Nazım Hikmet vs Necip Fazıl

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
İki şair arasındaki farkı birbirine yazdıkları mektuplardan uslupleri karşılaştırarak yapılabilir.

Nazım Hikmet'in Necip Fazıl'a yazdığı mektup:

"Sevgili Necip, ismin temiz demek, necîb temiz demektir benden iyi bilirsin. Necip'i necis yapma. Sen en cihanşumül eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin Seddi'ni, o lisan-i mücerret dilinle Babali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.

Sevgili Necip, inandığın Allah'ın aşkına, o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye camii direğine çevirme, o kudretli kelimelerini üç kurusa parselleme üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. sevgili necip, elinde sur-u israfil var, onu borazana çevirme.

Eski dostun

Nazım."

Necip Fazıl'ın Nazım Hikmet'e cevabı:

nâzım hikmet!
nafile çabalıyorsun.
sana kızmıyorum. kızmayacağım.
hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. merhamet ediyorum.

sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. insan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. sen mazursun.

çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
o kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. o kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi greta garbo esrarına aykırı bulurdun. şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. şimdi o da yok. bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. ne hazin bir manzaran var. akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. artık nefret vermiyorsun. zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.

bundan bir kaç ay evvel bâbıâlide, ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
ben - gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
sen - ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. başka ne yapabilirim?
ben - kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
sen - potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. sana selâm verdim. sana acıdım. bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... senin nene mukabele edeyim?

aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. bana ne düşer?

işte açıkça söylüyorum: ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. sana acıyorum. fakat elimden ne gelir?
çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. fakat hepsi bu kadar. dediğim gibi sen, bence artık mazursun. seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. bu vaade güvenerek istediğini yap! sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!

yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.

benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...

fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
işte görüp göreceğin rahmet!
 
Ikisi de candir ve turk edebiyati nin en iyileridir ideolojik olarak ayirip onun tarafini tutmak fanatizm le yaklasmak abestir daha cok nazim hayrani olan biri olarak arasinda ki dostlugun cok derin olduguna inanirim.
gunumuz muhafazakarlari ve komunistleri arasinda simge olamayacak kadar asil iki sairdir.
 
Ortalıkta ben şairim diye geçinenlerin okuması gereken güzide kişilikler.
 
ikisinin hayatlarıda birbirine tezattır lakin dostlukları bakidir.
 
Nazım Hikmet, Ruslar tarafından kandırılmış saf kalpli bir adamdı. En büyük kaybı da buydu. Yoksa kendi devrinde sol-sosyalist-sosyete (genel olarak) kesimin idolü olması, öte yandan da Necip Fazıl'ın sağ-milliyetçi-muhafazakar kesimin idolü olması aslında hiç dert değildi. Karşılaştırılmalarının en büyük sebebi günümüzde de değişmeyen medya zihniyetinin kargaşa ortamından hoşlanmasıydı. Yoksa ikisinin de profilleri farklıydı. Belki ikisinin de anlattığı şeyin adı aynıydı; aşk. Nazım Hikmet beşeri aşkı yazarak fırtına koparırdı, Necip Fazıl ise ilahi aşkla kasırga çıkarırdı. Her ikisi de bir şekilde yüreğe dokunan adamlardır.
 
Iyi ki bildik iyi ki bu dünya dan gectiler.

Şiir sevme sebebidir nazım. .
 
Üstadı çok severim, çok sözünü kulağıma küpe yaparım ama Nazımı da severim , şiirlerindeki duyguları içimde hissederim. Türk edebiyatında yeri doldurulamayacak iki kişidir, görüşleri ne olursa olsun şiirleri , sözleri tartışılmaz.
 
Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış.
Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil.
Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl'a demiş ki:
-'Şunun haline bak,oruç tutmaktan ne hale gelmiş' demiş.
Tabi Necip üstad altta kalırmı hemen cevabı yapıştırmış:
-'Aaa Nazım sen bilmiyormusun hayvanlar oruç tutmaz...'



Aralarında böyle de bir muhabbet gecmis, bildigim kadarıyla Necip Fazıl 30 yasına kadar farklı bir ideolojide imis bohem bir hayat sürüyormus daha sonraları degismis fikirleri.

Farklı fikirleri savunsalar da ikisi de üstad benim nazarımda, sağ veya sol diye değerlendirmemek gerek.
 
ben de şöyle bi hikaye duymuştum;

bi gün nazım hikmet binmiş eşeğe çıkmış yola. o sırada şans eseri karşıdan necip fazıl geçiyomuş. necip fazıl sormuş
'ey nazım efendi nereye gidiyosun böyle'

nazım hikmet kendinden emin bir şekilde
'cumaya gidiyorum kardeşim' demiş.

necip fazıl şaşırmış, gözleri açılmış.
'nazım efendi' demiş, 'bugün salı, niye cumaya gidiyosun'

nazım hikmet kendinden emin bir şekilde

'senin de böyle eşeğin olsa sen de salıdan çıkarsın yola.'
 
Farklı ideolojiler marianın da deiği gibi fanatizme yol açmamalıdır. Kendim Nazım Hikmet Ran'a aşık biriyimdir. Şiirlerine,insanlığına hayranımdır ama Necip Fazıl Kısakürek, muhafazakar yapısına rağmen çok beğenimi kazanış bir şairdir. İkisinin de uslubu tertemizdir.
 
son dönemde facebook tarzı sitelerde sık sık şiirlerinin paylaşıldığı insanlar
 
Ben de genel kanıdan uzakta değilim, bu ikisini yarıştırmamak lazım. Ancak bir mesele var ki onda Necip Fazıl açık ara öndedir Nazım Hikmet'ten.

(kumar)
 
Konu
Kültür & Sanat & Tarih & Edebiyat


Platformunun alt bölümü olan


Türk Tarihi bölümüne taşınmıştır.


Taşınma sebebi ; Konu içerisinde alıntılarla mesaj atmaya uygun ve karşılıklı fikirlerin söylenmesine uygun olması bakımından, Bahane Sözlük platformu içerisinden taşınmıştır.


Keyifli forumlar.​
 
ikiside büyük üstadlardandır ama neden bilmiyorum nazım hikmetin yeri bende ap ayrıdır
 
İkiside biraz uzaktır bana ama seven kişilerede saygı duyarım.Necip Fazıl'ın cevabı daha ağır olmuş gibime geldi okuduğum zaman.Nazım biraz daha sakin ve uygun dille konuşuyor ama hiciv sanatında Serdengeçti,Mehmet Akif ve Neyzen Tevfik'in yeri ayrıdır bende :) Özellikle Serdengeçti'nin ''Bu meclisin yüzde ellisi eşektir dedikten sonra kürsüye çıkıp ''Bu meclisn yüzde ellisi eşek değildir''demesi yıllardır gülümsetir beni :)
 
Geri