Nailoya mektuplar
yoğun bakımda yatan bir sevgiliye yazılan an be an saat ve saat gözyaşların yazıya akması…sağlığın, birarada olmanın; birarada olmayıp uzakta ama hayatta olmanın tadını çıkarmak adına yazıldı bu mektuplar.hadi öyleyse sımsıkı sarılın sevgilinize, onu yaşayın...
16 mart 2007
nailo,
yapabilecek başka bir şeyim yok elimde. seni sana yazıyorum. gör beni nailo, hisset ve bil ki seni çok seviyorum…sevginin eşsiz gücü beni sana kavuştursun. inanıyorum ki sevgim ışık hızından da hızlı ve güçlü..ve inanıyorum ki bu güç en yetkin ilaç…
tarih 15 mart 2007. saat 18:00 cep telefonum çalıyor. sen arıyorsun: ” esooo! bak cavit abinin yanındayım. diyor ki maaşı alınca bizi nereye götürecek?” “ ben maaşımı hele bir alayım nereye isterseniz oraya gideriz” diyorum sana. gülüşüyoruz…”nailo, beni arıycan dimi?” “arıycam canım, aklımda” kapatıyorum telefonu. bu kapanışın son olduğunu nereden bilebilirdim ki?...saat 19:30 oluyor, yoksun. ne ses var ne bir haber. saat 20:30 hala bir ses yok…her zamanki gibi yine bozuluyor ve kızıyorum sana. “ bak yine aynı şeyi yaptı. biliyorum aramıycak.beni atlattı. bari haber verseydin nail…” yavaş yavaş sinirlenmeye ve hatta kızmaya başlıyorum. “ saat 22:30 oldu.. kızgınlığım devam ediyor... seni aramaya karar veriyorum. telefonun çalıyor ve cevap vermiyorsun… saat 23:30 ve cep telefonun kapalı…işte bu kızgınlığımı bir kat daha arttırıyor sana karşı. hemen cebime sarılıp okkalı bir mesaj yazmaya başlıyorum. yazıp yazıp siliyorum mesajları. sanki içime mi doğdu ne…sonunda parmaklarımdan şu çıkıyor: “ bu kadarını da hak etmedim ama. peki…” gönderiyorum. yarın sabah mulaka görürsün. hatta gece bile ulaşabilir sana mesajım. tıpkı bazı akşamlar, bazı geceler veya sabah yakını ulaşan mesajlarım gibi…artık uyumalıyım. bu sefer ağlamıycam arkandan….
16 mart 2007. saat 08:05
mesajım ulaştı sana çünkü cebin açıldı…senden hiç ses yok buna rağmen. saat 09:07 telefonum çalıyor. “nailo” yazıyor arayan isminde. elim telefona gidip gigip geliyor..”hayır açmıycam işte” sonra her nedense alıyorum elime ve bozuk sesimle “ efendim” diyorum. ses yok! arkadan insan sesleri geliyor. kalabalık yerdesin. belki cebin yanlışlıkla beni aradı….kapıyorum telefonu. birkaç dakika geçiyor ve seni ben arıyorum. açmıyorsun telefonunu. iş yerimden arıyorum bu sefer. telefonun açılıyor ama ses veren yok. işte o zaman şüphelerim başlıyor. “neler oluyor?” yoksa bir şey mi oldu? arkadaşlarımdan filize aratıyorum iş yerini. “ geleceğini sanmıyoruz, hastanede kendisi” deniyor. korkuyorum, heyecanlanıyorum. telaşlanıyorum. içime bir bıçak darbesi vuruluyor ve kanıyorum….hemen en yakın arkadaşın cavit ağabeyi arıyorum.o da doğruluyor hastanede olduğunu. dün gece rahatsızlanmışsın ve hastaneye yatmışsın. kalp krizi geçirmişsin ve seni yoğun bakıma almışlar.bunları şu an yazmak ne kadar da rahat. oysa bir de o an yazabilmek var…”kalp krizi ve yoğun bakım” ve tabii sen! içimdeki acı gittikçe büyüyor. gözyaşlarım sel oluyor ofis masamda.yapabilecek hiçbir şeyim yok.nerede olduğunu nasıl olduğunu dahi bilmiyorum. konduramıyorum bile sana bu yatışı bu güçsüzlüğü. oysa ben seni hep o kocaman cüsseli nailo’m olarak bilirdim. sen hiç hastalanmazdın ki…her şeyin ayakta olurdu. ama diyorlar ki “kalp krizi geçirdi yoğun bakımda” ağlıyorum ağlıyorum ağlıyorum….kendimi tutamıyorum. tuvalete kaçıyorum. duvara yaslanıyorum ve yüzümü kapatıyorum:” tanrım nolur ona bişey olmasın.”
