve şâhin cıgaları gönderüp, diktiler.
“ Tiz kral oğlunu getirsinler ! “
diye ferman edince, Lâyoş kralın karısı (Hamedya) adlı kraliçe sırmalara bürünmüş olarak geldi. Amma başına siyah matem tülleri sarmış ve kendisi de sararmış solmuş. Sağ eline oğlu Yânoş’u, alıp, Süleyman Han’ın huzurunda şunları söyledi.
“ Bunun babasını öldürüp, mal ve müikünü almak hüner değildir. Şehinşâh ve imparatorlar arasında pâdişahlık odur ki, bey ve fakir herkese ve yetimlere merhamet edeler. Al imdi kendi öksüz garibini !” diye çocuğu Süleyman Han’ın önüne bırakıp, kendisi de geride durur. Süleyman Han bu genç çocuğu görmekle merhameti çoşup, gülâmı yakasından geçirerek mânevî oğul edinir. Budin krallığını kendisine verüp, annesini de kral kızı olduğu içün kaleye nazır ve Macarların büyüklerini de vezir eder. Bütün divan erbabına bu iç kalede bir büyük ziyafet çeküp, gaazilerin büyük ve küçüklerine rütbelerine göre birer kıymetli hil’at giydürüp, memuriyette veya azledilmiş olan beyler ve beylerbeylere büyük rütbeler ihsan eder. Bütün bu olanları bize merhum babamız anlatmıştır. ( Macar bilginlerinden Dr.Karaçson’a göre: Evliyâ Çelebi’nin anlattığı gerçektir. Ama naklettiği vak’ada adı geçen kimselerin isimleri yanlıştır. Süleyman Hân’ın himâyesini isteyen Macar kralı Yanoş idi. Bunun karısı kraliçe İzabel ve oğlu Yanoş Jigmond idi. Yanoş kral ölümünden evvel yetim çocuğu Yanoş Jigmond için Süleyman Hân’ın himâyesini rica etmiştir.)
Ziyafetten sonra Süleyman Hân Lâyoş kralın hazinelerini, yedibin adet derilere sarılı sandıklara doldurup, bir çok cephâne ve ibrete değer eşyayı, murassa tahtları, yüzlerce muerassa pencere kapaklarını ve kapıları, tunçtan yapılmış altınla cilâlanmış melâike suretlerini, tunçtan eski kral resimlerini, ve el’an İstanbulda Ayasofya câmii mihrabının sağ ve solunda bulunan cilâlı şamdanları ve nice bunun gibi ibret verici eşyayı yerlerinden koparıp, gemilerle İstanbul’a gönderir. Temaşa etmek içün At Meydanına korlar. Budin’nin nice balyemez toplarını da Belgrad kalesine gönderirler. Hiristiyanlardan, Yahudilerden ve diğer bilginlerden ve reâyadan üçbin kadar adamı İstanbul’a gönderip, Galata, Yedikule ve Hasköy’de evler verip, oturttu.
Yânoş kralın yanına, Budin’i muhafaza için yirmibin asker koyup, kendileri, saadetle Tuna köprüsünden geçerek Peşte sahrasında durdular. Kemal-zâde Ahmet Efendi, Ebüssuud Efendi, Kadı-asker şairler sultanı Bâki Efendi ile konuşup, düşman bir daha bu kale dibine tama etmesin diye yukarı kalenin içine yetmiş seksen yerden ateşler vurup, berbad ederler. Bugün dahi harab taraflar vardır.
 
3. Bölüm : Nazlı Budin

Nazlı Budin

İsmail Tosun Saral
Em. İş Bankası Müdürü
Türk-Macar Dostluk Derneği Yönetim Kurulu üyesi

