RüzGaR'
Üye
-
- Katılım
- Haziran 16, 2011
-
- Mesajlar
- 801
-
- Tepkime puanı
- 1
-
- Puanları
- 268
-
- Yaş
- 32
-
- Web sitesi
- www.forumbahane.net
Afgan milleti ile menşei Orta Asya olan ecdadımızın arasındaki münasebetler ve uhuvvet rabıtaları pek kadimdir. Tarih kayıtları Afganlı ve Türk büyükbabalarımızın bugünkü siyasi hudutlarımızın haricindeki sahalarda dahi devlet kurmakta yekdiğerine halef selef olduklarını göstermektedir. (20.05.1928)
Ama biz de çökmeye mahkumuz. Hem de aynı sebepten!.. Gerçi Akdenizin, Kızıldenizin, Hint Okyanusunun eteklerindeyiz ama herhangi bir denize açılacak kudretimiz yok. Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı, kara kuvvetlerini getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karşı asla savunamayız!
Anadolu’yu gözönüne getirmenizi rica ederim. Anadolu; bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor. Bu hücumların umumi hedefi bütün Şark’tır! Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefis müdafaası etmektedir. Anadolu bu müdafaası ile yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor. Belki bütün Şark’a müteveccih hücumlara set çekiyor! Bu hücumlar elbette kırılacaktır! Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. İşte ancak o zaman Garp’te, bütün cihanda hakiki sükun, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürecektir! (18.10.1921)
Ancak devlet ferdin yerine geçmemeli, ferdin şahsi faaliyeti ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her yönden olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel meydana getirmemek demokrasi prensibinin mühim esasıdır. Kişiliğin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını oluşturur.
Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Avrupa ülkelerinde duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaşmıştır! Ve bu yoğunlaşma yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Nihayet "Türkiye'yi ıslah etmek", "Türkiye'yi uygarlaştırmak" gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine sızmışlardır! Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.
Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır! Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlenmişlerdir.
Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vaziyeti gözönüne getirilirse, filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür. Azerbaycan’ın bu mevki-i mahsusu vazifesini pek mühim kılmaktadır. (18.10.1921)
*********************************
Bağımsızlık, benim karakterimdir.
Balkan Birliği’nin temeli ve hedefi karşılıklı siyasi müstakil mevcudiyete saygı ile dikkat ederek, iktisadi sahada kültür ve medeniyet vadisinde teşrik-i mesai eylemek olunca, böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez. (25.10.1931)
Balkan milletleri bugün Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye gibi müstakil siyasi mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bütün bu devletlerin sahipleri olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır. Denebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti dahil olduğu halde, son asırlarda vücut bulan bugünkü Balkan devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının tarihi neticesidir. Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şamil müşterek bir tarihi vardır. Bu tarihin elemli hatıraları varsa, onlara sahip olmakta bütün Balkanlılar müşterektir. Türkler’in hissesi ise, daha az acı olmamıştır.
Bana insan üstü bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.
Baylar, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde hiçbir değeri, saygınlığı ve onuru kalmamıştı. Uluslararası hukukun dışında bırakılmıştı. Sanki güdüm ve kısıtlama altına alınmış sayılıyordu.
Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923)
Ben Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yı istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar, asfaltlar ve binalarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz, yakında olacak…
Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklal bence bir hayat meselesidir! (24.01.1921)
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir!
Benim, Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için, yüzde yüz elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların, dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü, gerçekte bu temel haklar güçle, hak edişle ve eylemli olarak alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntemine göre yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açıktı ve doğal haklarımıza dayanıyordu. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için, gücümüz de vardı; gücümüz de yeterliydi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak kanıtlamış olmamızdı.
Binaenaleyh Cenab-ı Hakk’ın milletimizi meftur kıldığı istidat ve kaabiliyeti azami derecede inkişaf ettirmek ve memleketimize bahşeylediği bilcümle kuvvet ve servet kaynaklarından azami surette istifade için bundan böyle hiç bir fırsat ve vakti ziyan etmiyerek çalışmaya mecburuz. (06.12.1922)
Bir an için bütün bu maziye gömülmüş olan hatıralardan sarf-ı nazar etsek bile, bugünün hakiki icapları, Balkan milletlerinin devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir.
Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır. Beni bırakınız ki fırkamın lideri olarak Balkanlar’da bir seyahat yapayım. Balkan devlet adamlarıyla konuşayım ve efkarı umumiyeyi hazırlayayım. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği kurulabilirse,bir Avrupa Birliği’ne yol açılabilir. Batı devletleri de er geç birleşmiş olacaklardır. Evet,bir Balkan Birliği ve sonra da Batı Devletleri Birliği beşeriyeti ve ulusları, görünür görünmez felaketlerden koruyabilir. Yoksa insanlığın başına gelecek sefalet ve ıstıraplara ölçü yoktur. Dünya bir uçuruma doğru gidiyor…
Bir devlet ki, kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz, gümrük işlemlerini, resimlerini memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten uzaktır... Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz... Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez! (17.02.1923, İzmir İktisat Kongresi)
Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Ve silahlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz! (Suriye’de dağıtılan bildiriden)
Bir gün bana
- Programınız nedir? diye sorulduğunda Napolyon’un;
- Ben yürürüm. Programım kendiliğinden çıkar, dediğinin hatırlatılması üzerine
- Ama o türlü giden sonunda başını Saint Helen kayalarına çarpar… yanıtını vermişti.
Bir gün gelecek, ben, hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkilapları başaracağım. Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demagoji mahsulü değildir. Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür. Saltanat ortadan kalkacaktır. Devlet mütecanis bir unsura dayanamayacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır. Batı medeniyetine döneceğiz. Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden alfabe seçilecektir. Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır. Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…
(Ivan Manelof ile Selanik’te yaptığı konuşmadan/1906)
Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler.
Bir keresinde İsmet Paşa’yı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa benimle görüşmek istediğini söylemiş. Telefonu bana verdiler:
- Beni aramışsınız, buyurun.
- Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani geri çekilme gerekirse yönümüz ne olacaktır?
Çok sinirlenmiştim, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana:
- Paşa, paşa, gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir, dedim...
Bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi; mutlaka o milletin hürriyet ve istiklale sahip olmasiyle kaimdir. (1921)
Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.
Bir Türk cihana bedeldir!
Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur.
Bir ulusun doğrudan hayatıyla, yükselişiyle alçalışıyla ilişkili olan ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve alçalış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. (08.02.1923)
Bir ülkenin, bir ülke halkının, düşmandan zarar görmesi acıdır. Ancak, kendi soyundan, tanıdığı insanlardan vefasızlık, yıkım görmesi ondan daha acıdır. Bu, yürek ve vicdanlar için büyük acıdır.
Bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden söz etmiyoruz. Zira birleşmenin böylesi, zayıfın kuvvetliye esir olması demektir. (02.01.1931)
Birlik ve emelde kararlı olan ve israr eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir. (1927)
Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen amaçlarıyla Türk milletini emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz! (20.06.1920)
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz!.. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler.
