Nasreddin Hoca Fıkralarında Kadın Unsuru

Konu sahibi son olarak 3633 gün önce görüldü
Nasreddin Hoca; rivayetlere göre “1208 yılında, Sivrihisar’ın Hortu yöresinde doğmuş ve 1284 yılında Akşehir’de ölmüştür. Babası Abdullah Efendi Hortu köyünün imamı, annesi ise aynı köyden Sıdıka Hatun’dur.”
Fıkralarıyla Türk kültürünün en önemli kişilerinden olan Nasreddin Hoca, hayatını insanlara doğru yolu göstermeye ayırmış, iyilikleri haber veren, doğruya yönelten ve kötülüklerden sakınılması gerektiğini anlatan biridir. Bu yüzden Nasreddin Hoca fıkraları; gerek bireysel gerek toplumsal alanda Türk kültürüne ait değerleri yansıtması açısından da büyük önem arz etmektedir.
Bu fıkraların birçok yerinde kadın unsuruna rastlanır ve kadınların önemli bir yer tuttuğu görülür. Kadınlar fıkraya göre Hoca’nın karısı, kızı, kaynanası veya köylü kadınlardır. Bu kadınlar genellikle tatlı ve acı latifelere maruz kalırken, bazen de kırıcı esprilerle karşı karşıya gelirler.
Nasrettin Hoca fıkralarındaki kadınları incelemeye ilk “anne” kavramından başlamak mantıklı olur. Annesiyle alakalı en bilinen fıkra şöyledir; “Hoca, çocukken bir sabah annesi onu yanına çağırmış: -Oğlum, biz komşularla göl kıyısında çamaşır yıkayacağız. Bugünlerde hırsızlar çoğaldı. Sen burada kal da eve, kapıya sahip ol. Aman evladım, göreyim seni, demiş. Annesi gittikten bir süre sonra komşulardan biri gelerek: -Annene söyle, akşama size geleceğiz, demiş. Küçük Nasreddin, ne etsin de bu haberi annesine ulaştırsın? Düşünmüş, taşınmış, sonra kapıyı yerinden söktüğü gibi sırtlanmış ve göl kenarına varmış. Annesi bu hali görünce şaşırmış kalmış: -Ne oluyoruz, yaptığın nedir senin, diye bağırmış. O da şu cevabı vermiş: -Sen bana ‘Kapıya sahip ol’ demedin mi? Ben de oldum işte. Hem senin isteğini yerine getirdim, hem de komşunun!”
Bu fıkrada annenin görevi; çocuğunun bir şeyler öğrenmesini ve verilen görevi yapmasını sağlamasıdır. Nitekim zeki bir çocuk olan Nasreddin ise fıkranın sonunda; hem annesinin isteğini hem de komşunun isteğini geri çevirememiştir.
Bir diğer önemli kadın unsuru ise Nasreddin Hoca’nın karısı/karılarıdır. Fıkralar gereğince Hoca’nın defalarca evlendiği veya aynı zamanda iki karısının da olduğu görülebilir. Hoca, neredeyse bütün fıkralarında kadınlarla şakalaşmak ve iğnelemekten geri kalmaz. Fakat onlarsız da yapamaz. Karısından sürekli yakınır ancak onu çok sever.
Nasreddin Hoca ayrıca kadın kavramı üzerinden; insanların evlilik, kadına bakışı ve değer hükümlerini de mizahî bir şekilde anlatır. Bu yorumu şu fıkrasında apaçık bellidir: “Nasreddin Hoca'ya sormuşlar: -Kıyamet ne zaman kopacak? Hoca da: -Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak, demiş.”3 Buradaki nasihat ise; karısının öldükten sonra kendisinin ve ailesinin hesabını vermesi, hocanın ise imamlık yapması nedeniyle daha büyük bir hesaba çekileceğinin belirtilmesidir.
Hoca’nın hanımları, bazı fıkralarda çeşitli işlerle uğraşarak evin geçimine de yardım etmektedirler: “Nasreddin Hoca, hanımının eğirdiği iplikleri pazarda satmaya başlamış. Lâkin, esnaflık bu, sanıldığı kadar kolay değil. Nasip kısmet mi, Hoca’nın acemiliği mi ne zaman pazara gitse, astarı yüzünden pahalıya mal oluyormuş. Elinde avucunda ne varsa yok pahasına veriyormuş. Bir gün, kurnaz iplikçiye bir ders vermek istemiş. İplikleri deve başına sarıp kocaman bir yumak yapmış. İplikçi işkillenmiş. Hoca’ya: -Yumak da pek ağır, içinden başka bir şey çıkmasın, deyince, Hoca ne dese beğenirsiniz: -Yok devenin başı! demiş. Ertesi gün pazarda iplikçi Hoca’nın yakasından tutup: -Sakalından utan, diye azarlayacak olmuş. Hoca bu, hiç altta kalır mı? - Ne diyorsun birader, demiş, sen yumağın içini sordun ben de ‘Yok devenin başı.’ dedim.”Bu fıkrada, Hoca’nın karısının ip eğirdiğini ve Hoca’nın da bu yumakları pazarda sattığını görüyoruz. Fıkradan çıkarılacak sonuçlardan ilki; kadınların da ev ekonomisine yardımcı olabileceğinin mümkün olmasıdır. İkincisi ise; Nasreddin Hoca’nın zor durumda da kalsa yalan söylemediğini, asla hileli bir yola başvurmamasını söyleyebiliriz.
Nasreddin Hoca fıkralarında annesi ve karısı dışında da kadınlara da rastlanır. Bu kadınlardan bazıları Hoca’ya akıl danışmaya gelir. Hoca ise onlara ne yapılacağını ve nasıl davranılacağı konusunda fikirler verir. Birtakım fıkralarda ise köyün bazı erkekleri karılarıyla yaşadıkları problemleri çözmesi için hocayla istişare ederler. Hoca ise erkeklerin bu danışmalarına hep bir espriyle yanıt verir ve bazı akıl oyunlarıyla onlara kılavuzluk eder.
Hoca, her ne kadar kendi karısından, kızından ve diğer yakınlardan şikâyetçi olsa da yine de onlar olmadan yapamayacağını bilir. “Kadınlara doyamadan gitti deyin de ağlayın” sözü ise bu tezin kanıtıdır, burada kadın sevgisinin altını özellikle çizer.
Sonuç olarak; Nasreddin Hoca fıkralarının büyük bir zekâ ürünü olduklarını söyleyebiliriz. Fıkraların çoğu yoruma ve üzerinde düşünmeye açıktır. Bu yüzden yüzyıllar öncesinden bile yüzyıllar sonrasına hitap etmeyi başaran bu fıkralar; Türk kültür dünyasında ise katiyen kıymet yitirmeyecek çok önemli yapıtlardan birisidir.

Hazırlayan: Emir Yakamoz / Türk Halk Edebiyatı
 
Geri