Budin Kalesinin Hâkimleri: Evvelâ 1073 (1662) tarihinde Tuğrakeş (Tuğra çekmeye selahiyetli) üç tuğlu vezir hâkim İsmâil Paşadır ki, Süleyman Hân kanunu üzere hası sekizyüz seksenbin akçedir. Cebelileri ile birlikte 4000 asker beslemesi kânundur. Senede adâlet üzere ikiyüz kese malı olur. Amma cürum ve cinayet ve cezâları ve bedava hediyeleri ile üçyüz keseyi bulur. Amma adalet yeridir. Çünkü Kızıl Saray duvarına Sultan Süleyman kendiyazısı ile:
Gaaziler meskenidir, bunda beyim gayr olmaz
Bunda zulm eyleyenin âkibeti hayr olmaz.
Yazıp, altına da “Bir saat adâlet, yetmiş senelik ibâdetten hayırlıdır.” Hadis – i şerifini yazdırmışlardır. Mal defterdarının hası 10553 akçedir. Zeâmet kethüdâsının hası 10324 akçedir. Tımar defterdarı kethüdâsının hası 12899 akçedir. Defter emini, defter kethüdâsı, çavuşlar emini, çavuşlar kethüdâsı, çavuşlar kâtibi, gedikli defter kesedârı, tarihçi efendi, mahlûl kâtibi, rüznamçeci, muhasebeci ve kaleler tezkerecisi, nişancı, mukaatacı, şehir emini, gümrük emini, müfettiş efendi ve şehir kethüdâsı, kaleler yoklamacı ağası vardır. Budin eyâletinde zeâmet erbabı olarak ikiyüzseksenyedi, tımar erbabı olarak 2391 kişidir. Alaybeyisi, çeribaşısı, yüzbaşısı, asker sürücüleri, kırk ağalıkları vardır. Bu zeâmet ve tımar erbabının üçbin akçede bir cebelileri ile tamamı onikibin seçme silâhlı asker olur.
Budin Eyâletinin Sancakları: Budin, Sirem, Semendire, Seksar, Şimontorne, İstoni Belgrad, Estergon sancaklarıdır. Novgrad sancağı şimdi Macarların elindedir. Amma köy ve askerleri Osmanlı eline geçmiştir. Bu sancaklarda onikibin silâhlı asker hazır olup, bir işârette Budin’in imdadına gelirler.
Budin’in Komşu Vilayetleri : Bu sancaklardan başka Eğri, Varad, Tameşvar, Bosna, Kanije eyâletlerinde 26000 bahadır yiğitler hep Budin muhafazasına gelüp, Kile sahrasında sekiz ay muhafaza etmeleri kanundur. Packa ve Lacka vilâyetlerinden de on bin askerin Budin imdadına gelmesi kanundur. Bu adı geçen vilâyetlerde bir yer boşalsa veyâ azl olunsa sancak beyiklerini bile Budin veziri tuğra çeküp, adamına verür. Şeriat hâkimine gelince beşyüz akçe mevleviyettir. İstanbul’dan gelme sırmalı keçeli, muhzır başısı, çavuş ocağından kethüdâsı, yeniçeri ocağından çuhadarı ve pazara gideni, yüz adet adamları, kapı nâibi, muhtesib nâibi, şehir içinde iki adet nâibi, yedi dış nâibleri olup, halk önünde dâvâ görürler. Mollasına her sene adâlet üzere her hüccete yirmidört akçe almak şartıyle onbin kuruş mahsul elde edilir. Tamamı yirmibir kaza ve binaltmış köydür. Budin eyâletinde üçyüzaltı parça kale ve palanga vardır. On sancak yerde 3900 mâmur köyü vardır. İçinde bulunan hristiyanlar Budinli’ye haraç verirler. Eyâletinde 600.053 reâya haraca kaydolunmuştur. Doğuda Yanık kalesine varıncaya kadar Budin sınırı, uzunluğu doğudan batıya kırkyedi konak olup, Yanık kalesi Almanya’nın hududunun başıdır. Güney tarafından yirmi konak Sava ve Boyana nehirlerine varıncaya kadar Bosna eyâletiyle sınırlıdır. Güneybatıda dört konak olan Kanije kalesi yakınında ve Morava nehri kenarında Zirinoğlu ile hududdur. Batıda Paluta ve Çuka kaleleri yakınında Nemse vilâyeti ile komşudur. Kuzeyde iki konak olan Estergon kalesi Tuna kenarında olup, öte tarafı Orta-Macardır. Poyrazda üç konak aşırı Eğri vilâyeti, doğuda üç konak ötede Tise nehri kenarında Segedin kalesi yakınında Tameşvar eyâleti vardır.
Budin eyâleti boydan boya çok geniş olup, mukataacısının defterinde yazıldığı gibi her sene Budin kukkarının mevâcibi 4060 kesedir. Şeyhülislâmı, nakibüleşrafı, müfettiş efendisi, kapıkulu, yeniçeri dizdarı, sipâhi kethüdâ-yeri, üç oda kapıkuluna hükmeden turnacıbaşı, cebeciler ağası, yerli yeniçeri ağası vardır. Altmış adet muhteşem çorbacıları vardır. Yeniçerileri çeşitli çuha, dolama ve yaldızlı üsküfler giyerler. Cadde üzerinde muhteş em odaları vardır. Heybetli olsun diye gayet itina ile döşenmiştir. Asesbaşısı, yerli subaşısı, çavuşlar ağası, 3000 adet başları mücevher zilli ve telli divan çavuşları vardır. Sağ kol ağası, sol kol ağası, yerli topçubaşısı, cebeciler ağası, kumbaracıbaşı, barutçubaşı, mühimmatbaşı, mimarbaşı, topdökücübaşı, kale mehretbaşı vardır. Bir hâkimi dahi Tuna kapudanıdır ki, başkaca sancak, bayrak ve tuğ sâhibidir. Elli iki parça fırkatelere 2000 adet kapudan kulları dolup, Tuna üzerinde Prag ve Belgrad’a gidinceye kadar hükümet edüp, düşmana haydutluk ettirmezler. Alâ kupadanlıktır. Bir hâkimi, muhtesib ağa olup, bütün erbabına zâbittir. Bir hâkimi de baç memurudur ki, gelip geçenin malından Pazar bacı alır. Çetebaşı dahi başkaldırmak zamanında üçyüz kişi ile düşman memleketine gidüp, dil ve esir getirirler, iş anlatırlar. Kalafatçı başı dahi, kapudanla beraber gemileri kalafat ederler.
Kalenin Yeri : Tuna’nın batı kenarında bir yüksek tepe üzerinde kayalar üzerinde doğudan batıya uzunca olup, Nemçe krallarından biri tarafından yapılmış imiş. Gülbaba’nın bulunduğu yerden bakılsa bademsi görünür. Amma Gürzilyas Baba dağından bakılsa güyâ Osmanlı baştadra kadırgası gibi görünür. Güyâ Kızılhisar tarafı kadırganın yüksek kıçıdır. Kale ortasınfdaki çarşının iki tarafındaki dükkânlar kadıganın sağ ve solundaki mangalaradır. Ortasındaki ulu yolu, kadırganın başındaki karine gibidir. Ulama Paşa kulesi yoluna doğru kadırganın kabalığı gibidir. Velhasıl kadırgadan farkı yoktur. Etrafı onbin adımdır. Kızıl Saray’dan tâ ova kapısına kadar iki kat kalın ve sağlam duvardır. Geride kalan yerleri yalın kat duvardır. Duvar üzerinde iki araba yan yana gidebilir. Atları ile cirit oynamak mümkündür. Çünkü bu hakirin ayağı ile elli ayak kadar enlidir. Batı tarafında hendeği yoktur. Olması da mümkün değildir. Çünkü o tarafı safi kesme yalçın kayadır. Ama Bec (Viyana) kapısından dış kalenin bin adım yeri derin ve geniş kesme kaya hendektir. Bu orta kalenin etrafı bin adımdır. Duvarında doksan adet san’atlı kuleler vardır ki her birinin ayrı adları ve nöbetçileri vardır. Yine bu kuleler arasında onyedi adet büyük tabyalar vardır ki, her birine biner adam sığar. At meydanı kadar geniş tabyalardır. Her kule ve duvarları, bir daha kuşatılırsa top danelerinden duvarlar yıkılmasın diye bütün tabya duvarlarını kablumbağa arkası gibi içeriye eğri yapmış. Top güllesi gelse kayarak sekip gider. Asla duvara tesir etmez. Bu tabyaların hepsinin ayrı adı vardır. Ali Paşa tabyası iki kattır. Karakaş Paşa, Bali Paşa, Süleyman Paşa, Sarı Kenan Paşa, Siyavuş Paşa, Kara Murad Paşa tabyaları hep başka türlü süslenmiş tabyalardır. Her birinde on, onbeş adet, yedi başlı ejder gibi kırmızı çuha çullu çulyıutmaz, kundaktutmaz, balyemez, amanvermez topları vardır. Her Cuma günü bu tanbyalar üzerinde flandıra alem ve bayraklar dikilip, her birinin nöbetçileri duâ edüp, gülbeng – i Muhammedî çekerler. Her tabyanın yer altında olan temeli kaya üzerinde olup, temellerinin altı boştur. KUşatma sırasında lâğım gelmesin diye hep böyle temeller boşaltılmıştır. Bir çok sokaklarda saçma toplar vardır.
Orta Kalenin Kapısı : Yedi adet yeni demir kapıdır. Lodos tarafından (Ovakapısı), üç kat olup, çetin eğri büğrü yollu demir kapılardır. Her kaoının iki tarafında büyük balyemez ve zoruna durulmaz toplar vardır. Kapılar arasında çeşitli cephâneler ve silâhlar, gözcüler ve bekçiler hazırdır. Hatta gece ve gündüz gözcüleri ellerinde tüfenkleri hazır ve fitiller aynıp, bir feryada bakarlar. Bu kapının dışında kaya gibi bir tabya vardır ki, Gürcü Kenan Paşa başlayıp, üç adım kadar yerden yukarı çıkmış ama yarım bırakmış. Tamam olsa idi, Budin kalesi taze hayat bulurdu. Çünkü bu tarafa karşı bağlar içinde Mohabat bayırı bir hayli havâledir. Büyük burçları tamam olsa, kalenin yarısında olan Bârusunun yarısını korurdu. Ama etrafı ikiyüz adım sağlam tabya temelidir. Orta Hisar’ın batıya, Gül Baba’ya açılan (Beç Kapısı) vardır ki, kat kat demirdendir. Bu kapıların araları tolus kemerdeir. Asla gök görülmez. Temmuzda kış gibidir. Kapıların araları ellişer germe levent adımıdır. Her kapı üzerinde olan kemerlerde çeşitli hilelerle yapılmış kalın demir kafeslerin aşağıları mızrak ve şişlerle hazır zincirlere asılmış demir kafeslerdir ki, hücum sırasında düşman üzerine bırakırlar ki, nicelerine şişler saplanıp, yolları kapanır. Daha çeşitli silâhlardan demir zırh, külâh, togolga, başlık, şiş, mızrak, habe, balta, zemberek, tüfenk gibi şeyler vardır. Üçüncü kuşatmada düşman bu kapıdan yürüyüş yapıp, kaleyi istilâ edecekleri sırada Yahudiler evlerine birer parça sülümen (bir nevî zehir) ve sıçan otu alıp,
“ Düşman kaleye girerse zehiri yalâyalûm, ulelûm mi, yoksa kurtulâlûm mi ?” diye Yahudi lehçesi ile söyleşirlerdi. Hâlâ Budin Yahudiler arasında “ yalâyalûm mi ? “ darb-ı meseldir. Bu Bec kapısının iç tarafında düşman zamanından kalma içine adam sığar bir top var. Düşman içeri doğru yürüyüş edüp, gelirken hemen bir Yahudi bu topu ateş edince hemen bu kapılar arasında sıkışık duran kâfirlere isabet ettirip, bizzat hiristiyanların anlattığına göre binlerce seçme hiristiyan askerini yere sermiştir. Hâlâ bu yüzden Budin Yahudileri bütün vergilerden affedilmişlerdir. Bec Kapısının iç yüzünde kat kat kâgir binalarda otururlar. Amma Macar, Nemse, Çehlilerin bu yüzden dolayı ellerine bir Yahudi geçse cızır cızır kebap ederler. Hâlâ bu topun yanında dört adet balyemez topları vardır ki, her biri bir kale değer. Bu Bec Kapısı, aşağı varoşa işleyen cadde olduğundan gelip geçenler seyretsinler diye Bağdad fâtihi Sultan Murad altı adet zincir kalkanları birbirine yapıştırıp, bir mızrak ile öyle vurur ki, altı adet kalkanın öbür yanından iki kariş çıkar. Hâlâ o kalkanlar bu Bec Kapısının iç yüzündeki kemerlerde zincirlerle asılıdır. Bu beğenilen vuruşa Cevrî Çelebi şu târihi yazmıştır:

Sıdk ile Cevrî duâ edüp dedi târihini
Kuvvett – i bâzu – i sultânı ide mevlâ füzan

Bu kalkanların yanında Gazi Gürz İlyas Baba’nın mızrak ile deldiği bir pulluk demiri, yüz okka gelir gürzü, onaltı evli sâlibkıranlar salığı vardır. Bu salığın her tânesi onar okka gelir. Yine bu Orta Kalenin Tuna’ya bakan tarafında (Kafesli Kapı) vardır. Küçük dar bir kapıcıktır. Araba ve at girüp, çıkamaz. Bu kapıdan aşağı büyük varoş kalesine taş merdivenle inilir. Amma gayet çetin kapıdır. Buna (Uğrun Kapı) dehi derler. Yaya adamların yoludur. Yine bu Orta Hisar’ın (Saray Kapısı) vardır ki, bütün divan erbabı, bu kapıdan girüp, paşa sarayına gider. Kuzeye açılan iki kat sağlam ve demir kapılar vardır. Bu kalabalık kapıdan aşağı inilir. Yine kuzeye açılan Tophâne Kapısı vardır. Bu kapıdan, at güçlükle çıkar. Ama araba girüp, çıkamaz. Çünkü bu tarafı on ayak taş merdivendir. Ki, aşağı varoşa bu kapıdan inilir. Tuna’ya bakan Peşte ve Keçgemed sahraları görünen bir mesiredir. Burada bir kapı da Tophâne Meydanına giden geniş bir ağaç kapıdır. Bu kapıdan Bali Paşa Meydanına ve Kızılelma Sarayına gidilir. Doğuya bakan bir kapı vardır. Bu kapıya yakın sağ tarafta Küçük Hisar Kapısı, doğuya bakan cadde değil bir küçük kapıdır. Bu yedi adet orta kale kapılarının içinde âyân ve hânedan sarayları vardır ki, hepsi 1060 adet beşer, altışar katlı renkli büyük binalardır. Nice defalar kuşatmalarda büyük yangınlarda mahvolup yne mamur edilmişlerdir.
Orta Hisar Sarayı: Bu Orta Hisarın kuzeyinde kale duvarı üzerinde Tuna’ya, Peşte ve Keçgemed sahralarına bakan pencereli, balkonlu bir küçük divanhâne vardır. İkiyüz adet daracık odalı, dar bir avlulu, bir hamamlı, bahçesiz saraydır. Hatta Kara Murad Paşa bu saraya sığmayıp, genişletip, tâmir ettirmiştir. Divanhânesinin târihi:

