Namaz ve Namazın Kıymeti hk.

  • Kullanıcı Od
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - İbadetlerimiz
Konu sahibi son olarak 1242 gün önce görüldü
1- Namaz Hakkında Ayet-i Kerimeler



Video Metni

Herkes, ne yapıp ne kazanmışsa, onun karşılığında rehin olarak tutulur;
Ancak, (amel defterlerini sağ yanından alacak olan) ashabı yemîn (yümün ve bereket ehli) müstesna.
Onlar, (güzelliği dünyada iken idrak edilemez) cennetlerdedir. Aralarında konuşurlar.
Hayatları günah hasadından ibaret inkârcı suçlular hakkında; (ve o suçlularla aralarında şu konuşma geçer):
“Nedir sizi Cehennem çukuruna sürükleyen?”
Diğerleri, “Biz namaz kılanlardan değildik”, diye cevap verirler:
“Yoksullara yemek vermez, ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik.
“Bâtıl bataklığına dalanlarla birlikte biz de dalardık.
“Hiç durmaz, Din Günü’nü yalanlardık.
“Derken, kaçınılması mümkün olmayan ölüm gerçeği geldi çattı.”
(Müddessir 38-47)

“Şüphesiz Ben Allah’ım, Ben’den başka ilâh yoktur. O halde Bana ibadet et ve Ben’i zikretmek için hakkıyla namaz kıl. (Taha 14)

Öyle yiğitler vardır ki, ne geçimleri adına sürekli icra ettikleri ticaret, ne de (günlük) alımsatım işleri, onları Allah’ı zikretmekten, (O’nun adını yüceltmek için ders halkaları oluşturmaktan), namazı bütün şartlarına riayet ederek, vaktinde ve aksatmadan kılmaktan ve zekâtı tastamam ödemekten alıkoyamaz. Onlar, kalblerin halden hale girip altüst olacağı, gözlerin dehşetten donakalacağı bir günden korkarlar. (Nur 37)

Sana Kitap’tan ne vahyediliyorsa onu okuyup başkalarına anlat ve bütün şartlarına riayet ederek hakkıyla namaz kıl. Çünkü namaz, insana bütün çirkin, ahlâk dışı söz ve davranışlarla, Allah nazarında meşruluğu tanınmamış ve Din temelinde oluşmuş örf ile Şeriatı fıtriyeye aykırı işlerden kaçınması gerektiği şuurunu verir ve onu bunlardan alıkoyar. (Kalb, dil ve davranışlarla) sürekli Allah’ı anmak ise, ibadetlerin en büyüğü, en kapsamlısıdır (ve namazla sınırlı değildir). Allah, ne yapıyorsanız hepsini bilir. (Ankebut 45)

Ama onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı önemsemeyip zayi ettiler ve (kadın, evlât, altıngümüş, mal, makam, kazanç gibi dünyalıklara karşı) aşırı tutkulara tâbi olup, (Allah yolunda çalışmayı terk ettiler). Bunlar, (gittikleri yolun sonunda kendilerini bekleyen) helâk çukuruna düşerek cezalarını göreceklerdir. (Meryem 59)

Kur’an, bu ve benzeri onlarca ayetiyle namazı emrediyor ve namaz kılmamanın acı neticesini insanlara ders veriyor.
 

2- Namazın Kıymeti




Video Metni

Ey nefsim ve ey namazın kıymetinden gafil olan kişi! Namaz ne kadar kıymetli ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir zahmetle kazanılır; hem namaz kılmayan adam ne kadar divane ve zararlı olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kat’i anlamak istersen, şu temsili hikâyeciğe bak, gör: Bir zaman büyük bir hâkim, iki hizmetkârını, her birisine yirmi dört altın verip, iki ay uzaklıktaki has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: “Şu yirmi dört altını yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lazım bazı şeyleri satın alınız. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem tren, hem de uçak bulunur. Sermayeye göre binilir.”

İki hizmetkâr, bu dersi aldıktan sonra giderler. Onlardan birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde de, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki, sermayesi birden bine çıkar.

Öteki hizmetkâr ise bedbaht ve serseri olduğundan, istasyona kadar, sermayesi olan yirmi dört altından yirmi üçünü sarf eder. Kumara mumara verip zayi eder. Geride bir tek altını kalır. Arkadaşı ona der: “Yahu, şu tek liranı bir bilete ver, ta bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki sana merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. Seni de uçağa bindirirler; bir günde ikamet yerimize gideriz. Yoksa, iki aylık bir çölde aç, yayan ve yalnız gitmeye mecbur olursun.” Acaba şu adam inat edip, o tek lirasını, bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, geçici bir lezzet için sefahete sarf etse; gayet akılsız, zararlı ve bedbaht olduğunu en akılsız adam dahi anlamaz mı?

İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!

Temsildeki o hâkim, Rabbimiz ve yaratıcımız olan Allah-u Teâlâ’dır. O iki hizmetkâr yolcu ise: Biri, dindar kişidir ki, namazını şevkle kılar. Diğeri ise gafil ve namazsız insanlardır. O yirmi dört altın ise, yirmi dört saat olan her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise cennettir. Bir günlük uzaklıktaki o istasyon ise kabirdir. O seyahat ise, kabre, haşre ve ebede gidecek beşer yolculuğudur. Kişiler ameline göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu farklı derecelerde giderler. Bir kısım takva ehli, şimşek gibi bin senelik yolu bir günde geçer. Bir kısmı da hayal gibi, elli bin senelik bir mesafeyi bir günde giderler.