bahar’la konuştum cavit abi hemen yanına gidiyormuş. dua edelim diyor bahar. duramıyorum, kalamıyorum ofiste çıkıp sana gelmek istiyorum ama nerdesin? hangi hastanedesin? bari bunu söylesinler bana. nefret ediyorum şu an oğlundan! göz göre göre sana çektiğim mesajlara bir cevap bile yazmıyor. sadece şunu diyebilirsi “ babam rahatsız şu anda size cevap veremiyecek” oysaki dün akşam ne çok günahını almışım.oysa ki sen o mesajlar telefonuna ulaştığında hastanede canınla uğraşıyordun nailo. asla affetmiycem orkan’ı. senin babansa benim sevdam adam…
iş yerinden izin alıp kaçıyorum adeta. ne yapsam sana nasıl ulaşsam…otobüse biniyor ve eski iş yerime gidiyorum. otobüste gözlerim iki çeşme…başımı yaslayarak gözlerimi kapattığımda dünden önce ki günlerimiz geliyor gözümün önüne. ilk tanışmamız…msn ‘de saatlerce konuşmalarımız…radyo programıma konuk oluşun…sana radyodan parçalar göndermem…birlikte sık sık gittiğimiz balıkçı, evim ocakbaşı,hatay restoran, kartalkaya, esentepe, kumluk mangal,fransız sokağı, cafe-shop…tanrım! bu kadar mıydı? gözlerim kapalı gözyaşlarım göz kapaklarımı yarıp süzülüyor yanaklarımdan. derken bahar arıyor:” canım ne haber? “ ağlamaktan konuşamıyorum kızla. dua edelim diyor…neyse kaldığın hastaneyi öğrendim. gebze anadolu sağlık. tek güvencem var, bu hastaneye güveniyorum. iyi bir hastane.belki seni kurtarır. eski iş yerime geldiğimde tüm yakın dostlarıma haber salıyorum. “ nail yoğun bakımda.onun için nolur dua edin” meğer ne çok insan tanımış seni, ne çok arkadaşım benimsemiş. telefonlar mesajlar susmadı.filiz biraz teskin etmeye çalışıyor. tutamıyorum kendimi hep ağlıyorum. ben bu kadar uzun süre bir teyzemin vefatında ağladım. içim dağlanıyor adeta. aklıma kötü şeyler getirmemeye çalışıyorum. ama kalp bu. teyzemi de o götürmedi mi aramızdan…bitkin durumdayım nailo. her an senden kötü haber alacak gibi panikteyim. ilke aradığında rahatlıyorum. “ üzülme bitanem. birlikte hastaneye gidelim.” diyor. “gidelim nolur canım” diyorum. internetten hastanenin krokisini çıkarıyorum. filiz kahve yapıyor bana. öğlen yemeği yemedim. saat 15 oldu ve aç değilim.hastaneyi aramak geliyor aklıma. şansımı bir deneyim, belki bilgi verebilirler durumun hakkında. operatör beni sana bakan hemşireye bağlarken o 3-5 saniyelik anda nasıl da heycanlandım nasıl da korku dolu anlar yaşadım…”tanrım ya kaybettik “derse…hemşirenin gür sesiyle kendime geldim. “efendim buyurun” ne kadar dil döktüysem o inatçı hemşire senden hiçbir haber vermedi. birinci dereceden yakının olmam gerekiyormuş! öyle mi nailo? ben senin birinci derece yakının değil miyim? gel de bunu o inatçı hemşireye söyle.” yurt dışından arıyorum, kardeşiyim” desem de yemediler. hemşirenin “ 216 ne zamandan beri yurtdışı alan kodu oldu” o an şu görüntülü teknolojiden nefret ettim. eğer eski telefonlar olsaydı belki hemşireyi atlatabilirdim…”nolur diyorum, bana iyi olup olmadığını söyleyin nolur..” ağlıyorum telefonda. hemşire kadın o kadar alışmış ki bu tür telefonlara gayet ciddi ve kararlı tavrıyla “birinci derece yakınlarından haber alabilirsiniz” diyor.bunlar seni bana da göstermezler o halde.. diyordum di mi sana “ ben senin hayatında beşinci sıradayım.” diye. şimdi dış kapının mandalı gibiyim. ben onun sevdiği kadınım diyemedim işte.. birinci derece yakınlar: oğlun, eski eşin, hatta belki asistanın gül, nadir abin…nadir abi! birinci derece yakının. evet onu aramalıyım. bana bir tarihte ağabeynin cv’sini vermiştin. balki oradan telefonuna ulaşabilirim.doğru izdeyim. iş yerimi arayık refik’ten rica minnet arkamdaki dolabı boşalttırıyorum. tüm kağıtlar tekrar tekrar taranıyor ve sonunda nadir ağabeynin cv’si bulunup oradan telefonu alınıyor. elim titreyerek arıyorum. her şeyi göze alıyorum. nadir abi tanıyor olmalı beni. birlikte sen ben bostancı’da berkay cafe’de oturmuştuk ya. nereden bilecektim ki o kare şimdi ne çok işime yarayacak…nadir ağabeyle korku ve heyecanla konuşuyorum. kötü haberi almamak için neler vermem ki…”merhaba. nail dün gece epey ciddi rahatsızlandı. kalbi durdu, tekrar çalışırıldı. şu an uyutuluyor. beyinde pıhtılaşma var. şu an iyi gibi” bu haber bile dünyalara bedel biliyor musun nailo? senden haber aldım. hayattasın!!!! uyu sevgilim rahat uyu.
dayan nolur. güçlü olmalıyız eso derdin. hadi sıra sende.
17 mart 2007
nailo,
nasılsın acaba? bu gece hiç uyuyamadım. saat başı uyandım ve aklımda sen. seninle dalmışım uykuya seninle uyanıyorum.sabah yakını saat 5. ilk kez sabahın köründe gözlerim doluyor ve yatakta bir oyana bir bu yana dönüp duruyorum. beş dakikada bir de saata bakıyorum. kötü haber olsa heralde bana da ulaşırdı.ama ya sabah yakını bişey olduysa...ya şuanda...oooffff oofff! ulan nailo iyi gününde de ağlattın beni kötü gününde de...ağlıyorum, tutamıyorum kendimi. saat 05:30 oldu. sanki 3 saat geçmiş gibi geldi bana.ağlarken zaman hiç geçmiyor. niye geçecekse...uyuyamıyorum. gece sana bol bol dua ettim. ve hala ediyorum. ben hayatımda bu kadar çok dua ettiğimi hatırlamıyorum. ulan nailo senin sayende ermiş olucam. ağlıyorumm...içimi çekerek ağlıyorum. gözyaşlarımı yorganıma siliyorum. "hayır ağlamıycam. sen beni görseydin kesin kızardın. istemezdin ağlamamı dimi. dayanamazdın ki zaten. "
"ağlama kız içim parçalanıyor ağlama..." her zaman zırıl zırıldım karşında...ama kızdırıyordun sen de beni napiim. bağırmadığıma şükret. sessiz sessiz ağlıyorum işte. ne sulu gözmüşüm tanrım. az önce bana mı bişey dedin? sanki sesini duydum" esoo yapmaaa. ben iyiyim, üzme kendini kızım. iyiyim ben bak iyiyim." içime sanki su serpildi bu hariçten sesle. deliriyor muyum ne...