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş milletiz. Ben şahsen bu vasıflara çok önem veririm. Bu vasıfların kendimde varlığını iddia edebilmek için, milletimin de aynı vasıflarla nitelenmesini şart ve esas bilirim!
Bizde bugün geniş ölçüde bir iktisat inkılabı gerçekleştirmek için araçların ihtiyaca nispetle istenilen derecede bulunmaması, Devlet’i vakit kaybetmeksizin memleketin iktisadi gelişmesinin gerektirdiği tedbirlerle fiilen alakadar olmaya mecbur kılmaktadır.
Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler akla gelirse hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten gelmiştir.
Bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru, hakikaten çok kahir idi... Rakiplerimiz bu suretle inkişafa müsait sanayimizi mahvettiler!.. Ziraatimizi de rahnedar eylediler!... (Mart 1922)
Bizim nokta-yı nazarımız hakimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Bizim milletimiz heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur. (02.08.1920)
Bizim takip ettiğimiz devletçilik ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle iktisadi sahada devleti fiilen ilgili kılmaktır.
Bizim telakkimize göre, siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. (1930)
Boğazlardan vazgeçemez misiniz? Adalar denizi sahilinde Yunanlılar’a bazı imtiyazlar ve Fransızlar’a bazı imtiyazlar vermek, sizi sarsmaz zannederim..." Bu sözleri bana sarfeden Kafkasya’da mümessil olan Rawlinson adında bir kaymakamdır! Görülüyor ki, İngilizler bize karşı dostluk temini teklif ettikleri zaman, bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarının temin için istemişlerdir. Yoksa bizim menfaatimize ait hiç bir teşebbüsleri olmamıştır! (24.04.1924)
Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki işte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri, bir türlü onaylamadıkları da budur. (18.03.1923)
Bu devletin dayandığı temeller istiklal-i tam ve kayıtsız şartsız milli hakimiyettir! (05.02.1923)
Bu kadar kesin bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir.
Bu yurdun gerçek sahibi ve toplumumuzun büyük çoğunluğu köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bundan ötürü, bizim izleyeceğimiz milli eğitim politikasının temeli, önce… bilgisizliği gidermektir... Bir yandan bilgisizliği gidermeye çalışırken, öte yandan da yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve verimli kılmak için gerekli olan bilgileri uygulayarak öğretme yöntemi ulusal eğitimimizin temelini oluşturmalıdır…Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir. (15 Temmuz 1921, Maarif Kongresi, Ankara)
Bugün dünya yollara fevkalade ehemmiyet vermiştir. Deniz yolları, kara yolları vücuda getirmişlerdir. Hatta Avrupalılar deniz yollarından gelerek bize rekabet bile ediyorlar. Nitekim buğday memleketimizde mebzulen yetiştiği halde, yollarımızın olmaması yüzünden Amerika’dan gelen unları yemeğe mecbur oluyoruz. (15.01.1923)
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur ,komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak… Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.
Bundan böyle muharif herhangi bir devletin harb sefinelerinin boğazlardan geçmesi memnudur! (01.11.1936)
Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız... Fakat bu sefer süngü zaferleri değil, ekonomi ve ilim ve irfan zaferleri olacaktır... Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecek zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım... Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.
Bursa ziraat memleketidir, sanat memleketidir, ticaret memleketidir, şifa memleketidir. Bursa malik olduğu tabii mahasin ve bedayiiyle ferah ve neşat memleketidir. (11.09.1924)
Bütün dünya bilmeli ki karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.
Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir! (03.01.1922)
Bütün tayyarelerimizin ve motorların memleketimizde yapılması, harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. (01.11.1937)
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.
*********************************
Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki millet istiklaline sahip olmuştur. Filvaki, yalnız askerlikçe galebe etmek kafi değildir. Memleketimiz hakkında siyasi emelleri besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak veçhile siyaseten, idareten ve iktisaden kuvvetli olmak lazımdır!
Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır.
*********************************
Çizdiğimiz hudut haricinde kalan dindaşlarımızla, aynı hudut dahilinde asırlardan beri vatandaşlık ettik. Bu kardeşlerimiz Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Şark’ta kendi dahillerinde muhafaza-i mevcudiyet ve temin-i istiklal için sarf-ı mesai ediyorlar. Bütün bu İslam parçalarının mazhar-ı istiklal olmaları alem-i İslam için ne büyük bahtiyarlık olur. (28.12.1920)
*********************************
Demek gaye hür olmaktan ibaret değilmiş! İş yüzmeyi öğrenmekte ve kurtulmanın çaresine bakmaktaymış. İşte meydan! Ordu vazifesini yaptı. Memleketin ilim ve irfan erbabı, mebusları, iş adamları re’sikara geçtiler. Kendilerini göstersinler. Bu vatanı hür ve mesut bir hale getirsinler!
Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. Demiryolları inşaatı siyaseti hedeflerine ulaşmak için durmadan ve başarı ile tatbik olunmalıdır. (1.11.1937)
Demiryolu ve karayolu ihtiyacı kendisini memleketin bütün ihtiyaçlarının o kadar başında duyurmaktadır ki, hiç bir hayal ve tasavvur peşinde aldanmadan memleketin bütün özkaynakları ve evlatlarının gücü ile işe devam etmek mutlaka lazımdır.
Derhal bildirmeliyim ki, ben iktisadi hayat denince ziraat, ticaret, sanayi ve imar işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım.
Devlet biçiminde örgütlenmiş bir milletin anayasasında ilk şart adalet bağımsızlığıdır. Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet olarak varlığı kabul edilemez. (1920)
Devlet temel unsur olan çiftçiyi ve çobanı kuvvetlendirmek mecburiyetindedir. Bunu kuvvetlendirmek öyle lafla olmaz! İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve yollara fiilen girişmek lazımdır.
Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler bu kadar değildi. Söz gelimi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Şu halde hayatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? (1923)
Devletin siyasi ve fikri hususlarda olduğu gibi, bazı iktisadi işlerde de nazımlığını prensip olarak kabul etmek caiz görülmelidir.
Devrimler, sizin , sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister... (26 Ağustos 1924-Muallimler Birliği Toplantısı)
Diğer bazı devletlerin ikinci derecede görebileceği ve fertlerin teşebbüslerine bırakılmasında beis olmayan işlerden bir çoğu, bizim için hayatidir ve birinci derecede mühim devlet vazifesi arasında sayılmalıdır! Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin demokrasi esasından ayrılmamakla beraber, devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz hallere, şartlara ve mecburiyetlere uygun olur.