O bilet ise namazdır. Beş vakit namaz ve abdest için bir tek saat kâfi gelir.

Acaba yirmi üç saatini şu kısacık dünya hayatına sarf eden ve o uzun ebedi hayatına bir tek saatini sarf etmeyen kişi, ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder ve ne kadar akla ve hikmete zıt hareket eder, anlaşılmaz mı?

Hâlbuki namazda ruhun, kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Zira namazı sayesinde kişi, şu âlemlerin rabbi olan Allah’a dayanır ve O’na sığınır. Ruhu, aklı ve kalbi her korkudan ve sıkıntıdan kurtulur. Adeta namazı ona şöyle nasihat eder: Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara zillet gösterip minnet çekme. Onlara el ovuşturup boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında ve her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden ve korkulardan kurtuldun…

Hem namaz öyle bir definedir ki, namaz kılan kişinin diğer mübah işleri ve dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün ömür sermayesini ahirete mal edebilir; fani ömrünü bir cihette bakileştirir. Evet, namaz kılan kişi, elbisesini giyerken setr-i avrete niyet etse, elbisesini giymesi ona bir sevap olur. Yemek yerken veya uyurken, ibadet için bedeninin kuvvet bulmasına niyet etse; yemesi, içmesi ve uyuması bir nevi ibadet olur. Bunlar gibi, namazı sayesinde bütün işleri, güzel bir niyetle ibadet hükmüne geçer. Bu ne büyük bir definedir!
 

3- Namaz Hakkında Hadis-i Şerifler




Video Metni

Şimdi, gönüllerin sultanı olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in namaz hakkındaki bir kısım hadis-i şeriflerini nakledeceğiz. Bu hadis-i şeriflerde, namaz kılmamanın dünyevi ve uhrevi cezalarından bahsedilmektedir. Ancak ilk önce şunu belirtelim ki, amacımız korkutmak değil, sevdirmektir; uzaklaştırmak değil, yakınlaştırmaktır; zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır. Ama Müslüman bir toplumda yaşamasına, her vakit ezanların sesini işitmesine ve namazın kıymeti hakkında onlarca sözü duymasına rağmen kişi hala namazını terk edebiliyorsa, herhalde bu kişiye işlediği günahın büyüklüğü anlatılmalıdır; anlatılmalıdır ki, belki bu korkutma onun hidayetine bir vesile olur.

Hem bizim yaptığımız şey, sadece hakikatleri nakletmektir. Hakikatleri tebliğ eden ise Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir. Söz O’na aittir, kelam O’nundur, haber veren O’dur; biz sadece tebliğcileriz. Bu sebeple, bu makamda nakledeceğimiz hadis-i şeriflere bu göz ile bakmalı; hakikatleri naklettiğimiz için bizlere kızılmamalıdır. İnşallah bu hadis-i şerifler gafil kafaya bir tokmak olur ve kişinin namaza başlamasına bir vesile olur.

İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.” (Mecmâü’l-Evsat, 3:154, (2313.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir)

Ebu’d-Derda (r.a) şöyle dedi: “Dostum Muhammed (s.a.v) bana şöyle tavsiyede bulundu. Parça parça kesilsende, yakılsanda Allah ‘a ortak koşma ve farz olan namazı bilerek terk etme. Kim ki farz olan namazı bilerek terk ederse Allah ‘ın koruması ondan uzaklaşmıştır.” (Müsned:5/238, El-Bani Sahihi ibn Mace:3529, Beyhaki)

Abdullah bin Kurt radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Kıyamet günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilecektir. Namaz düzgün ise diğer ameller de düzgün olacaktır. Eğer namaz bozuk ise diğer ameller de bozuk olacaktır.” Taberâni, Terğib

Hz. Nevfel bin Muaviye radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki; “Kim, bir namazı kazaya bırakırsa, sanki onun çoluk çocuğu ve malı mülkü elinden alınmış gibidir.” İbni Hibban

Evet dünyada kaybettiği en ufak şeylere üzülen insan namazı terk etmekle neleri kaybettiğini bir bilsen.

Abdullah b. Ömer (r.a.)’dan nakledilen bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “İkindi namazını kaçıran kimse sanki ailesi ve malı helak edilmiş kimse gibidir.” (Camiu’l Ehadis)

Ey namaz kılmayan kişi! Sadece ikindi namazını kılmamakla nasıl bir zarar ettiğini anladın mı? Ailen ve malın helak edilmiş kadar!..

Hz. Ebû Ûmâme radıyallahu anh’dan rivayet edilen başka bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Allahu Teâlâ’nın bir kula iki rek’at namaz kılması için tevfik vermesinden daha üstün bir şey yoktur. Kul namazla meşgul olduğu sürece başı üzerine iyilikler ve hayırlar saçılır.” (Müsned)

Cabir ibni Abdullah (r.a)dan rivayet edilmiştir Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Kişiyle küfür arasında namazın terki vardır.” (müslim,ebu davud, tirmizi,ibni mace,müsned)

Sevban radıyallahu anh dan rivayet edilmiştir Resulullah s.a.v. den şöyle buyurdular: “Müslüman kul ile kâfirlik ve iman arasında sadece namaz vardır, Müslüman bir kişi namazı terk ettiği zaman kesinlikle Allaha şirk koşmuş olur.” Bu hadisi hibetullah taberi sahih bir isnatla rivayet etmiştir.

