Mutluluk Tâneleri.

Konu sahibi son olarak 2589 gün önce görüldü
‎-Ne zamandır seni seviyorum biliyor musun?
Bana ilk defa “keşke yanımda olsaydın” dediğinden beri. Hayır eminim, hoşlanma değil bu. Seviyorum işte.

-Ne zamandır seni özlüyorum biliyor musun?
İlk tanıştığımız günden beri. Bir iki kelime yazman için kafayı yedim.

-Ne zaman senden vazgeçtim biliyor musun?
Hayır, gittiğinde değil. Gidipte dönmediğinde vazgeçtim.

-Ne zaman seni sevmekten yoruldum biliyor musun?
Beni diğerleri gibi gördüğün ve diğerleri gibi olduğun zaman.

*Ve tek söylemek istediğim, ben cidden sevmişim seni. Uzun zaman önce.
 
Hadi dön artık. Bak akşam oldu. Hava karardı. Korkuyorum. Çok bir başıma bıraktın beni. Çok boşladın son zamanlarda. Arayıp sormaz oldun. Hiç mi merak etmiyorsun ne yaptığımı? Hiç mi özlemedin beni? Hiç mi sesimi duymak istemiyorsun? Beni görmek istemiyor musun? Oysa ben seni birkaç dakikalığına görebilmek için, görmekten de vazgeçtim, dakikalardan da vazgeçtim, sesini birkaç saniye duyabilmek için her şeyimden vazgeçebilirim. Neden gelmiyorsun? Tamam gelme, Neden ulaşamıyorum sana? Ne yaptım ki ben sana? Çok mu incittim canını? Çok mu kırdım kalbini? Özür dilerim. Yaptığım bütün hatalar için özür dilerim. Geçmiyor günler. Hayat sensiz çekilmiyor. Her şey boş ve anlamsız geliyor. Bu acıya yüreğim dayanamıyor. Özlem mahvetti beni. Artık yapamıyorum. Hadi dön artık. Sen beni hiç bu kadar bekletmemiştin. Sen beni hiç bu kadar yalnız bırakmamıştın. Sen beni hiç bırakmamıştın ki. Hep yanımdaydın. Ölüm kadar yakındın bana. Şimdi o kadar uzaksın ki. Elimi uzattığım zaman yanımda ol artık. İsmini fısıldadığımda yanımda ol artık. Ne olur bekletme daha fazla. Ne olur daha fazla üzme beni.
Acıyla kıvranıyorum deliler gibi. Seni özlüyorum.
Sokaklar sen kokuyor biliyor musun? Bu koku, her nefes alışımda içime doluyor, ciğerlerimi yakıyor, kanımın akmasını engelliyor. Anlamıyor musun, sensizlik beni öldürüyor? Anlamıyor musun, hayata gözlerimi her açışımda içim burkuluyor, kalbim sızlıyor, sensizlik aklıma geliyor hemen. İsyan ediyorum hayata, yaşamıma; isyan ediyorum sensizliğe, sensiz geçecek saatlere, günlere, haftalara, aylara ve belki de yıllara. Kapıyorum gözlerimi sımsıkı böyle olunca, sanki her şey geçecek gibi geliyor, her şey geçecek ve senle dolu bir dünya yetişecek imdadıma. Senle dolu, özlediğim mutlulukla dolu, içten sevgiyle, samimi itiraflarla dolu. Bitmek tükenmek bilmeyecek sevgi sözleriyle dolu. Aydınlık bir dünya orası. Tabi sen şimdi yaşadığım yerin ne kadar karanlık, ne kadar kasvetli, ne kadar bunaltıcı olduğunu bilmiyorsun. Sensizliğin beni yakıp kavurduğunu bilmiyorsun. Şimdi uzaktasın. Belki sesimi bile duymuyorsun. Çığlıklar atıyorum, haykırıyorum. Hiçbirini işitmiyorsun değil mi? Sana söylediklerimi duymuyorsun değil mi? ..
 
‎"Ölsem daha iyi" dediğimde "Düşüncesi bile kötü, sus" diyen kişi; şimdi yokluğuyla öldürüyor.
 
O gün üzerine sinmiş bir mutsuzlukla dalgaların sesini dinlemeye koyuldu büyük bir sessizlikle. Hayatı boyunca sadece birine ait olmak istemişti. Yalnızdı, korkuyordu, tekrar birine güvenmek ona zor geliyordu.

Martıların çığlıkları eşliğinde gözyaşları süzüldü yüzünden. İçinde biriktirdiği öfkeler vardı. Birine sarılıp içli içli ağlamak istedi ama yapamadı. Yanında kimse yoktu. Üşüyordu. Çenesi titreyerek uzaklara daldı. ” Acaba ne yapıyordur şimdi?” diye düşündü içinden. Göğüs kafesindeki ağırlığı yine hissetti.