Eyâ ey memleket-pirâ, beşâret ehl-i islâma
Mübârek Bâd ve ferah bâd hürrem hemçünin bâdâ
Hudâ dâd eyleyüp, nazma dedi vecdi âna târih
Adâletle Murad Paşa sarayı eyledi ihyâ
(1065)(1658)

Gerçi bu sarayı Murad Paşa genişletmiştir amma Budin’e göre bu saray dardır. Bütün odaları kale duvarı üzerine yapılmış dünyayı seyreder ve havadardır. Bundan öte Paşa Kethüdâsı Sarayı vardır. Yeniçeri odaları da mükelleftir. Çarşı ve pazarın her iki tarafında kat kat eski konaklar vardır. Her sarayın altında birer kat mahsen bulunur. Kuşatma sırasında top güllelerinden kurtulmak için yer altına girerler.
Budin’in mahalleleri arasındaki konaklar Sultan Süleyman’ın fethi sırasında öyle mâmur ve süslü imiş ki, bütün çarşı ve pazarı, bütün konakların baştan başa balkon ve pencereleri billur ve necef gibi camlar ile, bütün duvarlarının yüzleri ve damları mâvi kurşunla süslenmiştir. Sarı prinçten teneke, kırmızı bakır, tahta ve kalaylı tenekeler ile örtülü evlerdir. Bütün nakışlı evlermiş. Ama hâlâ o garib, acâib nakışlı bazı evlerin kapılarında ve duvarlarında yüzlerce çeşit garip şekiller ve san’atlı timsaller vardır. Bu şehrin her köşe başında karşı karşıya üçer dörder kat kalın pranga demir zencirler çekilirmiş. Hâlâ yerleri bellidir. Her köşe başında olan evlerin kemerleri vardır.
Bu Orta Hisar’ın Paşa Sarayı’ndan çıkılup, kıble tarafına üçyüz adım gidüp, Tophâne Meydanı Kapısı’na varılır. Birer çeşit yalvan meşe direklerinden ağaç kan’atlı sağlam kapılardır. Bu sağlam kapıdan içeride temiz ve büyük bir meydan etrafında toplar dökecek kârhâneler ve tophâneler, humbarahâneler, cebhâneler vardır. Damlar altında elli parça balyemez toplar vardır ki, her biri birer Rûm haracı değer. Elli parça şayka topları vardır ki, içlerine adam sığar. Bunlardan başka kolomborne, darbezen, havan, şâhî, domuzayağı, makas, mekik, moşkat, kazan ve humbaraları nice bin nevileri dağlar gibi bu meydanda yığılıdır. Bu meydanı görmeyen ve bu tophâneye bakmayan dünyada bir şey görmüş sayılmaz. Hatta bu Tophâne Meydanı önünde iç kale hendeği üzerinde bu meydana bakan maşgal deliklerinde hazır duran toplar vardır ki, her biri yedi başlı ejdere benzer. Eğer Orta Hisar’ı düşman alırsa bu toplar iç kaleyi muhafaza eder.
Budin’in İç Kalesi : Bu Tophâne Meydanından iç kale hendeği üzerinden taşköprülü iç kale kapısı vardır ki, iki kat sağlam ve müstahkemdir. Dış kapısının üst eşiğinde iki adet arslan resmi vardır ki, görenler çanlı zannederler. Bu iç kalenin iç kapısı arasında cehennemden nişan verir bir zindan vardır. Suçlu ve kanlıları şehir âyânları burada hapsederler.
Bu iç kalenin iki kapısı arası oldukça geniş bir yer olup, bu zindan etrafında her gün bir bölük ağası beşyüz cebe ve cevşene bürünmüş silâhlı kale askerleriyle nöbet bekler. Ertesi gün sabahleyin diğer bir bölük ağası gelir. Bu zindan kapısından içeride asla ev yoktur. Bir geniş vadi olup, Bali Paşa Meydanı diye meşhurdur. İstanbul’daki AT Meydanı gibi demek yeridir. Bu meydanda iki adet top vardır. Ki, acâib şeylerdir. Bir hamam kubbeciği kadar taştan güllesi vardır. Bu meydanın etrafı topçu ve cebeci odalarıdır. Kuzeyinde Bali Paşa Kapısı adı ile bir küçük kapısı vardır, gizlidir ve herkez bilmez. Kuşatma sırasında buradan aşağıya varoşa imdat gidip, gelir. Bu kapıdan aşağıda suluk kapısına kadar iki kat kalr duvarında sağlam ve müstahkem, yer içine gömülü kule ve tabyalar üzerinde Karakolhâneler ve nöbetçi yerleri vardır. Bu Bali Paşa Meydanının kıbleye bakan bir sağlam demir kapısı da vardır. İç kale kapısı olup, içinde bir büyük meydan var ki, Kral Sarayı derler.
Budin’in Kızıl Elma Sarayı : Bu sarayın meydanında beyaz ve yekpâre mermerden bir büyük ve güzel havuz vardır. İçlerinde fevkalâde büyük küpler kadar kabuklu sümüklü böçek tasvirlerini Macar üstâdı, tunçtan öyle dökmüş ki, böçek, kabuğundan boynuzlarını güstermek üzeredir. Tunçtan birer büyük kadehi dahi bir sanat ile bu böçekler üzerine oturtmuştur ki, insan işi değildir. Çünkü bu tunç kadehin içine otuz kırk adam sığar. Kadehin kenarında, akan sulara münasip Macarca beyitler yazılmıştır. Etrafında heybetli ve korkunç çirkin suratlı beyaz dev kellelerinden aşağı mermer havuza yer yer saf sular akar. Hiristiyanlar haçı suya attıkları zaman bunun kenarında zevkle sefa ederler. Bu havuzdan akan sular, meydanın altındaki sarniçlara gidüp, ağız ağıza dolar. Kale ahalisi bunu israf ederek kullanmazlar. Tophâne Meydanı, Bali Paşa Meydanı, hep yer altındaki bu sarnıçların üzerindedir. Etrafında olan imâretlerin ve bu Kızılelma Sarayının yağmurları hep bu sarnıçlarda birikir. Bu havuzun önünde Murad Paşa câmii vardır. Küçük, fakat şirin cesan’atlıdır. Minâresi taştandır. Bu câminin önünde bir kapı daha vardır ki, (Uğrun Kapı) derler. On basamak taş merdivenle aşağı varoşa inilir. Doğrudan kuzeye meyilli bir kapıdır.. Havuzun lodos rüzgârı tarafından, on basamak taş merdivenle aşağı küçük hisara oradan su kalesi yoluna inilir, bir küçük demir kapısı vardır.
Kızıl Elma Sarayı’nın Kapısı : Bu kapının taklarını, sağ sol yüksek ve alçak eşiklerindeki mermer işlerini tarif etsek kitabımızdan kalırız. Bir yüksek kapıdır ki, gûya kapıların kapısıdır. Bu kapıdan içeri girüp, yukarıya seksen basamak geniş taş merdivenle kral divanhânesine çıkılır. Öyle bir büyük divanhânedir ki, felekte misli yoktur. Saf somaki kırmızı mermer üzerine çeşitli renkli nakışlar yapılarak Çin mi’yarhânesine benzetilmiştir. Duvardaki acâib nakışlar, hayret vericidir. Divanhânenin döşemesi çeşitli oymalı mermerlerle yapılmıştır ki, emsalsizdir. Bu büyük konağın bazı yerleri beşer, altışar, yedişer kat Havarnak köşkü gibi olup, her köşkün kubbelerinde birer altın top asılı olduğundan adına (Kızılelma) sarayı derler.
Macar krallarına mahsus olmak üzere kırk ayak merdivenle çıkılan yüksek ve emsâlsiz bir köşk vardır ki dillerde destandır. İçinde oturanlara güneş tesir etmez. Pençereleri baştan başa etraftaki sahralara bakar. Kat kat 340 kadar küçük büyük divanhâneler vardır. Ve her taraftan Kızılelma Sarayı adı ile meşhurdur. Büyük divanhânedeki celî yazı ile târihi şöyledir:

Şâhım, kral bağrın tîr- i gama deldirdin
Ol kâfir – i bedhûya kendi özün bildirdin
Çıktı bir sâhib – i kemâl dedi ana târihi
Şâhım, Kızılelma’yı ayva ile deldirdin Sene 938/1531