Cabir İbn-i Abdullah (r.a.)’dan nakledilmiştir, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı da abdesttir.” (Müsned)

O halde kim cennetin anahtarını almak isterse namazını kılsın ve o anahtar ile cennetin kapısını açsın. Ve namaz kılmayan kişi de namazı terk ederek neyi kaybettiğine dikkat etsin!..

Abdullah ibn-i Amr ibn As (ra)’den rivayet edilmiştir: Bir gün Rasulullah (sav) ‘namaz’dan konuştu. Buyurdu ki: “Her kim şu beş vakit namazı eksiksiz kılarsa namazı, kıyamet gününde ona bir aydınlık, hakkında delil ve kurtuluş olur. Her kim de bu beş vakit namazı gereği gibi kılmazsa kıyamet gününde Karun’la, Haman’la, Firavun’la ve Ubeyy ibn-i Halefle birliktedir.” (Müsned: 2/169, Darimi: 2/301, İbn-i Hibban: 1448)

Bu hadis-i şerifin şerhinde şöyle denilmiştir: Namaz kılmayanın bu dört kişiden biriyle bulunmasının sebebi şudur: Kişi malı ile oyalanırken namazını kılmamışsa, servet sahibi Kârun’a benzemiştir, onunla haşredilir. Eğer saltanatı onu alı koymuşsa Firavun’a benzemiştir, onunla haşredilir. Eğer vezirliği veya idareciliği namaz kılmasına engel olmuşsa, vezir Hâman’a benzemiştir, onunla haşrolunur. Eğer namaza ticareti mani olduysa, Mekkeli tacir Übey b. Halef’e benzemiştir, onunla bir arada bulunur.

Ey namazın kıymetini anlamayan nefsim! Acaba öğlenin sıcağına dayanamayan sen, yakıtı insanlarla taşlar olan ateşe nasıl sabredeceksin!? Kârun, Firavun, Hâman ve Übey b. Haleflerin de içinde bulunduğu kat kat artan azaba nasıl tahammül edeceksin!?

Cenab-ı Hak Mâun suresinde şöyle buyurmuştur: “Veyl o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gafildirler.”

Bu ayet-i kerimede geçen “Veyl” lafzı hakkında Ata b. Yesar hazretleri şöyle der: “Veyl, cehennemde bir vadidir ki, oraya dağlar konsa hararetinin şiddetinden eriyiverirler.”

İbn-i Abbas hazretleri de şöyle der: “Veyl, cehennemde bir vadinin adıdır. Cehennem onun yüksek hararetinden Allah’a sığınır. Burası namazı vaktinde kılmayanların meskenidir.”

Yine Cenab-ı Mevla Meryem suresinde şöyle buyurmuştur: “Sonra onların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve şehvetlerine uydular; onlar yakında Gayya’ya gireceklerdir.”

Ayet-i kerimede geçen “Gayya” hakkında bazı müfessirler şöyle demişlerdir: “Gayya” cehennemdekilerin irin ve yaralarının aktığı bir takım kuyulardır.”

İbn-i Mesud hazretleri bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle der: “Bu cezaya çarptırılacak kimseler, namazlarını tamamen terk edenler değillerdir. Onlar namazlarını vaktinden sonra kılanlardır.”

Tabiînin büyüklerinden Said b. El-Müseyyeb hazretleri de şöyle demektedir: “Bu cezaya çarptırılacak olanlar, namazlarını vakitlerinde kılmayanlardır. Bu halinde ısrar eden kimse tövbe etmeden ölürse Allah-u Teâlâ onu ‘Gayya’ ile cezalandırır. Gayya, cehennemde dibi çok derin ve harareti pek şiddetli olan bir vadidir.”

Ebu Hüreyre hazretlerinden nakledilen İsra hadisesinin bir yerinde ise namaza karşı ağır davrananlar hakkında şöyle bir bahis geçmektedir: “…sonra Nebi (s.a.v.) başları taşla ezilip kırılan bir topluluğun yanına uğrar. Bunların başları taşlarla ezilir, akabinde başları yeniden eski durumlarına getirilir ve işkence böyle sürer. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sorar: ‘Ey Cibril! Bunlar kimdir?’ Cebrail (a.s.) cevap verir: ‘Bunlar farz namazlarına karşı ağır davrananlardır.’” (Münzirî hadisin Hasen olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca bu hadis Buharidede geçmektedir.)

Ey namazını kılmayan kişi! Bir düşün… Namazı vakti çıktıktan sonra kılan kişinin cezası böyle ise, acaba namazı hiç kılmayanın cezası nasıldır? Bu cezalar seni korkutmuyor mu? Yoksa ahiretin varlığından şüphen mi var? Ya da namazın İslam’ın bir farzı olduğundan mı habersizsin? Eğer namaz kılmamaya hemen tövbe edip namaza başlamazsan seni ahirette ne kurtarır? Bu azaplara nasıl dayanırsın? Gözünü aç ve seni bekleyen azabı gör; gör ve aklın varsa titre!..

Hz. Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki; “Namaz dinin direğidir.” Hilyetûl Evliya, Cami’ûs Sağir

Ey namazını terkeden kişi! Namazı terk etmekle dinini yıktığının farkında mısın?

