Müslüman olma sebepleri

Konu sahibi son olarak 2790 gün önce görüldü
Gönül Bahçesi

11 Ayın Sultanı “RAMAZAN-I ŞERİF HOŞGELDİN, BİZLERE SURÛR VERDİN”
ramazanBİR HADİS-İ ŞERİF

“Her şeyin bir kapısı vardır. İbadetlerin kapısıysa oruçtu.

BİR SORU- BİR CEVAP

SORU: Bazıları aç ve susuz durmanın ne faydası olur ki diyorlar. Oruç tutmaktan maksat nedir?

CEVAP: Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir. Bir hayvanı veya inanmayan bir kimseyi bir odaya hapsedip aç, susuz bırakmakla oruç tutturulmuş olmaz. Orucun, sabır, şükür, nefs terbiyesi gibi diğer ibadetlerle irtibatı vardır.

SABIR: Sinir sistemimizin vücuttaki yeri çok mühimdir. Siniri bozuk kimse, huzursuz olur, sabredemez. Cemiyetteki kavgaların, cinayetlerin çoğu sinirli olmaktan, sabredememekten ileri gelmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: ∑ Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır.”

ANLAYIŞ: Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatıysa açlıktır. Oruç tutarak aç kalanın arzuları kırıldığı için sabretmesi kolay olur. Oruç tutan aç durur. Aç durmak iyidir: Aç duranın basireti açılır. Anlayış kabiliyeti artar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

∑ “Aç duranın idraki artar, zekası açılır.”

∑ Tefekkür, ibadetin yarısı, az yemekse tamamıdır.”

İNCELİK: Çok yiyen çok su içer. Çok su içen çok uyur. Çok uyuyanın ömrü uyku ile geçtiği için dünya ve ahiret kazancına mani olur. Demek ki açlık, sinirleri uyanık, zinde tutar. Fazla tokluk ahmaklığa yol açar. Çok yiyen sarhoş gibi olur, dimağı yorgunlaşır. Okuduğunu ezberlemesi ve hatırında tutması zor olur. Açlık, kalbide incelik doğurur. Hadis- şerifte buyruldu ki:

∑ “Az yiyenin içi nurla dolar ve Allahü teâlâ, az yiyip içen ve bedeni haff olan mümini sever.”

TERBİYE: Açlıkta arzular kırılır, nefsimiz uysallaşır, serkeşliği kalkar. Çok yemek, gafeti doğurur. Azgın bir atı zaptetmek zor olduğu gibi, çok yedirmekle azan nefsi zaptetmek de zordur. Açlıkla terbiyesi kolaylaşır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

∑ “İnsan kalbi tarladaki ekin, yemek ise yağmur gibidir. Fazla su ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda da kalbi öldürür.”

MERHAMET: Her zaman tok olan şefkatsiz ve merhametsiz olur. Tok, açın hâlini bilmez. Çok yiyen sert ve katı kalbli olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

∑ “Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!”

ŞEFKAT: Çok yiyende acıma hissi azalır. Arzuları artar, harama dalar. Gayrimeşru arzuları harekete geçiren yolları tıkamak gerekir. Açlık şeytanın yolunu tıkar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

∑ “Şeytan, damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, açlıkla yolunu daraltın.”

RAMAZAN-I ŞERİF AYI’NDA:

– Her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.

– Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır.

– Şeytanlar, zincirlere bağlanır.

– Rahmet kapıları açılır




AL BAYRAĞIN DUASI
Al bayrağın renginde,
Şehitlerin kanı var.
Kumaşında gül soylu
Ataların canı var.


Al bayrağın hilali,
Gökyüzünün süsüdür.
Vatandan ayrılanın
Bayrak, son örtüsüdür.


Al bayrağın varlığı,
Bizlere güven verir.
Bu şanlı kılavuzun
Millet, ardından yürür.


Al bayrağın yıldızı,
Parlasın sonsuza dek.
Atamızın mirası,
Bayrak, istiklâl demek.




Gönül Bahçesi
gonul-bahcesiSEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN (sallallahü aleyhi ve sellem) GÜZEL AHLAK ve ADETLERİNDEN

-Yolda karşılaştığı müslümana önce kendi selâm verirdi.