Bilgi sahiplerine gizli değildir ki, bu kale bir çok seneler kuşatma görmekle bu saray yıkılmış, yeniden mâmur edilmiştir. Ama ne çâre ki, eski şekline göre mâmur edememişlerdir. Hâlâ sarayda kale ağasından başka kimse yoktur. Sarayın yer altları tüfenk, ok, yay, kılıç, kalkan, harbe, şiş, mızrak, zemberek, barut, hışt, balta, bıçak, kazma, kürek, neft, ve zift ile doludur. Hâzinelerin anahtarı dizdar elindedir.. Her gece akşamdan sonra bu saray yakınındaki mehterhâne kulesinden dokuz kat Osmanlı mehterhânesi çalınıp her geçe ikibin adet neferler sabaha kadar bekçilik ederler. Saatte bir yirmi adet kale ağaları falaka ve değnekleri ile kol dolaşırlar. Bir nöbetçi uyumuş olursa uyandırıp, seksen adet değnek vurarak uykusunu açarlar. Çünkü bu kale bütün hiristiyanların gözündedir. Hatta Budin’i kendilerinin bilerek eskiden Budin’de evi, mal ve mülkü olanları yine evvelki gibi zengin itibar edüp, kız verirler. Yedi kral her an Beç kralına Budin kalesini alalım diye zor ederler. Bu saraya Gürz İlyas dağı pek havâledir. Bu havâlelenin def edilmesi için sarayın kıble tarafı önünde iki kat sağlam kale duvarları vardır. Ve bu tarafta büyük tabyalar üzerinde kırk elli parça uzun toplar mevcuttur. Fakat (Mohabat) bayırı hakikaten hzvâledir. Düşman, kaleyi dâima o taraftan döver.
Orta Hisar’ın İmâretleri : Câmileri yirmibir mihrabdır. Süleyman Han câmii, evvelden sanatlı bir kilise idi. Bu câmiin kıble kapısından mihrabına kadar uzunluğu ikiyüz ayak, eni de yüz ayaktır. Bir minâresi var, eskiden çan kulesi imiş. İkiyüzon ayak yüksek bir minâre olup, hakîr üzerinden Peşte ve Budin sahralarını seyrettim. Bu câmiin iki kapısı vardır. Doğudaki kapı üzerinde san’atlı bir ejderha tasviri vardır ki, gûyâ canlıdır. Ağzını açıp, dudaklarını gerip, kuyruğunu kıvırır durur. Bu ejderha önünde benzetmek gibi olmasın, Hazreti Hızır at üzerinde durup, elinde mızrağı ile ejdere bir süngü vurmakta ve ejderhayı altına alıp, çiğnemektedir. Hatta fetih sırasında Ebüssuud >Heykel haramdır, bunu kırmak gerektir> deyince Süleyman Han gayet nezaket gösterip, >Kimse bu surete bakmasın, müslüman olanlar görmesin ! > diye gerdanından kişmir şalını çıkarıp, bu heykellerin üzerini örttürüp, kırmaktan kurtarmıştır. Fakat bu câmii kâgir kubbeli değildir. Hepsi selvi direkleri üzerine nakşedilmiş bir tavan üzerindedir. Bütün imâretlerinin üzeri mavi kurşunla örtülüdür.
Fethiye Câmii nurlu bir mâbeddir. Evvelki câmiye tamamen benzer. Fakat bu câmiin minâresinde bir büyük çanlı saat vardır ki, bir konak yerden duyulur. Bütün şehir câmileri bu saate göre hareket ederler. Dakika şaşmaz, dürüst bir saattir.
Orta Câmii eskidir. Çarşı içinde olduğundan camâati çoktur. Dört tarafı umumî yoldur. Kiremit örtülüdür, bir minâresi vardır. Saray Camii kilise imiş. Budin vezirleri burada namaz kılarlar. Paşa Sarayına yakındır. Osmanlı tarzında bir minâresi var. San’atlı, mermer döşemeli, temiz olup, avlu kapısı dibinde bir kurşunlu büyük yüksek kubbe içinde (Gaazi Ahmed Bey) gömülüdür. Bu kubbenin üst eşiğinde celî yazı ile târihi şöyle yazılıdır :
Azm – i gülzâr – ı cinan ettikte bâri yâr ola
Evc – i âlâyi bu yıl Ahmed Bey etti âşıyan
Onaltı adet mahalle mescidi vardır. En meşhuru yeniçeri odaları yakınında (Ağa Mescidi) dir. Yedi medresesi vardır. Yeni Medrese Makbul-Mustafa Paşanındır. Dersiâmı İstanbul’dan gelir. Mektebleri de altı tane olup, Fethiye Mektebi, Orta Câmii Mektebi meşhurdur.
Çarşı ve Pazarı : Bu Orta Hisar içinde hepsi üçyüz adet san’at ehli dükkânları vardır. Bedestanı harabtır. Amma şehir içinde her nevî kumaş mevcutur. Hepsinden süslüsü Attarlar Çarşısıdır. Berberlerin dükkânları da süslü ve manzaralıdır.
Beş adet tüccar hanı vardır. Çeşmesi bir tânedir. Bu şehir yalçın bir kaya başında olduğundan sudan aziz hayratı olamaz. Binlerce at yükü Tuna suyunu kırbaçlarla taşıyıp, kale halkını sularlar. Bir tek çeşmesi ise Paşa Sarayı Câmiinin avlusu kapısında Ahmed Bey Türbesi yanında bir musluklu çeşmedir. Suyunu aşağı Tuna’dan usta bir Frenk, bu Orta Kaleye çıkartmıştır ki, san’atına akıllar hayret eder. Tuna nehri kerarında büyük büt kule vardır. O kulede çeşitli çarklar ve dolaplar, çevrildikçe ve çarkların Tuna suyuna tokmakları birbiri ardı üzere vurdukça zorla Tuna suyu küpler içine girüp, yokuş yukarı şadırvan gibi gürleyerek tâ Orta Hisardaki çeşmeye kadar gelüp, sıçrayarak çıkar. Görmeye muhtaç bir san’attır.
Yetmiş beş yerde sebilleri vardır. Süleyman Han Sebili, Ulama Paşa Sebili, Arslan Paşa Sebili, Ağa Sebili, Koca Musa Sebili ve daha nice kurşun örtülü sebillerdir. Kırk adet kesme kayadan hânedan kuyuları vardır ki, eskiden kalmadır. Yüzyetmiş adet yer altı su sarniçları vardır. Damlardan akan yağmur suları sarniçlara girer. Ancak, bir küçük hamam vardır. Suyunu Tuna’dan sakalar getirir. Şehir baştan başa kaldırım döşelidir. Yağmur yağdıkça sokakları sürürür, çer çöpten temizler. Bu Orta Hisarın havası da gayet güzeldir. Kızılelma Sarayından lodos tarafına yokuş aşağı saray altından giderken iki kat sağlam duvarlarrı arasında on adet nefer evleri ve büyük tabyalarını geçüp, aşağı sulu kapısına gelirler. Kapının iç tarafında bir tabya var ki, bütün Budin tabyalarından büyüktür. Ye’cüc ve me’cüc duvarı gibi bir burçtur ki, üstünde beşyüz atlı cirit oynayabilir. En üst kısmında on parça balyemez topları, alt kısmında on adet şayka topları var ki, her birinin içine bir adam sığar. Tabyaya yedi ağa ve yüz adet muhafız asker memurdur. Bu tabyanın yukarısında cehennem kuyusu gibi bir derin ve geniş hendek vardır. Aşağı bakmaya inasan cesaret edemez. Bu tabyanın etrafı Kızılelma Sarayın yüzünü kaplamış bir kat dolma hisardır. Buradan tabakhâne varoşuna bin adımda gidilir. Kapının iç ve dışında zincirlerle asma köprüler vardır. İç tarafındaki hendek içinde yine kesme kayadan merdiven ile yer altından inilir iki su yolu vardır.
 
4.Bölüm : Nazlı Budin

İsmail Tosun Saral
Em. İş Bankası Müdürü
Türk-Macar Dostluk Derneği Yönetim Kurulu üyesi