nailooo nolur gitmee. bak söz seninle ordu'ya gelicem. lütfen gitme, kal. bak canından çok sevdiğin kara kartalından olucam.beşiktaşlı olmayan kalleştir anasını satayım. bak söz bir daha sana " neden aramadın? niye geç geldin? neden mesajıma cevap vermedin? gibi küçük kaprisler yapmıycam nailo. nolur gitme. istersen 1 yıl arama ama yeter ki nefes al.
dün kayahan'ın son albümünü aldım. sen onu çok seversin. açtım dinliyim dedim ama kapadım hemen. adam manyak, beni daha çok ağlatıyor yahu:
neler yaşadım şu hayatta
sen benim tek hatıramsın
hiçbir zaman doymadım sana
doyamam bin yıl daha yaşasam da
günlerden sen aylardan sen....
yıllar zaten sensin
nasıl ayrılacağız biz seninle
ömrüm bin yıl olsa da doyamam sana
ellerin ellerimde olsun daima
beni sen uğurla son yolculuğuma
en kırmızısından bir karanfil olsun
aç perdeleri kalbim ışıkla dolsun
gözlerim gözlerinin içinde kalsın
söyle karanlığa söyle şarkımızı
ben hiç kıyamam gözyaşlarına
melekler hiç ağlar mı bebeğim
yasla başını yasla göğsüme..lütfen lütfen
yolumuz ayrılmadan
günlerimiz dolmadan
kader bizi ayırmadan
sarıl biriciğim
öyle hüzünlü bakma bakma kar tanesi
bu defa götüremem yanımda seni
aklım sende kalır sakın ha ağlama
iyi geceler der gibi uğurla beni
en kırmızısından bir karanfil olsun
aç perdeleri kalbim ışıkla kalsın
gözlerim gözlerinin içinde kalsın lütfen
…………………………..
bütün kelimeler yetersiz şu anda
ve söylenecek ne çok şey var aslında
bir tek seni sevdiğimi bilmen yeter…
saat: 10.00
nailo'm,
güneşli birgün. iyi haberlere mi gebe acaba?
şimdi nasılsın nailo? ben biraz daha iyiyim. ağlamamaya sakinleşmeye çalışıyorum.dostlar arayıp soruyor seni. mina kızın da hep yanımda.” ah kıyamam ona ben.dua edelim hep edelim iyileşecek eminim" diyor. sen iyileşince yine mantı yapacakmış sana. şöyle güzzel bir çilingir sofrası kurarız evimizde diyor" ama yooo çilingir sofrası yasak! bundan böyle sigara rakı ve yağlı yiyecekler yasak sana.ilaçlar zamanında içilecek bayım. ısrar edemezsin. senin bu yaptığına intihar etmek denir.
ne güzel uyuyorsundur şu an. ne rahatsındır kimbilir. horlamıyorsundur hatta. nasıl horlıycaksın ki yoğun bakımdasın...sana orda iyi bakıyorlar mı acaba? keşke bu yazdıklarımı sana sesli söyleyebilseydim. belki duyardın beni.belki bir tepki verirdin.elini elime alsaydım.saatlerce kalsaydım öyle.uyandığında ilk beni gör isterdim biliyor musun? ama birinci derece yakının değilim! bana bak nailo sen bir iyileş beni birinci derece yakın yapmazsan ben sana yapacağımı biliyorum...
öğlen abini aradım tekrar. dün akşam üzeri tekrar kalbin durmuş. sonra tekrar düzelmişsin. bu sabahsa güneş ışığına göz kırpmışsın. -tabii öyle değil ama ben öyle yorumladım-gözüne ışık gelince gözünü büzmüşsün. bu iyi bir belirtiymiş. ışık sadece ışık diyordu goethe' de...vay canına!
bugün beşiktaş'ın maçı yoktu merak etme.turkcell süper lig'in 25. hafta mücadelesinde galatasaray, konya atatürk stadı'nda konyaspor ile 2-2 berabere kaldı. fenerbahçe, bursa deplasmanından 3 puan alarak maç fazlasıyla en yakın rakibiyle arasındaki puan farkını 9'a çıkardı.
biraz önce bahar aradı. cavit abiyle dışardalarmış. senden haber gelir diye tanımadığım her telefonu açıyor oldum artık..nasıl olduğumu sordu. baharın sesini duyunca yine korktum. aklıma kötü şeyler geldi. iyi şeyler düşünmeliyim oysa ki...."nail'e mektup yazıyorum" dedim. "ne mektubu" dedi şaşırdı tabii.anlatmaya çalıştım umarım anlayabilmiştir. sana bu şekilde ulaşacağımı düşünüyorum. hani derslerde öğrenmiştim ya."düşüncenin gücü" telepati kurmaya çalışıyorum bir nevi. eğer başarılı olursam tüm danışanlarıma bu yolu önericem: mektup yazın...baharla konuşurken tekrar ağladım. " sakın birbirinize kötü davranmayın.aramadın sormadın bilmem ne demeyin bahar.şu anın değerini bilin ve sımsıkı sarılın birbirinize" dedim. cavit abinin ağladığını söyleyip telefonu kapadılar. sanırım sesimi dışarı vermişti...
nailo üşüme oralarda. üstünü iyi örtsün o acımasız hemşire.sıvı yiyecekleri severdin bak sabah-öğle-akşam serum yiyorsun!
gelemiyorum nailo. bana kızmadın dimi? başında bir dolu insan varmış. acaba sorsalar sana birinci derece yakın mıydı onlar? söyle nailoo kim birinci?
hindistan diyarlarından selam var sana. deniz kızı sana dua ediyor şu an. onca dualar da seni yaşatmazsa desene tanrı bu aralar izinde.sana şu an her dinden dualar ediliyor.tütsüler mumlar yakılıyor. nolur gitme nailo. dayan kocca adam!