-Misafirlerine, Eshâbına hizmet eder, “Bir topluluğun en üstünü, hizmet edenidir” buyururdu.

-Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veya işini beğenmediği zaman, (bazı kimseler, acaba neden böyle yapıyorlar?) derdi.

BİR HADİS-İ ŞERİF

Bir Müslümanın Müslüman üzerinde beş hakkı vardır:

1- Karşılaşınca, selam vermek,

2- Davet edince, davetine gitmek,

3- Nasihat isterse, yardımcı olmak,

4- Aksırıp “Elhamdülillah “derse, “Yerhamükellah” demek,

5- Hastalanırsa ziyaretine, ölürse cenazesine gitmek.






Gönül Bahçesi
gonul

BİR HADİS-İ ŞERİF

Allah’ın sevdiği iki haslet:

1- Cömertlik, 2- Maddi ve manevi fedakârlık.

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN (sallallahü aleyhi ve sellem) GÜZEL AHLAK ve ADETLERİNDEN Çok zaman diz çökerek otururdu. Dizlerini dikip, etrafına kollarını sararak oturduğu da görülmüştür. Yemekte, giymekte ve her şeyde hizmetçilerini kendinden ayırmazdı. Onların işlerine yardım ederdi. Kimseyi dövdüğü, sövdüğü hiç görülmedi. Her zaman hizmetinde bulunan Enes bin Mâlik radıyallahü anh diyor ki, “Resûlullaha on sene hizmet ettim. Onun bana yaptığı hizmet, benim ona yaptığımdan çok idi. Bana incindiğini, sert söylediğini hiç görmedim.”

HİKMETLİ SÖZLER

“ Cahilin kalbi diline bağlıdır, dili kalbine müracaat lüzümunu duymaz, rast gele konuşur.” Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh

“ Mü’min dört vasfından belli olur:

-Bela ve musibete maruz kaldığında sabreder.

– Nimet ve ikrama mazhar olduğunda şükreder.

-Konuştuğu zaman doğru konuşur.

-Hükmettiği zaman adalete riayet eder.” Hazreti Übeyy rahmetullahi aleyh


Hikmetli Sözler
ΣHerkesin belli bir sınırı vardır. Herkesin hakkına riayet etmek gerekir. Müslüman kimsenin hakkını yemez, hakkını da yedirmez.
Σ En kıymetli ilim haddini bilmektir. Bütün kavgalar dünyayı paylaşmaya çalışmaktan ve haddini bilmemekten meydana gelmektedir. İnsan cömert olursa herkes onu sever ve onunla kimse kavga etmez. Hasis insanlar etrafına bir şey vermeyip, dünyayı hep kendilerine almaya uğraştıklarından huzursuzdurlar, sevimsizdirler ve insanlar onlarla devamlı mücadele ederler.
Σ Bir yere çıkmak zordur, ama o yeri korumak daha zordur.

KULAĞINIZA KÜPE
Kalplerin kilitlerini açan iki altın anahtar:
– Başkalarını ziyaret ve
– Onlara hediye vermek,

ŞÜKÜR
İsa aleyhisselam bir ağacın altında ibadet eden birini gördü. Dikkatlice baktığında
adamın ayakları felçli olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise
baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen, mutluluktan
uçacakmış gibi dua ediyordu:
“Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların
yaprakları sayısınca şükürler olsun!”
İsa aleyhisselam kötürüm adama yaklaştı:
– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Peki hangi
nimettir, nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
– Allahü teâlâ bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş
ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler
var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama
Rabbim bana bu sevgiyi ihsan eylemiş.
İsa aleyhisselam; “Ver şu elini öyle ise!” diyerek elinden tutar, gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler Allahü tealanın izni ile anında açılır.
Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygambersin, der.
Sonra da ayakları üzerine kalkabildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
– Yâ Nebiyyallah! Sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç
kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
“Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken,
şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem
gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?”
Adam bunları söyledikten kısa bir zaman sonra ruhunu teslim eder.
Hadiseye şahit olanlar İsa aleyhisselama derler ki:
– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiçbirimiz onun duyduğu
gibi bir mutluluk duymadık.
İsa aleyhisselam da onlara şöyle buyurur:
….


