Narcissus & Yansıması
Yünan mitolojisi insanı insana anlatan hikayelerde doludur. Büyük filozofları bağrından çıkartan bu medeniyet anlatmak istediklerini büyük kitlelere hikayelerle aktarmıştır.
Bu sayede bu mitolojik hikayeler bu gün bile kimsenin kelimelere dökemeyeceğin şeyleri ustalıkla ve anlaşılır bir şekilde anlatır tabi görmesini bilene.
Çünkü Zeus’un gerçekten tapılan bir tanrı olduğuna inanan biri için tüm bunlar putperestlik zırvası olarak gelecektir. İnsanlar bir yeri işaret ettiğinde işaret ettiği o yere değil de parmağın ucuna bakanlar için bu böyledir gelin işaret edilen yere birlikte bakalım…
Nergis çiçeği ismini mitolojik kahraman Narcissus’tan almıştır. Ya da Narsis. Narsizm (kendini bepenmişlik) kelimesi de aynı etimolojik kökenden gelir. Narsis’in öyküsü kısaca şöyle anlatılır:
Narsis, ırmak ilahı Kephissos ile arındırıcı suların bekçi perisi Liriope’nin oğlu olarak doğar. Bir kahin; ebeveynlerine Narsis’in dünyada, kendi yüzünü görmediği sürece yaşayacağını bildirir.
Narsis bir gün bir su birikintisine dökülen bir kaynağın yanına gelir ve su birikintisine doğru eğilerek oradaki sudan içmeye başlar. Doğal olarak, bu sırada, birikintide yansıyan yüzünü görür.
Kendi yüzünü görünce önce şaşkınlığa düşer, sonra kendini hayranlıkla seyre dalar ve kendisine âşık olur. Bu seyirden kendisini bir türlü alamayan Narsis gitgide hissizleşir, dünya yaşamına gözlerini yumar ve bulunduğu yere kök salarak açılmış bir çiçeğe dönüşür.
Bu çiçek, güneş gibi, sarı göbekli, beyaz yapraklı, çevresine güzel kokular yayan bir çiçektir. Ölümünden sonra styx nehrinin sularına katılır.