18 mart 2007
bu sabah da güneşle uyandık. pırıl pırıl bir güneş var, aç gözünü bir bak.yağmur çamur yok "şimdi gemiyi denize indirmenin tam zamanı" sence. artık uyan nailo’m. uyan da gör günışığını.bak sabah oldu. yeni bir gün yeni bir umut…umarım her şey yolunda gidiyor orada. bugün abini arayacağım. iyi haberler alırım umarım.
bugün medi’ye kahvaltıya davetliyim. hani tuzla’ya tersaneye geldiğim hani ben araba kullanırken bana eşlik eden dostum vardı ya o. kahvaltıdan sonra yuşa’ya gideceğiz. senin için dua edicem . uyan nailo, n’olur uyan.
saat:23:00
yuşa sonrası medi’m beni kadıköy’e bıraktı. çarşıda dalgın dalgın yürürken birden atayla karşılaştık.çok sevindim onu görünce. birlikte çocukluk anılarımızın masa altlarına saklandığı marmara kafeye gittik.. abini aramak geldi içimden. dilerim haberler iyidir. ya kötüyse…
haberler kötü. “beyin ölümü gerçekleşti” dendiğinde katıla katıla ağladım telefonda. pztesi saat 13:00’da başında bulunan 4 profesör bir toplantı yapacak ve karar verilecekmiş. hayır hayır inanmıyorum. tanrım n’olur izin vermeyin. yattığı odadan bir yere gitmesin…..uyan nailo hadi uyan. teslim olmak yok!! sen bunu başarabilirsin. neler başarmadın ki…dayan aslanım dayan koçum…
gülümse hadi.” bi öpücük ver eso” dediğini duyar gibiyim.seni hissediyorum. inanmıyorum hayır senin o deha beynin ölemez…bütün dostlar başımda. herkes çok üzgün bak. oooff nailo oof! bu şehir dar geliyor bana. yanına gelemiyorum.göstermiyorlar seni bana.
tanıdığın tanımadığın herkes dua ediyor sana. bir dünya insan sana dua ediyor.müslümanı, hıristiyanı, yahudisi, budisti…
duy beni! yarın sabah güneşe uyanalım. sana “günaydın nailo’m” mesajı çekicem yarın sabah. “günaydın eso’m” yaz olur mu? bu kadar yaz.yeter…
bak gülümsüyorum sana. yanında olamasam da sana ışık hızıyla ulaştırıyorum düşüncelerimi. düşüncenin gücüne inanıyorum. bir gün uyanacağına da…çok bekletme sevgilim.hadi aç gözlerini. bir gör beni. nasıl da açtım kollarımı kocaman seni bekliyorum nailo. koş bana, kaç bana…
yarından umutluyum. gitme nailo, kal. beni yalnız bırakma….
eso
20 mart 2007
nailo,
uyanmadın!
güneşe uyanalım demiştim oysa. uyanmadın. benim aslan yürekli nailo’mun beyni pes etmiş. hala umudum var biliyor musun? sen böyle gitmezsin. uyanacaksın. tıpkı nihat abinin dediği gibi:” ona bişey olmayacak. onunla beraber hastanenin kapısından elimizde rakımızla çıkıcaz. sen de inan bana” bunu söyledğinde sesi titriyordu nihat abi ve ağlıyordu. belki de buna inanmak istiyordu.
uyan nailo uyan uyan uyan uyan….
19:35
hiç haber yok senden. kimse aramadı.
nasılsın acaba? arkadaşlarım yanımdalar. mina da benimleydi bugün. hep seni konuştuk. ne çok güzel günlerimiz olmuş birlikte. ne çok gülmüşüz meğer. gülüp gülüp seni andık..
gitme be nailo. kal be koçum. daha yaşayacak çooook günlerimiz var be abi. böyle yarım bırakma bizi, hadi çık gel aramıza. seni çok özledik.
ağlamıycam söz. şimdi sen olsaydın bana kızardın zaten. “ eso kızım, bu kadar üzme kendini.” ağlamıycam nailo. seni hep gülümseyerek karşılıycam…nailo’m benim pon pon sevgilim.n’olur uyan…
tanrım bir mucize!
eso
22 mart 2007
00:00
hoşça kal nailo.güle güle…
uyanmadın…
bugün cenazen vardı.ne çok insan gelmişti. ne çok insan seni anıyordu rahmetle…
yağmur yağıyordu ve istanbul ağlıyordu sana.gözyaşlarımız sele karıştı aktı geçti bağdat caddesinden. son geçişin oldu caddedende…
askeri bir tören yaptılar sana.deniz inzibatının elinde fotoğrafın gülümsüyordu dostlarına. yara yara geldim yanına. beni görebildin mi? o an nasılda boştu çevren. o an sanki bir sen bir de ben vardık koca galippaşanın bahçesinde. nasıl da bakıyorduk birbirimize…yoo bugün ağlıycam nailo. bugün ıslak bir gün. istanbul ve ben, iki gözü iki çeşme…
güle güle nailo.
tabutunu elimle okşadım hissettin mi? sana öpücük verdim, gördün mü?
güle güle nailo…
fotoğrafını çektim son kez. çok isterdim tabutunu omuzlamayı. ama askerlerin omzunda nede heybetli gidiyordun bir komutan sertliği ve bir o kadar da çevikliğinde.
güle güle komutanım…
cenaze arabana kadar takip ettim seni. her bir kareni çektim bensiz olan.. kemerini bağladılar. çiçeklerle süslediler seni…beyaz bir papatyayı aldım kendime. saklamak için…elimi cenaze arabanın demirine tuttum sana üç kere “ güle güle nailo” dedğimi duydun mu?
araba sağ sinyalini verdiğinde gidiyordun artık. bilinmeyen bir yolculuğa doğru gidiyordun. arkandan koşmak istedim. gidiyordun… git nailo. git git peki…
hayır gitmeee!!. beni de götür …
hoşça kal benim aslan yürekli koca adamım.
hoşça kal komutanım
hoşça kal başkanım
hoşça kal umut.
hoşça kal baba
hoşça kal abi
hoşça kal dostum
elveda sevgilim… (neceflimasrapa, 23.03.2007 01:04 ~ 10:47)
tanrı önce ol dedi insana
tanrı sonra öl dedi insana
aradaki fark iki noktaymış meğer:
olduk ve öldük.
yoğun bakımda yatan bir sevgiliye yazılan an be an saat ve saat gözyaşların yazıya akması…sağlığın, birarada olmanın; birarada olmayıp uzakta ama hayatta olmanın tadını çıkarmak adına yazıldı bu mektuplar.hadi öyleyse sımsıkı sarılın sevgilinize, onu yaşayın...