Ailesinden, arkadaşlarından göremediği sevgiyi bir adamda aramak istemişti sadece. Sevdiği adam, onu düşünmekten çoktan vazgeçmiş hayatına devam ediyordu. Ama o, günün her dakikasında sevdiği adamı düşünerek kendini harap ediyordu. ”Keşke yanımda olsaydı, belki üşüdüğümü hissetmezdim” diye geçirdi içinden. Bir sigara yaktı. Sigara dumanı gökyüzüne doğru giderken hayallerininde gökyüzünde birer birer kaybolduğunu fark etti o an.

Uzaktan gemiler geçiyordu sessizce. Rüzgar saçlarını dağıtıyordu. Yüzü ağladığı için ıslanmıştı.Yaralarını saracak birini istiyordu sadece. Hayatın acımasızlığına küfür yağdırdı içinden. Her şeyden, herkesten nefret etti o an.

Boğazına yerleşen yumruyla yaşamasını bir türlü öğrenememişti. Etrafındaki adamları hep onun yerine koydu. Onun kadar çok sevmesini istedi ama hiç kimseyi o adam kadar çok sevememişti. Kimseyi onun yerine koyamadı. O, onun için daima tekti.
 
Hey sen! Sevdiğim adamın sevgilisi. Havalar soğudu malum, onun hasta olmasına asla izin verme. Gözlerinin içine de bakmayacaksın! Hasta olduğunda sen değil annesi bakacak! Sen aradığında koşarak telefonuna koşacağını da sanma! Ben şizofren değilim, hâlâ beni seviyor o. Anlıyor musun?
 
Ben sana sıkılmadan hergün her dakika bakabilirim. Elini,tenini,kokunu her saat her dakika hissedebilirim.. Hemde hiç sıkılmadan. Ben senden başkasını istemem sadece sen ol isterim. Senin gülüşün sıcaklığın herşeye yeter. Varlığın bile bana yetiyor yanımda olmasanda. Kısacası uzatmadan söylemek istediğim şey; seni çok seviyorum.
 
Ben, seni sevmeye devam ettiğim için kendimden nefret ediyorum. Sana hala ağladığım için kendimden nefret ediyorum. Hiçbir zaman gelmeyeceğini bildiğim bir mesajı beklediğim için kendimden nefret ediyorum. Değmeyecek birine üzüldüğüm için kendimden nefret ediyorum. Tüm bunlara karşı senden nefret edemediğim için kendimden nefret ediyorum. Yani diyorum ki senden de nefret etmeden dön artık.
 
‎+ Gelmedi mi hâlâ ?

- Yok, gelmedi. Gelmeyecek ya bilmez miyim onun huyunu... O gittiği yerlerde hep oyalanır, yine gecikecek.

+ Ya çok geç gelirse ? Hâlâ bekleyecek misin? Hiç mi gurur tanımıyorsun?

- Ben ona karşı yüzsüzüm. Gururu çok iyi tanırdım, taa ki onunla tanışana kadar. Düzenimi altüst etti, evet. Ya çok gecikirse demiştin değil mi? Nasıl desem... Son günümde azraili bekler gibi, gülmek için palyaçonun gelmesini beklemek gibi, ağlamak için birinin bana mendil vermesini beklemek gibi... Evet her şey onun bana gelmesi gibi.. BEKLİYORUM.

+ Ya hiç gelmezse ?

- Hayır, hayıır gelmeli. Ben onsuz ne yaparım? Kafayı yerim bu evde. Hayıır olmaz öyle şey.. Olmamalı!

Hiç mi sevmiyor beni ? Bu kadar gaddar olmamalı, kalpsiz değil ya o! Tımarhaneye kendi elleriyle beni koyacak değil ya!

Günler geçti, aylar, yıllar, asırlar...

GELMEDİ O

Ben şimdi mutluyum, evet mutluyum.

Hatta benimle konuşan bir çiçeğim var. Sonraa her gün suladığım bir kedim dahi var.

Hayııır, hayıır ! Ben kafayı yemedim! O gelmeliydi!

Heey! Sana diyorum. Ne yani ben duvarlarla mı konuştum?!
 
Tam unuttum derken birşey olur, bir şarkı çalar, biri onun gibi güler, birisi parfümünü sıkıp onun gibi kokar, bi kitap ya da film gözüne takılır saatlerce düşünürsünya, belki bir kahkaha duyar o sanarsın kimse bu kadar içten gülemez dersin veya birlikte gittiğiniz biyerin önünden geçersin, biri sana onun hitap ettiği gibi hitap eder ya da bu yazıyı okuyunca aklına biri gelirya.İşte insanın tüm unuttuğu boşa gider.
 