İbni Abbas (r.a.)’dan nakledilmiştir, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Resulullah (s.a.v) bir gün ashabına: “İlâhî! Aramızdan kimseyi şaki ve mahrum eyleme.” diye dua ediniz dedi ve sonra: “Şaki ve mahrum kimdir bilir misiniz?” diye sordu. Sahabeler: “Kimdir ya Resulallah?” dediler. Efendimiz (s.a.v.): “Namaz kılmayan!” buyurdu. (İbni Hacer “Ezzevacir” / Ebu’l-Leys Semerkandi “Kurretü’l Uyun”)

Hz. Ebû Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir hadisi kudside Allahu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu naklediyor; “Ben ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Ve kendi kendime söz verdim ki, kim (benim yanıma) beş vakit namazı vaktinde kılmaya özen göstererek gelirse, onu Cennet’e koyacağım. Kim de namazlara dikkat göstermezse Benim onun için bir sözüm yoktur” ( Ebû Dâvûd)

Ey namazını kılmayan kişi Allah’ın bu vaadini duyduktan sonra namazı kılmamak onu vaadinde ittiham etmek ve bu vaadi küçük görmek değil midir? Gel bu vaade kulak ver yoksa yarın çok geç olabilir.

Hz. İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki; “Kim namazı terkederse, Allah kendisine gazab etmiş olduğu halde O’na kavuşur.” Bezzar, Taberâni, Mecma’uz Zevâid

Ebû Hûreyre radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir kabrin yanından geçerken, “Bu kimin kabridir?” buyurdu. Sahâbe-i Kiram radıyallahu anhum, “Falancanın kabridir” dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki; “Bu kabirdeki kimseye göre iki rek’at namaz kılmak, sizin diğer bütün dünyalıklarınızdan daha sevimlidir.” Taberâni, Mecma’uz zevâid

Evet iki rek’at namaz kılmak, dünyanın bütün mal ve mülkünden daha kıymetlidir. Bu, kabre girince daha iyi anlaşılacaktır. Marifet ise bunu dünyada iken anlamaktır.

Hz. Ebû Zerr radıyallahu anh diyor ki: Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kış mevsiminde dışarı çıktı. Ağaçlardan yapraklar dökülüyordu. Bir ağacın dalından tutunca ağacın yaprakları daha çok dökülmeye başladı. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, “Ey Ebû Zerr” dedi. Ben, “Buyur yâ Rasûlallah!” dedim. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, “Müslüman bir kul, Allah’ı razı etmek için namaz kılarsa, onun günahları şu yaprakların, bu ağaçtan döküldüğü gibi dökülür.” Müsned’i Ahmed

Hz. Aişe radıyallahu anhadan rivayet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem sabah namazının iki rek’at sünneti hakkında şöyle buyurdu; “Şüphesiz iki rek’at bana bütün dünyadan daha sevgilidir.” Müslim

Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edilmiştir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Adem oğlu secde ayetini okuyup secde ettiği zaman şeytan ağlayarak uzaklaşır ve şöyle der: Helak oldum. Adem oğlu secde etmekle emrolundu da secde etti ve cennet onun oldu. Halbuki ben de secde ile emrolunmuştum fakat ben secde etmekten yüz çevirdim. Artık ateş benim içindir.” (Sahih-i Müslim: 81 rivayet edilmiştir)

Ey günde beş defa namaz ile emrolunan kişi unutma ki iblis bir defa secdeden yüz çevirmekle lanetlendi ve cennetten kovuldu. Peki biz beş vakit namazı terk edersek acaba sonumuz ne olur?

Hz. Ebû Fâtıma radıyallahu anh’dan rivayet edilmiştir: Diyor ki; Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bana, “Ey Ebû Fâtıma! Sen eğer (ahirette) benimle buluşmak istiyorsan secdeleri çoğalt (yani bol bol namaz kıl.)” Müsned’i Ahmed

Ey namazını kılmayan kişi peygamberin kızına yaptığı bu nasihate kulak ver. Peygamberin kızı bile ahirette onunla beraber olmak için secdeleri çoğaltmak yani çok namaz kılmak zorunda iken, namazı terk etmekle nasıl bir akıbetin bizleri beklediğini bil ve ayıl.
 

4- Namazı Terk Etmenin Fıkhi Hükmü




Video Metni

Namaz kılmamanın fıkhî hükmünü nakletmeden önce şunu tekrar hatırlatmak isteriz ki: “Amacımız korkutmak değil, sevdirmektir; uzaklaştırmak değil, yakınlaştırmaktır; zorlaştırmak değil, kolaylaştırmaktır.”

Ancak bizlerin sevdirme, yakınlaştırma ve kolaylaştırma niyeti, bir hakikati gizlemeye ve saklamaya sebep olmamalıdır. Yoksa Allah katında mesul oluruz ve “bildiklerini saklayanlar” zümresine dâhil oluruz ki, bizler bu zümreye dâhil olmaktan Allah’a sığınırız.

Belki de gizlenen ve saklanan bu fıkhi hükümler insanlara tebliğ edilseydi, namaz kılmayanlar işledikleri günahın ne kadar büyük bir günah olduğunu öğrenirler ve namazı terk etme günahına tövbe ederlerdi. Bizler bu büyük günahın fıkhî hükmünü naklederek uhrevi mesuliyetten kurtulmak istiyoruz. Bu sayede ahirette bizden davacı olunamayacak ve bizler Rabbimize karşı bir mazeret sunabileceğiz.