16 mart 2007
nailo,
yapabilecek başka bir şeyim yok elimde. seni sana yazıyorum. gör beni nailo, hisset ve bil ki seni çok seviyorum…sevginin eşsiz gücü beni sana kavuştursun. inanıyorum ki sevgim ışık hızından da hızlı ve güçlü..ve inanıyorum ki bu güç en yetkin ilaç…
tarih 15 mart 2007. saat 18:00 cep telefonum çalıyor. sen arıyorsun: ” esooo! bak cavit abinin yanındayım. diyor ki maaşı alınca bizi nereye götürecek?” “ ben maaşımı hele bir alayım nereye isterseniz oraya gideriz” diyorum sana. gülüşüyoruz…”nailo, beni arıycan dimi?” “arıycam canım, aklımda” kapatıyorum telefonu. bu kapanışın son olduğunu nereden bilebilirdim ki?...saat 19:30 oluyor, yoksun. ne ses var ne bir haber. saat 20:30 hala bir ses yok…her zamanki gibi yine bozuluyor ve kızıyorum sana. “ bak yine aynı şeyi yaptı. biliyorum aramıycak.beni atlattı. bari haber verseydin nail…” yavaş yavaş sinirlenmeye ve hatta kızmaya başlıyorum. “ saat 22:30 oldu.. kızgınlığım devam ediyor... seni aramaya karar veriyorum. telefonun çalıyor ve cevap vermiyorsun… saat 23:30 ve cep telefonun kapalı…işte bu kızgınlığımı bir kat daha arttırıyor sana karşı. hemen cebime sarılıp okkalı bir mesaj yazmaya başlıyorum. yazıp yazıp siliyorum mesajları. sanki içime mi doğdu ne…sonunda parmaklarımdan şu çıkıyor: “ bu kadarını da hak etmedim ama. peki…” gönderiyorum. yarın sabah mulaka görürsün. hatta gece bile ulaşabilir sana mesajım. tıpkı bazı akşamlar, bazı geceler veya sabah yakını ulaşan mesajlarım gibi…artık uyumalıyım. bu sefer ağlamıycam arkandan….
16 mart 2007. saat 08:05
mesajım ulaştı sana çünkü cebin açıldı…senden hiç ses yok buna rağmen. saat 09:07 telefonum çalıyor. “nailo” yazıyor arayan isminde. elim telefona gidip gigip geliyor..”hayır açmıycam işte” sonra her nedense alıyorum elime ve bozuk sesimle “ efendim” diyorum. ses yok! arkadan insan sesleri geliyor. kalabalık yerdesin. belki cebin yanlışlıkla beni aradı….kapıyorum telefonu. birkaç dakika geçiyor ve seni ben arıyorum. açmıyorsun telefonunu. iş yerimden arıyorum bu sefer. telefonun açılıyor ama ses veren yok. işte o zaman şüphelerim başlıyor. “neler oluyor?” yoksa bir şey mi oldu? arkadaşlarımdan filize aratıyorum iş yerini. “ geleceğini sanmıyoruz, hastanede kendisi” deniyor. korkuyorum, heyecanlanıyorum. telaşlanıyorum. içime bir bıçak darbesi vuruluyor ve kanıyorum….hemen en yakın arkadaşın cavit ağabeyi arıyorum.o da doğruluyor hastanede olduğunu. dün gece rahatsızlanmışsın ve hastaneye yatmışsın. kalp krizi geçirmişsin ve seni yoğun bakıma almışlar.bunları şu an yazmak ne kadar da rahat. oysa bir de o an yazabilmek var…”kalp krizi ve yoğun bakım” ve tabii sen! içimdeki acı gittikçe büyüyor. gözyaşlarım sel oluyor ofis masamda.yapabilecek hiçbir şeyim yok.nerede olduğunu nasıl olduğunu dahi bilmiyorum. konduramıyorum bile sana bu yatışı bu güçsüzlüğü. oysa ben seni hep o kocaman cüsseli nailo’m olarak bilirdim. sen hiç hastalanmazdın ki…her şeyin ayakta olurdu. ama diyorlar ki “kalp krizi geçirdi yoğun bakımda” ağlıyorum ağlıyorum ağlıyorum….kendimi tutamıyorum. tuvalete kaçıyorum. duvara yaslanıyorum ve yüzümü kapatıyorum:” tanrım nolur ona bişey olmasın.”