Bugünde hava soğuk. Bilirsin benim buralarda mevsim herzaman kışdır. Ve ben biraz soğuğu hissetsem hemen üşürüm, tenim soğukluğa gelemez, kırılır dökülür hasta olurum.
Yine hasta oldum.
Yatağımın en sıcak köşesine kıvrıldım camdan seni seyrediyorum.
Yıldızların arasında yalnız bir yıldız buldum, ona senin ismini verdim. Beni arıyorsun, o yüzden diğerlerinden uzaksın.
Biliyorum,
pes etmeyeceksin,
biliyorum benden hiçbir zaman vazgeçmeyeceksin. Öylece beni arayışını seyrediyorum. Bazen bana yaklaşıyor gibi oluyorsun veya arada bir kayboluyorsun fakat oralardasın, benim buralarıma uzak olsan bile biryerlerde beni düşünerek nefes alıyorsun.

Çayımın sıcaklığı olup hastalığıma iyi geliyorsun. Çatlamış dudaklarıma, kurumuş ellerime merhem oluyorsun. Yastığım kokuyorsun, boşluğuna sarılıyorum. Isıtıyorsun beni, saçlarının kokusu oluyorum. Kokunu seviyorum. Beyaz kokuyorsun. Umut kokuyorsun. Huzur kokuyorsun, kirpiklerimden öpüp uykularım oluyorsun.

İçimdeki siyaha rağmen beni seviyorsun. Beyazını gri yapışıma rağmen beni seviyorsun. Seni kirletiyorum, kanatıyorum ağlatıyorum ama sen beni seviyorsun. Babamın eksik bir yanını taşıyorsun. Beni affedişini seviyorum. Sessizliğini seviyorum.
 
Beni bana rağmen seviyorsun,


seni kendime rağmen seviyorum.
 
Unut onu. Unut. Adını unut demiyorum. Sadece hissizleş. Onun adını duyduğunda sadece gülümse. Sesini duyduğunda o var burada diye yolunu değiştirme. Aksine, ona selam vererek geç, kokusunu duyduğunda, farklıymış de. Unut kokusunu. Sana yaptıklarını da unut. Söylediklerini de. Sen bunu yapmadıkça sevemezsin ki kimseyi. O hayatını yaşar. Bunu yapmanın sana hiçbir faydası yok anladın mı? Sadece üzülürsün. Ve sen, üzülmeyi hak eden biri değilsin. Toparlan artık. Etrafına bak. Ya senin için ağlayanları, arkana bakarak yürüdüğün için görmüyorsan? Onlara bakmayı dene biraz, dediğimi anlarsan mutlu olursun. Mutlu olursan, iyi olur işte..
 
Çok şey istemiyorum aslında. Sadece yanımda olmanı istiyorum. Bütün günü birlikte geçirelim , seni daha çok sevmek istiyorum. Kahkahanın dibine vuralım istiyorum. Kahkahalarımızı fotoğraflarla ölümsüzleştirmek istiyorum. Bizi hep gülerken hatırlamak istiyorum sadece. Sana sarılıp kokunu içime çekmek ve seni sevdiğimi kulağına fısıldamak istiyorum. Dertlerimizi kuytu köşelere hapsetmek , birlikte yeşerttiğimiz umutları özgür kılmak istiyorum. Çok şey istemiyorum aslında. Sadece seni doya doya yaşamak istiyorum. ~
 
İnsanlar ne kadar garip..
Küçücük dünyada büyük oynuyorlar sanki gideceğimiz yer aynı değilmiş gibi hırs bürümüş gözlerini..
Kalp kırmayı kolay sanıyorlar ve sandıkları gibi de oluyor - acımadan kırıyorlar..
Pardon söze başlarken insan mı demiştim özür dilerim.
NEFRET EDİYORUM SENDEN.....
 
Hani bir şarkı vardır herkesin dilinde..
Ve sen sürekli denk gelirsin dinlersin ama kimin söylediğini bilmeden..
Bende sevdim bir gün seni..
Kim olduğunu - ne olduğunu bilmeden sevdim..
 
Büyüdüm ben çok yordun beni ~
 
Seviyorum seni seviyorum
Özlüyorum gizlemeden söylüyorum
 
"Seni hala seviyorum"
Diye bağırmak geçer içinizden... dönemezsiniz.
Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla,
Ne de onsuz...
 
Sevgilim… Bir kalem, bir kağıdın haddine değildi senin için yazacaklarım… Ne vakit otursam masamın başına, kuramıyordum naif cümlelerimi… … Ve anladım ki, insan hayalleriyle yazabiliyormuş aslında… Yürürken, mesela… Vapurdan boğazı izlerken, kaldırım taşlarını sayarken… Çekerken ciğerine sigarasını şöyle içli içli… Anladım, ben sana bu satırları yazarken… Ve böyle sözden söze atlamak âdetim değildir… Bilmem, neden böyleyim? Ve sen “Ben Don Kişot’um” derdin bana… Kiminle savaştığını bilmediğini adam akıllı, mücadelenin sonunun neye varacağını… Yine de “Olsun” diyordun… “Ne olacaksa olsun, kabulümdür…” O vakit, utanırdım yüzüne bakmaya… Yel değirmenlerine bile savaş açacak kadar mangal yüreğine… Hayran olurdum…
 
Geri