Bu kısa beyandan sonra şimdi geldik namaz kılmamanın fıkhi hükmüne:

Namazı küçümsediği ve namaza ehemmiyet vermediği için kılmayan kimse ittifakla İslam dininden çıkmış ve küfre girmiş olur. Namazı küçümsediği için kılmayan kimsenin kâfir olacağı hususunda hiçbir ihtilaf yoktur.

Bu arada “küfre girme”nin ne demek olduğunu da beyan edelim: Küfre girmek demek, İslam dininden çıkmak ve Müslüman olma sıfatını kaybetmek demektir. Yani artık o kişi bir Müslüman ile evlenemez, kestiği yenilemez, öldüğünde yıkanmaz ve kendisine cenaze namazı kılınmaz, ebedi cehenneme girer ve asla cennete giremez. Yani o kişi şeriat nazarında artık kâfirdir. “Ben de Müslümanım.” demesi ona hiçbir fayda vermez.

Demek, namazı küçümsediği için kılmayan kişi kâfirdir. Bu kişinin tekrar İslam’a girebilmesi için günahına tövbe etmesi ve tekrar kelime-i şehadet getirmesi gerekir.

Nefsi emmarenin damarına dokunan bu fetvayı ve fıkhî hükmü naklediyoruz ki, namazı küçümsediği ve ehemmiyet vermediği için kılmayan kişinin aklı başına gelsin ve hemen günahına tövbe ederek iman dairesine girsin!..

Namazı küçümsediği ve namaza ehemmiyet vermediği için kılmamanın hükmünü böylece öğrendik. Şimdi, namazı tembellikten dolayı kılmamanın fıkhî hükmüne bakalım:

Namazı, kıymetine ve önemine inandığı halde tembellikten dolayı kılmama hususunda iki farklı görüş mevcuttur. Birinci görüş Hanefilerin, Malikilerin ve Şafilerin görüşüdür ki, bu üç mezhebe göre, namaz kılmayan kişi, çok büyük bir günah işlemekle birlikte yine de Müslümandır. Namazı terk etmesi onu dinden çıkarmamaktadır. Bu kişi, günahkâr bir Müslüman olmakta ve namazı terk etmesi sebebiyle küfre girmemektedir.

Hanbelî mezhebine göre ise namaz kılmayan kişi kâfirdir. Hanbelî mezhebine göre, mazereti olmaksızın tek bir vakit namazını kılmayan kişi kâfir olur. Bu kişiye, dinden dönenlere tatbik edilen hükümler tatbik edilir. Ölünce yıkanmaz, kefenlenmez ve cenaze namazı kılınmaz. Bir çukur kazılarak cenazesi içine bırakılır ve üzeri toprakla örtülür.

Hanbelî mezhebinin görüşü olan, namaz kılmayanın dinden çıkması ve küfre düşmesi, aynı zamanda birçok sahabenin de görüşüdür. Hz. Ömer, Abdurrahman bin. Avf, Muaz bin. Cebel, Ebu Hüreyre, İbn-i Mes’ud, İbni Abbas, Cabir İbni Abdullah, Ebu’d Derda gibi sahabelerin büyükleri; ayrıca İshak b. Râhuye, Abdullah bin. El-Mübarek, İbrahim en-Nehai, Hakem bin. Uteybe gibi adlarını saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok İslam âlimi de, Ahmed İbni Hanbel gibi, namaz kılmayanın dinden çıkıp kâfir olduğuna hükmetmişlerdir.

Demek namazı terk etmenin hükmü şöyledir: Namazı küçümseyerek ve ehemmiyet vermeyerek terk eden ittifakla kâfir olur. Ebedi olarak cehennemde kalır ve cennet kendisine haram olur. Küçümseme olmaksızın, tembellik gibi bir sebeple namazı terk edenler hakkında ise ihtilaf vardır. Üç mezhebe göre, iman dairesinden çıkmamakla beraber büyük bir günah işlemektedir. Hanbelî Mezhebine göre ise, bu kişi dinden çıkmakta ve kafir olmaktadır ki, isimlerini saydığımız birçok sahabe ve âlim de Ahmed İbn-i Hanbel hazretlerinin görüşündedir.

Şimdi ey namazını kılmayan kişi! Bütün bunları duyduktan sonra hala namaz kılmamaya devam mı edeceksin? Yoksa hemen tövbe edip namaza mı başlayacaksın? Gel, ikinci yolu seç ve Allah’a tövbe ederek namaza başla. Yoksa ölüm gelip çattığında pişmanlığın öyle büyük olur ki, akıl ve hayal tasavvurundan aciz kalırlar.

Hem sakın deme: “Ben de herkes gibiyim. Namaz kılmayan tek ben değilim ki. Eğer ceza varsa hepimize var.”

Sakın böyle deme, çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Hiçbiri kabirde yardımına gelemez. Hem herkesle musibette beraber olmakla oluşan teselli, kabrin öbür tarafında pek esassızdır. Yani sana kabirde veya cehennemde azap edilirken, kendisine azap edilen başkalarına bakarak teselli bulamazsın. Hem kendini sakın başıboş zannetme. Zira şu dünya misafirhanesine, hikmet nazarıyla baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin; sen nasıl nizamsız ve gayesiz olabilirsin?
 