bahar’la konuştum cavit abi hemen yanına gidiyormuş. dua edelim diyor bahar. duramıyorum, kalamıyorum ofiste çıkıp sana gelmek istiyorum ama nerdesin? hangi hastanedesin? bari bunu söylesinler bana. nefret ediyorum şu an oğlundan! göz göre göre sana çektiğim mesajlara bir cevap bile yazmıyor. sadece şunu diyebilirsi “ babam rahatsız şu anda size cevap veremiyecek” oysaki dün akşam ne çok günahını almışım.oysa ki sen o mesajlar telefonuna ulaştığında hastanede canınla uğraşıyordun nailo. asla affetmiycem orkan’ı. senin babansa benim sevdam adam…
iş yerinden izin alıp kaçıyorum adeta. ne yapsam sana nasıl ulaşsam…otobüse biniyor ve eski iş yerime gidiyorum. otobüste gözlerim iki çeşme…başımı yaslayarak gözlerimi kapattığımda dünden önce ki günlerimiz geliyor gözümün önüne. ilk tanışmamız…msn ‘de saatlerce konuşmalarımız…radyo programıma konuk oluşun…sana radyodan parçalar göndermem…birlikte sık sık gittiğimiz balıkçı, evim ocakbaşı,hatay restoran, kartalkaya, esentepe, kumluk mangal,fransız sokağı, cafe-shop…tanrım! bu kadar mıydı? gözlerim kapalı gözyaşlarım göz kapaklarımı yarıp süzülüyor yanaklarımdan. derken bahar arıyor:” canım ne haber? “ ağlamaktan konuşamıyorum kızla. dua edelim diyor…neyse kaldığın hastaneyi öğrendim. gebze anadolu sağlık. tek güvencem var, bu hastaneye güveniyorum. iyi bir hastane.belki seni kurtarır. eski iş yerime geldiğimde tüm yakın dostlarıma haber salıyorum. “ nail yoğun bakımda.onun için nolur dua edin” meğer ne çok insan tanımış seni, ne çok arkadaşım benimsemiş. telefonlar mesajlar susmadı.filiz biraz teskin etmeye çalışıyor. tutamıyorum kendimi hep ağlıyorum. ben bu kadar uzun süre bir teyzemin vefatında ağladım. içim dağlanıyor adeta. aklıma kötü şeyler getirmemeye çalışıyorum. ama kalp bu. teyzemi de o götürmedi mi aramızdan…bitkin durumdayım nailo. her an senden kötü haber alacak gibi panikteyim. ilke aradığında rahatlıyorum. “ üzülme bitanem. birlikte hastaneye gidelim.” diyor. “gidelim nolur canım” diyorum. internetten hastanenin krokisini çıkarıyorum. filiz kahve yapıyor bana. öğlen yemeği yemedim. saat 15 oldu ve aç değilim.hastaneyi aramak geliyor aklıma. şansımı bir deneyim, belki bilgi verebilirler durumun hakkında. operatör beni sana bakan hemşireye bağlarken o 3-5 saniyelik anda nasıl da heycanlandım nasıl da korku dolu anlar yaşadım…”tanrım ya kaybettik “derse…hemşirenin gür sesiyle kendime geldim. “efendim buyurun” ne kadar dil döktüysem o inatçı hemşire senden hiçbir haber vermedi. birinci dereceden yakının olmam gerekiyormuş! öyle mi nailo? ben senin birinci derece yakının değil miyim? gel de bunu o inatçı hemşireye söyle.” yurt dışından arıyorum, kardeşiyim” desem de yemediler. hemşirenin “ 216 ne zamandan beri yurtdışı alan kodu oldu” o an şu görüntülü teknolojiden nefret ettim. eğer eski telefonlar olsaydı belki hemşireyi atlatabilirdim…”nolur diyorum, bana iyi olup olmadığını söyleyin nolur..” ağlıyorum telefonda. hemşire kadın o kadar alışmış ki bu tür telefonlara gayet ciddi ve kararlı tavrıyla “birinci derece yakınlarından haber alabilirsiniz” diyor.bunlar seni bana da göstermezler o halde.. diyordum di mi sana “ ben senin hayatında beşinci sıradayım.” diye. şimdi dış kapının mandalı gibiyim. ben onun sevdiği kadınım diyemedim işte.. birinci derece yakınlar: oğlun, eski eşin, hatta belki asistanın gül, nadir abin…nadir abi! birinci derece yakının. evet onu aramalıyım. bana bir tarihte ağabeynin cv’sini vermiştin. balki oradan telefonuna ulaşabilirim.doğru izdeyim. iş yerimi arayık refik’ten rica minnet arkamdaki dolabı boşalttırıyorum. tüm kağıtlar tekrar tekrar taranıyor ve sonunda nadir ağabeynin cv’si bulunup oradan telefonu alınıyor. elim titreyerek arıyorum. her şeyi göze alıyorum. nadir abi tanıyor olmalı beni. birlikte sen ben bostancı’da berkay cafe’de oturmuştuk ya. nereden bilecektim ki o kare şimdi ne çok işime yarayacak…nadir ağabeyle korku ve heyecanla konuşuyorum. kötü haberi almamak için neler vermem ki…”merhaba. nail dün gece epey ciddi rahatsızlandı. kalbi durdu, tekrar çalışırıldı. şu an uyutuluyor. beyinde pıhtılaşma var. şu an iyi gibi” bu haber bile dünyalara bedel biliyor musun nailo? senden haber aldım. hayattasın!!!! uyu sevgilim rahat uyu.
dayan nolur. güçlü olmalıyız eso derdin. hadi sıra sende.
17 mart 2007
nailo,
nasılsın acaba? bu gece hiç uyuyamadım. saat başı uyandım ve aklımda sen. seninle dalmışım uykuya seninle uyanıyorum.sabah yakını saat 5. ilk kez sabahın köründe gözlerim doluyor ve yatakta bir oyana bir bu yana dönüp duruyorum. beş dakikada bir de saata bakıyorum. kötü haber olsa heralde bana da ulaşırdı.ama ya sabah yakını bişey olduysa...ya şuanda...oooffff oofff! ulan nailo iyi gününde de ağlattın beni kötü gününde de...ağlıyorum, tutamıyorum kendimi. saat 05:30 oldu. sanki 3 saat geçmiş gibi geldi bana.ağlarken zaman hiç geçmiyor. niye geçecekse...uyuyamıyorum. gece sana bol bol dua ettim. ve hala ediyorum. ben hayatımda bu kadar çok dua ettiğimi hatırlamıyorum. ulan nailo senin sayende ermiş olucam. ağlıyorumm...içimi çekerek ağlıyorum. gözyaşlarımı yorganıma siliyorum. "hayır ağlamıycam. sen beni görseydin kesin kızardın. istemezdin ağlamamı dimi. dayanamazdın ki zaten. "
"ağlama kız içim parçalanıyor ağlama..." her zaman zırıl zırıldım karşında...ama kızdırıyordun sen de beni napiim. bağırmadığıma şükret. sessiz sessiz ağlıyorum işte. ne sulu gözmüşüm tanrım. az önce bana mı bişey dedin? sanki sesini duydum" esoo yapmaaa. ben iyiyim, üzme kendini kızım. iyiyim ben bak iyiyim." içime sanki su serpildi bu hariçten sesle. deliriyor muyum ne...