Tabakhâne Varoşu : Tuna kenarında Budin deresinde geniş bir ova içindedir. Tam bin hâneli mâmur bir varoştur. Kârgir bina, tahta örtülü, ikişer kat evlerdir. Dokuz mahalledir. Ilıca, Yeşildirekli, Ömer Şâhî, Ağa mahalleleri meşhurlardır. Onbir mihrabı, dört çocuk mektebi, üç hanı, üç tekkesi, yüz adet tabak dükkânları, üç adet ılıcası vardır. Başkaca nâiblik olup, subaşısı vardır. Bu varoşdan batıya gidilerek iskele kapısından büyük varoşa girilir.
Büyük Varoş : Evvelâ İskele Kapısından girilen ve kıbleye açılan iki kat sağlam kapısı vardır. Bu kapıdan içeri girüp, batıya doğru Büyük Ahır Kapısına kadar geniş bir cadde vardır. Etrafı bir kat bölme hisardır. Buna ahır bölmesi derler. Ahır Kapısından girilip, yine batı tarafına gidilir ki, burada Toykun Paşa bölmesi derler, başka bir hisar duvarıdır. Bunun kapısından girüp yine batıdan çaddeye gidilirse, buralarda Süleyman Paşa bölmesi derler, bir sağlam duvar vardır. Bunun dahi kapısından girülüp, adı geçen yol ile batıda tâ Gül Baba’ya yakın Horoz Kapısına varıncaya kadar dört kat bölme dolma hisarları vardır. Tâ Orta Hisar duvarına varır. İskele Kapısından Horoz Kapısına kadar varoşun uzunluğu ikibin adımdır. Tuna kenarı yalın kat duvardır. Yedi yerde su kapıları vardır. Yukarı Horoz Kapısı yakınlarında ve Aşağı İskele Kapısı dibinde Tuna içinde ada gibi büyük tabyalar vardır. Her birinde kırkar ellişer şayka ve balyemez toplar ve beşeryüz asker vardır. Horoz kapısından dışarıda güneye, hendek kenarınca bayır yukarı Yenikapıya, oradan Minâre Kapısına, oradan Siyavuş Paşa Kulesine varıncaya kadar tam bin adım yalın kat aşağı varoş duvarları vardır. Bu tarafta olan duvarda kırk adat sağlam kuleler vardır. Buralara GÜL BABA ve türbe bayırları havâledir. Buraların evleri hep Tuna’ya bakar. Ahırkapısı dibinde Tuna içinde bir büyük kule vardır ki, Orta-hisara zemberek ve çarklarla giden Tuna suyu san’at ile bu kuleden çıkar. Bu kuleden iskele kapısına kadar kale duvarı yalın kattır. İskele Kapısı önünde Tuna kenarında köprübaşına bakan Ali Paşa tabyası vardır ki, bütün tabyaların en sağlamıdır. Bu serhadlerde benzeri yoktur. Tuna nehri bu tabyayı ada gibi kuşatmıştır. İki katı topçeker ve her katında yirmişer parça uzun topları vardır. Gül Baba Burnu’ndan eski Budin karşısındaki Kızadasına kadar döver. Yukarı katında olan topları Peşte, Keçgemid sahrasını ve bütün vâdileri dövüp, bu sahralara kuş kondurmaz. Bu tabyanın Tuna’ya bakan tarafında dört köşe beyaz mermer üzerinde sülüs yazı ile bir yazı göründü. Mesafe uzak olduğundan ne çeşit yazı olduğunu öğrenemedim. Hemen bir kayığa binüp, varup okudum. Tabyanın târihi şu imiş:
Bihamdillâh yine Sultan Süleyman Ruhu şâd oldu
Yapıldı şu sütun Seyid Ali Paşa zamanında
Budur Haktan ricâmız feyziyâ ol gazi-i dinin
Hilâfında olanlar can vere piş-i gemanında
Bu tabyanın iç yüzünde bir kat bölme hisar daha vardır ki, içi top güllesi ile doludur. Bu bökmede Tuna’ya bakan toplar vardır. Kalenin anahtarı Dizdar Ağanın elindedir. Muhafa edüp, kimseyi sokmaz. Hattâ hakîr de Köprülü zade Fazıl Ahmed Paşa ile görüp seyredebildim. Bu aşağı varoşun etrafı altıbin adımdır. Beş kat bölme hisarın su kapıları ve duvar kapıları ile tam on adet kapıdır. Tabakhâne varoşu ile berabe yirmi dört mahalle sayılır. Meşhurları: İskele, Ahırkapı, Mustafa Paşa, Dolap, Ali Paşa Burcu, Toygun Paşa, Hacı Sefer, Osman Bey mahalleleridir. İkibin beş yüz adet altlı üstlü, bahçeli, tahta örtülü evleri vardır. Yeni yapılanlar kiremitlidir. Yer yer viran arsaları da vardır. Yirmidört mihrablıdır. Yirmisi kâgir, daördü tahta minârelidir. Dört kurşunlu câmii vardır. Toygun Paşa, hacı Sefer, Osman Bey, Makbul Mustafa Paşa câmileri mükemmel ve sanatlıdır. Beş medresesi vardır. Meşhurları: Makbul Mustafa Paşanın yeni medresesi ile Toygun Paşa medresesidir. Altı mektebi, bir hanı, bir Togun Paşa hamamı vardır. Bu şehrin hamama ihtiyacı yoktur. Çünkü ılıcaları çoktur.
Ilıcaları: Sekiz yerde mükemmel ılıcaları vardır. Kaven, Viyana, Vasilik, Ilısu meşhurlardır. Açık ılıcaya Frengistan’dan ve Macaristan’dan arabalar ile gelirler. Frengi illeti ile diğer yedi illete faydalıfır. Bu ılıcalara girmenin şartı şudur ki, ılıcanın içinde vücut kıpkırmızı olduğu halde dışarı çıkmalı ve hemen elbiseyi giymeli, kendini sıcak tutmalıdır.
Yeşil Direkli Ilıca : Tabakhâne varoşu içinde nehir kenarında sekiz adet kemer üzerinde bir yüksek yuvarlak kubbe vardır. İçinde cennet havuzları vardır ki, muhiti ikiyüz ayaktır. Gayet temiz olup, havuz içine beş sofa, geniş merdivenlerle inilir. Herkes boyuna göre tabakalarda yıkanır. Yüzücülük edenler istedikleri gibi dalarlar. Sekiz kemerin altında sekiz adet hanefî kurnaları vardır. Saf ve temiz dellâkları anlayışlı ve idrâklidir. Bunun suyu ılıktır. Tabiatı sağlam olup, kubbesinin dört köşesi tahta örtülüdür. Bir yeşil direği olduğundan altına (Yeşil Direkli) demişlerdir.
Tabakhâne Ilıcası : Varoş mahalleleri içinde kurşun örtülü mâmur ılıcadır. Bunun da suyu ılıktır. Suyu kükürtlü olup, keskin kükürt kokusu vardır. Hatta kuyumcular bu sudan şişelerle alırlar. Cilâlı iş yapmakta kullanırlar. Hatta hakîrin parmağında celî yazı ile zümrüt üzerine kazınmış ( Seyyah – ı âlem Evliyâ ) yazılı bir gümüş mühürüm vardı. Bu tabakhâne Ilıcasına o mührümle girip çıkmıştım. Mührüm hâlis gümüş iken hâlis altın gibi renk bağlamıştı. Tâ Uyvar fethine gidüp, Belgrad’da bir sene kışladık. Yine mührün rengi değişmedi. Buraya sabahleyin erkekler, öğleden akşama kadar kadınlar girüp, yıkanırlar. Bir çok halveti, sekiz kurnalı bir ılıcadır. Herkes futa ve sileceği ile girüp, temiz çıkar. Ve bir kuruş vermez. Eğer peştamal ve kese lâzım olursa bir akçe verir. Diğer ılıcalar da böyledir. Bir acaip hassası da budur ki, bu hamamın suyu sirke gibidir. Buğday çorbasında o lezzeti verir. Bunun kaynağından aşağı bir çeşit balçık olur. O balçığı kadınlar avret yerlerine sürerler. Bir zerre tüyden eser bırakmaz, döker.
Horoz Kapısı Ilıcası : Bu kapının iç tarafında küçük bir ılıcadır. Sekiz adet tak üzerine yapılmış kiremitle örtülüdür. Tâ ortasındaki havuzun dört tarafındaki arslan havuzlarından sâf sıcak su geçe, gündüz akar. Ama gayet sıcaktır. İnsan tahammül edemez. Budinlilerden biri ölünce akrabası bu ılıcadan fıcılarla su götürüp, cenazeyi yıkarlar. Vakıf tarafından bu hizmete memur adamlar vardır ki, bu Velibey Ilıcasından getirirler. Câmekânı üzerindeki celî yazı ile târihi şudur:
Bu mâkam- î dilgûşanın dediler târihini
Mustâfâ Pâşâ binâsıdır ne alâ bî-bedel
Baruthâne Ilıcası : Velibey Ilıcasının yanındadır.
Yine aşağı varoşta orta yol üzerinde dörtyüz adet dükkân vardır. O kadar san’atlı değilse de her şey satılır. Sokakları eskiden kalma iri kaldırım taşları ile döşelidir. Bu varoşun İskele ve Ahırkapı taraflaru dar mâmur ve kalabalıktır. AhırKapısı denmesinin sebebi, Lâyoş kralın esir aldığı Osmanlıların atlarını buradan hisara koymasıdır.
Budin’nin Yedi tâne tekkesi vardır.
GÜL BABA’nın BEKTAŞİ TEKKESİ vakıfları hepsinden sağlamdır. Horoz Kapısı dışında Velibey Ilıcası yakınında bağlı bir bayır üzerinde mâmur tekkedir. Dervişleri gazaya gider. Kış ve yaz meydanlarında çeşitli, şamdan, çerağ, kandiller, buhurdanlar, gülâptanlar vardır. Kara ve deniz seyyahları mermer kapı ve duvarlarına pek çok mânâlı beyitler yazmışlardır. Bu tekke Gaazi Mihalzâdelerin hayratı olup, gelip geçene nefis yemekleri boldur. Bizzat Gül Baba’da bir çiçekli bahçe içinde kurşun örtülü bir kubbede gömülüdür. Sandukası yeşil çuha ile örtülü olup, mübarek başlarında Bektaşi tacı bulunur. Etrafı çeşitli Arab harfli Kur’an âyetleri ile süslüdür. Hakîrin yazdığım münaip beyit şudur:
Âşık ve sâdıkınım, ettim ziyâret ben gedâ
Bülbül- i güyâ gibi efgan idem ey Gülbaba
Başka bir beyit :
Gül- i gülzar- ı hakikat ve hüdâ
Kutbu aktâb- ı Budin Güllübaba.
Başka bir beyit:
Baba bir kân-ı kerem sultandır
Değil elbette teh- i pir ü gedâ
Merzifondan gelerek tuttu vatan
Şeh Süleyman zâmânı Güllübaba.
Bu çeşit beyitleri yazdıktan sonra mübârek ruhları için bir yâsin-i şerif okudum.
Baba Miftah Tekkesi : Buraya yakın olup, Tuna kenarındadır. İçinde Miftah Baba yatar.
Hızır BabaTekkesi : Ova Kapısı dışında, lodos tarafındaki çennet bahçeleri içinde küçük bir yerdir. Vakıfları azdır. Fukarası çıplaktır. Bizzat Hızır Baba’da burada yatar.
Gürz İlyas Gaazi Tekkesi : Bu da imâm-ı Âzam meshebinden Allah yolunda bir mücahittir. Semendire sancağı yakınında Baba kasabasından bir yiğit imiş. Nice ümmet-i Muhammedi korumuş. Sonunda bir düşman hilesi ile burada şehit düşmüş. Tekkesinin kıble tarafında celî hat ile şu beyitleri gördük:
Mücâhid-i fîsebilillâh idi, her demde Gürz İlyas
Anın âb-ı ruyu içün bize rehber ola İlyas.
İmâretleri şunlardır:
Süleymâniye İmâreti :Bey ve fukaraya çorba ve ekmeği boldur. Saray İmâreti : Divân erbabı fukarasına çorbası boldur. Yeniçeri imâretlerinin de çorbaları devamlıdır. Bütün ocak halkına burada çeşitli yemekler dağıtılır.
Kale dışında üçadet Eflâklı kilisesi vardır. Bunlar Budin’in tâmirine memur bi,n adet hiristiyanlar olup, bütün örfî tekâliften affolunmuşlardır. Kale içinde iki adet Yahudi mahallesi vardır. İki tane de sinagog vardır.
Yedi adet bekar odaları vardır. Suları Tuna’dan gelir. Konaklarında ikiyüz kadar su kuyuları vardır. Yüzelli adet at ve sığırın çevirdiği on değirmenleri vardır. Kış günü Tuna değirmenleri battal olur. Tuna üzerine yetmiş parça gemilerin zincirle birbirine bağlanmasındfan bir köprü yapılmıştır. Üçyüz bekçisi vardır. Gemileri geçirmek için açarlar. Tuna üzerindeki gemilerde un değirmenleri de vardır. Bir de Ali Paşa Tabyası yakınında su kulesindeki demir çarklar görmeye değer. Ahâlisi yirmi yaşına girdiği halde, yüzlerinde tüyden eser olmaz. Renkleri beyaz gülpembesidir. Âyânından sol kol ağası Ömer Ağa, Ömer Zaim, Dizdar Ağa ve Yeniçeri Ağası ile sohbet ettik.
Bilgin doktorlarından Cafer Çelebi, Muslu Ağa, Ali Zaim asrın tek bulunur doktorlarıdır. Bu diyarda cenk çok olmakla, halkının çoğu cerrahlıkta ustadır.. Memi-Zaim, Şazeli Çelebi, Sipâhi Macar Yovan meşhurlarıdır. Macar Yovan İbnisina gibidir. Her gün doktor kitabını okur. Evvelce Orta Câmi hastahâne imiş. Sonra yeniçeri odaları yakınında bir şifâ evi yapmışlar. Gurbetten gelen hastaları oraya koyarak gözetirler.