UNUTMA
“Beş şey gelmeden evvel beş şeyin kıymetini biliniz: Ölmeden önce hayâtın kıymetini, hastalıktan önce sıhhatin kıymetini, dünyâda âhireti kazanmanın kıymetini, ihtiyarlamadan gençliğin kıymetini, fakirlikten evvel zenginliğin kıymetini.”
(Hadis-i şerif)
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN (sallallahü aleyhi ve sellem) GÜZEL AHLAKI
Kendisini kimseden üstün tutmazdı. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman,
biri ben keserim dedi. Bir başkası, ben derisini yüzerim dedi. Diğeri, ben pişiririm
dedi. Hz. Resûlullah da, ben odun toplarım deyince, Yâ Resûlallah! Sen istirahat
buyur! Biz toplarız dediler. “Evet! Sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum.
Fakat, iş görenlerden ayrılarak oturmak istemem. Allahü teâlâ,
arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez” buyurdu. Kalkıp
odun toplamaya gitti.

BUĞDAYIN DUASI
Sarı başakta
Bizleri deren,
Bire bin veren
Sensin Allah’ım.
Gücü her şeye yeten Allah’ım!
Küçücük bir taneydim,
Toprağın altına düştüm.
Sana inandım, Sana güvendim,
Sana olan sevgim yemyeşil filiz oldu.
Güneş sevdi, rüzgâr okşadı;
Başaklar tane doldu.
Cömert Allah’ım!
Toprağın üstünü, altını gören;
Yağmuru, rüzgârı bana gönderen;
Rahmeti coşunca bire bin veren;
Tanelerim sayısınca Sana şükrolsun.


Güzel sözler:
∑ Ak akçe kara gün içindir.

∑ Ayağını yorganına göre uzat.

∑ Damlaya damlaya göl olur.

∑ Har vurup, harman savurma.

∑ İşten artmaz, dişten artar.

∑ Bugünün işini yarına bırakma.

∑ Güvenme varlığa, düşersin darlığa.

∑ Sakla samanı, gelir zamanı.

∑ Tutumlu olan kimse fakir olmaz.

∑ Cennetin kapısını cömert açar.

∑ Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.

∑ Ekmek olmayınca, yemek olmaz.

∑ Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı.

∑ Yerli malı Türk’ün malı, her Türk onu kullanmalı.

BU DERECEYE NASIL ULAŞTIN?
Sahabe-i güzin toplanmışlar, kendi hallerinden konuşuyorlardı. Biri aralarından kalkıp, dedi ki,

“ Ya Eba Bekir! Allahü teâlânın izzet ve azameti için söyle, bu mertebeye ne ile eriştin?”.

Buyurdu ki: “Yemin verdiğiniz için söylemek lazımdır. Dinimi dünyaya tercih ettim. Ahiret için, Allah rızasını seçtim. Her zaman Allah’ın hakkını üstün tuttum, her işimde sadece Allah’ın rızasını gözettim ve bunun dışına asla çıkmadım.”

Ömer Hazretlerine sual ettiler: “Sen bu mertebeye ne ile eriştin?”.

Buyurdu ki: “Allah dilerse bir kulunu aziz eder dilerse zelil eder. Bunu hiç unutmadım.”

Osman Hazretlerine sual ettiler: “Sen ne ile bu dereceye eriştin?”.

Buyurdu ki: “Kur’an ve Sünnete uydum. Allah’ın her şeyime vakıf olduğunu hiç unutmadım.”

Ali Hazretlerinden sual ettiler: “Sen ne ile bu dereceye eriştin?”.

Buyurdu ki: “Cihad ile eriştim. 30 yıl mücahede kılıcı ile ve haşyet zırhıyla ve vera kalkanı ile, taat ve ibadet oku ile, gönül kapısında oturdum. Allah’ın rızasından başka hiçbir şeyi, gönlüme koymadım, hatırıma getirmedim.” ( radıyallahü anhüm) ecmain)
 
Ölmeden önce ölmek dedikleri düstur bu olsa gerek.Yegane bağlanmanın kula değil de Rabbe olduğunu bilmek .
Allah razı olsun.
 