nailooo nolur gitmee. bak söz seninle ordu'ya gelicem. lütfen gitme, kal. bak canından çok sevdiğin kara kartalından olucam.beşiktaşlı olmayan kalleştir anasını satayım. bak söz bir daha sana " neden aramadın? niye geç geldin? neden mesajıma cevap vermedin? gibi küçük kaprisler yapmıycam nailo. nolur gitme. istersen 1 yıl arama ama yeter ki nefes al.
dün kayahan'ın son albümünü aldım. sen onu çok seversin. açtım dinliyim dedim ama kapadım hemen. adam manyak, beni daha çok ağlatıyor yahu:
neler yaşadım şu hayatta
sen benim tek hatıramsın
hiçbir zaman doymadım sana
doyamam bin yıl daha yaşasam da
günlerden sen aylardan sen....
yıllar zaten sensin
nasıl ayrılacağız biz seninle
ömrüm bin yıl olsa da doyamam sana
ellerin ellerimde olsun daima
beni sen uğurla son yolculuğuma
en kırmızısından bir karanfil olsun
aç perdeleri kalbim ışıkla dolsun
gözlerim gözlerinin içinde kalsın
söyle karanlığa söyle şarkımızı
ben hiç kıyamam gözyaşlarına
melekler hiç ağlar mı bebeğim
yasla başını yasla göğsüme..lütfen lütfen
yolumuz ayrılmadan
günlerimiz dolmadan
kader bizi ayırmadan
sarıl biriciğim
öyle hüzünlü bakma bakma kar tanesi
bu defa götüremem yanımda seni
aklım sende kalır sakın ha ağlama
iyi geceler der gibi uğurla beni
en kırmızısından bir karanfil olsun
aç perdeleri kalbim ışıkla kalsın
gözlerim gözlerinin içinde kalsın lütfen
…………………………..
bütün kelimeler yetersiz şu anda
ve söylenecek ne çok şey var aslında
bir tek seni sevdiğimi bilmen yeter…
saat: 10.00
nailo'm,
güneşli birgün. iyi haberlere mi gebe acaba?
şimdi nasılsın nailo? ben biraz daha iyiyim. ağlamamaya sakinleşmeye çalışıyorum.dostlar arayıp soruyor seni. mina kızın da hep yanımda.” ah kıyamam ona ben.dua edelim hep edelim iyileşecek eminim" diyor. sen iyileşince yine mantı yapacakmış sana. şöyle güzzel bir çilingir sofrası kurarız evimizde diyor" ama yooo çilingir sofrası yasak! bundan böyle sigara rakı ve yağlı yiyecekler yasak sana.ilaçlar zamanında içilecek bayım. ısrar edemezsin. senin bu yaptığına intihar etmek denir.
ne güzel uyuyorsundur şu an. ne rahatsındır kimbilir. horlamıyorsundur hatta. nasıl horlıycaksın ki yoğun bakımdasın...sana orda iyi bakıyorlar mı acaba? keşke bu yazdıklarımı sana sesli söyleyebilseydim. belki duyardın beni.belki bir tepki verirdin.elini elime alsaydım.saatlerce kalsaydım öyle.uyandığında ilk beni gör isterdim biliyor musun? ama birinci derece yakının değilim! bana bak nailo sen bir iyileş beni birinci derece yakın yapmazsan ben sana yapacağımı biliyorum...
öğlen abini aradım tekrar. dün akşam üzeri tekrar kalbin durmuş. sonra tekrar düzelmişsin. bu sabahsa güneş ışığına göz kırpmışsın. -tabii öyle değil ama ben öyle yorumladım-gözüne ışık gelince gözünü büzmüşsün. bu iyi bir belirtiymiş. ışık sadece ışık diyordu goethe' de...vay canına!
bugün beşiktaş'ın maçı yoktu merak etme.turkcell süper lig'in 25. hafta mücadelesinde galatasaray, konya atatürk stadı'nda konyaspor ile 2-2 berabere kaldı. fenerbahçe, bursa deplasmanından 3 puan alarak maç fazlasıyla en yakın rakibiyle arasındaki puan farkını 9'a çıkardı.
biraz önce bahar aradı. cavit abiyle dışardalarmış. senden haber gelir diye tanımadığım her telefonu açıyor oldum artık..nasıl olduğumu sordu. baharın sesini duyunca yine korktum. aklıma kötü şeyler geldi. iyi şeyler düşünmeliyim oysa ki...."nail'e mektup yazıyorum" dedim. "ne mektubu" dedi şaşırdı tabii.anlatmaya çalıştım umarım anlayabilmiştir. sana bu şekilde ulaşacağımı düşünüyorum. hani derslerde öğrenmiştim ya."düşüncenin gücü" telepati kurmaya çalışıyorum bir nevi. eğer başarılı olursam tüm danışanlarıma bu yolu önericem: mektup yazın...baharla konuşurken tekrar ağladım. " sakın birbirinize kötü davranmayın.aramadın sormadın bilmem ne demeyin bahar.şu anın değerini bilin ve sımsıkı sarılın birbirinize" dedim. cavit abinin ağladığını söyleyip telefonu kapadılar. sanırım sesimi dışarı vermişti...
nailo üşüme oralarda. üstünü iyi örtsün o acımasız hemşire.sıvı yiyecekleri severdin bak sabah-öğle-akşam serum yiyorsun!
gelemiyorum nailo. bana kızmadın dimi? başında bir dolu insan varmış. acaba sorsalar sana birinci derece yakın mıydı onlar? söyle nailoo kim birinci?
hindistan diyarlarından selam var sana. deniz kızı sana dua ediyor şu an. onca dualar da seni yaşatmazsa desene tanrı bu aralar izinde.sana şu an her dinden dualar ediliyor.tütsüler mumlar yakılıyor. nolur gitme nailo. dayan kocca adam!