Şâirlerden Gazi Çelebi, Nazlı Çelebi, Samiî Çelebi ehlidil kimselerdir.
Şekil ve Kıyafetleri : Halkının elbiseleri dizleri boyunda olup, başlarında yeşil ve kırmızı samur kalpak vardır. Kobçalı çakşır ve göderi dolama giyerler. Âyânı, smur ve atlas giyüp, sarık sararlar. Kadınları çuha ferace giyerler. Yassı başlı tarpuş giyüp, üzerine beyaz yaşmak çember öryünürler. Papuçları ve iç edikleri sarıdır. Hiçbir avret çarşı ve pazara çıkmaz.
Şu isimleri vardır: Gazi Pehlivan, Bozo Zaim, Ebru Zaim, Moho Sipâhi, Seyir ve Gazi gibi isimlerdir. Kadınları onurlu ve azâmetli olup, isimleri Fatma, Münire, Asiye, Sultane gibi şeylerdir. Köleleri Macar, Nemçe ve Hırvattır. Gazanfer, Hobrat, Azadlı, Boyak, Solmuş gibi isimleri vardır. Câriyeleri Erdel, İsveç, Macar ve Hirvat kızları olup, Gülmah, Hilâl, Mihrumah, Çaresaz gibi isimleri vardır.
Budin’in su ve havası çok güzel olup, sabah rüzgârı insana can bağışlar. Beşinci iklim sonunda olmakla boylam neharı onaltıbuçuk saattir. Halkı pürsilâh asker olup, tüccarı ve san’at ehli azdır. Buranın demircileri meşhur olup, çeşitli silah yaparlar. Burada Yahudi karıları şayak adıyla bir çuha dokurlar ki, diğer diyarda yoktur. Lâl renkli deve dişi, buğdayı, mercimek ve nohutu çok olur. Buğdayına bit düşmez.
Nimet ve Yemekleri : Budin ahalisi kışın birbirine sıra ziyafetler çekerler. Has ve beyaz ekmekleri, tâze teleme yağı ile pişirilmiş pilavları, leh tavukları püryanı, leh tavukları kapaması, sazan balığı kapaması, uskuta balığı tavası, kara çorbası ve baklavası meşhurdur. Seçme meyvalarıda çoktur. Sulu üzümü olur. Zerdâlisi, şeftâlisi, kiraz ve vişnesi çoktur. Hattâ dağlarında birer ikişr karış ağaçlarında yerli vişnesi olur. Bu şehrin temiz toprağında Peşte, Keçgemid ve Kile sahralarında eski Budin hamonunda pek çok ot, terfil, yonca, ayrık, çayır, çimen, sarımsak, pırasa ve soğan olur.
Bu şehirde harabat erenlerine çeşitli sarhoşluk verici içkileri vardır. Ama ketküşiye adlı sarı yakut renginde billûr gibi haram şarabı olur ki, Bozcaada ve Ankona adasında çıkmaz. Şarhoşluk sersemliği olmayan müsellesi, vinezisi meşhurdur.
Yetmiş yerde mesireleri vardır. Kral bağı, bağlar korusu, kral korusu, Gürz İlyas dağı, Hızır Paşa tekkesi, Miftah Baba tekkesi, Baruthâne kalesi…. Budin bac memurunun dediğine göre Gül Baba bayırlarından ve orta dağlardan, Mohabat bayırlarından tâ Gürz İlyas dağına ve Kile ovası bayırlarına, oradan tâ eski Budin’e varıncaya kadar enine boyuna, üç saatlik yerde yedibin bağ vardır.
Ahalisinin Dil ve lehçeleri : Bütün Budin ahalisi, Bosnalı Boşnaklardır. Bâzı hususî lehçeleri vardır. Meselâ (vefiha), (Mahzal çalam), (Zahire vermişum), (Şayet gelcesin), (Senekuci sevmişim),
( Ya, daha sağ misun) gibi. Ama gayet güzel Macarca bilirler.
Ziyâret Yerleri :
Gazi Gürz İlyas Baba : Baba kasabası’ndan olup, Budin’de şehit olmuş, bir gaazidir.
Gül Baba ziyâreti : Doğduğu yer Merzifon olup, Süleyman Han ile Budin fethinde bulunmuş, ilk cuma namazını kıldığı gün câmi içinde vasiyet ederek vefat edince ikiyüz bin kişilik askerden ibâret cemaât namazını kılmış, Süleyman Han tabutunu götürmüştür.
Şeyh Miftah Baba ziyâret yeri : Bu da Budin fethinde hazır olan azizlerdendir.
Şeyh Hızır Baba mezarı : Ova kapısından dışarıda bağlar içerisindeki tekkesindedir.
Şeyh Muhtar Baba : Direkli Ilıcası Hanı önünde nurlu bir kubbe içindedir.
Kalaylı Koz Ali Paşa : varoşunda bir bayır üzerinde gömülüdür.
Arslan Paşa : Baruthâne kalesini bu yaptırmıştır.
Ahmet Paşa ziyâreti : Orta Hisarda Paşa Câmii avlusunda kurşunlu kubbe içinde gömülüdür.
Budin Mezarlığı : Bu şehrin bütün mezarluğı batıda hazreti Gül Baba yanında olup, orada bice Zâl Oğlu Rüstem geçinen yiğitler, bu sessizler vâdi,sinde yatıp, lisan – ı hâl ile yalvarırlar.
Bali Paşa ziyâreti : Bali Paşa meydanındadır.
Budin’in Etrafında Bulunan Kaleler : Batı tarafında Gül baba ile Bali Bey Ilıcası yakınında Tuna nehri kıyısında Baruthâne kalesi 936 (1529) tarihinde Süleyman Han asrında Mehmet Paşa oğlu Yahya Paşa oğlu şehit Arslan Paşa’nın yapısıdır. Tuna kenarında bir alçak yerde yer yer alçak kayalar üzerinde temeli atılmış dört köşe, dört direğinde birer büyük kulesi, kıbleye bakan bir demir kapısı olan toplu tüfenkli, mükemmel cephâneli, ayrı dizdarlı, üç yüz kale neferli, bir oda barutcubaşı neferli, bir oda celebibaşı neferli, yirmi adet viran evli, çarşı ve pazarsız mâmur bir kaleciktir. Etrafı sekizyüz adımdır. Burada asla evli kimselerin evi yoktur. Etrafında duvara bitişik kârgir mahsenli baruthâneleri vardır. Kalenin bundan başka yeri hep gülistan, bağ, bostan, cayırlık, lâlelik gezinti yerleridir. Hattâ Budin’in bâzı maarif erbabı, âyân ve büyükleri bu ferah yere gelip, gezinirler. Amma barut imalâthânesi işlerken hisar içine hiç kimse giremez. Ve hiç bir amele bu kalede barut kokusundan tütün içemez. Ama barut zamanı olmassa bir çok yâran dizdardan izin alıp, gezerler. Ekseriya kadın tâifesi buralara gelerek gezer. Bunlar buralarda gezinüp, barut çarkı ve dolapları altında akan sularda kırklanırlar. Yâni kırk kere yıkanırlar. Kadınların kanaatine göre daha açılmamış bir gül olan genç bir kızın bahtı açık olmayıp, bir kocaya varamasa ve bir avretin kocası ile geçimi iyi olmasa, yahut bir avretin üzerinde uğursuzluk olsa, bu baruthâne sularına girüp, kırklansa ol kızın bahtı açılıp, bir kocaya varır ve uğursuzluğu kalkar. İşte bu yüzden her zaman bu suya girerler.
Ama kaleyi yapan merhum Arslan Paşa’nın çok usta Macar esirleri varmış. Pek çeşitli san’atlarla demirden ve ahşap sindiyan ve palasantadan dolaplar yapıp, bu dolaplara on iki adet ibret verici çark- ı felek yaptırmıştı. Her çarkın önünde birer adet tunç havan koyup, bütün havan ellerini tunç ve demirden yaptırmıştır. Bu çarkları hep su çevirir. Su dahi ılıca suyudur ki, başka bir kubbeli sıcak sudur. O sıcak suyun ayağı akarak gelip, bu baruthâne çarkları döndürür. Çarklarla dolapların dönmesi ile beraber havan ellerinin, havan içine inip inip çıkması ve gürülrüsü öyle bir seyirdir ki, adam hayran olur. Çok titiz siyah barutu olur. Ve barut imalâthâneleri temmuzda işlemez. Çünkü barutun serkeşliğinden bir kaç kere bu baruthâne tutuşup, harab olmuştur. Ama kışın ve ilkbaharda işler. Barutları kalede mahsene koyarlar. Bu kale dışında yine ılıca suyundan on adet un değirmeni vardır.
Kral İştivan yahut Gürz İlyas Kalesi : Kral İştivan zamanında frenk diyarından (Keranyus) adlı bir papaz Budin’e, Macar kavmini hristiyanlık dininde kuvvetlendirmek için gelmiştir. Bu ölünce kendisini bu ılıca yanında gömerek üzerine (Kanadin) adlı bir mâbet yaparlar. Sonra Gürz İlyas burada şehid olarak vefat edince, bu da Türkün bir evliyâsıdır diye burada gömmüşlerdir. Hâlâ bu yüzden halk arasında Gürz İlyas dağı adı ile meşhurdur. Fakat Budin bir çok kerreler kuşatıldığı için bu dağ başındaki manastır, tekke ve kaleden eser kalmamıştır. Ancak, Gürz İlyas’la papaz ve bir kral-zâdenin taşsız mezar yerleri belirli kalıp, fetihten sonra Budin, Süleyman Han fermanı ile 948 (1541) târihinde Gürz İlyas palangası yapılmıştır. Bir yalçın kaya üzerindedir. Dört tarafı muhafaza etsin diye iç katı taş bina ve dış katı bir palanga ve hisardır ki, göğe baş uzatmıştır. Şâhin, zağanos, kartal ve karakuş yuvaları kayalar üzerinde olup, etrafı sekizyüz adımdır. Ama küçüktür. Güneye açılır bir kapısı, başkaca dizdarı, yüz adet silahlı neferleri, on adet şâhi topları, on adet tahta örtülü nefer evleri, bir câmii ve anbarı, yeteri kadar cephâne ve hizmetkârı ve iki adet su sarnıçları vardır. Bir kayadan akan yağmur suları bu sarnıçlarda toplanır. Kaya üzerinde butün Budin ve Peşte sarayı, eski Budin ve kral bağları ayak altında görülür. Hatta Budin şehrinin kat kat bölme hisarı, kaç top kesen kale ve tabyaları ve ne büyüklüktedir olduğu gibi görünür. Bu dağdan Osmanlı askerinin konduğu Kile sahrasını seyrettik. Allah’ın büyüklüğü ve sonsuz sahra rengârenk çadırlar, otağlar, hayme ve hargâh ile süslü olup, insan ve binek hayvanları ile simsilme olmuş… Bu sahraya Kile denilmesinin sebebi budur ki, Budinlilerin kanaatine göre bu sahra insanla kile gibi dolarsa o askere karşı konulamaz, sahra dolmazsa o sakere mukavemet mümkündür. İşte onun için buraya (Kile) sahrası denilmiştir. Bu sene bu Kile sahrası adamla dolduktan başka güney ve kıble tarafında dağlar ve bağlar içinde Sivas veziri Hasta Kenan Paşa, Maraş veziri Söhrab Mehmet Paşa, Çatra Patra-zâde Ali Paşa, Can Arslan Paşa, Kürt Paşa, bizim efendimiz Kadı-İbrahim Paşa ve daha bir çok beylerbeyiler ve beyler bu sahrada çadır kuracak yer bulamayıp, dağlar içinde kaldılar. Bu derecede asker fazla idi. Bu Gürz İlyas dağının eteğinde bir çok mesireler ve bağlar ve kuyular vardı. Gürz İlyas gaazinin mezarının bulunduğu yere yazdığım beyit şudur :
Mücâhid fîsebilillâh idi her demde Gürz İlyas
Anın ruy – u âbına olsun bize yâr Hızır İlyas
Bundan sonra tepe aşağı tabakhâne varoşu içinden geçüp, Tuna kenarına geldim. Ve acâip olan köprüden geçtim.
KÖPRÜ: Budin kalesinin Ali Paşa tabyası önünde Tuna nehri üzerinden tam yetmiş parça davlumbaz gemiler üzerine uzun direklerle yapılmış bir köprü olup, davlumbaz gemiler birbirine zincirlerle bağlıdır. Ortasında dört gemi var ki, gelip geçici gemiler geldikçe açılıp kapanır. Bu köprüyü üçyüz adet kişi bekler. Köprüyü korumaya oruz adet Budin kulu memeurdur. Kırkbeş adet Peşte kulları da ayrıca korumaya memurdur. Zzı defa Komran kalesinden düşman büyük kütük ve ağaçları birbirine bağlayıp, Tuna’ya bırakır. Öteden beriden bir çok mal çarpıp, yine o gün kaçarlar. Yaz ve kış köprü başında bac memuru durup, gelip geçenden bac alır. Tuna nehri donarsa, köprüye luzum kalmaz. Tuna on, onbeş karış kar tutar. Ve Tuna üzeri geniş cadde olup, binlerce araba ve kızaklar Tuna üzerinden gidip gelir. O zaman bac alınmaz. Üç, dört ay Tuna nehri buz tutar. O zaman köprü gemilerini bir tarafa çekerler. Bu köprü başında sağlam Peşte kalesi vardır.
 