  • Beğen
Tepkiler: 0

5- Namazın Terki Hakkında İslam Alimlerinin Sözleri




Video Metni

Şimdi de namazın kıymetine dair İslam Âlimlerinin sözlerine dinleyelim:
Ömer ibn-i Hattab (r.a) bir mecusi köle tarafından namazdayken bıçaklandı. Yere düştü ve bayıldı. Mü’minlere sabah namazını kıldırmakta olan Hz. Ömer’e baygınken güneşin doğmak üzere olduğu hatırlatıldı. Baygın halde bulunan Hz. Ömer bu ikazı duyunca dimdik ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.”
Sonra sırtından kan akıyor olduğu halde cemaate sabah namazını kıldırdı ve sonra düştü, ruhunu Rab’bine teslim etti. (Muvatta: 1/40, Darekutni: 2/52)

Hz. Ali ve Hz. Sa’d (radıyallahu anhüm) namazın terki hususunda şöyle buyurmuşlardır: “Kim namazı terk ederse o küfre girmiştir.”(İbni ebi şeybe ve Buhari tarihinde.)

Hz. Ebu Hüreyre (r.a.) ise namaza yapılan davete uymanın ehemmiyetini şu sözleriyle ifade etmiştir : “Âdemoğlunun kulaklarını erimiş kurşunla doldurmak, namaza yapılan çağrıyı duyduğunda bu çağrıya icabet etmemesinden daha iyidir.”

Abdullah bin Şakik el-Ukeyli hazretleri ise ashabı kiramın namaz hakkındaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmiştir “Resulullah (s.a.v.)’in Ashabı, ameller içerisinde sadece namazın terkini küfür görürlerdi.” İmam-ı Tirmizi

Hz. Ömer hazretleri valilerine şöyle yazardı: “Nazarımda işlerinizin en ehemmiyetlisi namazdır. Kim onu korur ve ona devam ederse dinini korumuş olur. Kim de onu kılmayarak zayi ederse, onun dışındakileri daha çok zayi eder.”

Namazın ehemmiyeti hususunda Tâbiîn devrinin büyük hadîs ve tefsîr âlimlerinden Ata el-Horasani (r.a.) şöyle buyurmuştur “Yeryüzünün herhangi bir yerinde Allah’a secde eden bir kul için o yer kıyamet günü şehadette bulunur. Öldüğü gün de ölümüne ağlar.”

İlimdeki yüksekliği sebebiyle, kendisine Tercüman-ül-Kur’an ve Bahr-ül-İlim yani ilim deryası denilen Abdullah ibni Abbas (r.a) ise namazı terk edenler hakkında şöyle buyurmuştur: “Kim ki namazı terk ederse hiç şüphesiz o kimse kâfir olmuştur.“( Muhammed bin Nasr el-Mervezi- ve İbni Abdulber)

Yine sahabenin büyüklerinden Abdullah ibni Mes’ud (radıyallahü anh)'da namazı terketmek hakkında şöyle demişlerdir “Namazı bırakanın dini yoktur.”

Ashabı kiramdan Cabir bin Abdullah r.a. ise namaz kılmayanlar hakkında şu sözü söylemiştir; ” Herhangi Müslüman namaz kılmazsa o kimse kâfirdir.” (İbni Abdul ber.)

Büyük sahabe Ebu Derda (r.a.) ise namaz hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Namaz kılmayanın imanı, abdesti olmayanın da namazı yoktur.”(Molla Aliyyul Kari hazretlerinin Mirkatulmefatih isimli on bir ciltlik kitabının birinci cildin in 272. sahifesinden alınmıştır.)

Namazın kıymeti ve namazı terk etmek hakkında Peygamber efendimiz, Sahabe efendilerimiz ve İslam alimlerinin sözlerini işittin. Maksadımız namazı terk etmenin sıradan bir hadise gibi algılandığı şu zamanda, bir Müslümanın kendine yapacağı en büyük zulmün namazı kılmamak olduğunu anlatmaya çalışmaktır.

Bizler sadece bu konudaki sözleri kaynaklarıyla beraber naklettik ki namazı terk etmekle kişi ne kadar büyük bir günah işlediğinin veya büyük bir kısmı teşkil eden alimlere göre de iman dairesinden çıktığının farkına varsın.

Zira namazı hakkıyla kılmak ancak onun kıymetini ve önemini takdir etmekle mümkündür. İnşaallah bu eserimiz namazın kıymetini anlamamıza bir vesile olur. Tevfik ve hidayet Allah'tandır.
 
  • Beğen
Tepkiler: 0


6- Namazı Terkedenler Hakkında Şiddetli Tehditlerin Sebebi




Video Metni

Bu makamda şöyle bir soru akla gelebilir:
“Cenab-ı Hakk’ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? Ehemmiyetsiz küçük bir hataya karşı büyük bir şiddet gösteriyor? Bir namazı terk etmeye mukabil cehennemin en dehşetli vadilerine kulunu atıyor?” Bu sorunun cevabını Bediüzzaman Hazretleri 23. Lem’a isimli eserinde vermektedir. Bizler cevabı biraz sadeleştirip şerh ederek naklediyoruz:

El-cevap: Cenab-ı Hakk’ın, namazı ve ibadeti terk edenler hakkındaki şiddetli tehditleri ve dehşetli cezalarının sebebi şudur: Nasıl ki bir padişah, halkının hukukunu muhafaza etmek için, halkın hukukuna zarar veren bir adama, hatasına göre, şiddetli bir cezaya çarptırır. Ta adalet kaim olsun ve halkın hukuku muhafaza edilsin.