18 mart 2007
bu sabah da güneşle uyandık. pırıl pırıl bir güneş var, aç gözünü bir bak.yağmur çamur yok "şimdi gemiyi denize indirmenin tam zamanı" sence. artık uyan nailo’m. uyan da gör günışığını.bak sabah oldu. yeni bir gün yeni bir umut…umarım her şey yolunda gidiyor orada. bugün abini arayacağım. iyi haberler alırım umarım.
bugün medi’ye kahvaltıya davetliyim. hani tuzla’ya tersaneye geldiğim hani ben araba kullanırken bana eşlik eden dostum vardı ya o. kahvaltıdan sonra yuşa’ya gideceğiz. senin için dua edicem . uyan nailo, n’olur uyan.
saat:23:00
yuşa sonrası medi’m beni kadıköy’e bıraktı. çarşıda dalgın dalgın yürürken birden atayla karşılaştık.çok sevindim onu görünce. birlikte çocukluk anılarımızın masa altlarına saklandığı marmara kafeye gittik.. abini aramak geldi içimden. dilerim haberler iyidir. ya kötüyse…
haberler kötü. “beyin ölümü gerçekleşti” dendiğinde katıla katıla ağladım telefonda. pztesi saat 13:00’da başında bulunan 4 profesör bir toplantı yapacak ve karar verilecekmiş. hayır hayır inanmıyorum. tanrım n’olur izin vermeyin. yattığı odadan bir yere gitmesin…..uyan nailo hadi uyan. teslim olmak yok!! sen bunu başarabilirsin. neler başarmadın ki…dayan aslanım dayan koçum…
gülümse hadi.” bi öpücük ver eso” dediğini duyar gibiyim.seni hissediyorum. inanmıyorum hayır senin o deha beynin ölemez…bütün dostlar başımda. herkes çok üzgün bak. oooff nailo oof! bu şehir dar geliyor bana. yanına gelemiyorum.göstermiyorlar seni bana.
tanıdığın tanımadığın herkes dua ediyor sana. bir dünya insan sana dua ediyor.müslümanı, hıristiyanı, yahudisi, budisti…
duy beni! yarın sabah güneşe uyanalım. sana “günaydın nailo’m” mesajı çekicem yarın sabah. “günaydın eso’m” yaz olur mu? bu kadar yaz.yeter…
bak gülümsüyorum sana. yanında olamasam da sana ışık hızıyla ulaştırıyorum düşüncelerimi. düşüncenin gücüne inanıyorum. bir gün uyanacağına da…çok bekletme sevgilim.hadi aç gözlerini. bir gör beni. nasıl da açtım kollarımı kocaman seni bekliyorum nailo. koş bana, kaç bana…
yarından umutluyum. gitme nailo, kal. beni yalnız bırakma….
eso
20 mart 2007
nailo,
uyanmadın!
güneşe uyanalım demiştim oysa. uyanmadın. benim aslan yürekli nailo’mun beyni pes etmiş. hala umudum var biliyor musun? sen böyle gitmezsin. uyanacaksın. tıpkı nihat abinin dediği gibi:” ona bişey olmayacak. onunla beraber hastanenin kapısından elimizde rakımızla çıkıcaz. sen de inan bana” bunu söyledğinde sesi titriyordu nihat abi ve ağlıyordu. belki de buna inanmak istiyordu.
uyan nailo uyan uyan uyan uyan….
19:35
hiç haber yok senden. kimse aramadı.
nasılsın acaba? arkadaşlarım yanımdalar. mina da benimleydi bugün. hep seni konuştuk. ne çok güzel günlerimiz olmuş birlikte. ne çok gülmüşüz meğer. gülüp gülüp seni andık..
gitme be nailo. kal be koçum. daha yaşayacak çooook günlerimiz var be abi. böyle yarım bırakma bizi, hadi çık gel aramıza. seni çok özledik.
ağlamıycam söz. şimdi sen olsaydın bana kızardın zaten. “ eso kızım, bu kadar üzme kendini.” ağlamıycam nailo. seni hep gülümseyerek karşılıycam…nailo’m benim pon pon sevgilim.n’olur uyan…
tanrım bir mucize!
eso
22 mart 2007
00:00
hoşça kal nailo.güle güle…
uyanmadın…
bugün cenazen vardı.ne çok insan gelmişti. ne çok insan seni anıyordu rahmetle…
yağmur yağıyordu ve istanbul ağlıyordu sana.gözyaşlarımız sele karıştı aktı geçti bağdat caddesinden. son geçişin oldu caddedende…
askeri bir tören yaptılar sana.deniz inzibatının elinde fotoğrafın gülümsüyordu dostlarına. yara yara geldim yanına. beni görebildin mi? o an nasılda boştu çevren. o an sanki bir sen bir de ben vardık koca galippaşanın bahçesinde. nasıl da bakıyorduk birbirimize…yoo bugün ağlıycam nailo. bugün ıslak bir gün. istanbul ve ben, iki gözü iki çeşme…
güle güle nailo.
tabutunu elimle okşadım hissettin mi? sana öpücük verdim, gördün mü?
güle güle nailo…
fotoğrafını çektim son kez. çok isterdim tabutunu omuzlamayı. ama askerlerin omzunda nede heybetli gidiyordun bir komutan sertliği ve bir o kadar da çevikliğinde.
güle güle komutanım…
cenaze arabana kadar takip ettim seni. her bir kareni çektim bensiz olan.. kemerini bağladılar. çiçeklerle süslediler seni…beyaz bir papatyayı aldım kendime. saklamak için…elimi cenaze arabanın demirine tuttum sana üç kere “ güle güle nailo” dedğimi duydun mu?
araba sağ sinyalini verdiğinde gidiyordun artık. bilinmeyen bir yolculuğa doğru gidiyordun. arkandan koşmak istedim. gidiyordun… git nailo. git git peki…
hayır gitmeee!!. beni de götür …
hoşça kal benim aslan yürekli koca adamım.
hoşça kal komutanım
hoşça kal başkanım
hoşça kal umut.
hoşça kal baba
hoşça kal abi
hoşça kal dostum
elveda sevgilim… (neceflimasrapa, 23.03.2007 01:04 ~ 10:47)
tanrı önce ol dedi insana
tanrı sonra öl dedi insana
aradaki fark iki noktaymış meğer:
olduk ve öldük.