5. Bölüm: Nazlı Budin

İsmail Tosun Saral
Em. İş Bankası Müdürü
Türk-Macar Dostluk Derneği Yönetim Kurulu üyesi

PEŞTE KALESİ : Tuna’nın batı tarafında Budin kalesi vardır. Köprünün beri başındaki de Peşte kalesidir. Doğu ve kıble tarafları Peşte ve Keçgemed sahralarıdır. Bir ucu Hatvan kalesine bir ucu Solnuk kalesine, batı tarafı Segedin tarafına varup, Tisa nehri kenarına varıncaya kadar köyler ve kalelerle dolu, uzunluğuna veenliğine onar konaklık yerdir. Süleyman Han bu kaleyi alınca, Macar kralı ferdinand pek müteessir olup, Rimpapaya, İsveç, Çeh, Leh, Korul, Tot, İslâvon, Danıska, Danimarka, Kalonya, Hollanda, Ankora, Anapolya ve Galya kralları ile bütün hristiyan milletlerden ikiyüzer bin asker toplar. YalnızFransa kralı imdat vermeyüp, haber dahi vermez. Çünkü Osmanlıya dayanarak İspanya krallığını isterdi. Bu kadar askere Kara hersek denilen şahıs komandan olup, 949 (1542) tarihinde bu Peşte kalesi üzerine geldi. Bir taraftan Budin veziri dahi, bütün islâm askerini toplayıp, Peşte kalesine Budin’deki sekban-başı, üç oda yeniçeri ile girüp, cenge hazır oldu. Allah’ın hikmeti, bir gün Tuna üzerinde bütün sallar geçirüp, Tuna köprüsünü kurdu. Ertesi gün düşman Peşte kalesini kuşattı. Kırk adet balyemez ile yedi yerden göz açtırmayıp, dövmeye başladı. O gün Ulema Paşa Budin’den gemilerle Peşte kalesinin imdadına gidüp, kalenin top ile yıkılan yerlerinden Ulema Paşa askeri ile düşmana gece bakını yaptı. Düşmanı metrislerde öyle kırdı ki, kılıç artıkları güçlükle taburlara varabildiler. Heman Ulema Paşa, kalenin yıkılan yerlerinine ve topları almışlar Hemen Kara-Hersek (Hay krala ne cevap vereyim) diye gün doğarken metrise girerler. Karşı Budin ve Peşte kalesinden 1500 parça top ateş edüp, düşmanı top gülleleri ile kırar, yirmi bin kadarı cehennemlik olur. Bir top güllesi de Kara hersek adlı komutanın kellesini iki parça eder. Bütün düşman ölüsü dirisine binüp, kaçmaya başlarlar. tâ Novgrad, Nitre, Uyvar kalesine kadar kıra kıra kovalarlar. İslâm askerinin bir kısmı da kuzeyde Değirmen deresi, Hatvan, Holok, Boyak, Sıçan, Kermat, Fülek, Semendire, Eğri kaleleri taraflarına gidenleri kırarak yedi günde dokuzbin esir ve pek büyük ganimet malı ile Peşte’ye dönerler. Allah’a hamdolsun o zamandan beri Peşte kalesi selâmettedir.diye ihtiyarlar söylerler.
Peşte Kalesi’nin Yeri ve Şekilleri : Peşte kalesi yalın kattır amma çok sağlamdır. Tuna kenarı beşyüz adımdır. Hepsi beş adet topları Tuna’ya bakan büyük tabyalardır. Bu Tuna kenarında olan tabyaların bazı sahrasında yer yer dolma rıhtım palanga duvar verdır. Kara tarafı üç köşedir. On iki adet kulesi vardır. Her kulede beşer altışar bin kolomborne, şâhi ve darbezen topları vardır. Kulelerin üstleri tahta örtülü alemli kubbelerdir. Bir kuleden bir kuleye varıncaya kadar ellişer adet bedendir. Her beden ikişer adımdır. Bu kalenin dört köşe uzunluğu binyediyüz adımdır. Tamamı altı kapıdır. Batı tarafına bakan hem köprü başına, hem Vaç kalesi tarafına açılan kapılardır. Ama Vaç kapısı kuzey tarafına açıktır. Hatvan kalesi doğuya bakar. Solnuk kapısı biraz kıbleye meyilli açılır büyük kapıdır. Diğer küçük kapıları Tuna kenarına açılır. Hiç bir tarafında hendeği yoktur. Bazan Tuna nehri taşıp gelse kale duvarlarını döver.
Kara tarafında topraktan kesme alçak hendeği vardır. Ama çok geniştir. Eskiden Tuna nehri dolaşırmış. Kara tarafında asla havâlesi yoktur. Güneyde Tuna aşırı, Gürz İlyas Dağı fevkalâde havâledir. Kale içinde top güllesi kaz, tavuk gezdirmez.
Peşte Kalesi’nin İmâretleri : Onbir adet mihrapdır. Beşi câmi, diğerleri mahalle mescidleridir. Tamamı onbir mahalledir. Ulama Paşa, Yassı, Hatvan, Solnuk, Defterdar mahalleleri meşhurdur. Bin adet kârgir binâ, tahta örtülü altlı üstlü evleri vardır. İki adet medresesi varsa da talebesi azdır. Üç adet çocuk mektebi, iki adet tekkesi vardır. Fakat Budin’de dahi mevlevihâne tekkesi yoktur. İki adet hamamı varsa da hamama ihtiyaçları yoktur. Kışı şiddetli olduğundan her evde soba vardır. Hamam gibi ısınır. Her soba yanında yıkanma yerleri bulunur.