Dine bağlı, din ve devlet işlerini bir arada yürütmeye çalışanlara teokratik idareler denir, bu çeşit idareler eninde sonunda çökmeye mahkumdur. Bugün dünyada bu şekilde idare edilen devletler dünyanın en geri kalmış ülkeleridir. Bunun için, laiklik ilkesini Anayasamızın en büyük ilkelerinden biri olarak kabul etmek ve buna dört elle sarılmak gerekir. Türk gençliğini bu ilkenin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar, bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olanlardır.
Doğu’da ittifak vardır, Batı’da kara ve müthiş bir pençe sürüp gitmektedir! (25.09.1920)
Durum incelenirse görülür ki, Türkiye doğu maneviyatıyla başlayan, batı maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyor. Batıya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamiyle soyutlanıyoruz! Hiç şüphesiz ki, bundan milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!
Dünya yüzünde Türkten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.
Dünyada müstakil bir devlet tasavvur olunabilir mi ki içişlerine henüz düşman sıfatını haiz olanların değil dostlarının dahi müdahalesine müsamaha etsin? (18.06.1922)
Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik yaptıkları ve asırlarca beraber yaşadıkları tarihte görülmüştür. Bizim Balkanlar’da kurmak istediğimiz Birliğin tarihte geçmiş birliklerin çok fevkinde olmasını isteriz. Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı yalnız geçici politika esaslarında kalmaz! Bunun esas temel taşları lazımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun! (27.03.1937)
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.
Düşmanım düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Düşmanlarımız çetindir. Memleketimizi bir müstemleke haline getirmeye çalışıyorlar. Bizim mücadelemiz bitmemiştir. Asıl sulhten sonra elbirliği ile çalışmayı elden bırakmamak gerekir. Karşımızdaki düşmanlar böyle çalışıyorlar! (16.01.1923)
Düşmanlarımızın emellerini yakından biliyoruz. Düşmanlarımızın bu emellerini elde etmek için, amaçlarına ulaşmak için keşfettikleri en güçlü araç yine bizi birbirimize çarpıştırmaktan ibaret olmuştur! (24.04.1920)
*********************************
Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yanlız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.
Eğer ecnebi düşmanlığından o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa... Evet, bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir. Evvelce size açıkça söyledim: henüz güvenimiz tam değildir! Türkiye’de bulunan ecnebi teşebbüslerin, ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar, bütünüyle ortadan kalkmış değildir!
Eğer vatan denilen şey kupkuru dağlardan, taşlardan, merzagi sahalardan, çıplak ovalardan; ve vatan şehirler, köylerden ibaret olsaydı O’nun zindandan hiçbir farkı kalmazdı!
Eğitilmiş ve uzman anneler, çağdaş modern toplumu getirir.
Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir. (1 Mart 1923’deki TBMM)
Ekonomi demek, herşey demektir... Yaşamak için, insan varlığı için ne gerekse onların tümü demektir!.. (17.02.1923)
Ekonominin gelişmesinde en başta gerekli olan yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaşım vasıtaları milli varlığın maddi ve siyasi kan damarlarıdır! İftihar ve güç vesileleridir.
Ellerimiz deniz kıyısında zincirlerle bağlı bir halde bulunuyor ve “Ah bir kere hür olsak da, şu denizde bir yüzsek!” diyorduk. İşte bugün hürriyetimizi aldık, zincirlerimizi kırdık. Yüzmemize bir mani kalmadı. Fakat bir türlü suya giremiyoruz. Dalsak ta, yüzme bilmediğimiz için batacak, boğulacağız.
Emperyalist kuvvetler; milletimizi hukuk, haysiyet ve istiklalden mahrum ve bunları gayr-ı müdrik bir hayvan sürüsü telakki ettiği için, böyle bir sürünün elinde sonsuz tabii kaynaklara malik kıymetli ve geniş bir memleketin bırakılmasını tabii caiz görmezlerdi. Onların telakkisine göre bu memleketi parçalamak ve bu memleketteki insanları esaretleri altına almak lazımdı. Harb-i Umumi’nin neticesiyle hasıl olan fırsattan istifade ederek, mütareke ile milletin ve ordunun elinden silahlarını aldıktan sonra fiiliyata girmişlerdir. Bir taraftan da dahilde bulunan gafil ve hain kuvvetler, memleket ve milleti adeta bu hariç kuvvetler gibi telakki ediyorlardı. Binaenaleyh onların dahi mesaisi, en hain düşmanların mesaisi mahiyetinde tecelliyatını göstermiştir. Halbuki milletimiz hiç bir vakit düşmanlarımızın telakki ettiği gibi hukukuna, istiklaline yabancı değildir! Bilakis büyük bir aşk ile ve vicdan bağı ile istiklal ve haysiyetine merbuttur! Ve yine milletimiz, dahildeki cahil ve gafillerin ve hainlerin telakki ettiği ve ifade ettiği mahiyette değildir. (13.10.1924)
En gerçek ışık bilimdir.
Endişemiz odur ki, İngilizlerle Bolşevikler Azerbaycan Türk alemi ile bizim aramıza bir Ermenistan dikmek istiyorlar. Bakalım kim galebe edecektir: Sovyetler mi, yoksa biz mi?
Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Büyük küçük her türlü sanayii kuracağız, işleteceğiz! En başta vatan müdafaası olmak üzere en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zarurettir. (16.03.1923)
Enver ve arkadaşları zaten daha önce Türk ulusunu uygunsuz duruma sokmuşlardı. Bu uygunsuz durum ordunun yabancı komutanların eline bırakılması, verilmesidir! Türk ulusunun güçsüz ve kaabiliyetsiz olduğu inancıyla, o heyeti ayaklarına kadar giderek memleketimize davet edenler onlardı. Ben ordunun kayıtsız şartsız bütün sırları ile Alman askeri heyetine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgündüm.
Evvela millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz.
*********************************
Farkında değil misiniz ki, bu memlekette milli bir Genel Kurmay heyeti yoktur. Bir Alman genel kurmayı vardır. O Alman genel kurmayı ki, ilk iş olarak benim gibi dik başlı bir askeri ordudan çıkarmak kararı verdi.
*********************************
Garbın hiçbir vakit affetmeyeceğimiz zalimleri, memleketimiz Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin haysiyetini, istiklalini payimal etmek için verdikleri asırlık kararı en nihayet tatbike koyarken, milletimiz bugün cihana şamil inkılablar ve ihtilaller içinde mevcudiyetini muhafaza lüzumuna kanidir.
Garp alemi, Osmanlı Devleti’ni yıkmak için ortaya Şark meselesi namıyla bir mesele çıkarmıştı. Garp öyle zannediyordu ki, Osmanlı Devleti’ni yıkmakla, onu vücuda getiren asli unsuru da yıkacaktı. (31.01.1923)
Gayrımüslimlerin can ve mal güvenliği için her şeye ötedenberi devletimiz ve ulusumuzca riayet edilmişti. Gayrımüslimlerin yararlandıkları ayrıcalıklar, üçyüz yılı aşkın bir süredir fazlasıyla mevcuttur. (Ocak 1920)
Gençliğe Hitabe:
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.
Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
(20 Ekim 1927)
Gençliğin Ata'ya Yanıtı:
Ey büyük Ata!
Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklal ve Cumhuriyeti'nin ebedi bekçisiyiz.
Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir.
İstikbalde hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir.
Bizler bütün hızımızı senden, milli tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez iman ateşinden alıyoruz.
Senin kurduğun kuvvetli temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her hamle şuurludur.
En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve cumhuriyeti, mevcudiyetimiz esası olarak eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir.
Bu mukaddes emanete yönelen dahili ve harici bütün tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarpacak ve parçalanacaktır.
İstiklal ve cumhuriyetimize kast edecek düşmanlar, en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, milli şuurumuzun ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır.
Çünkü, istiklal ve cumhuriyetimize kast edenler karşılarında binlerce yıllık Türk tarihinin yılmaz evlatlarını, Cumhuriyet inkılaplarının feyizli ve imanlı gençliğini bulacaklardır.
Ey en büyük Türk!
İstiklal ve cumhuriyetimizi korumak mecburiyeti hasıl olunca, içinde bulunacağımız ahval ve şerait ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak; bütün engelleri aşıp, her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Göklerde bizi bekleyen yerimizi almak zorundayız! Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke ve millet elden gider! Halbuki biz Türkler hürriyet ve istiklale önder olmuş bir milletiz.
Görüyorsunuz ki, Balkan milletleri yakın maziden ziyade uzak ve derin mazinin kırılmaz çelik halkaları ile birbirine pekala bağlanabilir! Binbir türlü beşeri ihtiraslarla, dini ayrılıklarla, bazı tarihi hadiselerin bıraktığı dargın izlerle geçmiş zamanlarda gevşetilmiş, hatta unutturulmuş olan hakiki bağların ihya olunmasının lüzumlu ve faydalı olduğu, yeni insani bir devre girdik.
Güzel vatanımızı yoksulluğa ve memleketi yıkıntıya sürükleyen sebepler içinde en önemlisi iktisadi hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur!.. Yabancı devletler şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gösterişli müsaadelerde bulunuyor gibi görünüyorlar, lakin iktisadi esaretle bizi felce uğratıyorlardı... Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi vaziyet alırlar, hakikatte iktisatta elimizi kolumuzu bağlarlardı.
*********************************
Halk Fırkası nazarında halk mefhumu herhangi bir sınıfa münhasır değildir. Hiç bir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumiyetle kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden bütün fertler halktandır. Halkçılar hiç bir ailenin, hiç bir sınıfın, hiç bir cemaatin, hiç bir ferdin imtiyazlarını kabul etmeyen ve kanunları vaz’etmedeki mutlak hürriyet ve istiklali tanıyan fertlerdir. (1923)
Halkçılık, sosyal düzenini, çalışmasını haklarına dayandırmak isteyen bir sosyal sistemdir. Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı emin bulundurabilmek için bütün toplumumuzca, bütün milletimizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşmayı caiz gören bir yolu izleyen insanlarız! (01.12.1921)
Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir! Türkiye bu yanlış zihniyetle malul olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür! Bu düşüş, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiç bir önemi yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türkiye halkı ahlak bakımından da düşüyor!
Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh ki bütün bir vatandır.
Havacılar! Şunu unutmayınız ki, yarının en büyük tehlikeleri havadan gelecektir! Bu nedenle sizler ani gelebilecek olan tehlikelere karşı koymak için daima hazır bulunmaya ve o şekilde yetişmeye gayret edeceksiniz.
Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.
Hiçbir iyi devrim, gerçeği görenler dışında, çoğunluğun oyuna baş vurarak yapılamaz. Uysal ve Asyalılara özgü inanışlara bağlı, sinsi ve sindirici batıl inanışlar, köstekleyici yanlış alışkanlıklarla tekelci güçlerin etkisine sürüklenebilecek yığınlarda iyi devrimler için halkoyu yapılamaz. (11.04.1934-İzmir)
Hiçbir zafer gaye değildir! Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için vasıtadır.
Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir! (1921)
Hürriyet, Türk’ün hayatıdır. Artık Türkiye’de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türk yurttaşları demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır.
*********************************
Irak’a gelince, genel olarak Osmanlı Memleketi’nin bir parçası olmayı kabul ettiler. Biz onlara Suriyeliler’e söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: "Kendi dahilinizde kendi güçlerinizle kendi varlığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. Ondan sonra birleşmemiz için hiç bir engel kalmaz." Bugün bile dış görünüşü ne olursa olsun, bizi yok etmeye çalışan düşmanlar, Suriye ve Irak’taki milli faaliyetlerle bize karşı kullandıkları kuvvetleri azaltmaya mecbur olmuşlardır. Bugün dahi dış görünüşü ne olursa olsun, Iraklıların, Suriyelilerin, dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraberdir.
Islah olunacak şeyler “iktisadiyat” ve “maarif”tir... Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktır.
Ama biz de çökmeye mahkumuz. Hem de aynı sebepten!.. Gerçi Akdenizin, Kızıldenizin, Hint Okyanusunun eteklerindeyiz ama herhangi bir denize açılacak kudretimiz yok. Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı, kara kuvvetlerini getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karşı asla savunamayız!
Anadolu’yu gözönüne getirmenizi rica ederim. Anadolu; bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına doğru ileri sürdüğü bir vaziyette bulunmaktadır. Anadolu bu vaziyeti ile bütün zulümlere, hücumlara, taarruzlara maruz bulunuyor. Bu hücumların umumi hedefi bütün Şark’tır! Anadolu her türlü tasallutlara, taarruzlara karşı bütün mevcudiyetiyle nefis müdafaası etmektedir. Anadolu bu müdafaası ile yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor. Belki bütün Şark’a müteveccih hücumlara set çekiyor! Bu hücumlar elbette kırılacaktır! Bütün bu tasallutlar mutlaka nihayet bulacaktır. İşte ancak o zaman Garp’te, bütün cihanda hakiki sükun, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürecektir! (18.10.1921)
Ancak devlet ferdin yerine geçmemeli, ferdin şahsi faaliyeti ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her yönden olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel meydana getirmemek demokrasi prensibinin mühim esasıdır. Kişiliğin gelişmesinin engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını oluşturur.
Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıktı.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Avrupa ülkelerinde duygular, fikirler Türkiye’nin yok edilmesi noktasında yoğunlaşmıştır! Ve bu yoğunlaşma yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Nihayet "Türkiye'yi ıslah etmek", "Türkiye'yi uygarlaştırmak" gibi bir takım bahanelerle Türkiye’nin iç hayatına, iç yönetimine sızmışlardır! Bunun etkisi altında kalarak milletin, en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.
Avrupa’nın en önemli devletleri, Türkiye’nin zararıyla, Türkiye’nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır! Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere’nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Fransa, İtalya, Almanya da aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlenmişlerdir.
Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.
Azerbaycan ile Türkiye arasında mevcut kardeşliğin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyettir. Coğrafi vaziyeti gözönüne getirilirse, filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür. Azerbaycan’ın bu mevki-i mahsusu vazifesini pek mühim kılmaktadır. (18.10.1921)
*********************************
Bağımsızlık, benim karakterimdir.
Balkan Birliği’nin temeli ve hedefi karşılıklı siyasi müstakil mevcudiyete saygı ile dikkat ederek, iktisadi sahada kültür ve medeniyet vadisinde teşrik-i mesai eylemek olunca, böyle bir eserin bütün medeni beşeriyet tarafından takdirle karşılanacağına şüphe edilemez. (25.10.1931)
Balkan milletleri bugün Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye gibi müstakil siyasi mevcudiyetler halinde bulunuyorlar. Bütün bu devletlerin sahipleri olan milletler asırlarca beraber yaşamışlardır. Denebilir ki, Türkiye Cumhuriyeti dahil olduğu halde, son asırlarda vücut bulan bugünkü Balkan devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının tarihi neticesidir. Bu itibarla Balkan milletlerinin asırlara şamil müşterek bir tarihi vardır. Bu tarihin elemli hatıraları varsa, onlara sahip olmakta bütün Balkanlılar müşterektir. Türkler’in hissesi ise, daha az acı olmamıştır.
Bana insan üstü bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.
Baylar, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti’nin dünya gözünde hiçbir değeri, saygınlığı ve onuru kalmamıştı. Uluslararası hukukun dışında bırakılmıştı. Sanki güdüm ve kısıtlama altına alınmış sayılıyordu.
Bazen aşırı derecede kuşkulu davranıyorsak, bize çok pahalıya mal olan hürriyetimizi kaybetmek konusundaki korkumuzdandır. (29.10.1923)
Ben Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yı istedim. Bir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar, asfaltlar ve binalarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz, yakında olacak…
Ben, yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli istiklal bence bir hayat meselesidir! (24.01.1921)
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir!
Benim, Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için, yüzde yüz elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hakların, dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü, gerçekte bu temel haklar güçle, hak edişle ve eylemli olarak alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntemine göre yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açıktı ve doğal haklarımıza dayanıyordu. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için, gücümüz de vardı; gücümüz de yeterliydi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımız, ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak kanıtlamış olmamızdı.
Binaenaleyh Cenab-ı Hakk’ın milletimizi meftur kıldığı istidat ve kaabiliyeti azami derecede inkişaf ettirmek ve memleketimize bahşeylediği bilcümle kuvvet ve servet kaynaklarından azami surette istifade için bundan böyle hiç bir fırsat ve vakti ziyan etmiyerek çalışmaya mecburuz. (06.12.1922)
Bir an için bütün bu maziye gömülmüş olan hatıralardan sarf-ı nazar etsek bile, bugünün hakiki icapları, Balkan milletlerinin devrin hürmet ve riayete mecbur kıldığı yepyeni şartlar ve kayıtlar ve geniş bir zihniyet altında birleşmelerindeki faydanın büyük olduğunu göstermektedir.
Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır. Beni bırakınız ki fırkamın lideri olarak Balkanlar’da bir seyahat yapayım. Balkan devlet adamlarıyla konuşayım ve efkarı umumiyeyi hazırlayayım. Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği kurulabilirse,bir Avrupa Birliği’ne yol açılabilir. Batı devletleri de er geç birleşmiş olacaklardır. Evet,bir Balkan Birliği ve sonra da Batı Devletleri Birliği beşeriyeti ve ulusları, görünür görünmez felaketlerden koruyabilir. Yoksa insanlığın başına gelecek sefalet ve ıstıraplara ölçü yoktur. Dünya bir uçuruma doğru gidiyor…
Bir devlet ki, kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz, gümrük işlemlerini, resimlerini memleketin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten uzaktır... Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz... Böyle bir devlete elbette bağımsız denemez! (17.02.1923, İzmir İktisat Kongresi)
Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyim. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız. Ve silahlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine güvenmeyiniz! (Suriye’de dağıtılan bildiriden)
Bir gün bana
- Programınız nedir? diye sorulduğunda Napolyon’un;
- Ben yürürüm. Programım kendiliğinden çıkar, dediğinin hatırlatılması üzerine
- Ama o türlü giden sonunda başını Saint Helen kayalarına çarpar… yanıtını vermişti.
Bir gün gelecek, ben, hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkilapları başaracağım. Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demagoji mahsulü değildir. Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür. Saltanat ortadan kalkacaktır. Devlet mütecanis bir unsura dayanamayacaktır. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır. Batı medeniyetine döneceğiz. Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak, Latin kökünden alfabe seçilecektir. Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır. Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…
(Ivan Manelof ile Selanik’te yaptığı konuşmadan/1906)
Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler.
Bir keresinde İsmet Paşa’yı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa benimle görüşmek istediğini söylemiş. Telefonu bana verdiler:
- Beni aramışsınız, buyurun.
- Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani geri çekilme gerekirse yönümüz ne olacaktır?
Çok sinirlenmiştim, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana:
- Paşa, paşa, gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir, dedim...
Bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi; mutlaka o milletin hürriyet ve istiklale sahip olmasiyle kaimdir. (1921)
Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.
Bir Türk cihana bedeldir!
Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur.
Bir ulusun doğrudan hayatıyla, yükselişiyle alçalışıyla ilişkili olan ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve alçalış nedenlerinin bir ekonomi sorunundan başka bir şey olmadığı anlaşılır. (08.02.1923)
Bir ülkenin, bir ülke halkının, düşmandan zarar görmesi acıdır. Ancak, kendi soyundan, tanıdığı insanlardan vefasızlık, yıkım görmesi ondan daha acıdır. Bu, yürek ve vicdanlar için büyük acıdır.
Bir zayıf ile bir kuvvetlinin birleşmesinden söz etmiyoruz. Zira birleşmenin böylesi, zayıfın kuvvetliye esir olması demektir. (02.01.1931)
Birlik ve emelde kararlı olan ve israr eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir. (1927)
Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerinin, güçleri ve bilinen amaçlarıyla Türk milletini emperyalizme araç olarak kullanmak istemelerine engel oluyoruz. Bununla bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz! (20.06.1920)
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.
Biz kimseden fazla bir şey istemiyoruz!.. Dünyanın her uygar ulusunun doğal olarak sahip olduğu şeylerden bizi yoksun etmemelidirler ve haklarımızı teslim etmelidirler.
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş milletiz. Ben şahsen bu vasıflara çok önem veririm. Bu vasıfların kendimde varlığını iddia edebilmek için, milletimin de aynı vasıflarla nitelenmesini şart ve esas bilirim!