Müslüman olma sebepleri
Sual: Bir gayrimüslim, hangi sebeplerle Müslüman olur?
CEVAP
Bir kâfir, şu üç sebeple, Allah’ın lütfu, kendi araştırması ve birinin duasını almakla Müslüman olur.

1- Allah’ın lütfu ile:
Allahü teâlâ, bir kimsenin hidayetini, yani Müslüman olmasını dilemişse, o kimse, severek Müslüman olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam’a açar.)[Enam 125]

2- Kendi araştırması ile:
Bu yolla Müslüman olmuş çok kimse vardır. Hakkı, doğruyu bulmak gayreti ile, bütün dinleri inceler. İslamiyet’in güzelliğine hayran olup Müslüman olur. Allahü teâlâ, İslamiyet’i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini vaat buyurmuştur. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.)[Ankebut 69]

(Allah, kendine kavuşmak isteyenlere, kavuşturan yolu gösterir.)[Şura 13]

Doğru yolu aramayıp, nefslerine uyarak iman etmeyenleri, azıp can yakanları, Cehennemde sonsuz olarak yakacağını haber veriyor. İslamiyet’i işitmeyen çok kimse vardır ki, akl-ı selimleri olduğu için, bozulmuş, uydurulmuş dinlerin adamlarına aldanmamışlar, astronomide ve fen bilgilerinde ve bilhassa tıb ilminde gördükleri nizamlı olayların birbirlerine bağlantılarını düşünerek, yaratılışın sırlarını, bu hesaplı düzenin gerçeğini anlamak istemişlerdir. FransızKaptan Kusto bunlardan biridir.

Allahü teâlânın, Ankebut suresinde vaat ettiği üzere, bunları iman etmeye sebep olan rehberlere, kitaplara kavuşturacağı, Ruhul-beyantefsirinde de yazılıdır. Böyle mesut kimse anlar ki, her şeyi yaratan, bir Allah vardır. O, her şeyi görür, bilir, işitir. Her şeye gücü yeter. Gücü, kuvveti sonsuzdur. Her şeyi, zamanı gelince yok etmektedir. İnsanları tekrar dirilteceğini, hesaba çekeceğini, iman etmiş olanlara Cennette sonsuz nimetler vereceğini, imanı olmayanları, kâfirleri Cehennemde sonsuz yakacağını bildiriyor. Onun emirlerine uymaktan başka kurtuluş yolu yoktur.

3- Birinin duasına kavuşmakla:
Birinin duası ile Müslüman olmuş çok kimse vardır. Hazret-i Ömer bunlardan biridir. Hazret-i Hamza, imana gelince, Müslümanlar çok kuvvetlendi. Bu iş, kâfirlere güç geldi. Ebu Cehil, (Onu öldürmekten başka çare yok) dedi. Bunu yapana, çok miktarda deve ve altın vereceğini bildirdi. Ömer yerinden fırladı. (Bu işi, benden başkası yapamaz) dedi. Ömer’i alkışladılar. Ömer, kılıcını çekip önce kardeşinin evine gitti. Eniştesi Said ile kardeşi Fatıma, yeni gelenTaha suresini okuyorlardı. Ömer içeri girip bu hali görünce, eniştesini ve kardeşini dövmeye başladı. Fatıma,”Ya Ömer, başımızı kessen dönmeyiz” dedi. Ömer, ellerindeki kağıdı alıp Taha suresini okumaya başladı. Kur‘an-ı kerimin fesahati, belagatı ve manaları kalbini çok yumuşattı. (Hakikaten, ne kadar doğru) dedi. Bunu işiten Habbab, gizlendiği yerden çıkıp, Müjde ya Ömer, Resulullah, (Ya Rabbi, bu dini, Ebu Cehil ile veya Ömer ile kuvvetlendir) diye dua etmişti. Bu saadet sana nasip oldu dedi. Hazret-i Ömer hemen gidip Müslüman oldu. (Tirmizi)
 
Niçin Müslüman oldular?