BUDİN’DEKİ TARİHLER

Sokullu Mustafa Paşa Hamamı Kitâbesi :


Varını hayrata sarf etse aceb midir kim ol
Da’ima eyler hadîsi - i Mustafa ile amel
Yaptı bir germâbe kim mislin felek görmüş değil
Devletâbâd olsa ger namı mahaldir fi’l - mesel
Bu bina – i dilküşânın dediler târihini
Mustafa Paşa bin âsıdır binâ – i bi zevâl

Kale’de Vezir Kasım Paşa’ın yaptırdığı kulenin kitâbesi : (1667/68)

Tahtgâh – ı Engürüs bi – misl ü hemtâ kal’ayı
İtdi destur – i müstahkem zehî kâr – ı nazîf
Hazret – i Paşa – i Kasım sahip –i nâm ü ma’delet
Ol vezirü muhteşem ol dâver – i tab’ı münîf
Kale – i Budin’e revnak virdi yaptı kulleyi
Ola eltyaf – ı Hüdâya mazhar ol zat – ı şerîf
Avn – i Hakkla söyledim Sıdkî bunun tarihini
Kulle – i Kaaf’a müşabihtir bu bünyâd – ı Latîf
Vaka’at – tahrir fî sene 1078


Kasım Paşa Burcu Kitâbesi :
Habbezâ fazl- ı ilâhî hamd ola dergâhına
Kıldı bu sedd – i sedidi ayn – ı a’daya haîf
Hassa (tan) Şahân – ı İslâmı muzaffer eyleyüp
Necl – i âl –i devlet- i Osmân ola dâ’im ve hîf


Kalenin Siyavuş Paşa tarafından onarımı ile ilgili kitâbe :
(1648- 1650)

Halife – i rûy- i zemin eyyâm- ı
Devlet – i Sultan Mehmed Hân edâm
Allahü taâlâ ömrü hu ve devletü hu
İhya’ vezir Siyavuş Paşa
Ve mirliva Mustafa Paşa ve Miralay Cafer
Mustafa Bey


Budin Muhafızı Vezir Mahmud Paşa’nın kalenin doğu kısmında inşa ettirdiği kuleye ait kitâbe :

Âaf- ı Cem – iktidar ve hâfız – ı mülk – i Budin
Ol vezir – i akıbet – mahmud ve sahıb – i izz ücâh
Burc – i hâverden nişâne itdi bir kule bina
Oldı bu cay – i ferah reşkâver – i sad mihr ü mâh
Haşredek görmez fenâ pes çarh idüp tarih ana
Bârek Allah kulle i burc –i kamer buldu penâh
Fî sene 1079

Dış kale kapısı üzerindeki tarih :
Habbazâ Hısn – ı hasîn – i kal’a hâ
Enfez allahu hükm-men benâha
Kaale Sultanu Lenâ tarihahu
Ekkedallahu hün-men en şeeha


Budin valisi Melek İbrahim Paşa’nın Edirne Saruca Paşa Camii Haziresindeki baştaşı şahidesi : H.1097 / M.1685-86

Vali - i Budimken İbrahim Paşa kal’anın
Vermedi bir taş etti düşmanı cenk ile mat
Dediler ana melek reşketti cengine felek
Bulmadı desti kazadan akıbet bir dem necat
Hak taala rahmetin efzun edip magfurede
Kıldı bin doksan yedi salinde ol gazi vefat

Kara Üveys Paşa’nın Budin’e Beylerbeyi oluşunun tarihi (1578-1580)
Oldı beğlerbeği Budin’e Üveys
Didiler halk nâ-sevâb oldi
Ehl-i Dîvân’a vermiş idi elem
Dedi ol kavme de azap oldi
İşidüb didi sâl- i târihin
986

1525 yılından itibaren Türk – Macar ilişkilerinde büyük rol oynayan, Mohaç Meydan Savaşının muzaffer Başkomutanı ve Budin Fatihi Pargalı İbrahim Paşa (Makbul, Maktul, Frenk) (Epir 1493 – İstanbul 1536) İstanbul’a dönerken Matyas Corvin’in sarayından aldığı Herkül, Apollon ve Diyana’nın tunç heykellerini beraberinde getirerek At Meydanındaki sarayının önüne diktirmişti. Bundan ötürüdür ki ona Frenk İbrahim Paşa diyenler olmuştur.
İbrahim Paşa’nın, sarayının önüne diktiği heykelleri put’a benzeten Figânî adındaki rintmeşrep bir şair’in farsça yazdığı iki mısra şöyledir :
“ Dü İbrahim âmed be – deyr – i cihân
Yeki büt – şiken şüd, yeki büt – nişan “
(Dünya kilisesine iki İbrahim geldi. Biri putları kırdı. Öteki de put dikti)
Zamanın aydınları arasında bir süre dillerde dolaşan bu beyit, daha sonraları halk arasında Türkçe olarak söylene gelmiştir.
“ Bir Halil evvel gelip esnâmı kılmıştı şikest
Sen Halil’im şimdi geldin, halkı kıldın putperest “
(Burada adı geçen iki Halil’den birincisi İbrahim Peygamber, ikincisi de İbrahim Paşadır.)
Kanunî’nin Budin’den getirip ve Ayasofya Camii Şerifi mihrabının iki yanına koydurduğu şamdanlar üzerine yazdırdığı tarih : (Ünlü Macar tarihcisi İmre Karacson tarafından okunmuş ve kaleme alınmıştır.)


Cihan sahipkıran han Süleyman
Ki durmaz cümlesine Giv vü Bıjen
Şu denlü kırdi ceyri Engrüsi,
Görünmez uldu sahra küştelerden,
Helâk edüp kıral – ı nâbekârı,
Yerin odeyledi – tahkik bilesin –
Kilisesini yakup yıktı Budin’i,
Çıkardı bir iki meskatını ahsen,
Götürüp Ayasofya’ya çırağı,
Adunun cesm – ü canın kıldı nığan,
Dedi Hatif anın yedîne târih.
Ebed ola sirac – i dîn ruşen
Sene 933 (1526)

Şamdanlarla ilgili diğer bir târih :
Nigin saltanat birle Süleymân Şâh, derya dil,
Kim ol sultandır Aksâ vü Mısr ü Kâbe ü Şâmin,
Alüben Engrüsi ilin tamam ol Halil Hak.
Kiliseler yıkub, kıldı seraser ehlin esnamin.
Getürdi feth – i ekberden çırağı, ey dil.
Di târihi ! Müebbed ola şem – i nur İslâmın.
Sene 933 (1526)


Kaynakca: Zuhuri Danışman, “ Evliya Çelebi Seyahatnamesi”
İsmail Tosun Saral “ Macarlar ve Tuna hakkında Yazılan şiirler (1300-2000)
 
DoLuNaY yav sen ne kadar cok boyle baska tarihleri konu acıyosun boyle, sen benım sana olan sevgimin tarıhını yazssan forum tavan yapar be :)
 
Geri