Hatırlarsınız corona dönemi kanal kanal doktorları dolaştırıyorlardı. Bilim kurulundaki her herifin mimiklerine, suratındaki benine kadar ezberlemiş ve tartışmaları anlasak da anlamasak da dinlerdik. Ateş Kara’sından Tevfik Özlüsüne, Oytun denyosuna kadar herkes konuştu, dinledik. Şimdi sıra bizim camia olan jeologlarda. Aradaki en önemli fark; bizim jeolog camiasının ekranları daha çok sevmesi. İşin fonlanma ve rant meselesini ayrı parantezde tutarsak eğer bazıları bilinçli olarak insanların korkuları üzerine oynuyor ve buradan şovmenliğe soyunuyor. Depremin öncesine, anına ve sonrasına dair yürütülebilecek onlarca tartışma varken tüm tartışma “deprem olacak/olmayacak” ekseninde yürütülüyor. Bunun da cevabı iki seçenek olduğu içim camia ikiye bölünüyor. Elinde argümanı olan da görüş belirtiyor olmayan da. Birisi öbürü için bir bok bilmez diyor, öbürü onun ayağı denize değmedi, fayları ne bilsin diyor. İş bununla da bitmiyor bir de tartışmalara inşaat mühendisleri de dahil oluyor. Her kafadan çıkan ses günün sonunda görüntü kirliliğinden öte bir sonuca vardırmıyor. Burada kamuoyundaki gereksiz tartışmaların önünü kesmesi gereken kurum devlettir. Buna dair bilim kurulu mu oluşturur, yetkili heyet mi oluşturur bilmem, el atması gerekir. Sonuçta deprem olacak demenin de, olmayacak demenin de bir maliyeti var. Fakat sözde kaç bin yıllık devlet aklının en kötü şarta göre bugüne kadar çoktan kendisini hazırlaması gerekir/gerekirdi. Maalesef çok geri kaldık.