(Anarşinin ancak İslam ahlakına sahip olmakla önleneceğine inandım. İçkiyi bıraktım, tesettüre girdim ve namaza başladım.) Tina Gfanzil (Alman)

(İslam’da, ırk, renk ve dil farkı gözetilmediğini, herkesin eşit olduğunu, namaz kılarken de rütbe ayrımı yapılmadığını gördüm, Müslüman oldum.) Thomas Clayton (Amerikalı)

(İslam, en iyi şeyleri ihtiva eder. Hiçbir dinde kardeşlik, İslam’daki gibi değildir.) Dr. Rolf Freiherr (Avusturyalı)

(İslam, sevgi, doğruluk, temizlik ve güzel ahlakı emrettiği için Müslüman oldum.) A.Uemura (Japon)

(İslam’ı akla da uygun bulup Müslüman oldum.) Cecilla Cannolly (Avusturyalı)

(İlim Çin’de de olsa alın hadisini okudum. İslam’ın ilme verdiği önemi görünce Müslüman oldum.) Mr. Board (Amerikalı)

(İslam, israf ve cimriliği yasaklayan, maddi- manevi her hususta en güzel kaideleri olan dindir.) Albay Ronald Rockwell (Amerikalı)

(İslam dünya ve ahiret mutluluğunu gösterdiği için Müslüman oldum.)B.Karai (Zengibar)

(Putlara değil de, bir Allah’a ibadet etmeyi, doğruluğu, emanete riayeti, insanların haklarını gözetmeyi emreden İslamiyet’i kabul ettim.) Necaşi (Habeş İmparatoru)

Tufeyl bin Amr, usta bir şairdi. Onun gibi şiirden anlayan pek azdı. Kur’an-ı kerimi okuyunca, onun şiir ve beşeri bir söz değil, ilahi bir kelam olduğunu hemen anlayıp Müslüman oldu.

Kur’an-ı kerimin (Allah kelamı) olduğuna inandım
Sual: Fransız ilim adamı Kaptan Kusto’nun, İslam dinini tercih etmesine sebep olan hadise nedir?
CEVAP
Televizyonda yayınlanan, Yaşayan Deniz programı ile okyanusların sırlarını gözler önüne getiren Kaptan Kusto, İslam dinini tercih etmesine asıl sebep olan olayın, Atlas Okyanusu ile Akdeniz sularının birbirine karışmadığını tespit ettikten sonra, bunun 1400 sene önce Kur’an-ı kerimde beyan buyurulduğunu görmesi olduğunu bildirmiştir.

Kaptan Kusto, özetle diyor ki:
(1962 senesinde Alman ilim adamları, Aden körfezi ile Kızıldeniz’in birleştiği Mendeb boğazında, Kızıldeniz’in suyu ile Hind Okyanusunun suyunun birbirine karışmadığını bildirmişlerdi. Biz de, Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in sularının birbirine karışıp, karışmadığını tetkik etmeye başladık. Evvela, Akdeniz’in kendine has sıcaklığı, tuzluluğu ve kesâfeti ile ihtiva ettiği canlıları tespit ettik. Aynı tetkikatı Atlas Okyanusunda tekrarladık. İki su kütlesi binlerce seneden beri Cebelitarık boğazında birleşiyordu. Bu vaziyette, iki su kütlesinin karışması ile tuzluluk, kesâfet gibi unsurların birbirlerine müsavi, hiç olmazsa yakın olması icap ediyordu. Halbuki, her iki denizin en yakın kısımlarında bile deniz suyu kendi hassasını koruyordu. Yani, iki denizin birleşme noktasında bir su perdesi iki deniz suyunun birbirine karışmasına mani oluyordu. Bu hâli anlattığım [İslamiyet’i seçerek müslüman olan] Profesör Maurice Bucaille, bunda şaşılacak bir şey olmadığını, İslam’ın kudsi kitabı Kur’an-ı kerimin bunu açık bir şekilde yazdığını söyledi. Hakikaten bu hâl Kur’an-ı kerimde açıklanıyordu. Bunu öğrenince Kur’an-ı kerimin (Allah kelamı) olduğuna inandım. Hak din olan İslamiyet’i seçtim.)