Bizde bugün geniş ölçüde bir iktisat inkılabı gerçekleştirmek için araçların ihtiyaca nispetle istenilen derecede bulunmaması, Devlet’i vakit kaybetmeksizin memleketin iktisadi gelişmesinin gerektirdiği tedbirlerle fiilen alakadar olmaya mecbur kılmaktadır.
Bizden öncekilerin düştükleri yanılgılar yüzünden ulusumuzun sözde var sayılan bağımsızlığı kayıtlar altında bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye’yi uygarlık dünyasında kusurlu gösteren neler akla gelirse hep bu yanılgıdan ve hep bu yanlış yolda yürümekten gelmiştir.
Bize karşı yapılan rekabet hakikaten çok gayr-ı meşru, hakikaten çok kahir idi... Rakiplerimiz bu suretle inkişafa müsait sanayimizi mahvettiler!.. Ziraatimizi de rahnedar eylediler!... (Mart 1922)
Bizim nokta-yı nazarımız hakimiyetin, idarenin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Bizim milletimiz heyet-i umumiyesi ile mağdur ve mazlumdur. (02.08.1920)
Bizim takip ettiğimiz devletçilik ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle iktisadi sahada devleti fiilen ilgili kılmaktır.
Bizim telakkimize göre, siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. (1930)
Boğazlardan vazgeçemez misiniz? Adalar denizi sahilinde Yunanlılar’a bazı imtiyazlar ve Fransızlar’a bazı imtiyazlar vermek, sizi sarsmaz zannederim..." Bu sözleri bana sarfeden Kafkasya’da mümessil olan Rawlinson adında bir kaymakamdır! Görülüyor ki, İngilizler bize karşı dostluk temini teklif ettikleri zaman, bu dostluğu yalnız ve yalnız kendi menfaatleri ve ihtiraslarının temin için istemişlerdir. Yoksa bizim menfaatimize ait hiç bir teşebbüsleri olmamıştır! (24.04.1924)
Bu devlet ekonomik egemenliğini sağlarsa, o kadar güçlü bir temel üzerine yerleşmiş ve gelişmeye başlamış olacaktır ki işte gerçek düşmanlarımızın istemedikleri, bir türlü onaylamadıkları da budur. (18.03.1923)
Bu devletin dayandığı temeller istiklal-i tam ve kayıtsız şartsız milli hakimiyettir! (05.02.1923)
Bu kadar kesin bir askeri zaferden sonra bile bizi barışa kavuşmaktan engelleyen nedenler, doğrudan doğruya ekonomik nedenlerdir.
Bu yurdun gerçek sahibi ve toplumumuzun büyük çoğunluğu köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bundan ötürü, bizim izleyeceğimiz milli eğitim politikasının temeli, önce… bilgisizliği gidermektir... Bir yandan bilgisizliği gidermeye çalışırken, öte yandan da yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve verimli kılmak için gerekli olan bilgileri uygulayarak öğretme yöntemi ulusal eğitimimizin temelini oluşturmalıdır…Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşma gereği öğretilmelidir. (15 Temmuz 1921, Maarif Kongresi, Ankara)
Bugün dünya yollara fevkalade ehemmiyet vermiştir. Deniz yolları, kara yolları vücuda getirmişlerdir. Hatta Avrupalılar deniz yollarından gelerek bize rekabet bile ediyorlar. Nitekim buğday memleketimizde mebzulen yetiştiği halde, yollarımızın olmaması yüzünden Amerika’dan gelen unları yemeğe mecbur oluyoruz. (15.01.1923)
Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur ,komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak… Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.
Bundan böyle muharif herhangi bir devletin harb sefinelerinin boğazlardan geçmesi memnudur! (01.11.1936)
Bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız... Fakat bu sefer süngü zaferleri değil, ekonomi ve ilim ve irfan zaferleri olacaktır... Ordumuzun şimdiye kadar kazandığı zaferler memleketimizi gerçek kurtuluşa yöneltmiş sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecek zaferimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle gururlanmayalım... Yeni ilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım.
Bursa ziraat memleketidir, sanat memleketidir, ticaret memleketidir, şifa memleketidir. Bursa malik olduğu tabii mahasin ve bedayiiyle ferah ve neşat memleketidir. (11.09.1924)
Bütün dünya bilmeli ki karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir.
Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv ve nabut edecektir! (03.01.1922)
Bütün tayyarelerimizin ve motorların memleketimizde yapılması, harb hava sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. (01.11.1937)
Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
Büyük olmak için kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.
*********************************
Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki millet istiklaline sahip olmuştur. Filvaki, yalnız askerlikçe galebe etmek kafi değildir. Memleketimiz hakkında siyasi emelleri besleyecek olanların her türlü ümitlerini kıracak veçhile siyaseten, idareten ve iktisaden kuvvetli olmak lazımdır!
Cumhuriyet ferdin, ona bıraktığı bir kısım hürriyeti, Türk milletinin, dahilde hürriyetini ve harice karşı istiklalini temin için kullanır.
*********************************
Çizdiğimiz hudut haricinde kalan dindaşlarımızla, aynı hudut dahilinde asırlardan beri vatandaşlık ettik. Bu kardeşlerimiz Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Şark’ta kendi dahillerinde muhafaza-i mevcudiyet ve temin-i istiklal için sarf-ı mesai ediyorlar. Bütün bu İslam parçalarının mazhar-ı istiklal olmaları alem-i İslam için ne büyük bahtiyarlık olur. (28.12.1920)
*********************************
Demek gaye hür olmaktan ibaret değilmiş! İş yüzmeyi öğrenmekte ve kurtulmanın çaresine bakmaktaymış. İşte meydan! Ordu vazifesini yaptı. Memleketin ilim ve irfan erbabı, mebusları, iş adamları re’sikara geçtiler. Kendilerini göstersinler. Bu vatanı hür ve mesut bir hale getirsinler!
Demiryolları bir ülkeyi medeniyet ve refah nurlarıyla aydınlatan kutsal bir meşaledir. Demiryolları inşaatı siyaseti hedeflerine ulaşmak için durmadan ve başarı ile tatbik olunmalıdır. (1.11.1937)
Demiryolu ve karayolu ihtiyacı kendisini memleketin bütün ihtiyaçlarının o kadar başında duyurmaktadır ki, hiç bir hayal ve tasavvur peşinde aldanmadan memleketin bütün özkaynakları ve evlatlarının gücü ile işe devam etmek mutlaka lazımdır.
Derhal bildirmeliyim ki, ben iktisadi hayat denince ziraat, ticaret, sanayi ve imar işlerini, birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım.
Devlet biçiminde örgütlenmiş bir milletin anayasasında ilk şart adalet bağımsızlığıdır. Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet olarak varlığı kabul edilemez. (1920)
Devlet temel unsur olan çiftçiyi ve çobanı kuvvetlendirmek mecburiyetindedir. Bunu kuvvetlendirmek öyle lafla olmaz! İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve yollara fiilen girişmek lazımdır.
Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler bu kadar değildi. Söz gelimi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Şu halde hayatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? (1923)
Devletin siyasi ve fikri hususlarda olduğu gibi, bazı iktisadi işlerde de nazımlığını prensip olarak kabul etmek caiz görülmelidir.
Devrimler, sizin , sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister... (26 Ağustos 1924-Muallimler Birliği Toplantısı)
Diğer bazı devletlerin ikinci derecede görebileceği ve fertlerin teşebbüslerine bırakılmasında beis olmayan işlerden bir çoğu, bizim için hayatidir ve birinci derecede mühim devlet vazifesi arasında sayılmalıdır! Türkiye Cumhuriyeti’ni idare edenlerin demokrasi esasından ayrılmamakla beraber, devletçilik prensibine uygun yürümeleri, bugün içinde bulunduğumuz hallere, şartlara ve mecburiyetlere uygun olur.
Dine bağlı, din ve devlet işlerini bir arada yürütmeye çalışanlara teokratik idareler denir, bu çeşit idareler eninde sonunda çökmeye mahkumdur. Bugün dünyada bu şekilde idare edilen devletler dünyanın en geri kalmış ülkeleridir. Bunun için, laiklik ilkesini Anayasamızın en büyük ilkelerinden biri olarak kabul etmek ve buna dört elle sarılmak gerekir. Türk gençliğini bu ilkenin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar, bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olanlardır.
Doğu’da ittifak vardır, Batı’da kara ve müthiş bir pençe sürüp gitmektedir! (25.09.1920)
Durum incelenirse görülür ki, Türkiye doğu maneviyatıyla başlayan, batı maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyor. Batıya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamiyle soyutlanıyoruz! Hiç şüphesiz ki, bundan milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez!
Dünya yüzünde Türkten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.
Dünyada müstakil bir devlet tasavvur olunabilir mi ki içişlerine henüz düşman sıfatını haiz olanların değil dostlarının dahi müdahalesine müsamaha etsin? (18.06.1922)
Dünyada şimdiye kadar başka başka milletlerin birlik yaptıkları ve asırlarca beraber yaşadıkları tarihte görülmüştür. Bizim Balkanlar’da kurmak istediğimiz Birliğin tarihte geçmiş birliklerin çok fevkinde olmasını isteriz. Tarihi bu kadar yüksek bir idealin esas temel taşı yalnız geçici politika esaslarında kalmaz! Bunun esas temel taşları lazımdır ki, kültür ve ekonomi cevheriyle dolu olsun! (27.03.1937)
Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.
Düşmanım düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım.
Düşmanlarımız çetindir. Memleketimizi bir müstemleke haline getirmeye çalışıyorlar. Bizim mücadelemiz bitmemiştir. Asıl sulhten sonra elbirliği ile çalışmayı elden bırakmamak gerekir. Karşımızdaki düşmanlar böyle çalışıyorlar! (16.01.1923)
Düşmanlarımızın emellerini yakından biliyoruz. Düşmanlarımızın bu emellerini elde etmek için, amaçlarına ulaşmak için keşfettikleri en güçlü araç yine bizi birbirimize çarpıştırmaktan ibaret olmuştur! (24.04.1920)
*********************************
Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yanlız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.
Eğer ecnebi düşmanlığından o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa... Evet, bizim ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir. Evvelce size açıkça söyledim: henüz güvenimiz tam değildir! Türkiye’de bulunan ecnebi teşebbüslerin, ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar, bütünüyle ortadan kalkmış değildir!
Eğer vatan denilen şey kupkuru dağlardan, taşlardan, merzagi sahalardan, çıplak ovalardan; ve vatan şehirler, köylerden ibaret olsaydı O’nun zindandan hiçbir farkı kalmazdı!
Eğitilmiş ve uzman anneler, çağdaş modern toplumu getirir.
Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı, ya da bir uygarlık zevkinden çok gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir. (1 Mart 1923’deki TBMM)
Ekonomi demek, herşey demektir... Yaşamak için, insan varlığı için ne gerekse onların tümü demektir!.. (17.02.1923)
Ekonominin gelişmesinde en başta gerekli olan yollar, demiryolları, limanlar, kara ve deniz ulaşım vasıtaları milli varlığın maddi ve siyasi kan damarlarıdır! İftihar ve güç vesileleridir.
Ellerimiz deniz kıyısında zincirlerle bağlı bir halde bulunuyor ve “Ah bir kere hür olsak da, şu denizde bir yüzsek!” diyorduk. İşte bugün hürriyetimizi aldık, zincirlerimizi kırdık. Yüzmemize bir mani kalmadı. Fakat bir türlü suya giremiyoruz. Dalsak ta, yüzme bilmediğimiz için batacak, boğulacağız.
Emperyalist kuvvetler; milletimizi hukuk, haysiyet ve istiklalden mahrum ve bunları gayr-ı müdrik bir hayvan sürüsü telakki ettiği için, böyle bir sürünün elinde sonsuz tabii kaynaklara malik kıymetli ve geniş bir memleketin bırakılmasını tabii caiz görmezlerdi. Onların telakkisine göre bu memleketi parçalamak ve bu memleketteki insanları esaretleri altına almak lazımdı. Harb-i Umumi’nin neticesiyle hasıl olan fırsattan istifade ederek, mütareke ile milletin ve ordunun elinden silahlarını aldıktan sonra fiiliyata girmişlerdir. Bir taraftan da dahilde bulunan gafil ve hain kuvvetler, memleket ve milleti adeta bu hariç kuvvetler gibi telakki ediyorlardı. Binaenaleyh onların dahi mesaisi, en hain düşmanların mesaisi mahiyetinde tecelliyatını göstermiştir. Halbuki milletimiz hiç bir vakit düşmanlarımızın telakki ettiği gibi hukukuna, istiklaline yabancı değildir! Bilakis büyük bir aşk ile ve vicdan bağı ile istiklal ve haysiyetine merbuttur! Ve yine milletimiz, dahildeki cahil ve gafillerin ve hainlerin telakki ettiği ve ifade ettiği mahiyette değildir. (13.10.1924)
En gerçek ışık bilimdir.
Endişemiz odur ki, İngilizlerle Bolşevikler Azerbaycan Türk alemi ile bizim aramıza bir Ermenistan dikmek istiyorlar. Bakalım kim galebe edecektir: Sovyetler mi, yoksa biz mi?
Endüstrileşmek en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Büyük küçük her türlü sanayii kuracağız, işleteceğiz! En başta vatan müdafaası olmak üzere en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için bu bir zarurettir. (16.03.1923)
Enver ve arkadaşları zaten daha önce Türk ulusunu uygunsuz duruma sokmuşlardı. Bu uygunsuz durum ordunun yabancı komutanların eline bırakılması, verilmesidir! Türk ulusunun güçsüz ve kaabiliyetsiz olduğu inancıyla, o heyeti ayaklarına kadar giderek memleketimize davet edenler onlardı. Ben ordunun kayıtsız şartsız bütün sırları ile Alman askeri heyetine verilmesi ve bırakılmasından çok üzgündüm.