Aynen bu misal gibi, ibadeti ve namazı terk eden adam da, mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevi bir zulüm eder. Cenab-ı Hak da onun bu tecavüzüne ve manevi zulmüne bir ceza olarak cehennemde ona şiddetli azap eder. Ta ki mahlûkatının hakkı ve hukuku muhafaza edilsin ve adalet kaim olsun.

İbadeti ve namazı terk eden kişinin mahlûkatın hukukuna tecavüzü ve manevi zulmü şöyle olur: Mevcudatın kemali ve kıymeti, sanatkârları olan Allah’a bakan yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. Yani her bir mahlûk kıymetini, Allah’ın sanatı olması ve Allah’ı tesbih edip O’nu zikretmesiyle kazanır.

İbadeti terk eden kişi ise, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder. O vakit, ibadet ve tesbih etme noktasında yüksek makamda bulunan o mahlûklar aşağıya düşerler ve birer başıbozuk derecesine inerler. Her biri, Rabbini tesbih eden birer müsebbih ve O’nu zikreden birer zâkir iken, kıymetsiz ve ehemmiyetsiz bir vaziyet alırlar. Ayrıca her biri birer ilahî mektup ve Allah’ın güzel isimlerinin birer aynası olan o mevcudatı, ehemmiyetsiz, vazifesiz, cansız ve perişan bir vaziyette telâkki eder. Bu telakki ile de mevcudatın kıymetini tahkir eder, onların kemalatını inkâr eder ve onların hukukuna tecavüz eder.

Zira ibadet etmeyen bir kişinin nazarında, “Hak, Hak” diyerek Rabbisini tesbih eden leyleğin kelimeleri “Lak, lak”tır. O, leyleğin “Hak, Hak” tesbihini “Lak, lak” zanneder. Çünkü herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenab-ı Hak her insana, bu âlemden hususî bir âlem vermiştir ki, o âlemin rengi, o insanın kalbi itikadına göre boyanır. Mesela, gayet hüzünlü ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve hüzünlü suretinde görür. Gayet sevinçli, neşeli ve neşesinden gülen bir adam ise, kâinatı neşeli ve güler görür. Tefekkür eden ve ciddi bir surette ibadet ve tesbih eden kişi ise, mevcudatı ibadette ve tesbihte görür; onların ibadet ve tesbihlerini bir derece keşfeder ve anlar. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam ise, mevcudatı ibadetsiz, başıboş, vazifesiz ve perişan bir surette tevehhüm eder ki, işte bu tevehhüm, mahlûkatın hukuklarına bir tecavüz ve manen onlara bir zulümdür. Cenab-ı Hak da bu zulmün hesabını ahirette onlardan sorar ve mahlûkatının haklarını onlardan alır.

Şimdi şöyle bir düşünelim: Siz camide namaz kılarken ya da elinizde tesbih Allah’ı zikrederken birisi gelse ve size bakarak şöyle dese: “Bu adam da burada boş boş ne diye duruyor? Hiçbir şey yapmadan zamanını zayi ediyor…” Bu sözler sizi ne kadar kızdırır ve hemen ona karşı dersiniz ki: “Ben boş boş durmuyorum, ben Rabbimi tesbih ediyor ve onun azameti karşısında secdeye gidiyorum. Onu zikrediyor ve emrettiği namazı kılıyorum…” Bu sözleri söyledikten sonra da ondan hakkınızı almak için adaletli sultanın kapısına gider ve sizin hakkınızdaki su-i zannı sebebiyle o kişiden hakkınızın alınmasını istersiniz.

Aynen bu misal gibi, namaz kılmayan ve ibadeti terk eden kişi de bütün mahlûkatı başıboş ve vazifesiz bilir. Onların zikir ve tesbihlerini inkâr eder; yaptıkları ibadetleri reddeder ve bu cihetle onların hukukuna tecavüz eder. Onlar da bu adam hakkında adeta Cenab-ı Hakk’a şöyle derler: “Ya Rabbi! Biz seni tesbih ve zikir ediyor idik, bu kişi bizi vazifesizlikle itham etti. Bizim zikrimizi ve ibadetimizi inkâr ederek bize iftira etti. Bizlerde tecelli eden güzel isimlerine göz kapayarak bizi kıymetsizlikle itham etti. Sen bizim hakkımızı bundan al.” Cenab-ı Hak da mahlûkatının bu duasına icabet eder ve onların hakkını o namazsız kişiden alır.