Karışmayan denizlerle ilgili âyet-i kerime mealleri şöyledir:
(Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerinin ki tuzlu ve acı iki denizin arasına bir engel, aşılamaz bir serhat koyan Odur.)[Furkan 53]

(İki deniz, birbirine bitişik iken, [Rabbinizin koyduğu engel ile]birbirine karışmaz.) [Rahman 19, 20]

(….iki deniz arasına perde koyan…) [Neml 61]

(İki denizden biri tatlıdır, harareti keser, içimi kolaydır. Diğeri de tuzludur, boğazı yakar.) [Fatır 12]

İslam’ı seçmekle çağı seçtim
Sual: Bazıları İslamiyet’in eskiden geçerli olduğunu, şimdi yeni çağlara ayak uyduramayacağını söylüyorlar. İslamiyet, her çağa cevap vermez mi?
CEVAP
İslamiyet’i gönderen, her şeye gücü yeten, her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâdır. Allah için hiç bir zorluk olmaz. Namaz, oruç gibi dinimizin bütün emirleri, zamana göre değişmez. Hiç biri de çağın şartlarına ters düşmez. Çünkü dini gönderen Allahü teâlâ, her asırda neler olacağını bilir. Zaten bilmeyen ilah olamaz.

(İslamiyet her çağa ayak uyduramaz) demek yuvarlak bir sözdür. (İslam’ın şu hükmü, şu asra uymaz) gibi açık bir şey söylemek gerekir. Dinimizde eksik olan bir şey yoktur. Var diyen biri çıkarsa, bu şeyin ne olduğunu açıklaması gerekir. Onların soracakları sorulara âlimlerimiz, asırlar önce cevap vermiştir.

8 Nisan 1983 günü Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda bir büyük ilim adamı, bir büyük yazar Roger Garaudy diyor ki:
Evet, bugün ben Müslümanım. Niçin İslam’ı seçtiniz, diyorsunuz, İslam’ı seçmekle çağı seçtim.

70 yaşındaki Roger Garaudy ki, yıllarca Fransa’da komünist sistemin ateşli savunucusu olmuştu. Üniversiteden siyaset kürsülerine kadar Fransızlara ve Batı dünyasına hep Marksizm’i anlatmış, insanların kurtuluşunu yalnız bu sistemde bulmuştu. Çağımızda Fransız komünistlerinin en büyük “Düşünce mimarı” durumunda idi. Nerede komünistlerin düzenlediği bir miting, konferans ve seminer var, orada Garaudy vardı. Katolik ve Hristiyanlığa karşı, düşüncesiyle, kalemiyle hitabetiyle büyük bir mücadele veriyordu.

Fakat, şimdi o bilim adamı hakikatı anladı. Şöyle diyordu:
(İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yani, İslam dışındaki bütün dinler zamana uyduruldu. Reforma tâbi tutuldu. Mukaddes kitaplar zamana göre tahrif edildi. Kur’an-ı kerim ise, indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İslam, materyalizme de, pozitivistlerin görüşüne de, egzistansiyalistlere de hakimdir. Fakat bunlardan hiç biri, İslam’a hakim değildir.

Büyük Peygamberimiz, (Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi, dünyaya çalışın) derken, her şeyi anlatmıştır. İslam hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslam, (İlim Çin’de de olsa gidip bulunuz. İlim ve Fen müminin kaybolmuş malıdır, ara ve bul) diyor. İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı saran bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır.

İnsanı, mahlukların efdalı ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrafı, gösterişi ve lüksü yasaklayan, kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak hükümleri içinde aktaran, faizi, tembelliğe sebep olduğu için yasaklayan ve gayrimeşru serveti böylece imha eden bir sistemler manzumesidir.

İslam, halife ile kölenin aynı hakka sahip olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki, bu kralların kılıçlarından daha keskin bir olaydır. Hazret-i Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehire giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman, devenin yularını halife çeker, zaman zaman da köle… İşte adalet ve hukukta İslam’ın devrimidir bu. Marksizm ile kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslam bunlara karşı, insana prestijini iade eden bir semavi dindir.)
 
Geri