Evvela millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz.
*********************************
Farkında değil misiniz ki, bu memlekette milli bir Genel Kurmay heyeti yoktur. Bir Alman genel kurmayı vardır. O Alman genel kurmayı ki, ilk iş olarak benim gibi dik başlı bir askeri ordudan çıkarmak kararı verdi.
*********************************
Garbın hiçbir vakit affetmeyeceğimiz zalimleri, memleketimiz Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin haysiyetini, istiklalini payimal etmek için verdikleri asırlık kararı en nihayet tatbike koyarken, milletimiz bugün cihana şamil inkılablar ve ihtilaller içinde mevcudiyetini muhafaza lüzumuna kanidir.
Garp alemi, Osmanlı Devleti’ni yıkmak için ortaya Şark meselesi namıyla bir mesele çıkarmıştı. Garp öyle zannediyordu ki, Osmanlı Devleti’ni yıkmakla, onu vücuda getiren asli unsuru da yıkacaktı. (31.01.1923)
Gayrımüslimlerin can ve mal güvenliği için her şeye ötedenberi devletimiz ve ulusumuzca riayet edilmişti. Gayrımüslimlerin yararlandıkları ayrıcalıklar, üçyüz yılı aşkın bir süredir fazlasıyla mevcuttur. (Ocak 1920)
Gençliğe Hitabe:
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur.
Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
(20 Ekim 1927)
Gençliğin Ata'ya Yanıtı:
Ey büyük Ata!
Varlığımızın en mukaddes temeli olan, Türk istiklal ve Cumhuriyeti'nin ebedi bekçisiyiz.
Bu karar, sarsılmaz irademizin değişmez ifadesidir.
İstikbalde hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir.
Bizler bütün hızımızı senden, milli tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez iman ateşinden alıyoruz.
Senin kurduğun kuvvetli temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her hamle şuurludur.
En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve cumhuriyeti, mevcudiyetimiz esası olarak eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir.
Bu mukaddes emanete yönelen dahili ve harici bütün tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarpacak ve parçalanacaktır.
İstiklal ve cumhuriyetimize kast edecek düşmanlar, en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, milli şuurumuzun ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır.
Çünkü, istiklal ve cumhuriyetimize kast edenler karşılarında binlerce yıllık Türk tarihinin yılmaz evlatlarını, Cumhuriyet inkılaplarının feyizli ve imanlı gençliğini bulacaklardır.
Ey en büyük Türk!
İstiklal ve cumhuriyetimizi korumak mecburiyeti hasıl olunca, içinde bulunacağımız ahval ve şerait ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak; bütün engelleri aşıp, her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Göklerde bizi bekleyen yerimizi almak zorundayız! Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke ve millet elden gider! Halbuki biz Türkler hürriyet ve istiklale önder olmuş bir milletiz.
Görüyorsunuz ki, Balkan milletleri yakın maziden ziyade uzak ve derin mazinin kırılmaz çelik halkaları ile birbirine pekala bağlanabilir! Binbir türlü beşeri ihtiraslarla, dini ayrılıklarla, bazı tarihi hadiselerin bıraktığı dargın izlerle geçmiş zamanlarda gevşetilmiş, hatta unutturulmuş olan hakiki bağların ihya olunmasının lüzumlu ve faydalı olduğu, yeni insani bir devre girdik.
Güzel vatanımızı yoksulluğa ve memleketi yıkıntıya sürükleyen sebepler içinde en önemlisi iktisadi hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur!.. Yabancı devletler şimdiye kadar bize şu ve bu meselelerde gösterişli müsaadelerde bulunuyor gibi görünüyorlar, lakin iktisadi esaretle bizi felce uğratıyorlardı... Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi vaziyet alırlar, hakikatte iktisatta elimizi kolumuzu bağlarlardı.
*********************************
Halk Fırkası nazarında halk mefhumu herhangi bir sınıfa münhasır değildir. Hiç bir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumiyetle kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden bütün fertler halktandır. Halkçılar hiç bir ailenin, hiç bir sınıfın, hiç bir cemaatin, hiç bir ferdin imtiyazlarını kabul etmeyen ve kanunları vaz’etmedeki mutlak hürriyet ve istiklali tanıyan fertlerdir. (1923)
Halkçılık, sosyal düzenini, çalışmasını haklarına dayandırmak isteyen bir sosyal sistemdir. Biz bu hakkımızı korumak, bağımsızlığımızı emin bulundurabilmek için bütün toplumumuzca, bütün milletimizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşmayı caiz gören bir yolu izleyen insanlarız! (01.12.1921)
Hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin! Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir! Türkiye bu yanlış zihniyetle malul olan bazı yöneticiler yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür! Bu düşüş, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiç bir önemi yoktu. Ne yazık ki, Türkiye ve Türkiye halkı ahlak bakımından da düşüyor!
Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh ki bütün bir vatandır.
Havacılar! Şunu unutmayınız ki, yarının en büyük tehlikeleri havadan gelecektir! Bu nedenle sizler ani gelebilecek olan tehlikelere karşı koymak için daima hazır bulunmaya ve o şekilde yetişmeye gayret edeceksiniz.
Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin.
Hiçbir iyi devrim, gerçeği görenler dışında, çoğunluğun oyuna baş vurarak yapılamaz. Uysal ve Asyalılara özgü inanışlara bağlı, sinsi ve sindirici batıl inanışlar, köstekleyici yanlış alışkanlıklarla tekelci güçlerin etkisine sürüklenebilecek yığınlarda iyi devrimler için halkoyu yapılamaz. (11.04.1934-İzmir)
Hiçbir zafer gaye değildir! Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan bir gayeyi elde etmek için vasıtadır.
Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir! (1921)
Hürriyet, Türk’ün hayatıdır. Artık Türkiye’de her Türk hür doğar, hür yaşar. Türk yurttaşları demokrat, hür ve mesul vatandaşlardır.
*********************************
Irak’a gelince, genel olarak Osmanlı Memleketi’nin bir parçası olmayı kabul ettiler. Biz onlara Suriyeliler’e söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: "Kendi dahilinizde kendi güçlerinizle kendi varlığınızla bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. Ondan sonra birleşmemiz için hiç bir engel kalmaz." Bugün bile dış görünüşü ne olursa olsun, bizi yok etmeye çalışan düşmanlar, Suriye ve Irak’taki milli faaliyetlerle bize karşı kullandıkları kuvvetleri azaltmaya mecbur olmuşlardır. Bugün dahi dış görünüşü ne olursa olsun, Iraklıların, Suriyelilerin, dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraberdir.
Islah olunacak şeyler “iktisadiyat” ve “maarif”tir... Bu sayede memleket imar edilecek, millet refah sahibi olacaktır.