Şimdi şunu hayal edin: Namaz kılmayan kişi, yaşadığı o dakikada ve o saniyede bütün mahlûkların hukukuna beyan ettiğimiz şekilde tecavüz ediyor. Ve o dakikadaki manevi zulme uğrayan bütün mahlûklar da ondan hak talep ediyorlar. Mahlûkatın sayısını ve namazsız kişinin aleyhinde açılan davaların çokluğunu bir hayal edin… Bir de namazsız ve ibadetsiz bu kişinin, bu tecavüzü ve manevi zulmü hayatının her dakikasında yaptığını ve işlediği suçu daima tekrar ettiğini düşünün. Suçların tekrarı ile davalar da elbette çoğalacaktır. Her bir zerre, her bir çiçek, her bir böcek ve sayılarla ifadesi mümkün olmayacak kadar çok mahlûkat, namazsız adamın, her dakikasında hatta her saniyesinde işlemiş olduğu bu zulümler sebebiyle onun aleyhinde dava açacak ve haklarının ondan alınmasını Mevla-yı Teâlâ’dan dileyeceklerdir. Acaba bu kadar çok dava neticesinde, namaz kılmayan kişinin göreceği şiddetli azap adaletin ta kendisi olmaz mı?

Namaz kılmayan kişinin dehşetli bir cezaya çarptırılmasının bir diğer sebebi de şudur: Namaz kılmayan kişi kendi kendine malik değildir. O, kudreti nihayetsiz ve ilmi sonsuz olan Allah-u Teâlâ’nın bir kuludur ve mahlûkudur. Kişi namazı terk etmekle, Allah’ın mahlûku ve bir kulu olan kendi nefsine zulmeder. İbadet için yaratılan azalarını, ibadette kullanmadığı ve kıymetsiz fani işlere sarf ettiği için, Allah-u Teâlâ, o kulunun hakkını onun nefs-i emmaresinden almak ister ve bu sebeple onu dehşetli tehdit eder. Adeta Allah-u Teâlâ, kulunu nefs-i emmaresine karşı korur.

Namaz kılmayan kişinin dehşetli bir cezaya çarptırılmasının bir başka sebebi de şudur: İnsan, yaratılışının neticesi ve fıtratının gayesi olan ibadeti terk ettiğinde, Allah-u Teâlâ’nın hikmetini inkâr etmiş ve O’nu abes iş yapmakla itham etmiş olur. Bu da şiddetli bir cezaya onu müstehak eder. Bu meseleyi bir misalle şöyle anlayalım:

Bir usta milyonlar masraf yaparak son model bir araba yapsa ve bu arabadan maksadı insanları seyahat ettirmek olsa, sonra sizler bu arabayı alarak onu tavuklara kümes yapsanız; acaba bu hareketinizin lisan-ı haliyle şöyle demiş olmaz mısınız: “Bu arabayı yapan usta boşuna bu kadar masraf yapmış. Bu araba kümes olmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Ben de onu layık olduğu işte kullandım ve kümes yaptım…” İşte sizin arabayı kümes yapmanız, hem arabanın kıymetini inkâr etme hem de arabayı yapan ustanın hikmetsizliğini kabul etme manasına gelmektedir. Arabayı kümes yapmak, lisan-ı haliyle bu manayı taşımaktadır.

Yine bir usta düşünelim… Bu usta zamanı göstermesi için bir duvar saati yaptı ve size hediye etti. Saatin lisan-ı halinden anlaşılır ki, bu saati yapan ve size hediye eden usta, bu saatle zamanı bilmenizi istemektedir. Saati yapmasının maksadı ve gayesi budur. Eğer siz şimdi bu saati alarak, onu tepsi gibi kullansanız, saati yapan ustaya hakaret etmiş olmaz mısınız? Saati tepsi gibi kullanmanızın lisan-ı haliyle şöyle demiş olmaz mısınız: “Bu saat tepsi olmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Bu saati yapan usta abes bir şey yapmış ve boşuna bu kadar masraf etmiş…” İşte sizin saati tepsi yapmanız, hem saatin kıymetini inkâr etme hem de saati yapan ustanın hikmetsizliğini kabul etme manasına gelmektedir. Saati tepsi yapmanın lisan-ı hali bu manayı taşımaktadır.

Aynen bu misaller gibi, her biri milyonlar kıymetinde olan şu cihaz ve azalarımız da ibadet etmemiz için yaratılmıştır. Kim gözünü, dilini, kulağını ve diğer aza ve cihazlarını, ibadetten çevirir ve onları sadece şu fani dünyanın işlerinde kullanırsa, misalimizdeki adam gibi lisan-ı haliyle şöyle demiş olur: “Bu aza ve cihazlar boşuna verilmiş, bunların hiçbir vazifesi yok, bu yüzden ben de bunları kıymetsiz ve fani olan dünya işlerinde kullanıyorum. Bu cihazlara bu kadar masraf yapan usta da çok hikmetsiz bir iş yapmış, kısa bir ömür için bu kadar masraf yapmış…”

İşte kendisine verilen vücud, aza ve cihazlarını sadece bu fani dünyaya sarf eden kişi, Allah-u Teâlâ’nın hikmetine böyle ilişir, O’nu abes ve boş iş yapmakla itham eder. Elbette bu kusurun cezası da ancak cehennemin şiddetli azapları olabilir.

Elhasıl, ibadeti terk eden kişi ilk önce kendi nefsine zulmeder. Zira vücudu Cenab-ı Hakk’ın kulu ve mahlûkudur. Sonra kâinatın hukukuna karşı tecavüz eder. Onların kıymetini hiçe indirip, vazifesizlikle ve başıboşlukla onları itham eder. Ve daha sonra da hikmet-i ilahiyeye karşı saygısızlık ve edepsizlik eder. Bu kusurları sebebiyle de dehşetli bir tehdide ve şiddetli bir cezaya müstahak olur.
 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: 0
Geri